Etiket arşivi: Aral Gölü

ARAŞTIRMA DOSYASI : Aral Gölü Havzasında Yok Sayılan Kıyıdaş : Afganistan

Dr. Seyfi Kılıç

Orsam Su Araştırmaları Programı Uzmanı

seyfikilic

Aral gölü havzasında bulunan iki önemli nehir ve bu nehirlerin aktığı ülkeler arasındaki sınıraşan sulara ilişkin sorunlar, hidropolitik literatüründe oldukça geniş bir yer kaplamaktadır. Özellikle Aral gölüne ulaşan su miktarının azalması ve bunun sonucu olarak gölün küçülerek yok olma noktasına gelmesi çevresel ve ekonomik kaygıları artırmıştır. Her konuda olduğu gibi tarımsal üretim konusunda da Amerika Birleşik Devletleri ile yarış halinde bulunan Sovyetler Birliği’nin 1950’li yıllarda, Amu-Derya ve Siri-Derya nehirlerinden sulama amacıyla su çekerek geniş alanları sulamaya başlamasıyla birlikte çevresel sorunlar ortaya çıkmaya başlamıştır. Bu çevresel sorunların başında gelen Aral gölünün küçülmesi ve bunun sonucu olarak da göl tabanından yükselen tuzlu toz bulutunun geniş alanları etkisi altına almasının yanı sıra, tarımsal arazilerde tuzlanma, taban suyunun yükselmesi ve su kalitesine ilişkin sorunlar da gözlemlenmektedir. Sovyetler Birliği döneminde inşa edilen drenaj kanallarında toplanan suların herhangi bir işleme tutulmadan tekrar nehirlere verilmesi su kalitesini bozan temel faktördür. Bu durumun yanı sıra tarımsal ilaç artıkları ve gübre de toprak ve suyun kirlenmesine yol açan diğer faktörler arasında yer almaktadır.

Sovyetler Birliği’nin 1991’de dağılmasından sonra bağımsızlıklarını kazanan Orta Asya cumhuriyetleri arasında, sulardan faydalanmaya ilişkin bir takım sorunlar baş göstermeye başlamıştır. Farklı gelişmişlik düzeylerinde ve dolayısıyla farklı ihtiyaçları olan Kazakistan, Özbekistan, Türkmenistan, Kırgızistan ve Tacikistan nehir sularından farklı amaçlar doğrultusunda faydalanma eylemlerine girişmişlerdir. Sovyet zamanında bütünleşik bir yaklaşımla ele alınan havza sularının yönetimi, bağımsız devletler arasında sorun yaratmaya başlamıştır. Eski dönemlerde nehirlerin yukarı kıyıdaşları olan Kırgızistan ve Tacikistan sulama ihtiyacının olduğu yaz ayları için suları barajlarda tutmakta ve ihtiyaç olan aylarda aşağıya bırakmaktaydı. Bunun karşılığında da, yani kış aylarında elektrik üretmeden suları tutan Kırgızistan ve Tacikistan’a, aşağı kıyıdaşlar doğal gaz ve kömür göndererek karşılıklı faydanın maksimize edilmesini sağlamaktaydılar. Ancak havza ülkelerinin bağımsızlığı sonrasında bu ilişki kopmuştur. Havza ülkeleri arasında eski döneme benzer düzenlemelerin yapılması amacıyla 1990’lar boyunca birçok andlaşma imzalanmış ancak her defasında farklı tarafların andlaşmaya uymaması sonucunda, söz konusu düzenlemeler hayata geçirilememiştir.

İlki 1992 yılında yapılan anlaşmalarda hüküm altına alınan temel konu akımın yüksek olduğu aylarda suyun tutularak sulama mevsiminde aşağıya bırakılması olmuştur. İmzalanan andlaşmalarda aşağı kıyıdaşların yükümlülükleri arasında kış mevsiminde Kırgızistan’a ayrıca işletme ve bakım maliyetlerine ilişkin ödeme yapılması da hüküm altına alınmıştır. Ancak yukarıda bahsedildiği gibi imzalanan beş andlaşmaya rağmen taraflar arasında etkin bir mekanizma kurulamamıştır.

Havzanın aşağı kıyıdaşları olan Kazakistan, Türkmenistan ve Özbekistan’da Sovyetler Birliği zamanından bu yana devam eden sulamalar sonucunda belli bir zenginlik oluşmuştur. Ancak bu zenginlik yukarı kıyıdaş ülkelerin pahasına oluşmuş görünmektedir. Yukarı kıyıdaş ülkelerde sulardan faydalanma konusundaki eksiklik ise artık bu ülkeler tarafından ortadan kaldırılmak istenmektedir. Siyasi, etnik ve toplumsal gerilimlerin etkili olduğu Fergana vadisinde toprakları bulunan Kırgızistan ve Tacikistan’ın su kaynaklarını geliştirme faaliyetlerinde bulunmak istemeleri aşağı kıyıdaşlar açısından sorun teşkil etmektedir. Yukarı kıyıdaş ülke durumundaki Kırgızistan ile Tacikistan sınıraşan bu sulardan hidroelektrik üretme amacıyla faydalanmak istemeleri sulama mevsiminde aşağı kıyıdaşlar açısından daha az su anlamına gelmektedir. Ancak hidroelektrik üretimi su tüketici bir faaliyet olmadığı için 1990’lı yıllarda ve daha önceleri Sovyet döneminde olduğu gibi bir düzenlemeye gidilerek aşılabilecek bir sorun olarak değerlendirilmelidir.

Amu-Derya nehrinde bu güne kadar dikkatte alınmayan bir önemli kıyıdaş daha bulunmaktadır. Yıllık ortalama akımı 79 milyar metreküp olan nehrin sularının 17 milyar metreküpü Afganistan’dan kaynaklanmaktadır. Nehir 2400 kilometrelik yolunun yaklaşık 1400 kilometresini Afganistan sınırları içinde ya da Afganistan-Tacikistan sınırını oluşturacak şekilde akmaktadır. Amu-Derya nehri havzasının alan olarak %15’i ayrıca nüfus olarak da % 17’si Afganistan sınırları içinde yer almaktadır. Buna karşılık Afganistan’da nehrin sularından faydalanma sınırlıdır. Sadece 5 milyar metreküp su sulama amacıyla kullanılmakta ve hidroelektrik üretimi yapılmamaktadır. Afganistan Amu-Derya nehri kolları olan Kunduz ve Kokcha nehri üzerinde yapılacak hidroelektrik santrallerinin ülkenin enerji açığını kapatabileceğini düşünmektedir. Afganistan’ın bu yapıları hayata geçirmesinin sulama mevsiminde aşağı kıyıdaşlara ulaşacak su miktarını azaltacağı öngörülebilmektedir. Bunun önüne geçilmesi ise ancak Afganistan ile havzanın diğer ülkeleri arasında yapılacak düzenlemeler ile mümkün olacağı dikkate alınmalıdır.

Bugüne kadar Afganistan’ın Aral havzası hidropolitiğinde dikkate alınmama nedenleri çok çeşitlidir. Sovyetler Birliği döneminde 1958 yılında Afganistan ile sınır oluşturan sulara ilişkin bir andlaşma imzalanmıştır. Bu andlaşma ve daha sonra yapılan diğer düzenlemeler tarafların herhangi bir su kaynağı geliştirme faaliyetine girmeden önce diğer tarafla görüşmelerde bulunmasını öngörmüştür. Ancak Sovyetler Birliği’nin dağılması ve değişen siyasi ilişkiler Orta Asya ülkeleri ile Afganistan arasındaki ilişkileri kötü etkilemiştir. Afganistan’da iktidarı ele geçiren Taliban ile ilişkilerin gergin olması ayrıca Taliban hükümetinin tüm Afganistan’a hakim olamaması nedeniyle Afganistan Amu-Derya nehrine ilişkin siyasetin daima dışında kalmıştır. 2001 yılındaki Amerikan işgali sonrası Taliban’ın iktidardan uzaklaşması sonrasında karışıklıkların devam etmesi ve etkili bir merkezi hükümetin kurulamamış olması bu yöndeki eğilimi devam ettirmektedir. Ancak Afganistan dışişleri bakanlığının 2007 yılında yayınladığı “Afganistan’ın Sınıraşan Sulara İlişkin Politikası” başlıklı belge bu durumun daha fazla devam etmeyeceğini göstermektedir. Bu belgede aşağı kıyıdaş ülkelere dair birtakım ithamlar bulunmaktadır. Aşağı kıyıdaşların Afganistan’ın otuz yıldır içinde bulunduğu istikrarsız durumdan faydalanarak sınıraşan sulardan çektikleri suların miktarını artırdıkları ifade edilerek, Afganistan’ın bu dönemde bu sular üzerinde proje geliştirme ve uygulama imkanından yoksun olduğu belirtilmiştir. Bu duruma rağmen Afganistan’ın bölgesel işbirliği içinde hareket edeceği ve yabancı yatırımcıların bölgeye çekilmesine çalışılacağı vurgulanmaktadır.

Açıklanan bu belge kısa vadede herhangi bir değişiklik olmayacağının ifadesi olmakla birlikte orta ve uzun vadede Afganistan’ın da Aral gölü havzası hidropolitiğinde dikkate alınması gereken bir kıyıdaş olduğunu göstermektedir. Bu aşamadan sonra bölge ülkelerinin yapacakları düzenlemelerde Afganistan’ı da hesaba katmak durumunda kalacakları açıktır.

