Etiket arşivi: ARAŞTIRMA DOSYASI

ARAŞTIRMA DOSYASI : Suriye’den Türkiye’ye gelerek Hatay’ın Reyhanlı ilçesine yerleşen SURİYE Lİ MÜLTECİLER ile söyleşi

Suriye’den Türkiye’ye gelerek Hatay’ın Reyhanlı ilçesine yerleşen Mahmut el İbrahim Nasiri ile söyleşi

Halep’li mobilya doğrama ustası Mahmut el İbrahim Nasiri “Türkiye hududuna yakın yerlerde ikamet edenler var ancak elektrik, su, ekmek sıkıntısı içindeydiler. Böyle devam ederse onlarda gıda yetersizliğinden açlık ve sefaletten dolayı göç edeceklerdir” diyor.

ORSAM: Biraz kendinizden bahseder misiniz?

Mahmut el İbrahim Nasiri: Suriye’nin Halep ili Aziziye Mahallesi’nde yaşıyordum. 25 yaşındayım mobilya doğrama ustasıyım. Yaşlı annem babam ve dört kız kardeşimle birlikte yaşıyorduk.

ORSAM: Suriye’de iç savaş öncesi hayatınızı, iç savaşta yaşadıklarınızı ve sizi Türkiye’ye getiren nedenleri anlatır mısınız?

Mahmut el İbrahim Nasiri: Halep’te yaşayacak durumum kalmadı, annem ev hanımı, babam emekli. Babamın emekli aylığı 20 bin Suriye parası, TL olarak 400 lira civarında. Bana bir iş yeri açmıştı babam, askerliğimi de yeni bitirmiştim. Mobilya atölyesinde koltuk, kanepe, dolap, büro malzemeleri yapıyordum. İyi bir işim ve gelirim vardı, kız kardeşlerim ise çalışmıyordu. Bombardımanda bütün Haleplilerin başına gelenler gibi benimde iş yerim ve çevresi bombalandı, evimiz de kısmen yıkıldı oturulamaz hale geldi. Açlık sefalet ve kapalı alanda sıkışıp kalmak bir yana hastalıklar da başladı.

7 kişilik bir aile olarak Hatay Reyhanlı’da bir ev kiraladık. Mesleğimle ilgili bir iş buldum bana burada 20 lira yevmiye veriyorlar ve evimizin kirası 600 lira. 7 kişilik bir ailenin aylık masrafı en az 1500 TL, bazı Suriyeli dostlardan tanıdıklardan borçlandım, şu an Suriye’ye gidip babamın emekli maaşını da alamıyoruz, babam da gidemeyecek durumda. Halep’e geri dönmek intihar gibidir. Reyhanlı’da tarım işleri var kadınlar tarlalara gidip çalışıyor ancak benim aile fertlerim bugüne kadar hiç arazide çalışmadı bu kış mevsiminde açık alanda sabah 07.00 dan 15.30 a kadar tarlada çalışmak için alışkın olmak gerek ama mecbur kaldık. Çalışmaya gittiler 1 günü zor geçirdiler zaten bilmedikleri bir iş olduğu için ertesi gün gitseler de işe almayacaklarını söylendi. Şu an Ocak ayındayız ve hala evimizde bir sobamız yok, yeteri kadar yorgan ve battaniyemiz de yok. Soğuk bir evde küçük bir tüpten ısınmaya çalışıyoruz.

Ailemden gizli Halep’e gittim ne evimizde eşya kalmış ne de bir komşu. Mahalle ve semt olduğu gibi terk edilmiş her tarafta pis koku, elektrik su da yok, dumanlar ve ev yıkıntılarından başka bir şey yok. Suriye bitmiş Halep tanınmaz halde. Her taraf asker, tank ve soygun çeteleri ile dolu, aile kalmamış, ticaret durmuş.

İdlib’e bağlı köylerden birine uğradım Türkiye hududuna yakın yerlerde ikamet edenler var ancak elektrik, su, un ve ekmek sıkıntısı içindeydiler. Sebze meyve denilen bir şey kalmamış herkesin geçmişten kalma birkaç kahvaltılık yemeği, çayı, şekeri var oda bir mevsim zor yeter. Böyle devam ederse onlarda gıda yetersizliğinden açlık ve sefaletten dolayı göç edeceklerdir.

* Bu söyleşi, 15 Ocak 2013 tarihinde Feyyat Özyazar tarafından Hatay’ın Reyhanlı ilçesinde gerçekleştirilmiştir.

***

Suriye’den gelip Hatay Reyhanlı’da kalan Hurşid Cabir El Salahi ile söyleşi

Hurşid Cabir El Salahi, İçsavaş başlayınca eşini ve çocuklarını, anne, baba ve kardeşleriyle birlikte Türkiye’ye göndermiş, kendisi Ceyş el Hür saflarında savaşmak amacıyla kalmış. “Göç olaylarının çoğu Ceyş El Hür’e destek gelmesin diye bölgenin bombalanması neticesidir” diyor.

ORSAM: Biraz kendinizden bahseder misiniz?

Hurşid Cabir El Salahi: Suriye’nin İdlib İli’ne bağlı Taftanaz Beldesi’ndenim. 32 yaşında, evli ve iki çocuk babasıyım.

ORSAM: Suriye’deki iç savaş sizi ve ailenizi ne şekilde etkiledi? Türkiye’ye geliş sebepleriniz nelerdir?

Hurşid Cabir El Salahi: İçsavaş başlayınca eşim ve çocuklarımı, annem, babam ve küçük kardeşlerimle birlikte Türkiye’ye gönderdim ve ben Ceyş el Hür saflarında savaşmak amacıyla kaldım. İdlib bölgesinde bütün çalışmalarda hazır oldum. Çok sayıda asker öldürdük. Çok sayıda tank tahrip ettik ve çok sayıda askeri malzeme ele geçirdik. Taftanaz ilçesi 15 bin nüfuslu bir yerleşim, havaalanına 2 km.lik bir mesafededir. Suriye’de ilçeler ve beldeler arasında en çok bombalanan yer, en azından 150 şehidimiz var ilçemizde. Yüzlerce ev, cami, iş yeri ve akla gelen ne varsa bombardıman sırasında yıkıldı.

Havaalanını birkaç kez kuşattık ancak yeteri kadar askeri malzeme olmadığından bir türlü bu ele geçiremedik. Uçakta düşürdük, helikopter de. Ancak tesadüflerle veya şans eseri, gerçek bir ölçüm aracımız yoktu. Rastgele yaylım ateşleri ile uçakları vuruyorduk, isabet oranımız azdı. Bölgemizde ortalama 400 bine yakın Mücahit var. Ancak çoğu askeri eğitimden uzak, sadece gönüllü olarak gelmişler. Iraklı, Yemenli, Libyalı ve Filistinli de var aramızda. Bizlerin bu bölgede varlığı sebebiyle köylülerden bize yiyecek, giyecek ve barınma yardımı engellensin diye bu yerler bombardıman altında kalıyor. Biz savaşırken yemeğimiz, dinlenecek yerimiz olmadığından yorgun düşüyoruz ve dağılıp uzak yerlerde dinlenmek zorunda kalıyoruz.

Göç olaylarının çoğu Ceyş El Hür’un bu bölgede olması ve bizlere destek gelmesin diye bombalanması neticesidir. Bizi sindirmek, halkı sindirmek amacıyla ulaşım yolları kapatıldı, belli noktalar bombalandı ve tarım arazilerimizdeki mahsullerimiz yakıldı. Sırf faydalanmayalım diye ağaçlar kökünden söküldü.

Bir iki yara aldım ama ciddi değil. Sağlık ekibimiz var, tıbbi malzemelerimiz de var. Ancak yataklı hiçbir hastanemiz yok bölgede. Ya geniş bir evi veya ambarı hastaneye çevirmiş durumdayız ya da bir çadırı. Türkiye’nin yardımları ile Cilvegözü Hudut kapısından sonraki Suriye Babel-Hava da bir hastane açıldı. Türk yetkililer gelip açılışa katıldılar güzel bir hastane oldu ancak çadırkentlerde yaşayanlara ve çevre köylere hizmet verebilecek kapasitede ağır yaralıları ameliyat edecek derecede tıbbi cihaz ve malzeme olduğunu sanmıyorum.

Biz mücahitlere parasal yardım, Türkiye’deki aile fertlerimize de gıda-yiyecek türlü her şey veriliyor, giyim kuşamda dağıtılmış. Belli bir parasal yardımda geliyor. Dinlenmek için Türkiye’ye geldim.

* Bu söyleşi, 15 Ocak 2013 tarihinde Feyyat Özyazar tarafından Hatay’ın Reyhanlı ilçesinde gerçekleştirilmiştir.

***

Suriye’den gelip Hatay Reyhanlı’da kalan Haşim Necmeddin el Salahi-abu Zeldan ile söyleşi

Toptan gıda malzemeleri satan Haşim Necmeddin el Salahi satacak ürün ve yeni mahsul olmayınca iş yerini kapatmış. Ticaret yapma olanağı bitip, gelir imkanı kalmayınca ve ortada can güvenliği de olmayınca çocuklarını da alıp Türkiye’ye göçmüş.