ARAŞTIRMA DOSYASI : Aral Gölünün Durumu: Trajik Bir Çevre Felaketi

Doç. Dr. Abbas KARAAĞAÇLI

Sovyetler Birliği döneminde Çernobil nükleer faciasından sonra Aral Gölü’nün kurumaya yüz tutması meydana gelmiş en önemli çevresel felakettir. Özbekistan ve Kazakistan arasında yer alan Aral Gölü, 1960’larda içinde her türlü canlıyı barındıran ve balıkçılıktan ulaşıma oldukça önemli bir göl durumunda iken bugün büyük ölçüde bataklığa ve çöle dönüşmüştür. Aral Gölü, başta Özbekistan Cumhuriyeti sınırları içinde yer alan Karakalpakistan Özerk Cumhuriyeti’nin başkenti konumundaki Nukus kenti olmak üzere onlarca önemli merkeze ait limanın faal olduğu, üzerinde ticari gemiler ile yük ve yolcu gemilerinin dolaştığı canlı bir göl konumdaydı. Bugün ise Göl, kurumaya yüz tutmuş, suların çekilmesiyle bataklığa ve çöle dönüşmüştür. Göl’ün tabanında yarıya kadar çamura saplanmış yük, yolcu ve balıkçı tekneleri felaketin tanıkları durumdadır. Bu analizde Aral Gölü’nün bugünkü durumuna nasıl geldiği incelenmektedir.

Orta Asya (Özbekistan, Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan ve Türkmenistan), 4 milyon km2 yüz ölçümüne sahip Asya’nın ortasında önemli bir coğrafyadır. Batıda Hazar Denizi’ne (1) kadar uzanan Orta Asya kuzeyde steplerle, doğu ve güneyde Tiyanşan ve Pamir Dağlarıyla çevrelenmiştir. Orta Asya, ortasında büyük çöllerin bulunduğu, kış ve yaz aylarında sıcaklığın 30 derece farklılık gösterdiği bir bölgedir. Yaz aylarında bölgenin kuzeyinde sıcaklık en fazla 20 derece olurken, güneyde 45 dereceyi aşmaktadır. Bölgenin kuzeyi yıllık metrekare başına 400-500 milimetre yağmur alınırken, güneyde metrekare başına yağan yağmur 300 milimetreye düşmektedir. Bölgenin büyük kısmı tarıma elverişli olup, toprakları birçok önemli nehirle sulanmaktadır. Bu nehirlerden en uzunları Ertis (4348 km), Amuderya (2540), Esil (2450 km), Ural (2428 km), Siriderya (2219 km), Tobıl (1191 km), Çu (1186 km), Nura (978 km), Zerefşan (877) nehirleridir. Çoğunlukla Tanrı ve Pamir Dağları’ndan çıkan bu nehirler, Fergana Vadisi’nin mümbit topraklarını suladıktan sonra dereleri, vadileri ve hatta çölleri geçerek batıya doğru uzanmaktadır.

Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra birçok araştırmacı ve yazar, Orta Asya’da su krizi ile güvenlik ve istikrar ilişkisi üzerine birçok araştırma yazısı yayımlamıştır.(2) Aral su havzası 18.000.000 km2 ile Kırgızistan, Tacikistan, Türkmenistan, Özbekistan ve Kazakistan’ın Kızılorda ve Çimkent illeri ile birlikte İran ve Afganistan’da da önemli bir bölgeyi kapsamaktadır. Bu Göl ve Göl’e akan nehirlerden kırk milyon civarında insan (bölge nüfusunun %75’i) yararlanmaktadır. Orta Asya devletlerindeki illerden 3’te 2’si gerekli olan su kaynağının %50’sini dışarıdan temin etmektedir. Özbekistan’da Andican, Buhara, Karakalpakistan, Harezm, Nemengan, Semerkant, Siriderya ve Surhanderya; Tacikistan’da Hutlun, Türkmenistan’da ise Ahal illeri bu durumdadır.(3)

Aral Gölü Özbekistan’ın kuzeybatı bölgesinde Karakalpakistan Özerk Cumhuriyeti sınırları içerisinde ve Kazakistan’ın güneybatı bölgesinde yer almaktadır. 1960’larda Göl’ün genişliği 66 bin km2 civarında iken, günümüzde bu rakam 27 bin km2’ye gerilemiş, Göl’deki su miktarı 5 kat azalmıştır. Aral’a dökülen nehirlerin sulama projelerinde ve özellikle pamuk arazilerinde kullanılması, pamuğun verimliliğini artırmak için tercih edilen kimyasal ilaçların suya karışması Göl’ün biyolojik dengesini bozmuştur. Neticede olağanüstü düzeyde artan klorosülfat Göl canlılarını tehdit etmeye başlamıştır. Aral Gölü ekosisteminin zarar görmesiyle balıkçılık büyük ölçüde azalmış, Göl’de bulunan 15 tür balığın nesli tükenmiş, Göl’ün bazı bölgelerinde ise canlı yaşam tamamen yok olmuştur.(4)

Sovyetler Birliği döneminde çevre sorunları etkisini göstermeden önce Aral Gölü, bölge genelinde, özellikle Özbekistan ve Kazakistan’ın güneyinde önemli bir ekonomik kaynak niteliğinde idi. Tarım kolektifleri ve devletlerin denetimindeki balıkçılık şirketlerinin çalışmalarıyla birlikte Aral Gölü bir cazibe merkezi haline gelmişti. Başta Nukus kenti olmak üzere Göl’ün etrafındaki irili ufaklı onlarca yerleşim merkezi bu canlılıktan istifade etmekteydi. Bölgeyi ziyaret ettiğimde o parlak dönemi hatırlayan pek çok Özbek ve Karakalpak vatandaşın, limanların canlılığını, civar bölgelerden dinlenmek ve tatil yapmak amacıyla Aral’ın kıyısına gelenler için kamplar inşa edildiğini, gelenlerin bölgedeki sanatoryumlara da uğradıklarını anlattıklarına şahit olmuştum.

1961 yılında Aral’ın denizden yüksekliği 53 metre, derinliği 16 metre, en derin noktası ise 69 metre idi. Göl’ün uzunluğu 492 km, eni ise 292 km civarında idi.(5) Aral Gölü yakın döneme kadar dünyanın 4. en büyük gölü konumundayken, bugün çevre sorunlarından dolayı kurumaya yüz tutmuş durumdadır. Aral Gölü, iki büyük nehir olan Amuderya ve Siriderya nehirlerinden beslenmekteydi. Bu nehirlerin sulama ve pamuk üretiminde aşırı ve yanlış kullanımının yanı sıra Türkmenistan’da Amuderya üzerinde Karakum Kanalı’nın inşa edilmesi ve Karaboğaz Körfezi’nin girişinin kapatılması Aral’a akan su kaynaklarının azalmasının en önemli nedenlerindendir. Pamir Dağları’ndan Aral’a doğru paralel olarak akan Amuderya ve Siriderya nehirlerinin sularının %75’e varan düzeylerde azalması sonucunda Aral Gölü hâlihazırda ikiye bölünmüş durumdadır.

Göl’ün güney kısmı Büyük Aral, kuzey kısmı ise Küçük Aral olarak adlandırılmıştır. 33 bin km2 genişliğe sahip kuzey bölgesinin hemen hemen tümü kurumuştur. Birleşmiş Milletler kaynaklarına göre Aral Gölü 100 km geriye çekilmiş, suyun kuruması aşamasında Göl’ün tabanı tuzlu bir çöle dönüşmüş, Göl’deki yaşam zinciri zedelenmiş ve bölgedeki bütün canlılar yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştır. Bazı rakamlara göre 1950’lerden 1980’lere kadar olan dönemde Özbekistan’da sulama altında olan arazilerin miktarı 2 milyon 280 bin hektardan, 3 milyon 480 bin hektara yükselmiştir. Bu 30 yıl zarfında Özbekistan pamuk üretimi 2 katına çıkarak rekor bir rakam olan yıllık 5 milyon tona ulaşmıştır. Aynı dönemlerde pirinç üretiminde de önemli bir artış yaşanmıştır. Bu bilinçsiz kullanım sonucunda Siriderya Nehri’nin Göl’e akışı tamamen durmuş, Amuderya’nın ise çok küçük bir kısmı Aral’a ulaşabilir hale gelmiştir.

Aral’ın kurumaya yüz tutmasıyla birlikte çevresel koşulların değişmesi iklimi de değiştirmiş, hava sıcaklığı ve mevsimler arası dengeler bozulmuş ve havadaki nem oranı aşırı derecede düşmüştür. Neticede bölgenin bitki örtüsü ve canlıları olumsuz etkilenmiştir. Bölgedeki ormanların büyük zarar gördüğü, hatta orman arazilerinin ancak 5’te 1’inin canlılığını sürdürdüğü, yerel canlıların ise 4’te 1’inin ayakta kaldığı açıklanmıştır. Bölgenin geçim kaynağı olan balıkçılık tamamen bitmiş ve Göl kıyısındaki en önemli balıkçılık limanlarından olan “Muinak” hayalet kasabaya dönüşmüş, kentteki dev konserve fabrikası harabeye çevrilmiş, balıkçı tekneleri paslanarak çürümeye terk edilmiştir. Kum fırtınaları sonucunda tarım ilaçlarından artakalan zehirli atıklar civardaki bütün tarım arazilerini kullanılmaz hale getirmiştir.(6)

1960’larda Amuderya ve Siriderya’dan yıllık ortalama 58,3 km3 su Aral Gölü’ne girmekteydi. Bu miktar 1975’in sonunda 10,6 km3 ve 1985’in sonunda 4,2 km3’e geriledi. Bu gerileme sonucunda Aral’ın su seviyesi 1999’a gelindiğinde 14,5 metre azalmıştı. Suyun tuz oranı ise yüksek derecede artarak büyük bir çevresel felakete yol açtı. Aral’ın kurumasıyla birlikte yıllık 75 ton tuz ve kum etrafa yayılmaya başladı.(7) Bir başka bilgiye göre ise, tarımdaki aşırı üretim sonucunda 1950’lerden sonra Siriderya ve Amuderya nehirlerinden Aral’a akan su kaynağının %90 oranında azalmış, 1960’da Göl’ün yüzölçümünün %80’i, 1988’de ise kalan kısmının %50’si kurumuştur.(8)

Siriderya ve Amuderya Nehirlerinin yatağı karlı Pamir ve Tanrı Dağları’dır. Bu bölgelerde yüzlerce km uzunluğunda buzullar mevcuttur. İki nehir birbirlerine paralel olarak Fergana Vadisi’ne ulaşmaktadır. Fergana Vadisi günümüzde Kırgızistan’ın güneyini, Tacikistan’ın kuzeydoğusunu ve Çin Halk Cumhuriyeti’nin batısını (Doğu Türkistan’ın batı kısmını) kapsamaktadır. Fergana Vadisi Orta Asya’da iklim şartları bakımından en ılıman bölgedir. Vadi, tarıma elverişli olup, sulak bir arazi yapısına sahiptir. Bu özelliklerinden dolayı Fergana Vadisi önemli bir nüfus yoğunluğuna sahiptir.

Kırgızistan’ın, başkent Bişkek’ten sonra en önemli kentleri olan Oş ve Celalabat’tan başka Batıkent, Özgen, Taşkömür, Karakul, Toktagöl, Pazarkurgan, Karasu ve diğer birçok yerleşim merkezi Fergana Bölgesi’nde yer almaktadır. Özbekistan’ın doğu bölgesini kapsayan Fergana Vadisi’nin bu ülkedeki kısmı ise yine birçok önemli kent ve onlarca kasaba ve yerleşim merkezinden oluşmaktadır. Vadinin ortasında eşsiz bir güzelliğe sahip Andican, kuzeyinde Nemengan ve güneyinde ise adını vadiden alan Fergana illeri yer almaktadır. Bu üç ilde büyük kentlerin yanı sıra uzun yıllar Hokant Hanlığına başkentlik yapmış tarihi Hokant şehri, bir tekstil kenti olan Mergılan, önemli bir barajın bulunduğu Saidabat, Siriderya kıyısındaki balıkçı Yaylan, Riştan ve başka birçok önemli yerleşim merkezleri vardır. Vadinin Tacikistan bölgesinde yer alan kısımda ise Hocent (Leninabat), Zerefşan, Karakenza, Cirkatal, Tacikabat, Novabat, Abat ve Konsomal gibi yerleşim merkezleri bulunmaktadır. Aral Gölü’nün temel besleyicisi konumunda olan Siriderya ve Amuderya nehirleri, Fergana Vadisi’nden çıktıktan sonra Aral’a varmak için kat ettikleri binlerce km’de sayısız yerleşim biriminden, uçsuz bucaksız vadilerden, hatta çöllerden geçmektedir.

Amuderya bu uzun yolculuğunda Fergana Vadisi’nden çıktıktan sonra Tacikistan’da Dusti ve Şahartus’tan, Özbekistan’da tarihi Termez şehri kıyısından geçerek bu bölgede Afganistan-Özbekistan sınırını oluşturmaktadır. Amuderya, daha sonra Kerif bölgesinde Türkmenistan-Afganistan doğal sınırını oluşturup, Türkmenistan topraklarında Kızıl Ayak bölgesinde ikiye ayrılmaktadır. Nehrin bir kolu Karakum Kanalını oluşturup, Türkmenistan’ın güneyine yönelerek tarihi Merv (Mari) kentine ulaşmaktadır. Nehrin ana kolu ise Türkmenistan’ın kuzeydoğu bölgesinde Özbekistan sınırına paralel olarak kuzeye doğru devam ederken ülkenin en gelişmiş kentlerinden biri olan Çarju kentinin kıyısından akmakta, Gabali’den itibaren Küçük Hanlı bölgesine kadar iki ülkenin sınırını oluşturmaktadır. Bezergan kentinden Özbekistan topraklarına giren nehir tarihi Urgenç kentinden geçerek Karakalpakistan’a ulaşmakta, bölgenin merkezi olan Nukus kentinden Aral’a akmaktadır.

Aral’ı besleyen diğer önemli nehir Siriderya ise iki nehrin birleşmesi ile oluşmaktadır. Pamir Dağları’ndan akan Narin nehri ile Karaderya nehrinin Fergana Vadisinde birleşmesi ile Siriderya meydana gelmektedir. Siriderya Kazakistan’ın Güney Kazakistan ili içerisinde Aris’in yanından geçerek Timur ve Şauldur’dan devam etmekte ve Türk Dünyası’nın manevi başkenti olan tarihi Türkistan şehrinin kıyısından akmaktadır. Siriderya nehri kuzeybatı yönünde devam edip, Kızıl Orda’nın uçsuz bucaksız bozkırlarında kumlar içerisinde kaybolmakta ve Aral Gölü’ne ulaşamamaktadır.

Sulama projelerinde aşırı kullanılmadan önce bu nehrin son varış noktası Aral Gölü’ydü. Oysa şimdi nehirden arda kalan su Kızıl Orda’nın kızgın kumları arasında çölün içinde kaybolup gitmektedir. Esasen nehir Özbekistan’ın Nevai bölgesinden Kazakistan topraklarına girmesinden itibaren dümdüz bir bozkırda devam etmektedir. Coğrafyanın bu kısmında hiçbir dağ, tepe, dere ve tümsek bulunmamaktadır. Nehir kaybolduğu bölgeye varıncaya dek çölün içinde bir yılanın kavisler çizercesine hareketini andıran kıvrımlar şeklinde ilerlemektedir. Nihayetinde bataklığı andıran bir bölgede koskoca bir nehrin kayboluşuna şahit oluyoruz.

Siriderya ve Amuderya nehirleri geniş bir arazi içinde yoğun nüfusa sahip sanayileşmiş kentlerin etrafından geçmekte, tarım ve özellikle uçsuz bucaksız pamuk tarlalarında kullanılmaktadır. Bu iki nehrin debisi, zirai sulama, kentsel ihtiyaçlar, sanayi ve başka birçok ihtiyaç için kullanıldığından peyderpey azalmaktadır. Pamuk üretiminde kullanılan kimyasal ilaçlar, kentsel ve sanayi atıkların nehirlere karışmasıyla da nehirlerdeki canlı hayatı tehlikeye girmiş, nehirler büyük ölçüde kirlenmiştir.

Su kaynaklarının paylaşımı ve büyük nehirlerin doğduğu ülke ile aktığı ülkeler arasında paylaşımı konusu bütün dünyada olduğu gibi Orta Asya’da da önemli bir politik, ekonomik ve stratejik sorundur. Genellikle binlerce km uzunluğundaki nehirlerden akan suların geçtiği ülkelerin faydalanması, üzerine baraj inşa edilmesi komşu ülkeleri karşı karşıya getirmektedir. Örneğin, Kırgızistan’la Özbekistan, Özbekistan’la Tacikistan su kaynakları ve nehirlerin paylaşımı konusunda birbirleriyle büyük krizler yaşamaktadırlar.

Bu doğrultuda Aral’a dökülmekte olan Amuderya, Siriderya, Kaşkiderya ve Zerafşan nehirleri en az 2 ülkenin ortak kaynağı durumundadır ve bu hususta suyun adaletsiz ve aşırı kullanımına dair suçlamalar, paylaşım meselesini daha da karmaşık hale getirmektedir. Kazakistan, Türkmenistan ve Özbekistan devletleri arasında Aral’a dökülen nehirlerin kullanımı konusunda var olan anlaşmalar kimi zaman yetersiz kalmaktadır. Bu ülkeler Amuderya ve Siriderya nehirlerinin %70’ini kullanmaktadır. Bu ise söz konusu nehirlerin kaynak ülkesi konumunda bulunan Tacikistan ve Kırgızistan’ın itirazıyla karşılaşmaktadır.(9)

Sovyetler Birliği döneminde özellikle 1960’lı ve 70’li yıllarda bütün dünyada olduğu gibi çevresel sorunlar kamuoyunun ilgisini çekmekte ve pek çok duyarlı akademisyen ve yazar tarafından gündeme getirilmekte idi. Örneğin, o dönem “Bütün Çölleri Ağaçlandıralım” sloganı büyük rağbet görmekteydi, hatta ünlü bir coğrafya bilgini olan Türkmen A. C. Babayev, Aral Gölü’nün sorunlarına dikkat çekmiş ve buna neden olan aşırı pamuk üretimine karşı çıkmıştır. Buna rağmen Aral’ın kurtarılması için önemli bir adım atılmamıştır.

Aral Gölü’nün kurumaya yüz tutması ve faciaya varan çevre sorunlarından biri de su kaynaklarının azalmasının yanında Sovyetler Birliği’nin özellikle Semipalatinsk bölgesinde yaptığı nükleer denemeler ve araştırmalardır. Bu denemelerden sızan radyoaktif dalgalar, yine aynı bölgede ve Aral’a daha yakın Kızılorda’daki Baykonur Uzay Üssünden uzaya fırlatılan uydu ve füzelerin çevreye yaydığı radyoaktif dalgaların olumsuz etkisi Göl’e zarar vermiştir. Semipalatinsk’de 1949 ve 1989 yılları arasında 470 nükleer deneme yapıldığı bilinmektedir. Neticede yayılan radyasyon Aral Gölü’ndeki ekosistemin bozulmasının sebeplerinden biri haline gelmiş, Göl’deki canlı hayat bitmeye yüz tutmuş ve Göl bölgesinde başta solunum hastalıkları olmak üzere çeşitli hastalıklar yaygınlaşmıştır.