Haşim Necmeddin el Salahi-abu Zeldan: Suriye’nin İdlib iline bağlı Serakıb beldesindenim. 51 yaşında, dört çocuk babası bir tüccarım.

ORSAM: Suriye’deki hayatınız nasıldı, Türkiye’ye geliş sebebiniz nelerdir?

Haşim Necmeddin el Salahi-abu Zeldan: Suriye’de toptan gıda malzemeleri satarım. Genelde bütün kuru maddelerin yanı sıra bölgenin zeytin bağı olanların zeytinlerini alırım. Zeytinyağı tenekelerini köylülere veririm, köylülerde mahsul sonrası zeytinyağı ile birlikte bana teslim ederler. Başta Halep-İdlib-Hama ve Şam’a kadar bağlantılı olduğum tüccar arkadaşlarıma gönderirdim. İyi bir ticaretim vardı. İç savaş çıkınca köylüler zeytinliklerini toplayamadan göç etmek zorunda kaldılar. Bakımı yapılmayan ağaçlar ve tanesi toplanamayan ağaçların çoğu başkaları tarafından istila edildi. Çoğu ağaçlar odun amaçlı olarak yerinden sökülüp götürüldü. Bölge halkı elektrik ve mazot olmadığından bağlara ekili bütün ağaç türlerine hücum edip sökmeye başladılar. Isınmak ve yemek amacıyla artık odun kullanılmaktadır. İş yerimde ne var ne yok hepsini satıp tükettim. Satacak bir malım kalmadı yeni mahsul olmayınca iş yerimi kapattım. Ticaret kalmayınca, gelir kalmayınca ve ortada can güvenliği de olmayınca çocuklarımı da alıp Türkiye’ye göçtüm.

Benim gibi maddi durumu iyi olan birkaç kişiyle birlikte hareket edip, Suriye’de kalan yoksullara Reyhanlı’da oturup yerleşenlere her türlü desteği veriyoruz. Gıda maddesi, battaniye ve çeşitli giyim kuşam eşyaları dağıttık vatandaşlarımıza. Kış ortasında sobası olmayan çok aile var. Suriye’ye gidip geliyorum. İdlib’in kırsal kesiminde Nizam Ordusu yoktur. Beşar’ın birlikleri şehir merkezinde ve Şam-Halep arasında hakimiyet kurmuş. Ulaşım yolları kapalı, bir cadde, bir ara, sokak açık değil. Her yerde barikatlar, yakılmış arabalar, taş toprak yığını, kontrol noktaları var. Halep’in içi de öyle. Hiçbir caddesinde ulaşım yoktur. Kış mevsimi olmasına rağmen pis kokular yayılmış, ileride havalar ısınınca hiçbir canlı bu kokular içinde yaşayamaz. Savaşta, bombardımanda ölmeyenler, ileride pislik kokularından, hastalıklardan ölecekler. Enkaz altında gömülmemiş insan cesetleri bile var.

Bazı aileler yakınlarının nerede olduğundan haberdar değil. Kardeşler, yetişkin evli çocuklu her biri bir yerde. Herkes kendi can derdine düşmüş. Kimin nereye göçtüğü belli değil.

* Bu söyleşi, 15 Ocak 2013 tarihinde Feyyat Özyazar tarafından Hatay’ın Reyhanlı ilçesinde gerçekleştirilmiştir.

***

Suriye’den Türkiye’ye gelerek Hatay’ın Reyhanlı ilçesine yerleşen Vasfi Hüseyin el Bagari-abu Nahsen ile söyleşi

Yedek parça ve tarım sulama tesisatları satan Vasfi Hüseyin el Bagari “Bölgemizdeki bazı insanlar göç etmiyor acılara sıkıntılara baskılara dayanıyor, bir kısmı malını terk edemiyor, bir kısmı maaşlı insanlar geldikleri an maaşları kesilir, gelirleri kalmaz” diyor.

ORSAM: Biraz kendinizden bahseder misiniz?

Vasfi Hüseyin el Bagari-abu Nahsen: Suriye’nin Halep ilinde Al Bab ilçesinde yaşıyordum. 47 yaşındayım 3 çocuğum var. Lastik, yedek parça ve tarım sulama tesisatları satıyordum.

ORSAM: Suriye’de iç savaş öncesi hayatınızı, iç savaşta yaşadıklarınızı ve sizi Türkiye’ye getiren nedenleri anlatır mısınız?

Vasfi Hüseyin el Bagari-abu Nahsen: İlçede çok güzel bir evim vardı zamanında 7 milyon Suriye parası ile almıştım o tarihlerde, TL olarak 200 binin üzerinde eder. Geniş bahçeli bir ev. İş yerim de bana aitti, içinde malzemelerin olduğu bir ambar ve perakende satış yerinin olduğu raflı dekorlu bir iş yeri. Oğlum Nahsen ile düzenli ve huzurlu bir hayatımız vardı. Kimseye muhtaçlığım yoktu. Her türlü aracın yedek parçalarını bulundururdum, tarım alanında sulamada kullanılabilecek her türlü boru, jeneratör ve benzeri şeyler satardım, iyi bir sermayem vardı.

İç savaş başlayınca tarım arazileri ekilemez oldu, göçte başlayınca satışım tamamen durdu. Mahsulden mahsule bana hesap ödemesi yapan köylüler ödeme imkanını kaybedince alacaklarım gitti. Paranın değeri düştü. Göç edenler maddi zarara uğrasa da baskıdan zulümden kurtuldular. Göç etmeyenler sıkıntı içinde kaldılar. Ben göçmesem de kardeşim akrabam göç etti, ister istemez bir huzursuzluk ve yalnızlık yaşadım. Aile fertleri birbirimizden haber alamaz hale geldik. Bombardıman oldu istilacı guruplar mallarımızı elimizden zorla aldılar, suyumuz elektriğimiz kesildi, buğday stoklarımız azaldı, evde pişirdiğimiz ekmeğe bir katık bulamaz hale geldik. Etrafımdaki gençler katıldıkları savaşlarda öldüler Suriye’de kalan ailelerin çoğu yaslı, yoksulluk içindeler.

Böyle bir ortamda kalmam mümkün olamazdı, bende çevremdeki insanlar gibi göç ettim. Bölgemizdeki bazı insanlar göç etmiyor acılara sıkıntılara baskılara dayanıyor, bir kısmı malını terk edemiyor, bir kısmı maaşlı insanlar geldikleri an maaşları kesilir, gelirleri kalmaz. Bir kısmının çocuğu Halep’te Şam’da Suriye’nin birçok bölgesinde görevli okumuş insanlar. Bu insanların aileleri göç ettiği an haber alınamıyor çocukları zarar görüyor.

Şu anda kiralık bir evde oturuyorum, eskiden oturduğum lüks evim ne oldu ne hale geldi bilmiyorum. Türkiye’de can güvenliğim olsa da huzur ve mutluluğum yoktur.

* Bu söyleşi, 15 Ocak 2013 tarihinde Feyyat Özyazar tarafından Hatay’ın Reyhanlı ilçesinde gerçekleştirilmiştir.

***

Suriye’den Türkiye’ye gelerek Hatay’ın Reyhanlı ilçesine yerleşen Cemal Nasır al Sarhani abu Kamil ile söyleşi

Turistik lokanta işletmecisi Cemal Nasır al Sarhani “Herkesin kendi can derdine düştüğü bu ortamda yardımlaşma ve insanı duygular yok olmuştu kuru ekmek bile saklanır hale gelmişti. Evinde gıda maddesi olan insanlar bir başkasına vermiyordu” diyor.

ORSAM: Biraz kendinizden bahseder misiniz?

Cemal Nasır al Sarhani abu Kamil: Suriye’nin Halep ilinde Maşarka semtinde yaşıyordum. 52 yaşındayım. Turistik lokanta işletiyordum.

ORSAM: Suriye’de iç savaş öncesi hayatınızı, iç savaşta yaşadıklarınızı ve sizi Türkiye’ye getiren nedenleri anlatır mısınız?

Cemal Nasır al Sarhani abu Kamil: Halep Kalesi Bölgesinde geniş bir iş yerim vardı, semtin en lüks lokantası ve nargile yeri olarak biliniyordu. 6 çalışanımla birlikte yıllarca bu sektöre hizmet verdim. İç savaş başlamadan önce Halep sosyetesinin buluştuğu dinlenme yerlerinden biriydi. Her türlü Arap ve Ortadoğu yemekleri kebap ve meze çeşitleri ile ünlü bir yerdi. İç savaş ile birlikte bölge diğer bölgeler gibi bombalandı, ana yollar kapatıldı, elektrik ve sular kesildi bu nedenle iş yerimi terk etmek zorunda kaldım.

Halkın toplu olarak oturma imkanı kalmadığı gibi lokantaya ve nargileye ayıracak zamanları da imkanları da kalmamıştı. Çok zenginler göç etmişti çevremde sadece yoksul ve az geliri olan insanlar kalmıştı. Bombardımanla Halep’in alt yapısı tamamen bozulmuştu, Halep’e çevre illerden kimse gelmiyordu, ticaret hayatı yok olmuştu, hiçbir sebze meyve hatta kuru maddeler bile getirilemez olmuştu. Böyle bir ortamda lokantada çalışamaz, insanlar evlerinde barınamaz duruma gelmişti.