Bölgenin merkezi konumdaki Nukus’ta konuştuğum pek çok bilim adamı, Göl’deki ekosistemin zarar görmesiyle görülen hastalıklarla birlikte, civardaki nüfusun doğurganlığının da azaldığını ve Karakalpakistan’da bu bölgesinde nüfus kaybına yol açmaya başladığını ifade etmişti. Aral çevresindeki ekolojik sorunların bölgede uzunluğu 400 km, eni 60 km’ye varan yeni bir çölün oluşmasına neden olacağı tezi ileri sürülmektedir. Dünya Sağlık Örgütü’nün bilgilerine göre, Karakalpakistan tamamen yok olma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Özbekistan Devleti’nin rakamlarına göre 1985’ten bu yana bölge hızla nüfus kaybetmektedir. Aral’da yaşanan çevre felaketi, bölge ülkelerinin en önemli çevre sorunu haline gelmiştir. Başta Kazakistan ve Özbekistan olmak üzere Türkmenistan, Kırgızistan ve Tacikistan bu konuya hassasiyetle yaklaşmaktadır. Aral’ın kurtarılması ve çevre sorunlarının çözülmesi doğrultusunda devletler ulusal, bölgesel ve hatta uluslararası platformlarda, girişimlerde bulunmakta ve çözüm yolu aramaktadır.

Bu doğrultuda beş Orta Asya cumhuriyeti -Özbekistan, Tacikistan, Kazakistan, Türkmenistan ve Kırgızistan- 1992 yılında Uluslararası Aral Gölü’nü Kurtarma ve Koruma Komitesi’ni oluşturmuştur. Çalışmalar sonucunda söz konusu ülkeler tarafından 1994 yılında Uluslararası Aral Gölü Çevre Sorunları Komitesi ve Göl’ün yeniden canlandırılması için Uluslararası Aral Gölü Kurtarma Fonu oluşturulmuştur. Aral’a kıyıdaş ülkeler yani Özbekistan ve Kazakistan ulusal ekonomilerine zarar gelmeden Aral’dan aldıkları su miktarını azaltmaya, böylece Göl’e akan su miktarını artırmayı hedeflemiştir. Bazı hesaplamalara göre, yıllık ortalama 11 milyar m3 fazladan su Aral Gölü’ne dökülmelidir.

Ülkeler sırayla Uluslararası Aral’ı Kurtarma Fonu Başkanlığı’nı yürütmektedir. Kazakistan Aral’a kıyıdaş bir ülke olarak bu faciaya daha duyarlı yaklaşmakta, fonun başkanlığını yaptığı 4 yıl zarfında dünya kamuoyunun dikkatini çekmekte ve bu çabalarına olumlu karşılık almaktadır. Nitekim Dünya Bankası, Aral’ın kurtarılması için 380 milyon dolar fon ayırmıştır. Bütün araştırmalar ve raporlar, tarım ve sanayi politikalarının Orta Asya’daki çevre sorunlarını oluşturduğu ve bu politikaların çevreye olumsuz etkilerinden kaynaklandığı tezi konusunda birleşmiştir.(10)

Aral’ın kurtarılmasına yönelik bölge devletlerinin ilk zirvesi Şubat 1999 yılında Kazakistan’ın o dönemki başkenti Almatı’da gerçekleştirilmiştir. Bu zirvede Aral’ın çevre sorunları masaya yatırılmış, yeni önlemler alınması gündeme gelmiştir. O tarihe kadar üye devletlerden Uluslararası Aral’ı Kurtarma Fonu’na Kazakistan tarafından 61 bin 563 tenge, Kırgızistan tarafından 800 bin som, Tacikistan tarafından 213 bin Tacik rublesi, Türkmenistan tarafından 101 bin 500 manat ve Özbekistan tarafından ise 56 bin 60 som yardım yapılmıştır. Almatı’daki toplantıda Aral’ı kurtarmak için Aral Vakfı’nın kurulması kararlaştırılmıştır. Zirvede imzalanan anlaşmada Aral Vakfı’nın sorumlulukları, devletlerarası konseyin vazifeleri ve yeni işbirliği alanları belirlenmiştir.

Daha sonra Yeni Zelanda, Japonya, İsveç, İtalya, Kuveyt, İngiltere ve Finlandiya gibi ülkeler söz konusu vakfa yardımda bulunmuştur. Dünya Bankası 3 milyon dolar, Avrupa Birliği 1,4 milyon dolar, Uluslararası Çevre Koruma Fonu ise 500 bin dolar yardımda bulunmuştur. Aral’ın kurtarılması yönünde yapılan 2. zirve toplantısı 2004 yılında Türkmenistan’ın başkenti Aşkabat’ta toplanmıştır. Zirve sonunda Aral’ın ekolojik sorunlarının çözülmesi, bütün ülkelerin ve uluslararası kuruluşların desteğini alarak Aral’ın yeniden canlandırılması, çölleşmenin önlenmesi için tedbir alınması ve Aral kıyısında yaşayan halkın geçim sorunlarına çözüm getirilmesi gibi somut öneriler üzerinde anlaşmalar yapılmıştır.

Aral’ın kurtarılması doğrultusunda uzun zamandan beri çeşitli akademik ve bilim çevrelerinde birçok bilimsel proje ve fizibilite raporu hazırlanmıştır. Başta Kazakistan ve Özbekistan üniversiteleri olmak üzere bölgedeki pek çok üniversite, araştırma merkezi ve düşünce kuruluşu bu konuya ilgi göstermiştir. Konu ile ilgili çeşitli düzeylerde akademisyenlerin, devlet adamlarının, bürokratların, gazetecilerin, çevre kuruluşlarından gönüllülerinin ve bölgeyle ilgilenen diğer kişi ve kuruluşların katılımlarıyla yerel, bölgesel ve uluslararası kongreler, sempozyumlar, çalıştaylar ve seminerler düzenlemiştir. Aral’ın geleceği, kıyıdaş ve komşu devletlerin katılımıyla gerçekleşen birçok toplantı, liderler zirvesi, su, enerji ve çevre bakanlarının oturumları ve alt düzey bürokrat, uzman ve teknik adamların katıldığı toplantıların gündemini oluşturmuştur.

Birleşmiş Milletlere bağlı ihtisas kuruluşları, uluslararası çevre örgütleri, dünya su forumu ve benzer uluslararası kuruluşlarda dönem dönem Aral’da meydana gelen çevre felaketini gündeme getirmiştir. Söz konusu bilimsel, devletlerarası oturumlar, akademik ve gönüllü kuruluşların görüş ve öngörüleri birçok bilimsel raporda kamuoyuna açıklanmıştır. Başta Nukus Üniversitesi ve Karakalpakistan Özerk Cumhuriyeti’ndeki araştırma enstitüleri, yayımladıkları birçok bilimsel raporla felaketin çevresel etkilerini, alınacak önlemleri ve geleceğe yönelik öngörülerini ortaya koymuştur.

Aral’ı besleyen nehirlerin eski konumlarına getirilmesi ve böylece Göl’e akan su hacminin artırılması, en başta gelen öneri olarak hemen hemen bütün raporlarda yer almıştır. Hatta bu hususta Özbekistan ve Kazakistan’a somut öneriler sunularak Göl’ü besleyen nehirlerden su alımını azaltmaları önerisi getirilmiştir. Doğal olarak böyle bir tedbir bölgenin en önemli ticari ürünü olan pamuk üretiminin azalacağından dolayı pek fazla rağbet görmemiştir. Aral’ı kurtarma projelerinden bir diğer öneri ise, Aral Gölü ile Hazar Denizi’ni birleştirme planıdır. Bilindiği gibi Aral Gölü ile Hazar Denizi arasındaki uzaklık 500 km’dir ve son 30 yılda Hazar Denizi’ndeki su seviyesi ise devamlı yükselmektedir.

Hazar Denizi’nde su seviyesinin yükselmesi İran’ın kuzey bölgesinde bulunan Gilan ve Mazenderan illerindeki birçok liman kentini su altında kalma tehlikesiyle karşı karşıya bırakmıştır. Hatta İran devleti kentleri ve tarım arazilerini korumak için deniz kıyısına dev beton duvarlar inşa etmektedir. Yine Azerbaycan Cumhuriyeti’nin doğusunda Hazar Denizi kıyısındaki birçok kent ve petrol tesisi su altında kalma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Bu ortamda kimi uzmanlar Aral Gölü ile Hazar’ı bir kanal vasıtasıyla birbirine bağlama projesini ortaya koymaktadır. Bu projeyi savunanlara göre yer çekimi kuralları gereği fizik kuralları doğrultusunda Hazar’ın artan suyu bu kanal vesilesiyle Aral’a akacak, böylece Aral kurtulurken Hazar’da su seviyesi düşerek kıyı kentleri su altında kalma tehlikesinden kurtulacaktır. Bazı uzmanlara göre tedbir alınmadığı takdirde 2020 yılına kadar Hazar’ın su seviyesi 5 metre yükselerek etrafındaki kentleri ve yerleşim birimleri su altında kalma tehlikesiyle karşı karşıya bırakacaktır.(11)

Aral Gölü ile Hazar Denizi’ni birleştirme projesi, bölge ülkelerinin ekonomik ve teknolojik kapasitesinin çok üzerinde olduğundan dolayı proje, Birleşmiş Milletler’e bağlı ihtisas kuruluşlarının öncülüğünde, uluslararası mali teşkilatların sağlayacağı finansmanla ve uluslararası bir konsorsiyum tarafından geçekleştirilmelidir. Tabiatıyla bölge ülkeleri projeye maddi, lojistik ve insan kaynakları bakımından yardımcı olmalıdır. Esasen bundan önce uluslararası finans kuruluşları Aral için kaynak tahsis etmiştir. Örneğin Dünya Bankası Aral’ın kuzey bölümünün suyunun muhafaza edilmesi için inşa edilecek bir baraj için 50 milyon dolar bütçe ayırmıştır.(12) Uluslararası kuruluşların başka girişim ve projeleri de söz konu olmuştur. Örneğin Dünya Bankası Aral Gölü’ne akan nehirleri kullanmama ve alternatif su kaynakları bulma doğrultusunda 1995 yılına kadar Özbekistan’a 135 milyon dolar, Türkmenistan ve Kazakistan’a 30 milyon dolar kredi vermiştir.(13) Ulusal, bölgesel ve uluslararası projelerden bazıları planlama, bazıları uygulama, bazıları ise fizibilite aşamasındadır. Kısa, orta ve uzun vadeli planlamalar, Aral Gölü’nün kurtarılması için hayata geçirilmeyi beklemektedir.

Sonuç olarak; Siriderya, Amuderya, Pamir Dağları, Aral Gölü, Hazar Denizi, Aydara, Çardara Gölleri, Mahtaral, Karakum, Kızıl Orta ve Taklamakan Çölleri, Fergana Vadisi ve yukarda saydığım nehirlerin, göllerin, vadilerin, çöllerin önemli bir kısmını köy köy, kent kent, dolaşan birisi olarak, Aral gibi bir zamanlar bölgenin hayat kaynaklarından birisi konumunda olan canlı bir gölün yavaş yavaş yok olması düşüncesinden çok etkilenmişimdir. Açıkçası Aral’ın bu halini gören her insan tarifi mümkün olmayan bir hüzün duygusuna kapılacaktır. Aral’ın canlılığını yitirdiği, bütün uluslararası ve bölgesel girişimlere rağmen can çekişmeye devam ettiği kesin olarak bilinmektedir. Yukarıda sözünü ettiğim Siriderya ve Amuderya Nehirleri’nin geniş bir arazide birbirlerine paralel olarak Aral’a doğru akarken, kentleşme, aşırı kullanım, çevre kirliliği, iklim değişiklikleri ve birçok nedenden dolayı Aral’a ulaşmadan buharlaşması Göl’e giren su miktarında önemli miktarda azalma sonucunda Göl kuruma felaketiyle karşı karşıya kalmıştır.

Aral’ın kurtarılmasına yönelik projelerden yukarıda söz etmiştim. Bu projelerin başında Aral Gölü ile Hazar Denizi’ni 500 km’lik bir kanalla birleştirme projesi gelmektedir. Her ne kadar bu proje fizibilite aşamasında ise de daha şimdiden pek çok bilim adamı, jeolog ve çevre bilimciye göre projenin gerçekleşmesi muhtemel görünmemektedir. Projenin ekonomik, yapısal, coğrafi ve bölgenin iklim şartları dolayısıyla hayata geçmesi pek mümkün gözükmemektedir. Bazı bilim adamlarına göre, projeyle birlikte iki su kütlesi arasındaki birleşme gerçekleştirilirse, Hazar Denizi’ndeki su seviyesi 5-6 metre düşecektir. Bu durum ise Hazar kıyısındaki bazı önemli liman kentlerini olumsuz yönde etkileyeceği ve su seviyesinin düşmesiyle birlikte bu limanların işlevini kaybedebileceği ileri sürülmektedir. Kimi uzmanlara göre böyle bir durumda İran, Azerbaycan ve Rusya’nın liman kentleri su seviyesinin düşmesiyle liman olma özelliklerini kaybedecektir.

Ayrıca bütün görüşme ve diplomatik girişimlere rağmen, Hazar’ın hukuki statüsü hala belirlenmemiştir. Hazar’a kıyıdaş ülkeler yani Rusya Federasyonu, Kazakistan, Türkmenistan, İran ve Azerbaycan devletleri arasında Hazar’ın dibinde bulunan zengin petrol ve doğalgaz yataklarının paylaşımı hususundaki ihtilaflar devam etmektedir. Öte yandan pamuk üretiminin Özbekistan’ın ekonomisinde yeri doldurulmayacak bir önemi bulunmaktadır. Kazakistan’ın ise en kaliteli pamuğu Çardara Gölü ile Aydara Gölleri arasında bulunan Mahtaral Bölgesi’nde üretilmektedir. Bu iki ülkenin pamuk üretimi hassasiyetlerini göz önünde bulunduracak olursak, Aral’a akan nehirlerin su miktarında artış beklemek en azından kısa vadede olanaksız olarak görülmektedir. Aral’ın geleceği, özellikle Özbekistan ve Kazakistan’dan sonra Türkmenistan, Tacikistan ve Kırgızistan’ın aktif katılımı, desteği ile bu ülkelerin Göl’e öncelik tanıması ile çözüme kavuşturulabilecektir.

ARAŞTIRMA DOSYASI : Aral Gölünün Durumu : Trajik Bir Çevre Felaketi

Doç. Dr. Abbas KARAAĞAÇLI

Sovyetler Birliği döneminde Çernobil nükleer faciasından sonra Aral Gölü’nün kurumaya yüz tutması meydana gelmiş en önemli çevresel felakettir. Özbekistan ve Kazakistan arasında yer alan Aral Gölü, 1960’larda içinde her türlü canlıyı barındıran ve balıkçılıktan ulaşıma oldukça önemli bir göl durumunda iken bugün büyük ölçüde bataklığa ve çöle dönüşmüştür. Aral Gölü, başta Özbekistan Cumhuriyeti sınırları içinde yer alan Karakalpakistan Özerk Cumhuriyeti’nin başkenti konumundaki Nukus kenti olmak üzere onlarca önemli merkeze ait limanın faal olduğu, üzerinde ticari gemiler ile yük ve yolcu gemilerinin dolaştığı canlı bir göl konumdaydı. Bugün ise Göl, kurumaya yüz tutmuş, suların çekilmesiyle bataklığa ve çöle dönüşmüştür. Göl’ün tabanında yarıya kadar çamura saplanmış yük, yolcu ve balıkçı tekneleri felaketin tanıkları durumdadır. Bu analizde Aral Gölü’nün bugünkü durumuna nasıl geldiği incelenmektedir.

Orta Asya (Özbekistan, Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan ve Türkmenistan), 4 milyon km2 yüz ölçümüne sahip Asya’nın ortasında önemli bir coğrafyadır. Batıda Hazar Denizi’ne (1) kadar uzanan Orta Asya kuzeyde steplerle, doğu ve güneyde Tiyanşan ve Pamir Dağlarıyla çevrelenmiştir. Orta Asya, ortasında büyük çöllerin bulunduğu, kış ve yaz aylarında sıcaklığın 30 derece farklılık gösterdiği bir bölgedir. Yaz aylarında bölgenin kuzeyinde sıcaklık en fazla 20 derece olurken, güneyde 45 dereceyi aşmaktadır. Bölgenin kuzeyi yıllık metrekare başına 400-500 milimetre yağmur alınırken, güneyde metrekare başına yağan yağmur 300 milimetreye düşmektedir. Bölgenin büyük kısmı tarıma elverişli olup, toprakları birçok önemli nehirle sulanmaktadır. Bu nehirlerden en uzunları Ertis (4348 km), Amuderya (2540), Esil (2450 km), Ural (2428 km), Siriderya (2219 km), Tobıl (1191 km), Çu (1186 km), Nura (978 km), Zerefşan (877) nehirleridir. Çoğunlukla Tanrı ve Pamir Dağları’ndan çıkan bu nehirler, Fergana Vadisi’nin mümbit topraklarını suladıktan sonra dereleri, vadileri ve hatta çölleri geçerek batıya doğru uzanmaktadır.

Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra birçok araştırmacı ve yazar, Orta Asya’da su krizi ile güvenlik ve istikrar ilişkisi üzerine birçok araştırma yazısı yayımlamıştır.(2) Aral su havzası 18.000.000 km2 ile Kırgızistan, Tacikistan, Türkmenistan, Özbekistan ve Kazakistan’ın Kızılorda ve Çimkent illeri ile birlikte İran ve Afganistan’da da önemli bir bölgeyi kapsamaktadır. Bu Göl ve Göl’e akan nehirlerden kırk milyon civarında insan (bölge nüfusunun %75’i) yararlanmaktadır. Orta Asya devletlerindeki illerden 3’te 2’si gerekli olan su kaynağının %50’sini dışarıdan temin etmektedir. Özbekistan’da Andican, Buhara, Karakalpakistan, Harezm, Nemengan, Semerkant, Siriderya ve Surhanderya; Tacikistan’da Hutlun, Türkmenistan’da ise Ahal illeri bu durumdadır.(3)

Aral Gölü Özbekistan’ın kuzeybatı bölgesinde Karakalpakistan Özerk Cumhuriyeti sınırları içerisinde ve Kazakistan’ın güneybatı bölgesinde yer almaktadır. 1960’larda Göl’ün genişliği 66 bin km2 civarında iken, günümüzde bu rakam 27 bin km2’ye gerilemiş, Göl’deki su miktarı 5 kat azalmıştır. Aral’a dökülen nehirlerin sulama projelerinde ve özellikle pamuk arazilerinde kullanılması, pamuğun verimliliğini artırmak için tercih edilen kimyasal ilaçların suya karışması Göl’ün biyolojik dengesini bozmuştur. Neticede olağanüstü düzeyde artan klorosülfat Göl canlılarını tehdit etmeye başlamıştır. Aral Gölü ekosisteminin zarar görmesiyle balıkçılık büyük ölçüde azalmış, Göl’de bulunan 15 tür balığın nesli tükenmiş, Göl’ün bazı bölgelerinde ise canlı yaşam tamamen yok olmuştur.(4)

Sovyetler Birliği döneminde çevre sorunları etkisini göstermeden önce Aral Gölü, bölge genelinde, özellikle Özbekistan ve Kazakistan’ın güneyinde önemli bir ekonomik kaynak niteliğinde idi. Tarım kolektifleri ve devletlerin denetimindeki balıkçılık şirketlerinin çalışmalarıyla birlikte Aral Gölü bir cazibe merkezi haline gelmişti. Başta Nukus kenti olmak üzere Göl’ün etrafındaki irili ufaklı onlarca yerleşim merkezi bu canlılıktan istifade etmekteydi. Bölgeyi ziyaret ettiğimde o parlak dönemi hatırlayan pek çok Özbek ve Karakalpak vatandaşın, limanların canlılığını, civar bölgelerden dinlenmek ve tatil yapmak amacıyla Aral’ın kıyısına gelenler için kamplar inşa edildiğini, gelenlerin bölgedeki sanatoryumlara da uğradıklarını anlattıklarına şahit olmuştum.