Birkaç bombalama olayına şahit oldum, evler yıkıldı iş yerleri tahrip edildi ve yağmacılar tarafından soyuldu. Herkesin kendi can derdine düştüğü bu ortamda yardımlaşma ve insanı duygular yok olmuştu kuru ekmek bile saklanır hale gelmişti. Evinde unu pirinci ve başka gıda maddesi olan insanlar bir başkasına vermiyordu. Soğuk günlerde yüzlerce aile sobasız evlerde yıkıntılar içerisinde battaniyelere sarılarak hapis hayatı yaşıyordu.

Bu ortamdan kurulmak için ben de mecburen göç ettim ve hala Türkiye’deyim. Burada işsiz durumdayım ancak iş bulursam çalışacağım.

* Bu söyleşi, 15 Ocak 2013 tarihinde Feyyat Özyazar tarafından Hatay’ın Reyhanlı ilçesinde gerçekleştirilmiştir.

***

Suriye’den Türkiye’ye gelerek Hatay’ın Reyhanlı ilçesine yerleşen Taha Allavi el Hüseyin- abu Nazmi ile Söyleşi

Suriye’nin Hama ili Karm el Cebel Rif Bölgesinden göç eden Taha Allavi el Hüseyin Hama’da ulaşımın tamamen durduğunu, yolların tahrip edildiğini ve güvenliğin kalmadığını akaryakıt sıkıntısından birçok insan yollarda kaldığını anlatıyor.

ORSAM: Biraz kendinizden bahseder misiniz?

Taha Allavi el Hüseyin- abu Nazmi: Suriye’nin Hama ili Karm el Cebel Rif Bölgesindenim. 65 yaşındayım. 6 çocuğum ve 3 torunum var. Suriye’de yaşarken şehir içi ve şehirlerarası otomobil dolmuşluğu yapıyordum. 1 otomobil durağım ve 8 aracım vardı.

ORSAM: Suriye’de iç savaş öncesi hayatınızı, iç savaşta yaşadıklarınızı anlatır mısınız?

Yıllardan beri otomobil şoförlüğü yaparım, şehir içi şehir dışı bütün Suriye’yi dolaştım. Çocuklarımda şoförlük yaparak ekmek parası kazanmaktalar. İç savaş başlayınca bombalanan ilk vilayetlerden biri Hama oldu. Eski tarihlerde de bombalanmış yıkım ve ölüm görmüş bir yerdir Hama. Bombalamalardan sonra, şehir içi yollar, cadde ve sokaklar ulaşıma kapanacak derecede tahrip oldu. Her yerde barikat, her yerde kontrol olunca bizimde çalışmalarımız aksadı. Hama’ya dışarıdan gelen kimse kalmayınca ulaşım sektörü tamamen durdu. Şehirlerarası yollarda da güvenliğe dair bir şey kalmamıştı. Ayrıca akaryakıt sıkıntısından birçok insan yollarda kaldı ve vurulma endişesiyle yaşamak zorunda kaldı. Daha sonra da güvenlik sebebiyle çalışmalar tamamen durdu. Çok kez uçaklar, helikopterler ve şehir içinde bulunan keskin nişancılar halkımızı vurdu. Birçok araç içinde bulunan yolcular ile birlikte vuruldu, onlarca insan bu şekilde ölüp gitti. Benimde 8 aracım vardı, ikisini kaybettim. İç savaş başlayınca da 4’ünü sattım. Kalan ikisini de ben ve oğlum kendi ihtiyaçlarımız için kullanıyoruz.

* Bu söyleşi, 15 Ocak 2013 tarihinde Feyyat Özyazar tarafından Hatay’ın Reyhanlı ilçesinde gerçekleştirilmiştir.

ARAŞTIRMA DOSYASI : Irak’ta Yerel Seçimler Ertelendi

Bilgay Duman

ORSAM Ortadoğu Uzmanı

20 Nisan 2013’te Irak Kürt Bölgesel Yönetimi kontrolündeki 3 il (Erbil, Süleymaniye ve Duhok) ile statüsü konusunda tartışmalar olan Kerkük dışındaki 14 ilin yönetimlerinin belirleneceği yerel seçimler Musul ve Anbar’da ertelendi. 14 ilin meclisinde bulunan 447 sandalye için 265 siyasi oluşum, bu siyasi oluşumlar arasından oluşturulan 50 koalisyon ve toplamda 8100 aday yarışacağı yerel seçimler için kampanyalar bile başlamıştı. Ancak Irak Bakanlar Kurulu’nun 19 Mart 2013 Salı günü olağan toplantısında alınan karar gereği 20 Nisan 2013’te yapılması gereken yerel seçimlerin Anbar ve Musul için 6 ay ertelendiği açıklandı. Ancak seçimlerin ne zaman yapılacağına ilişkin bir tarih verilmedi. Ayrıca seçimlerin ertelenmesi için belirtilen 6 aylık süre de maksimum süre olarak belirtildi. Ertelenme gerekçesi olarak Irak’ın genel güvenlik durumunun kötüleşmesi ve Anbar ile Musul’daki durumun stabil olmaması olarak açıklandı.

Bilindiği gibi yaklaşık 3 aydır başta Musul ve Anbar olmak üzere Sünni vilayetlerinde hükümet karşıtı gösteriler düzenleniyor. Sünniler federal bölge konusunda ısrarlı tavrını devam ettirirken, diğer yandan da hükümetten özellikle tutuklular konusunda haklar talep diliyor. Bununla birlikte Anbar İl Meclisi 11 Mart 2013’te yaptığı toplantıda Anbar’daki yerel seçimlerin ertelenmesine yönelik bir karar almış, ancak hükümet reddetmişti. Ancak son dönemde özellikle Bağdat’ta yaşanan şiddet eylemleri hükümetin seçimleri ertelemesine sebep oldu. Bilindiği gibi 15 Mart’ta Irak Adalet Bakanlığı’na yönelik yapılan saldırıda 30’dan fazla kişi hayatını kaybetmişti. Bakanlar Kurulu’nun yapıldığı 19 Mart’ta ise öğlene kadar Bağdat’ın 15 bölgesinde bombalı araçlarla saldırılar düzenledi.

Bu durum hükümetin seçim sırasındaki güvenlik kontrolünün sağlanması konusunda şüpheler uyandırmış olabilir. Zira seçim döneminde yaşanan bu patlamalar seçim kampanyalarının yapılmasını engellediği gibi, Musul, Anbar, Selahaddin, Bağdat gibi illerde Sünniler tarafından düzenlenen gösteriler de seçim hazırlıklarının tamamlanmasının önüne geçmiştir. Öte yandan seçimler açık liste usulü ile yapılmasından dolayı il meclisleri için aday olanların isimleri bilinmektedir. Bu yüzden adaylara yönelik saldırılar da artmıştır. Örneğin Musul’da seçime girecek 3 aday suikaste uğramıştır. Bu durum seçimlerin sağlıklı yapılmasının önüne geçmektedir. Öte yandan Irak Bağımsız Yüksek Seçim Komiserliği de özellikle Musul ve Anbar’da tam olarak hazırlıklarını tamamlayamamıştır. Bu nedenler seçimlerin ertelenmesine neden olmuş olabilir.

Seçimlerin ertelenmesi bazı sonuçları da beraberinde getirecektir. Özellikle Sünni grupların bu durumdan olumsuz etkileneceğini söylemek mümkündür. Zira gösterilere çıkan Sünni grupların bazıları seçimlerin yapılmasını isterken bazıları da ertelenmesini talep etmektedir. Bu yüzden Anbar İl Meclisindeki oylamaları bütün gruplar katılmamıştır. Irak İslam Partisi ertelemeye karşı çıkmıştır. Anbar’daki ertelenme kararı oy çoğunluğuyla alınmıştır. Bu durum gösterileri bastırmak isteyen Irak Başbakanı Nuri El-Maliki için bir avantaj yaratabilir. Diğer taraftan bu erteleme kararı kriz içerisinde olan hükümeti iyice sarsabilir. Zira hükümet içerisinden kararın alındığı ilk andan itibaren tepkiler yükselmiştir. Irak Parlamento Başkanı Usame Nuceyfi, kararın gerekçelerinin yeterli olmadığını, erteleme konusundaki karar sahibinin halk olacağını ifade ederek, ertelemeye karşı olduğunu açıkça ortaya koymuştur. Bu durum hükümeti iyice zayıflatabilir. Bilindiği gibi Irak’ta 2014’te de genel seçimlerin yapılması planlanmaktadır. Irak’taki güvenlik durumunun kötüye gitmesi durumunda erken genel seçime gidilebilir. Genel ve yerel seçimlerin birleştirilmesi ve iki seçimin bir arada yapılması söz konusu olabilir. Böyle bir durumda daha birlik gözüken Şii gruplar ve Maliki avantaj sağlayacaktır.

ARAŞTIRMA DOSYASI : Brain Power : Mind Control of External Devices

A person moving mouse cursor on a computer screen is an insignificant accomplishment. Heck, even a monkey can do it.