1961 yılında Aral’ın denizden yüksekliği 53 metre, derinliği 16 metre, en derin noktası ise 69 metre idi. Göl’ün uzunluğu 492 km, eni ise 292 km civarında idi.(5) Aral Gölü yakın döneme kadar dünyanın 4. en büyük gölü konumundayken, bugün çevre sorunlarından dolayı kurumaya yüz tutmuş durumdadır. Aral Gölü, iki büyük nehir olan Amuderya ve Siriderya nehirlerinden beslenmekteydi. Bu nehirlerin sulama ve pamuk üretiminde aşırı ve yanlış kullanımının yanı sıra Türkmenistan’da Amuderya üzerinde Karakum Kanalı’nın inşa edilmesi ve Karaboğaz Körfezi’nin girişinin kapatılması Aral’a akan su kaynaklarının azalmasının en önemli nedenlerindendir. Pamir Dağları’ndan Aral’a doğru paralel olarak akan Amuderya ve Siriderya nehirlerinin sularının %75’e varan düzeylerde azalması sonucunda Aral Gölü hâlihazırda ikiye bölünmüş durumdadır.

Göl’ün güney kısmı Büyük Aral, kuzey kısmı ise Küçük Aral olarak adlandırılmıştır. 33 bin km2 genişliğe sahip kuzey bölgesinin hemen hemen tümü kurumuştur. Birleşmiş Milletler kaynaklarına göre Aral Gölü 100 km geriye çekilmiş, suyun kuruması aşamasında Göl’ün tabanı tuzlu bir çöle dönüşmüş, Göl’deki yaşam zinciri zedelenmiş ve bölgedeki bütün canlılar yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştır. Bazı rakamlara göre 1950’lerden 1980’lere kadar olan dönemde Özbekistan’da sulama altında olan arazilerin miktarı 2 milyon 280 bin hektardan, 3 milyon 480 bin hektara yükselmiştir. Bu 30 yıl zarfında Özbekistan pamuk üretimi 2 katına çıkarak rekor bir rakam olan yıllık 5 milyon tona ulaşmıştır. Aynı dönemlerde pirinç üretiminde de önemli bir artış yaşanmıştır. Bu bilinçsiz kullanım sonucunda Siriderya Nehri’nin Göl’e akışı tamamen durmuş, Amuderya’nın ise çok küçük bir kısmı Aral’a ulaşabilir hale gelmiştir.

Aral’ın kurumaya yüz tutmasıyla birlikte çevresel koşulların değişmesi iklimi de değiştirmiş, hava sıcaklığı ve mevsimler arası dengeler bozulmuş ve havadaki nem oranı aşırı derecede düşmüştür. Neticede bölgenin bitki örtüsü ve canlıları olumsuz etkilenmiştir. Bölgedeki ormanların büyük zarar gördüğü, hatta orman arazilerinin ancak 5’te 1’inin canlılığını sürdürdüğü, yerel canlıların ise 4’te 1’inin ayakta kaldığı açıklanmıştır. Bölgenin geçim kaynağı olan balıkçılık tamamen bitmiş ve Göl kıyısındaki en önemli balıkçılık limanlarından olan “Muinak” hayalet kasabaya dönüşmüş, kentteki dev konserve fabrikası harabeye çevrilmiş, balıkçı tekneleri paslanarak çürümeye terk edilmiştir. Kum fırtınaları sonucunda tarım ilaçlarından artakalan zehirli atıklar civardaki bütün tarım arazilerini kullanılmaz hale getirmiştir.(6)

1960’larda Amuderya ve Siriderya’dan yıllık ortalama 58,3 km3 su Aral Gölü’ne girmekteydi. Bu miktar 1975’in sonunda 10,6 km3 ve 1985’in sonunda 4,2 km3’e geriledi. Bu gerileme sonucunda Aral’ın su seviyesi 1999’a gelindiğinde 14,5 metre azalmıştı. Suyun tuz oranı ise yüksek derecede artarak büyük bir çevresel felakete yol açtı. Aral’ın kurumasıyla birlikte yıllık 75 ton tuz ve kum etrafa yayılmaya başladı.(7) Bir başka bilgiye göre ise, tarımdaki aşırı üretim sonucunda 1950’lerden sonra Siriderya ve Amuderya nehirlerinden Aral’a akan su kaynağının %90 oranında azalmış, 1960’da Göl’ün yüzölçümünün %80’i, 1988’de ise kalan kısmının %50’si kurumuştur.(8)

Siriderya ve Amuderya Nehirlerinin yatağı karlı Pamir ve Tanrı Dağları’dır. Bu bölgelerde yüzlerce km uzunluğunda buzullar mevcuttur. İki nehir birbirlerine paralel olarak Fergana Vadisi’ne ulaşmaktadır. Fergana Vadisi günümüzde Kırgızistan’ın güneyini, Tacikistan’ın kuzeydoğusunu ve Çin Halk Cumhuriyeti’nin batısını (Doğu Türkistan’ın batı kısmını) kapsamaktadır. Fergana Vadisi Orta Asya’da iklim şartları bakımından en ılıman bölgedir. Vadi, tarıma elverişli olup, sulak bir arazi yapısına sahiptir. Bu özelliklerinden dolayı Fergana Vadisi önemli bir nüfus yoğunluğuna sahiptir.

Kırgızistan’ın, başkent Bişkek’ten sonra en önemli kentleri olan Oş ve Celalabat’tan başka Batıkent, Özgen, Taşkömür, Karakul, Toktagöl, Pazarkurgan, Karasu ve diğer birçok yerleşim merkezi Fergana Bölgesi’nde yer almaktadır. Özbekistan’ın doğu bölgesini kapsayan Fergana Vadisi’nin bu ülkedeki kısmı ise yine birçok önemli kent ve onlarca kasaba ve yerleşim merkezinden oluşmaktadır. Vadinin ortasında eşsiz bir güzelliğe sahip Andican, kuzeyinde Nemengan ve güneyinde ise adını vadiden alan Fergana illeri yer almaktadır. Bu üç ilde büyük kentlerin yanı sıra uzun yıllar Hokant Hanlığına başkentlik yapmış tarihi Hokant şehri, bir tekstil kenti olan Mergılan, önemli bir barajın bulunduğu Saidabat, Siriderya kıyısındaki balıkçı Yaylan, Riştan ve başka birçok önemli yerleşim merkezleri vardır. Vadinin Tacikistan bölgesinde yer alan kısımda ise Hocent (Leninabat), Zerefşan, Karakenza, Cirkatal, Tacikabat, Novabat, Abat ve Konsomal gibi yerleşim merkezleri bulunmaktadır. Aral Gölü’nün temel besleyicisi konumunda olan Siriderya ve Amuderya nehirleri, Fergana Vadisi’nden çıktıktan sonra Aral’a varmak için kat ettikleri binlerce km’de sayısız yerleşim biriminden, uçsuz bucaksız vadilerden, hatta çöllerden geçmektedir.

Amuderya bu uzun yolculuğunda Fergana Vadisi’nden çıktıktan sonra Tacikistan’da Dusti ve Şahartus’tan, Özbekistan’da tarihi Termez şehri kıyısından geçerek bu bölgede Afganistan-Özbekistan sınırını oluşturmaktadır. Amuderya, daha sonra Kerif bölgesinde Türkmenistan-Afganistan doğal sınırını oluşturup, Türkmenistan topraklarında Kızıl Ayak bölgesinde ikiye ayrılmaktadır. Nehrin bir kolu Karakum Kanalını oluşturup, Türkmenistan’ın güneyine yönelerek tarihi Merv (Mari) kentine ulaşmaktadır. Nehrin ana kolu ise Türkmenistan’ın kuzeydoğu bölgesinde Özbekistan sınırına paralel olarak kuzeye doğru devam ederken ülkenin en gelişmiş kentlerinden biri olan Çarju kentinin kıyısından akmakta, Gabali’den itibaren Küçük Hanlı bölgesine kadar iki ülkenin sınırını oluşturmaktadır. Bezergan kentinden Özbekistan topraklarına giren nehir tarihi Urgenç kentinden geçerek Karakalpakistan’a ulaşmakta, bölgenin merkezi olan Nukus kentinden Aral’a akmaktadır.

Aral’ı besleyen diğer önemli nehir Siriderya ise iki nehrin birleşmesi ile oluşmaktadır. Pamir Dağları’ndan akan Narin nehri ile Karaderya nehrinin Fergana Vadisinde birleşmesi ile Siriderya meydana gelmektedir. Siriderya Kazakistan’ın Güney Kazakistan ili içerisinde Aris’in yanından geçerek Timur ve Şauldur’dan devam etmekte ve Türk Dünyası’nın manevi başkenti olan tarihi Türkistan şehrinin kıyısından akmaktadır. Siriderya nehri kuzeybatı yönünde devam edip, Kızıl Orda’nın uçsuz bucaksız bozkırlarında kumlar içerisinde kaybolmakta ve Aral Gölü’ne ulaşamamaktadır.

Sulama projelerinde aşırı kullanılmadan önce bu nehrin son varış noktası Aral Gölü’ydü. Oysa şimdi nehirden arda kalan su Kızıl Orda’nın kızgın kumları arasında çölün içinde kaybolup gitmektedir. Esasen nehir Özbekistan’ın Nevai bölgesinden Kazakistan topraklarına girmesinden itibaren dümdüz bir bozkırda devam etmektedir. Coğrafyanın bu kısmında hiçbir dağ, tepe, dere ve tümsek bulunmamaktadır. Nehir kaybolduğu bölgeye varıncaya dek çölün içinde bir yılanın kavisler çizercesine hareketini andıran kıvrımlar şeklinde ilerlemektedir. Nihayetinde bataklığı andıran bir bölgede koskoca bir nehrin kayboluşuna şahit oluyoruz.

Siriderya ve Amuderya nehirleri geniş bir arazi içinde yoğun nüfusa sahip sanayileşmiş kentlerin etrafından geçmekte, tarım ve özellikle uçsuz bucaksız pamuk tarlalarında kullanılmaktadır. Bu iki nehrin debisi, zirai sulama, kentsel ihtiyaçlar, sanayi ve başka birçok ihtiyaç için kullanıldığından peyderpey azalmaktadır. Pamuk üretiminde kullanılan kimyasal ilaçlar, kentsel ve sanayi atıkların nehirlere karışmasıyla da nehirlerdeki canlı hayatı tehlikeye girmiş, nehirler büyük ölçüde kirlenmiştir.

Su kaynaklarının paylaşımı ve büyük nehirlerin doğduğu ülke ile aktığı ülkeler arasında paylaşımı konusu bütün dünyada olduğu gibi Orta Asya’da da önemli bir politik, ekonomik ve stratejik sorundur. Genellikle binlerce km uzunluğundaki nehirlerden akan suların geçtiği ülkelerin faydalanması, üzerine baraj inşa edilmesi komşu ülkeleri karşı karşıya getirmektedir. Örneğin, Kırgızistan’la Özbekistan, Özbekistan’la Tacikistan su kaynakları ve nehirlerin paylaşımı konusunda birbirleriyle büyük krizler yaşamaktadırlar.

Bu doğrultuda Aral’a dökülmekte olan Amuderya, Siriderya, Kaşkiderya ve Zerafşan nehirleri en az 2 ülkenin ortak kaynağı durumundadır ve bu hususta suyun adaletsiz ve aşırı kullanımına dair suçlamalar, paylaşım meselesini daha da karmaşık hale getirmektedir. Kazakistan, Türkmenistan ve Özbekistan devletleri arasında Aral’a dökülen nehirlerin kullanımı konusunda var olan anlaşmalar kimi zaman yetersiz kalmaktadır. Bu ülkeler Amuderya ve Siriderya nehirlerinin %70’ini kullanmaktadır. Bu ise söz konusu nehirlerin kaynak ülkesi konumunda bulunan Tacikistan ve Kırgızistan’ın itirazıyla karşılaşmaktadır.(9)

Sovyetler Birliği döneminde özellikle 1960’lı ve 70’li yıllarda bütün dünyada olduğu gibi çevresel sorunlar kamuoyunun ilgisini çekmekte ve pek çok duyarlı akademisyen ve yazar tarafından gündeme getirilmekte idi. Örneğin, o dönem “Bütün Çölleri Ağaçlandıralım” sloganı büyük rağbet görmekteydi, hatta ünlü bir coğrafya bilgini olan Türkmen A. C. Babayev, Aral Gölü’nün sorunlarına dikkat çekmiş ve buna neden olan aşırı pamuk üretimine karşı çıkmıştır. Buna rağmen Aral’ın kurtarılması için önemli bir adım atılmamıştır.

Aral Gölü’nün kurumaya yüz tutması ve faciaya varan çevre sorunlarından biri de su kaynaklarının azalmasının yanında Sovyetler Birliği’nin özellikle Semipalatinsk bölgesinde yaptığı nükleer denemeler ve araştırmalardır. Bu denemelerden sızan radyoaktif dalgalar, yine aynı bölgede ve Aral’a daha yakın Kızılorda’daki Baykonur Uzay Üssünden uzaya fırlatılan uydu ve füzelerin çevreye yaydığı radyoaktif dalgaların olumsuz etkisi Göl’e zarar vermiştir. Semipalatinsk’de 1949 ve 1989 yılları arasında 470 nükleer deneme yapıldığı bilinmektedir. Neticede yayılan radyasyon Aral Gölü’ndeki ekosistemin bozulmasının sebeplerinden biri haline gelmiş, Göl’deki canlı hayat bitmeye yüz tutmuş ve Göl bölgesinde başta solunum hastalıkları olmak üzere çeşitli hastalıklar yaygınlaşmıştır.

Bölgenin merkezi konumdaki Nukus’ta konuştuğum pek çok bilim adamı, Göl’deki ekosistemin zarar görmesiyle görülen hastalıklarla birlikte, civardaki nüfusun doğurganlığının da azaldığını ve Karakalpakistan’da bu bölgesinde nüfus kaybına yol açmaya başladığını ifade etmişti. Aral çevresindeki ekolojik sorunların bölgede uzunluğu 400 km, eni 60 km’ye varan yeni bir çölün oluşmasına neden olacağı tezi ileri sürülmektedir. Dünya Sağlık Örgütü’nün bilgilerine göre, Karakalpakistan tamamen yok olma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Özbekistan Devleti’nin rakamlarına göre 1985’ten bu yana bölge hızla nüfus kaybetmektedir. Aral’da yaşanan çevre felaketi, bölge ülkelerinin en önemli çevre sorunu haline gelmiştir. Başta Kazakistan ve Özbekistan olmak üzere Türkmenistan, Kırgızistan ve Tacikistan bu konuya hassasiyetle yaklaşmaktadır. Aral’ın kurtarılması ve çevre sorunlarının çözülmesi doğrultusunda devletler ulusal, bölgesel ve hatta uluslararası platformlarda, girişimlerde bulunmakta ve çözüm yolu aramaktadır.

Bu doğrultuda beş Orta Asya cumhuriyeti -Özbekistan, Tacikistan, Kazakistan, Türkmenistan ve Kırgızistan- 1992 yılında Uluslararası Aral Gölü’nü Kurtarma ve Koruma Komitesi’ni oluşturmuştur. Çalışmalar sonucunda söz konusu ülkeler tarafından 1994 yılında Uluslararası Aral Gölü Çevre Sorunları Komitesi ve Göl’ün yeniden canlandırılması için Uluslararası Aral Gölü Kurtarma Fonu oluşturulmuştur. Aral’a kıyıdaş ülkeler yani Özbekistan ve Kazakistan ulusal ekonomilerine zarar gelmeden Aral’dan aldıkları su miktarını azaltmaya, böylece Göl’e akan su miktarını artırmayı hedeflemiştir. Bazı hesaplamalara göre, yıllık ortalama 11 milyar m3 fazladan su Aral Gölü’ne dökülmelidir.

Ülkeler sırayla Uluslararası Aral’ı Kurtarma Fonu Başkanlığı’nı yürütmektedir. Kazakistan Aral’a kıyıdaş bir ülke olarak bu faciaya daha duyarlı yaklaşmakta, fonun başkanlığını yaptığı 4 yıl zarfında dünya kamuoyunun dikkatini çekmekte ve bu çabalarına olumlu karşılık almaktadır. Nitekim Dünya Bankası, Aral’ın kurtarılması için 380 milyon dolar fon ayırmıştır. Bütün araştırmalar ve raporlar, tarım ve sanayi politikalarının Orta Asya’daki çevre sorunlarını oluşturduğu ve bu politikaların çevreye olumsuz etkilerinden kaynaklandığı tezi konusunda birleşmiştir.(10)

Aral’ın kurtarılmasına yönelik bölge devletlerinin ilk zirvesi Şubat 1999 yılında Kazakistan’ın o dönemki başkenti Almatı’da gerçekleştirilmiştir. Bu zirvede Aral’ın çevre sorunları masaya yatırılmış, yeni önlemler alınması gündeme gelmiştir. O tarihe kadar üye devletlerden Uluslararası Aral’ı Kurtarma Fonu’na Kazakistan tarafından 61 bin 563 tenge, Kırgızistan tarafından 800 bin som, Tacikistan tarafından 213 bin Tacik rublesi, Türkmenistan tarafından 101 bin 500 manat ve Özbekistan tarafından ise 56 bin 60 som yardım yapılmıştır. Almatı’daki toplantıda Aral’ı kurtarmak için Aral Vakfı’nın kurulması kararlaştırılmıştır. Zirvede imzalanan anlaşmada Aral Vakfı’nın sorumlulukları, devletlerarası konseyin vazifeleri ve yeni işbirliği alanları belirlenmiştir.

Daha sonra Yeni Zelanda, Japonya, İsveç, İtalya, Kuveyt, İngiltere ve Finlandiya gibi ülkeler söz konusu vakfa yardımda bulunmuştur. Dünya Bankası 3 milyon dolar, Avrupa Birliği 1,4 milyon dolar, Uluslararası Çevre Koruma Fonu ise 500 bin dolar yardımda bulunmuştur. Aral’ın kurtarılması yönünde yapılan 2. zirve toplantısı 2004 yılında Türkmenistan’ın başkenti Aşkabat’ta toplanmıştır. Zirve sonunda Aral’ın ekolojik sorunlarının çözülmesi, bütün ülkelerin ve uluslararası kuruluşların desteğini alarak Aral’ın yeniden canlandırılması, çölleşmenin önlenmesi için tedbir alınması ve Aral kıyısında yaşayan halkın geçim sorunlarına çözüm getirilmesi gibi somut öneriler üzerinde anlaşmalar yapılmıştır.