But if the person is a quadriplegic controlling the cursor with nothing but brainwaves, now that would be interesting. And it’s been done.

Brain-computer interface systems, although still in developmental and experimental stages, are becoming increasingly more powerful and applicable. Advancements in neural signaling research make it one of the hottest fields in biomedical engineering.

Better sensing systems

Earlier this year, researchers indeed trained four people suffering epilepsy to move a computer cursor with the power of thought. The patients, who were waiting to have brain surgery, were already fitted with small sheets of signal-detecting electrodes on the surfaces of their brains.

The patients were asked to perform certain tasks – such as opening and closing their hands and sticking out their tongue – while scientists determined what brain signals were associated with these movements.

Ancient Behaviors Hard-Wired in Human Brain

Your Brain Works Like the Internet

Only Using Part of Your Brain? Think Again

Monkey’s Brain Runs Robotic Arm

Next, the signals from these movements were matched up with movements of the cursor on the screen. For example, the thought of opening of the right hand might move the cursor to the right. The subjects were then asked to move the cursor from one spot to another on the screen by thinking about making the movements.

The patients had some difficulty at first, but each was able to control the cursor with their thoughts and with over 70 percent accuracy after a few minutes. One patient was operating at 100 percent accuracy by the end of the trial.

"All our subjects were able to control the computer cursor using imagined representations of motor movements," said Daniel Moran of Washington University.

This study was the first to prove that sensors placed on the surface of the brain are preferable to the standard forms of sensors – either embedded deep in the brain tissue or worn as a cap. They are less intrusive than an embedded variety and potentially more stable and powerful than the cap, which receives weak brain signals that have passed through the skull.

The BrainGate

Only a handful of clinical studies include quadriplegics as participants. One at Brown University and Cyberkinetics Neurotechnology Systems, Inc., is working to develop a system called BrainGate.

In this-one patient pilot study, a sensor is implanted on the surface of the primary motor cortex, the area of the brain responsible for movement. The sensor, smaller than a penny, has hair-thin electrode probes that penetrate about a millimeter into the brain and are designed to pick up electrical impulses from the motor neurons.

About twice a week the participant performs cursor-moving tasks with his thoughts that are meant to demonstrate proof of principle of the technology and to evaluate the quality, type, and usefulness of neural output control that patients can achieve.

BrainGate offers several advantages over other systems, its creators say.

"First, BrainGate provides an interface with a computer that works immediately, without weeks or months of training," John Donoghue, director of Brown’s Brain Science Program and a co-founder of Cyberkinetics Neurotechnology Systems Inc., told LiveScience. "Secondly, a user can operate the device without requiring great concentration.

Cursor control is "about as natural as using one’s own arm," Donoghue said. The patient can, for example, carry on a conversation while moving the cursor.

"And, thirdly, because BrainGate connects directly to the part of the brain that ordinarily controls hand movement and gestures, it provides significantly more utility than devices that rely on ‘substitutes’ for the brain’s own arm movement signal, such as eye movements. Using eye movements, for example, to control a computer prevents one from looking elsewhere during use — something that is very unnatural and cumbersome."

The goal of Donoghue’s study and its follow-ups is to develop a safe, effective, and unobtrusive universal system for physically disabled people to control a wide array of devices, such as computers and wheelchairs, with their thoughts.

"Moving a wheelchair with BrainGate is beyond the scope of this study," said Donoghue. "Although, our first trial participant has used his thoughts to control a TV and move a robotic hand and arm."

Monkey see, monkey do

Since it can difficult to get government permission to run human clinical trial of this kind, the bulk of the research for brain/machine interfaces has been done with monkeys.

In 2003, researchers at Duke University taught rhesus monkeys to consciously control the movement of a real time robotic arm using only feedback from a video screen and their thoughts. The monkeys appeared to operate the robotic arm as if it were their own limb.

A team led by neurobiologist Miguel Nicolelis implanted a tiny array of brain-signal-detecting microelectrodes in the monkey’s brain. They trained the monkey with a joystick that moved a cursor on a screen, and, once the monkey had mastered that task, the robotic limb was added to the feedback loop. After a few days, the monkey realized the connection between moving the cursor and moving the arm.

Once that connection was established, the researchers removed the joystick. The monkey slowly figured out that it could still move the cursor and robotic arm by moving its own arm. After a few days without the joystick, the monkey realized that it could move the robotic arm without moving its own.

It had mastered a neuroprosthetic limb.

"[The monkey’s] arm muscles went completely quiet, she kept the arm at her side and she controlled the robot arm using only her brain and visual feedback," said Nicolelis. "Our analyses of the brain signals showed that the animal learned to assimilate the robot arm into her brain as if it was her own arm."

The brain circuitry had actively reorganized itself to incorporate an external device.

"Actually, we see this every day, when we use any tool, from a pencil to a car," said Nicolelis. "As we learn to use that tool, we incorporate the properties of that tool into our brain, which makes us proficient in using it."

Andrew Schwartz, a neurobiologist at the University of Pittsburgh School of Medicine, has taken the progress made at Duke to another level. Schwartz has trained monkeys to feed themselves pieces of fruit using just their brainwaves and a robotic arm.

Unlike the experiment at Duke, where the robotic arm wasn’t in close proximity to the monkey, Schwartz has restrained the monkey’s arm and placed the robotic limb as close to the monkey as possible.

The robotic arm moves like a normal arm – it has fully mobile shoulder and elbow joints. The "hand" is a simple gripper that allows the monkey to grab its food.

"The robotic limb takes the desired hand position as input and has on-board hardware that controls the torque motors to move the limb to the desired decoded position, Moran explained. "This is really no different than sending a desired cursor position to a computer."

Schwartz has recently made improvements to the computer algorithms that will make it easier for the monkeys to learn to operate the robotic arm. The improvements will also help Schwartz and his team to develop brain devices with smoother, more responsive, and precise movements.

Looking to the future

Commercial application of brain-computer interface systems is still years away, and developers have set the bar high.

Moran would like to return movement to the body, saying his "overall research goal is to transmit cortical signals over a break in a spinal cord." He would also like to see the development of better neuroprosthetic limbs.

Donoghue has similar goals for the near-term usage of the BrainGate. In addition to developing a smaller, wireless device for the patient to wear, he is demonstrating that human brain waves could be used to control neuroprosthetic limbs.

"The ultimate goal of the neuromotor prosthesis is to use physical systems – smart sensors and implantable electronics – to restore a considerable degree of function to paralyzed limbs," Donoghue said. A neural sensing system with adequate processing of signals could potentially drive muscles through implanted stimulators."

"[For the] long term, we want to develop a system that allows humans with paralysis to move their limbs in a way that they can carry out useful movements and lead independent lives. And we want to develop a new class of neurotechnologies that can diagnose and treat disease and restore lost functions in humans," said Donoghue. "These are ambitious goals, but we believe they are realizable."

ARAŞTIRMA DOSYASI : AKADEMYA DERGİSİ “ZİHİN KONTROL SOHBETLERİ” DEVAM EDİYOR !!

VİDEO :

"Elektromanyetik Zihin Kontrolü: TELEGRAM Teknolojisi"

-İzlemek İçin Logoya Tıklayın-

Akademya Dergisi "Zihin Kontrol Sohbetleri"nin ikincisi olan "Elektromanyetik Zihin Kontrolü: Telegram Teknolojisi", 3 Mart Pazar günü, Sultanahmet’teki İstanbul Yazarlar Birliği`nde düzenlendi. Telegram teknolojisi, toplumun her kesimi tarafından kabul görmüş olsa da bu işkenceyi meydana getiren teknolojinin ne olduğu hususunda akıllarda kalan soru işaretlerinin giderilmesini amaçlayan sohbet; Baran ve Aylık Dergisi yazarı, Akademya Dergisi Genel Yayın Koordinatörü Ömer Emre Akcebe`nin moderatörlüğünde, Araştırmacı Yazar Ali Selman Demirbağ`ın katılımıyla gerçekleşti.

Ömer Emre Akcebe`nin katılımcıları selâmlamasıyla başlayan sohbette ilk konu, insan beyninin diğer uzuvlarla olan münasebetinin nasıl gerçekleştiği ve beynin çalışma mekanizması oldu. Kendisi de bir Biyotekniker olan Ali Selman Demirbağ; insan beyninin ve vücudunun elektromanyetik yapısı, elektromanyetiğin ne olduğu, kuvantum, ruhî bakımdan insan, cihazlar ile insanın elektromanyetik yapısının okunabilmesi ve müdahale edilebilmesi, akademisyenlerin Telegram teknolojisi hakkında neden sessiz kaldıkları gibi başlıklar altında meseleyi geniş bir perspektiften değerlendirdi. Ali Selman Bey`in konuşmasından öne çıkan bir kaç bölüme yer verecek olursak:

- "Gerek insan gerekse çevresindeki dünya elektromanyetiktir. Elektromanyetik, görünmeyen birşey olduğu için, özellikle bizim insanımızda karşılığını bulmuyor. Çünkü gözün görmediği şeye akıl biraz zor inanıyor. "

- "Beynimizde kalsiyum ve potasyumdan elektrik üretilerek nöronların yani sinir hücrelerinin çalışması sağlanır. Bu durum da bizim elektromanyetik alanımızın kaynağıdır."

-"Elekromanyetik ile alâkalı ilmî çalışmalar geliştikçe, psikiyatri de aynı ölçüde gelişmektedir. Beynin elektromanyetik yapısının anlaşılması, psikiyatrinin hareket alanını arttırmıştır."

- "Elektromanyetik dalgalarla zihin kontrolüne gelince, normal şartlarda insanın duygu ve düşüncelerini oluşturdukları sistemde, bir nöron, A noktasından B noktasına giderken, biz bu nöronu A noktasından C noktasına yönlendirebiliyorsak, bu, elektromanyetik zihin kontrolünü bize açıklamaktadır. Bizim zihnimizde oluşturduğumuz nöronların çıkarmış oldukları frekansları ölçerek, aynı frekansları taklid ederek beyne ilettiğimiz zaman, orada o nöron ateşlenir ve bizde istenen duygu ve düşünce hâline ulaşırız. Bu da dışarıdan etkiyle bizim birşey düşünmemize, duymamıza ve görmemize neden olan zihin kontrol yöntemidir."

- "İlk zihin kontrol örnekleri büyülerdi. İnsanlar çeşitli kelimelerin kombinasyonlarından meydana gelen elektromanyetik dalgalar ile bu işi yaparlardı. Bugün ise sözlerle değil, cihazlar ile elektromanyetik dalgalar imâl edilerek bu iş gerçekleştiriliyor. Bunu uzaktan da yapabiliriz, kablolar bağlayarak da yapabiliriz. Bunun yapılmasının yolu da kişinin zihin dalgalarının ölçülmesi ve cihaz marifetiyle taklid edilmesidir."

- "Her zihnin kendisine özel bir frekans aralığı vardır. Bunlar çok dar bir aralıkta, birbirine çok yakın, ama farklı frekanslardadırlar."

- "Telegram teknolojisi, ülkemizde yeni yeni bilinen bir saha olsa da; yurt dışında bilinen, hakkında insanların örgütlendiği, dernekler açtığı ve hukuk mücadeleleri verdiği bir konudur."

- "Salih Mirzabeyoğlu`nun, uzun bir dönemi de tek kişilik hücrede tecrid altında olmak üzere 13-14 senedir Telegrama karşı göstermiş olduğu direnç son derece zor bir iştir ve bu direniş ancak ilâhî bir destekle gerçekleşebilir."

- "Bunca senedir Salih Mirzabeyoğlu`nun içeride kalmasını anlayamıyorum ve bir ân evvel Allah`ın izniyle çıkmasını diliyorum."

Ali Selman Bey`in konuşmasını tamamlamasının ardından kısa bir ara verildi. Aradan sonra soru-cevab bölümünde izleyicilerin de yoğun katılımlarıyla zenginleşen sohbet, bir dahaki programda buluşmak temennisiyle sona erdi.

ARAŞTIRMA DOSYASI : Suriye’nin 2 Yıllık Dramı ve Bir Ülkenin Yıkımı

Prof. Dr. Celalettin Yavuz
TÜRKSAM Başkan Yardımcısı / Terör Enstitüsü

15 Mart 2013’te Suriye’nin “Baharı” 2. yılını doldurdu. “Bahar” Suriye’de ne yaz bıraktı, ne de kış. 2 yıllık “iç savaş” sonucunda kimilerine göre ölenlerin sayısı 100 bini buldu. BM’nin ilgili resmi kurumlarına göre ise 15 Mart 2011-“5 Mart 2013 döneminde ölenlerin sayısı 72 bin. Bu süre içerisinde 5.000 ve 6.000 kadın öldü. Her gün ölen çocukların sayısı 8.

Gene resmi verilere göre 240 bin kişi tutuklanırken, 82 bin Suriyeli de kayıp durumda. En azından 130 bin Suriyelinin yaralandığı, 1 milyon 300 bin kişinin komşu ve diğer ülkelerde sığınmacı-mülteci konumunda. Ülke içerisinde yerini yurdunu değiştirenlerin sayısı ise 2.5 ila 4 milyon arasında ve kesin sayı bilinmiyor. Neredeyse her 4 dakikada bir kişi tutuklanırken, her 10 dakikada da 1 kişi yaralanmaktadır.

Türkiye, 190 bine yakın sığınmacı, bunlar için 17 sığınma kampı ve sığınmacılara ilaveten 100 binin üzerinde Suriyeliye kucak açmış durumda. Resmi rakamlara göre 600 milyon dolar dense de, Türkiye’nin masraflarının 1.5 milyarı bulduğu iddiası yalanlanmadı.

Lübnan da 200 bine yakın mülteci ve akrabalarının yanına sığınan Suriyelilerle epeyce yüklenmiş durumda. Bu arada Lübnan, Suriye sebebiyle kutuplaştı, her an patlayabilir. Ürdün ise 250 bin aşan mülteci ve akraba göçü sebebiyle sıkışmış durumda. Irak’a da göç var ama sayısı bilinmiyor.

Suriye’nin “Baharı” Tunus, Mısır ve Libya’dan, hatta Yemen ve Bahreyn’deki baharlardan da çok farklı gelişti. Esad’ın başında bulunduğu BAAS Rejimi, baharı kışa dönüşen diğer Arap ülkelerinin rejimi gibi hemen çökmedi. Başından itibaren sert ve bazen da acımasız olacak kadar karşılık verdi. Masum gösterilerle başlayan Suriye Baharı, Esad’ın deyimiyle bugün 23 ayrı “terör” grubunun Esad rejimine karşı çatışmasına dönüştü.

Suriyeli muhalifler, her ne kadar Suriye Ulusal Koalisyonu adıyla bir çatı altında toplanmışsa da, hala bir araya gelmekte sıkıntılılar. Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) bile hala aynı komuta altında hareket edemiyor.

Bu karışıklığın birkaç kazananı var. Bunlardan ilki Suriyeli Kürtlerdir. Zira onların yoğun yaşadığı Suriye doğusu ve kuzeyinde Esad kuvvetleri çekilmiş durumda. Kürtlerin ardından, giderek güçlenen Müslüman Kardeşler geliyor. Tabii Irak’a ilaveten Suriye’de de büyük bir “Terör Okulu”na kavuşan el-Kaide de kazançlılar arasında. Tabii İsrail’in de can düşmanlarından birinin zayıflaması, hatta muhtemelen parçalanacak olmasından kazançlı çıkabilecektir.

Esad rejimine karşı 1.5 yıldır ambargo uygulayan AB, İngiltere ve Fransa’nın son dönemdeki isteğine rağmen muhaliflere silah vermekte isteksiz. Ambargo, tüm Suriye’yi kapsadığı için, muhaliflere de verilmesini engelliyor.

ABD’de Obama yönetimi Suriye’ye karışmama konusunu sürdürüyor. Bu ay içerisinde Obama’nın İsrail’e yapacağı ziyaret sonrasında bazı işaretler gelebilir. Ama gene de çözüm için en az ABD kadar, hatta daha fazla oranda Rusya’nın desteğine ihtiyaç var.

Rusya, bir süredir yoğun bir şekilde Esad ile muhalefeti bir araya getirmeye ve iki tarafı da memnun edebilecek bir çözüm arayışı içerisindeymiş gibi resim veriyor. Ama sık sık, “Esad’ın koltuğu bırakmak niyetinde olmadığını” da tekrarlıyor. Oysa Esad’la anlaşmak isteyen muhalefetin ilk koşullarından biri, Esad’ın mutlaka yönetimden ayrılması ve ardından genel seçimlere gidilmesi.

Suriye’de her ne kadar muhalefet ilk döneme göre çok daha donanımlı ve giderek güçlense de, Esad’ı devirebilecek güçte ve organize değil. Ama çatışmalarla hemen hergün ülkenin altyapısı, tarihi ve kişiliği yok olmakta, aynı zamanda da ölen ve sakatlananlara yenileri eklenmektedir. Bir insanlık dramı yaşanmakta, dünya sadece seyretmektedir.

Son Söz: Gelişmiş ülkeler, az gelişmiş ülkelerin iç işlerine “Demokrasi” diye daldıkça, bu tür insanlık dramları kaçınılmazdır. Türkiye’deki yöneticiler dahil, gözlerden dökülenler timsah gözyaşıdır! Daha kaç kişi canını, malını, yurdunu kaybedecek, umurlarında mı?

ARAŞTIRMA DOSYASI : Suriye’den gelip Hatay Reyhanlı’da kalan SURİYELİ MÜLTECİLER ile söyleşi

Suriye’den gelip Hatay Reyhanlı’da kalan Adil Süleyman El Kallavi-Abu Ahmed ile söyleşi

Emekli olan Adil Süleyman el Kallavi- Abu Ahmed bir gösteri sırasında yapılan bombardıman sonucu oğlunu kaybetmiş. Rejim değişse bile Suriye’ye dönmeyi düşünmediğini söylüyor.

ORSAM: Biraz kendinizden bahseder misiniz?

Adil Süleyman El Kallavi- Abu Ahmed: Halep Vakıflarda görevli hizmetli iken emekli oldum. 63 yaşındayım. İki kızım ve bir oğlum vardı. Oğlumu iç bombardıman sırasında kaybettik, dul gelinim ve üç torunum ile Halep’den Türkiye’ye göç ettik.

ORSAM: Suriye’de iç savaşta yaşadıklarınızı ve sizi Türkiye’ye getirten sebepler nelerdir, anlatır mısınız?

Adil Süleyman El Kallavi-Abu Ahmed: Oğlum Ahmet, Halep Üniversitesi Arap Dili Edebiyatı mezunu. Aynı okuldan mezun arkadaşları Baas yanlısı, iktidar yanlısı olduklarından görev aldılar, üst makamlara geldiler. Onlar iyi maaş ve iyi imkanlar elde ederken ben Baas dışı olduğumdan, ailem ve çevremde rejim aleyhtarı akrabalarım olduğundan, benim ve bütün akrabalarımın hiçbir çocuğu görev alamadı. Oğlum üniversite mezunu bir genç. Ancak sebze halinde bir tezgah açmış çalışıyordu. Seyyar olarak itilerek ve devamlı baskı görerek çalışıyordu. İç savaş olunca ister istemez Ceyş El Hür ordusuna katılıp onlarla savaşmaya, gösteriler yapmaya, eylemlere katılmaya başladı. Bir eylem sırasında Halep’te vuruldu. Akrabalarımın, komşularımın, yakın çevremin bazıları Lübnan’a bazıları Ürdün’e gitti. Ben ise Türkiye’ye geldim. Kimse kimseden haber alamıyor. Herkes kendi canının derdine düştü.

Hatay Reyhanlı’da ev kiraladım. Çocuklarım, gelinim ve torunlarımla iki odalı bir evde oturuyoruz. Suriyeli bir şahıs burada bir lokanta açmış. Bende temizlik işlerinde çalışıyorum. Günlük yirmi lira veriyorlar. Lokantada artan yemekler, sebze-meyve varsa alıp evime getiriyorum. Çeşitli yardım cemiyetlerinden de yardım aldım. Şimdilik evimin ihtiyaçlarını karşılayabilecek durumdayım. Halep’teki evim bombardıman sonucu yıkılmış. Rejim değişse bile orada barınacak bir yerim olmadığından uzun süre Türkiye’de kalmayı düşünüyorum.

* Bu söyleşi, 15 Ocak 2013 tarihinde Feyyat Özyazar tarafından Hatay’ın Reyhanlı ilçesinde gerçekleştirilmiştir.

***

Suriye’den gelip Hatay Reyhanlı’da kalan Beşir Nazmi El Hamdo ile söyleşi

Suriye’de nakliyecilik yapan Beşir Nazmi El Hamdo “Göç etmek isteyip de edemeyen binlerce insan var. Ulaşım sorunu, yoksulluk nedeniyle göç edemiyorlar. Suriye’de yaşam bitmiştir.” diyor.

ORSAM: Öncelikle bize kendinizden biraz bahseder misiniz?

Beşir Nazmi El Hamdo: Suriye İdlib’e bağlı Murattıl el Numan Beldesindenim. 48 yaşında, iki çocuk babasıyım. Suriye’den Ürdün’e nakliye işinde çalışıyorum. Tır sahibi olarak yıllardan beri ekmeğimi şoförlükten kazanıyorum.

ORSAM: Suriye’deki iç savaş sürecinde neler yaşadınız ve Türkiye’ye nasıl geldiniz?

Beşir Nazmi El Hamdo: Beldemiz aniden kuşatıldı ve bombalanmaya başlandı. Komşularımdan ve çevremden 17 kişi öldü, yaralı sayısını bilmiyorum. İçimizde herhangi bir suçlu, terörist ya da devlet düşmanı da yoktu. Tek suçumuz Sünni olmamamız Günahsız, sebepsiz yere bombalandık. Evim kısmen yıkıldı. Ben ve aile fertlerim şans eseri yara almadan kurtulduk ama komşularım aynı şansa sahip değildi. Bu hadise 30 Aralık’ta meydana geldi. Bölgemizle hudut arasında yaklaşık 60 km vardır. Hududa varıncaya kadar çok eziyetler çektim. Birikmiş param vardı, ev eşyalarımızı da kamyonete yükledik, oğlum kamyonetle ben otomobilimle Türkiye’ye gelmek üzere yola koyulduk. Yolda aramalar, barikatlar vardı. Hudut bölgesine geldiğimizde bazı gruplar bizleri aramaya başladılar. Gıda malzemelerimiz arabalardan indirdiler, bazı ev eşyalarımızı aldılar. Türkiye’ye geldiğimizde ev kiraladık ama hiçbir eşyamız kalmamıştı. Cebimde 120 bin Suriye lirası vardı. Birkaç eşya aldım ve cebimde sadece bir ay yetecek kadar param kaldı. Ben arabamla, oğlum kamyonetle taşımacılık, dolmuşçuluk yapıyoruz. Hudut bölgesine gerektiğinde de Suriye’ye nakliye işi yapıyoruz.

Suriyeli olup Türkiye’de yaşayan herkesin bir akrabası, bir yakını kalmıştır. Onların Suriye’de hiçbir geliri beslenme imkanı kalmadığından onların yaşamı için parası karşılığında ya da bazı hayırseverlerim yardımlarıyla ihtiyaçlarını onlara götürüyoruz. Göç etmek isteyip de edemeyen binlerce insan var. Ulaşım sorunu, yoksulluk nedeniyle göç edemiyorlar. Suriye’de yaşam bitmiştir.

* Bu söyleşi, 15 Ocak 2013 tarihinde Feyyat Özyazar tarafından Hatay’ın Reyhanlı ilçesinde gerçekleştirilmiştir.

***

Suriye’den gelip Hatay Reyhanlı’da kalan Derviş Talib el Hasavi- Abu Mahir ile Söyleşi

Suriye’nin İdlib ili Muarra ilçesi el Rif Bölgesinden göç etmek zorunda kalan 34 yaşındaki Derviş Talib el Hasavi, eğitimini Halep Üniversite’si Edebiyat Bölümü’nde tamamlamış. 2 çocuk babası ve lise öğretmeni.

ORSAM: Suriye’de iç savaş öncesi hayatınızı, iç savaşta yaşadıklarınızı ve sizi Türkiye’ye getiren nedenleri anlatır mısınız?

Derviş Talib el Hasavi- Abu Mahir: Babam birkaç küçükbaş hayvana sahip, 8 dönümde arazisi olan fakir bir köylü, 2’de kız kardeşim var. Büyük fedakârlıklar ile beni okuttu. Huzurlu bir yaşamımızı vardı.

Muarre Bölge’si Ceyş el Hur’un ve el Nasr birliklerinin olduğu yerlerden birisidir. İç savaşın kızışması ile birlikte SUVVAR denilen gönüllü ve fedai birliklerde bölgemize gelince çatışmalar çoğaldı. Yıllarca yoksulluk çeken ve rejime karşı mücadele etmiş birisi olarak, görevimi bıraktım ve bende savaşçı birliğe katıldım. Görevimi bırakınca, öğretmenlik maaşımda kesildi, yaşadığımız bölgede bombalandı ne ev kaldı nede hayvan her şeyimizi kaybettik. Yaşlı babam, yaşlı annem, eşim ve çocuklarım ile birlikte ailemi Türkiye’ye gönderdim. Ailem 4 aydır Türkiye’de ben ise yılbaşında geldim.

Hem savaştım hemde arkadaşlarımın yiyecek, giyecek ve her türlü ihtiyaçlarını karşılamak için uğraştım. Birçok yaralıyı hududa kadar yetiştirip tekrar birliğime katıldım. Ceyş el Hur’da savaşanlara aylık veriliyordu. Bende aldığım paraları aileme gönderiyordum. Kumanyalar ile idare ediyor, baraka gibi yerlerde arkadaşlarımla yatıp kalkıyordum. Çok defa Taftanaz Bölgesi’ndeki havaalanını kuşattık, bizi geri püskürttüler. Düz bir arazi olduğundan fazla şansımız yoktu, her defasında yaralanıyor ya da şehit veriyorduk. Elimizde mevcut silahlar bir zırhlı birliği teslim almaya yetmiyordu, bize de güçlü silahlar gelmiyor, bazen de mermisiz bile kalıyorduk. Çoğu kez günde bir kez yemek yeme fırsatı buluyorduk. Dinlenme, yıkanma, çamaşır değiştirme ise ayda bir kere oluyordu. Şartlarımız zor olduğundan, arkadaşlarımızın çoğunun psikolojisi de bozuldu, bıktılar, yoruldular ve bazıları birliklerini terk etti. Firar ettiler. Aydan aya nöbetleşerek, geri bölgelere çekilip dinlenme imkânı olsa da, geri bölgelerde de ekmek, su, elektrik, barınma gibi sorunlar mevcuttu. Cephedekilerden bir farkımız yoktu yine bombalanıyordu çevre köyler, yerleşim alanları… Nerede bir ışık görürlerse, nerede bir baca tüterse bombardımana tutuyorlardı.

Sonunda bende dayanamadım ve Türkiye’ye geldim. Ne iş bulursam çalışıyorum. Hamallıkta yaptım, nakliye yapan Suriyelilerin mallarını yükleyip Suriye’ye götürüp sattığımızda oldu. Ticari kazancı olan bazı eşyaları Türkiye’ye getirip satıyoruz. Kışı Türkiye’de geçirdikten sonra durum düzelmese yeniden savaşmaya döneceğim.

* Bu söyleşi, 15 Ocak 2013 tarihinde Feyyat Özyazar tarafından Hatay’ın Reyhanlı ilçesinde gerçekleştirilmiştir.

***

Suriye’den Türkiye’ye gelerek Hatay’ın Reyhanlı ilçesine yerleşen Taha Allavi el Hüseyin- abu Nazmi ile Söyleşi

Suriye’nin Hama ili Karm el Cebel Rif Bölgesinden göç eden Taha Allavi el Hüseyin Hama’da ulaşımın tamamen durduğunu, yolların tahrip edildiğini ve güvenliğin kalmadığını akaryakıt sıkıntısından birçok insan yollarda kaldığını anlatıyor.

ORSAM: Biraz kendinizden bahseder misiniz?

Taha Allavi el Hüseyin- abu Nazmi: Suriye’nin Hama ili Karm el Cebel Rif Bölgesindenim. 65 yaşındayım. 6 çocuğum ve 3 torunum var. Suriye’de yaşarken şehir içi ve şehirlerarası otomobil dolmuşluğu yapıyordum. 1 otomobil durağım ve 8 aracım vardı.

ORSAM: Suriye’de iç savaş öncesi hayatınızı, iç savaşta yaşadıklarınızı anlatır mısınız?

Yıllardan beri otomobil şoförlüğü yaparım, şehir içi şehir dışı bütün Suriye’yi dolaştım. Çocuklarımda şoförlük yaparak ekmek parası kazanmaktalar. İç savaş başlayınca bombalanan ilk vilayetlerden biri Hama oldu. Eski tarihlerde de bombalanmış yıkım ve ölüm görmüş bir yerdir Hama. Bombalamalardan sonra, şehir içi yollar, cadde ve sokaklar ulaşıma kapanacak derecede tahrip oldu. Her yerde barikat, her yerde kontrol olunca bizimde çalışmalarımız aksadı. Hama’ya dışarıdan gelen kimse kalmayınca ulaşım sektörü tamamen durdu. Şehirlerarası yollarda da güvenliğe dair bir şey kalmamıştı. Ayrıca akaryakıt sıkıntısından birçok insan yollarda kaldı ve vurulma endişesiyle yaşamak zorunda kaldı. Daha sonra da güvenlik sebebiyle çalışmalar tamamen durdu. Çok kez uçaklar, helikopterler ve şehir içinde bulunan keskin nişancılar halkımızı vurdu. Birçok araç içinde bulunan yolcular ile birlikte vuruldu, onlarca insan bu şekilde ölüp gitti. Benimde 8 aracım vardı, ikisini kaybettim. İç savaş başlayınca da 4’ünü sattım. Kalan ikisini de ben ve oğlum kendi ihtiyaçlarımız için kullanıyoruz.

* Bu söyleşi, 15 Ocak 2013 tarihinde Feyyat Özyazar tarafından Hatay’ın Reyhanlı ilçesinde gerçekleştirilmiştir.

***

Suriye’den Türkiye’ye gelerek Hatay’ın Reyhanlı ilçesine yerleşen Ömer Asım El Hadravi – Abu Rıdvan ile söyleşi

Mutfak eşyaları satarak geçimini sağlayan Ömer Asım El Hadravi – Abu Rıdvan, işyerinin bombalanması nedeniyle Türkiye’ye gelmiş. Suriye’nin yıkıldığını ve uzun zaman daha düzelemeyeceğini söylüyor.

ORSAM: Suriye’de iç savaş öncesi hayatınızı, iç savaşta yaşadıklarınızı anlatır mısınız?

Ömer Asım El Hadravi – Abu Rıdvan: Suriye’nin Halep ili El Safa Mahallesi’ndenim. 45 yaşındayım ve 3 çocuk babasıyım. Mutfak araç gereçleri satılan bir mağazam var. Benim mağazama alışveriş için Halep’in zenginleri ve üst düzet görevliler gelirdi. Halep’te 2012 yılı Ağustos ayından sonra şiddetli çarpışmalar başladı. İç savaşın başlamasıyla Halep’in zenginleri şehri terk etmeye başladı. Çarşı bombalandı. Muhalifler çarşı ve çevresini ele geçirince artık müşteri gelmez oldu. Dükkanı kapattım. Tüm malzemeler içeride kaldı. Çocuklarımı da alıp Türkiye’ye geldim. O tarihten bu yana iki defa Halep’e gittim. Dükkanların çoğu yağmalanmış ve yıkılmıştı. Taş ve beton yığınları arasında dükkanımı aramaya başladım. Kısmen yıkılmıştı ve bazı eşyalar alınmıştı. Kalan eşyaları almak istedim ancak taşıma imkanım yoktu. Araçlar artık çarşımızın yakınına dahi gelemiyorlardı.

Türkiye’de bir işyeri açtım. Araçlar kiraladım, şoförler tuttum. Maddi durumum iyi. Temiz ve güzel bir ev kiraladım. Başta Kilis olmak üzere Cilvegözü üzerinden İdlib ve Halep’e ve çevre ilçelerine un, şeker, bisküvi, çocuk bezi, çocuk maması ve süt tozu gönderiyorum. Suriye parasının değer kaybetmesi nedeniyle halkın alım gücü azalmış durumda. Ben çok az bir karla yapıyorum bu işi. İşsiz kalan, buraya göç edemeyen insanlara yardımcı olmak amacındayım. Hem ben kazanıyorum hem de Suriye’de yaşayan şoförler kazanıyor. Suriye’de un, ekmek, bulgur, pirinç bekleyen, açlık-sefillik yaşayan aileler var. Suriye yıkılmış durumda ve düzelmesi uzun yıllar alacak.

* Bu söyleşi, 20 Ocak 2013 tarihinde Feyyat Özyazar tarafından Hatay’ın Reyhanlı ilçesinde gerçekleştirilmiştir.

***

Suriye’den gelip Hatay Reyhanlı’da kalan Necmi Ali Kiro-abu Mahfuz ile Söyleşi

Suriye’nin İdlib ili Harim ilçesinde bağlı el Rif Bölgesi’nden göç eden 53 yaşındaki Necmi Ali Kiro, bir çiftçi ve 5 çocuk babası.

ORSAM: Suriye’de iç savaş öncesi hayatınızı, iç savaşta yaşadıklarınızı anlatır mısınız?

Necmi Ali Kiro-abu Mahfuz: Harim ilçesinde 20 dönümlük bir arazim vardı, çocuklarımla birlikte bu araziye sebzeler ekerek yaşamamızı sürdürüyorduk. Bu yıl bakla, soğan, nane, tere, maydanoz ektim. Harim’de, Salkin’deki ve Sermade beldesindeki lokantalara kasaplara ve pazarda da halka satıyordum. Önceleri toplama esnasından can güvenliğimiz dahi olmuyordu ancak bölgemizde Ceyş el Hür Hakim olunca ve Jeneratörle elektrik, Santrifüj Makinesi sayesinde suyumuzu arıtma imkanı bulunca hem çiftçilik yapabiliyorduk hem de suya ve elektriğe sahip olmuştuk. Böylece temel ihtiyaçlarımızı sağlayabiliyorduk ancak halkın alım gücünün azalması, bölgede az sayıda insan kalması nedeniyle çiftçiler ürettikleri malları mecburen araçlarla bazen de çuvallarla sırtlarında getirerek Türkiye’ye satılması için getiriyordu.

Çocuklarımdan biri askerlik çağına geldi ancak onu göndermedim, halen Ceyş el Hür’da görevli. Bölgemize yakın olan Taftanaz Havaalanının kuşatılmasında ve savaşan birlikte görev yapıyor, diğer aile fertleri Türkiye’de. İki günde bir Suriye’ye gidip geliyoruz, tarlamızda hangi mahsul yetişmişse toplayıp değerlendiriyoruz. Bu şekilde git gel yapmak çok sıkıntılı ancak başka bir işimiz ve gelirimiz yok.

* Bu söyleşi, 20 Ocak 2013 tarihinde Feyyat Özyazar tarafından Hatay’ın Reyhanlı ilçesinde gerçekleştirilmiştir.

***

Suriye’den Türkiye’ye gelerek Hatay’ın Reyhanlı ilçesine yerleşen Musa Salih El Hassaviy – Abu Halid ile söyleşi

Çiftçilik yapan Musa Salih El Hassaviy – Abu Halid, ziraat yapacak hammadde kalmaması akaryakıt, elektrik temini yüzünden tarım yapılamaz hale gelince Türkiye’ye gelmiş. İç savaş başlayınca gelecek için umutlarını kaybettiklerini söylüyor.

ORSAM: Biraz kendinizden bahseder misiniz?

Musa Salih El Hassaviy – Abu Halid: Suriye’nin İdlib İli’ne bağlı Salkin ilçesindenim. 46 yaşındayım. 3 çocuk babasıyım. Çiftçiyim. Yaşlı anne-babam ve engelli kız kardeşimle birlikte yaşıyorum.

ORSAM: Suriye’de iç savaş öncesi hayatınızı, iç savaşta yaşadıklarınızı ve sizi Türkiye’ye getiren nedenleri anlatır mısınız?

Musa Salih El Hassaviy – Abu Halid: İç savaşta bağımız, bahçemiz, tarlamız, elimizde neyimiz varsa hepsi zarar gördü. Geleceğimiz içinde bir umut kalmamıştı. Zira ziraat yapacak hammadde, akaryakıt, elektrik yoktu. Tarım yapılamaz hale gelmişti. Her tarafın yakılıp, yıkıldığı; yolların tahrip edildiği bir yerdi artık Salkin.

Bir yanda Nizam Ordusu, bir yanda Ceyş El Hür derken çatışmalar sonucu çok sayıda ev tahrip oldu. Çok sayıda insan öldü. En fazla zararı kendi halinde, hiçbir suçu olmayan köylüler gördüler. İnsanlar tartaklandı, dövüldü, öldürüldü. Tarlalar yakıldı, ekinler ateşe verildi. Hiçbir suçları yoktu. Ne için işkence gördüklerini bilmiyorlardı. Şikayet edecek, bu zulme, katliama dur diyecek bir merci yoktu.

Bende çok defalar acı çektim. Aileme karşı bir sorumluluğum vardı ve Suriye’de bu koşullara daha fazla dayanamazlardı. Sadece giyim eşyalarımızı alarak Türkiye’ye geldik. Hatay Reyhanlı’da Harran denilen bir köyde yaşıyoruz. Bir çiftçinin yanında çalışıyorum. Suriye’nin her bölgesinden gelen çok kişi bu köye yerleşti. Tarım işinden anlayan Suriyeliler soğan ve zeytin toplama işinde çalışıyorlar.

Çoğumuzun evinde soba yok, battaniye yok. Zaman zaman yardım kuruluşları Suriyelilere yardım dağıtıyor. Ancak bu yardımlar Reyhanlı merkezde olanlara ulaşıyor. Bize yardım geldiği haber ulaşıncaya kadar gelenler bitmiş, dağıtılmış oluyor.

* Bu söyleşi, 20 Ocak 2013 tarihinde Feyyat Özyazar tarafından Hatay’ın Reyhanlı ilçesinde gerçekleştirilmiştir.

***

Suriye’den Türkiye’ye gelerek Hatay’ın Reyhanlı ilçesine yerleşen Muhyiddin Kermo el Cebeli ile söyleşi

Muhyiddin Kermo El Cebeli–Abu Tarık bombalama ve yağmalama nedeniyle her şeyi Suriye’de bırakarak Türkiye’ye geldiklerini anlatıyor.

ORSAM: Biraz kendinizden bahseder misiniz?

Muhyiddin Kermo El Cebeli–Abu Tarık: Suriye’nin İdlib İli Muarra Rif bölgesindenim. 3 çocuğum var. Eşimi, kızımı, damadımı ve 2 torunumu alarak Hatay’a geldim. Bölgemizde rastgele bombalama ve yağmalama nedeniyle insanlar ve arazilerimiz zarar görüyordu. İnsanların yaşadığı işkencenin sonu yoktu. Bu nedenle her şeyi bırakarak gelmek zorunda kaldım.

ORSAM: İç savaşta yaşadıklarınızı bize anlatır mısınız?

Muhyiddin Kermo El Cebeli–Abu Tarık: 15 Ocak 2013 tarihinde Halep’de meydana gelen üniversite öğrencilerinin bulunduğu, öğrenci yurdundaki patlamada ağabeyimin oğlunu kaybettim. Ziraat Mühendisliği son sınıf öğrencisiydi. Bende durumu Halep’de bulunan bir yakınım aracılığıyla telefondan öğrendim. O gün Halep Üniversitesi Mühendislik Fakültesinde yıllık yapılan sınavlardan biri varmış. Halep’in merkezi bir yer olması nedeniyle, ordunun da hakim olduğu bir bölgede yer alan üniversitede sınav düzenlenmiş. Çevre illerde ve ilçelerde yaşayan bütün öğrencilerde Üniversitenin yatakhanesinde kalabilmek için içeri akşamdan girmişler. Belli bir saat sonra yurdun iç ve dış kapılarının tamamı kitlenmiş. Oraya gelen öğrenci sayısını kimse bilmiyor ancak bu sayıyı içerdeki öğretim üyeleri bilir. Öğrencilerin yanı sıra Halep dışından gelen sınav denetçileri, görevlilerde yatakhanede iken Halep semalarından bir uçak, fıçı bombalar ile okul öğrencilerinin ve bazı görevlilerin toplu olarak bulunduğu binayı vurdular. Bombalama sonunda, yüzlerce insan öldü, yüzlercesi de yaralandı. Anlatılanlara göre bu planlı bir katliamdı. Geleceğin Ziraat Mühendisleri, İnşaat Mühendisleri, Mimarları öldürüldü.

* Bu söyleşi, 20 Ocak 2013 tarihinde Feyyat Özyazar tarafından Hatay’ın Reyhanlı ilçesinde gerçekleştirilmiştir.

***

Suriye’den Türkiye’ye gelerek Hatay’ın Reyhanlı ilçesine yerleşen Macid Salman el Zührevi ile söyleşi

Macid Salman el Zührevi, Halep’i “açlığın ve sefaletin” şehri olarak tanımlıyor. Bu şartlar altında Halep’e dönmesinin imkansız olduğunu söylüyor.

ORSAM: Biraz kendinizden bahseder misiniz?

Macid Salman el Zührevi: Suriye’nin Halep ilinde yaşıyorum. 55 yaşındayım. 3 çocuğum var. Halep kapalı çarşısında gelinlik, kına kıyafetleri ve gece kıyafetleri satardım. Ayrıca mahallede bir atölyem ve 30 çalışanım vardı. Bu çalışanlarıma biçki-dikiş ve benzeri işler yaptırarak bu ürünleri Ortadoğu ülkelerine pazarlardım. Bütün Arap devletlerinden bana sipariş gelirdi.

ORSAM: Suriye’de iç savaş öncesi hayatınızı, iç savaşta yaşadıklarınızı ve sizi Türkiye’ye getiren nedenleri anlatır mısınız?

Macid Salman el Zührevi: Suriye’deki ticaretin durması, hiçbir ihracatın yapılma imkanının kalmaması ve Ortadoğu ülkelerinden kimsenin artık Halep’e gelmemesi sonucu işlerim durdu ve işçiler ayrıldı. Bende dükkanımda kalan malları satarak geçiniyordum. Son aylarda da kapalı çarşının bombalanması ve iş yerimin de zarar görmesi sonucu her şeyi yerinde bırakarak, canımı kurtarmak amacıyla eşim ve çocuklarımı alarak Türkiye’ye geldim.

Türkiye’ye benden sonra gelen tanıdıklarıma sordum ne iş yerim kalmış ne de içindeki eşyalar. İç savaş fırsatçıları hırsızlık peşine düşmüş. İş yerlerini ve evleri işgal ederek, kapı pencere kırarak ganimet peşine düşenlerin şehri olmuş Halep.

Türkiye’ye geleli bir ay oldu, ancak aklım hala Halep’te. Çöp yığınlarının dağ gibi olduğu, pis kokuların yayıldığı, elektriğin bazen hiç gelmediği, bazen de belli semtlere günde iki üç saat geldiği bir şehir Halep. Çevre köylerden ve beldelerden kimsenin uğramadığı ekmeğin bin bir güçlükle alındığı bir şehir. Yıkılmış iş yerleri, yıkılmış evler arasında çaresizce kalan, hiçbir iş yapamayan, geliri olmayan, açlık ve sefaletle mücadele eden, bir çuval unun, bir şişe yağın, bir makarnanın, sebzenin hasretle beklendiği türlü güçlüklerle elde edildiği bir şehir. Bu şartlar altında Halep’e geri dönmem imkansız.

Hatay Reyhanlı’da bir iş yeri açmayı ve kendi mesleğimi burada sürdürmeyi düşünüyorum. Yurt dışında tanıdıklarımla telefonlaşıyorum, onlardan yardım, kredi, borç bekliyorum. Eğer bana para gönderirlerse ticaret hayatıma burada devam edeceğim. Eğer bana yardım etmezlerse kendi mevcut imkanlarımla bir şeyler yapmayı düşünüyorum. Şu anda işsiz durumdayım ancak henüz muhtaçlık durumunda değilim.

* Bu söyleşi, 15 Ocak 2013 tarihinde Feyyat Özyazar tarafından Hatay’ın Reyhanlı ilçesinde gerçekleştirilmiştir.

ARAŞTIRMA DOSYASI : 18 Mart 2013 – ORSAM Günlük Ortadoğu Haber Bülteni

ORSAM GNLK ORTADOU BLTEN (18.03.2