Aral’ın kurtarılması doğrultusunda uzun zamandan beri çeşitli akademik ve bilim çevrelerinde birçok bilimsel proje ve fizibilite raporu hazırlanmıştır. Başta Kazakistan ve Özbekistan üniversiteleri olmak üzere bölgedeki pek çok üniversite, araştırma merkezi ve düşünce kuruluşu bu konuya ilgi göstermiştir. Konu ile ilgili çeşitli düzeylerde akademisyenlerin, devlet adamlarının, bürokratların, gazetecilerin, çevre kuruluşlarından gönüllülerinin ve bölgeyle ilgilenen diğer kişi ve kuruluşların katılımlarıyla yerel, bölgesel ve uluslararası kongreler, sempozyumlar, çalıştaylar ve seminerler düzenlemiştir. Aral’ın geleceği, kıyıdaş ve komşu devletlerin katılımıyla gerçekleşen birçok toplantı, liderler zirvesi, su, enerji ve çevre bakanlarının oturumları ve alt düzey bürokrat, uzman ve teknik adamların katıldığı toplantıların gündemini oluşturmuştur.

Birleşmiş Milletlere bağlı ihtisas kuruluşları, uluslararası çevre örgütleri, dünya su forumu ve benzer uluslararası kuruluşlarda dönem dönem Aral’da meydana gelen çevre felaketini gündeme getirmiştir. Söz konusu bilimsel, devletlerarası oturumlar, akademik ve gönüllü kuruluşların görüş ve öngörüleri birçok bilimsel raporda kamuoyuna açıklanmıştır. Başta Nukus Üniversitesi ve Karakalpakistan Özerk Cumhuriyeti’ndeki araştırma enstitüleri, yayımladıkları birçok bilimsel raporla felaketin çevresel etkilerini, alınacak önlemleri ve geleceğe yönelik öngörülerini ortaya koymuştur.

Aral’ı besleyen nehirlerin eski konumlarına getirilmesi ve böylece Göl’e akan su hacminin artırılması, en başta gelen öneri olarak hemen hemen bütün raporlarda yer almıştır. Hatta bu hususta Özbekistan ve Kazakistan’a somut öneriler sunularak Göl’ü besleyen nehirlerden su alımını azaltmaları önerisi getirilmiştir. Doğal olarak böyle bir tedbir bölgenin en önemli ticari ürünü olan pamuk üretiminin azalacağından dolayı pek fazla rağbet görmemiştir. Aral’ı kurtarma projelerinden bir diğer öneri ise, Aral Gölü ile Hazar Denizi’ni birleştirme planıdır. Bilindiği gibi Aral Gölü ile Hazar Denizi arasındaki uzaklık 500 km’dir ve son 30 yılda Hazar Denizi’ndeki su seviyesi ise devamlı yükselmektedir.

Hazar Denizi’nde su seviyesinin yükselmesi İran’ın kuzey bölgesinde bulunan Gilan ve Mazenderan illerindeki birçok liman kentini su altında kalma tehlikesiyle karşı karşıya bırakmıştır. Hatta İran devleti kentleri ve tarım arazilerini korumak için deniz kıyısına dev beton duvarlar inşa etmektedir. Yine Azerbaycan Cumhuriyeti’nin doğusunda Hazar Denizi kıyısındaki birçok kent ve petrol tesisi su altında kalma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Bu ortamda kimi uzmanlar Aral Gölü ile Hazar’ı bir kanal vasıtasıyla birbirine bağlama projesini ortaya koymaktadır. Bu projeyi savunanlara göre yer çekimi kuralları gereği fizik kuralları doğrultusunda Hazar’ın artan suyu bu kanal vesilesiyle Aral’a akacak, böylece Aral kurtulurken Hazar’da su seviyesi düşerek kıyı kentleri su altında kalma tehlikesinden kurtulacaktır. Bazı uzmanlara göre tedbir alınmadığı takdirde 2020 yılına kadar Hazar’ın su seviyesi 5 metre yükselerek etrafındaki kentleri ve yerleşim birimleri su altında kalma tehlikesiyle karşı karşıya bırakacaktır.(11)

Aral Gölü ile Hazar Denizi’ni birleştirme projesi, bölge ülkelerinin ekonomik ve teknolojik kapasitesinin çok üzerinde olduğundan dolayı proje, Birleşmiş Milletler’e bağlı ihtisas kuruluşlarının öncülüğünde, uluslararası mali teşkilatların sağlayacağı finansmanla ve uluslararası bir konsorsiyum tarafından geçekleştirilmelidir. Tabiatıyla bölge ülkeleri projeye maddi, lojistik ve insan kaynakları bakımından yardımcı olmalıdır. Esasen bundan önce uluslararası finans kuruluşları Aral için kaynak tahsis etmiştir. Örneğin Dünya Bankası Aral’ın kuzey bölümünün suyunun muhafaza edilmesi için inşa edilecek bir baraj için 50 milyon dolar bütçe ayırmıştır.(12) Uluslararası kuruluşların başka girişim ve projeleri de söz konu olmuştur. Örneğin Dünya Bankası Aral Gölü’ne akan nehirleri kullanmama ve alternatif su kaynakları bulma doğrultusunda 1995 yılına kadar Özbekistan’a 135 milyon dolar, Türkmenistan ve Kazakistan’a 30 milyon dolar kredi vermiştir.(13) Ulusal, bölgesel ve uluslararası projelerden bazıları planlama, bazıları uygulama, bazıları ise fizibilite aşamasındadır. Kısa, orta ve uzun vadeli planlamalar, Aral Gölü’nün kurtarılması için hayata geçirilmeyi beklemektedir.

Sonuç olarak; Siriderya, Amuderya, Pamir Dağları, Aral Gölü, Hazar Denizi, Aydara, Çardara Gölleri, Mahtaral, Karakum, Kızıl Orta ve Taklamakan Çölleri, Fergana Vadisi ve yukarda saydığım nehirlerin, göllerin, vadilerin, çöllerin önemli bir kısmını köy köy, kent kent, dolaşan birisi olarak, Aral gibi bir zamanlar bölgenin hayat kaynaklarından birisi konumunda olan canlı bir gölün yavaş yavaş yok olması düşüncesinden çok etkilenmişimdir. Açıkçası Aral’ın bu halini gören her insan tarifi mümkün olmayan bir hüzün duygusuna kapılacaktır. Aral’ın canlılığını yitirdiği, bütün uluslararası ve bölgesel girişimlere rağmen can çekişmeye devam ettiği kesin olarak bilinmektedir. Yukarıda sözünü ettiğim Siriderya ve Amuderya Nehirleri’nin geniş bir arazide birbirlerine paralel olarak Aral’a doğru akarken, kentleşme, aşırı kullanım, çevre kirliliği, iklim değişiklikleri ve birçok nedenden dolayı Aral’a ulaşmadan buharlaşması Göl’e giren su miktarında önemli miktarda azalma sonucunda Göl kuruma felaketiyle karşı karşıya kalmıştır.

Aral’ın kurtarılmasına yönelik projelerden yukarıda söz etmiştim. Bu projelerin başında Aral Gölü ile Hazar Denizi’ni 500 km’lik bir kanalla birleştirme projesi gelmektedir. Her ne kadar bu proje fizibilite aşamasında ise de daha şimdiden pek çok bilim adamı, jeolog ve çevre bilimciye göre projenin gerçekleşmesi muhtemel görünmemektedir. Projenin ekonomik, yapısal, coğrafi ve bölgenin iklim şartları dolayısıyla hayata geçmesi pek mümkün gözükmemektedir. Bazı bilim adamlarına göre, projeyle birlikte iki su kütlesi arasındaki birleşme gerçekleştirilirse, Hazar Denizi’ndeki su seviyesi 5-6 metre düşecektir. Bu durum ise Hazar kıyısındaki bazı önemli liman kentlerini olumsuz yönde etkileyeceği ve su seviyesinin düşmesiyle birlikte bu limanların işlevini kaybedebileceği ileri sürülmektedir. Kimi uzmanlara göre böyle bir durumda İran, Azerbaycan ve Rusya’nın liman kentleri su seviyesinin düşmesiyle liman olma özelliklerini kaybedecektir.

Ayrıca bütün görüşme ve diplomatik girişimlere rağmen, Hazar’ın hukuki statüsü hala belirlenmemiştir. Hazar’a kıyıdaş ülkeler yani Rusya Federasyonu, Kazakistan, Türkmenistan, İran ve Azerbaycan devletleri arasında Hazar’ın dibinde bulunan zengin petrol ve doğalgaz yataklarının paylaşımı hususundaki ihtilaflar devam etmektedir. Öte yandan pamuk üretiminin Özbekistan’ın ekonomisinde yeri doldurulmayacak bir önemi bulunmaktadır. Kazakistan’ın ise en kaliteli pamuğu Çardara Gölü ile Aydara Gölleri arasında bulunan Mahtaral Bölgesi’nde üretilmektedir. Bu iki ülkenin pamuk üretimi hassasiyetlerini göz önünde bulunduracak olursak, Aral’a akan nehirlerin su miktarında artış beklemek en azından kısa vadede olanaksız olarak görülmektedir. Aral’ın geleceği, özellikle Özbekistan ve Kazakistan’dan sonra Türkmenistan, Tacikistan ve Kırgızistan’ın aktif katılımı, desteği ile bu ülkelerin Göl’e öncelik tanıması ile çözüme kavuşturulabilecektir.

YÜKSEK STRATEJİ

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

Fight Gang Stalking

Fight the corrupt elite and their Stasi puppets

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

WordPress.com News

The latest news on WordPress.com and the WordPress community.

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 2.815 takipçiye katılın

%d blogcu bunu beğendi: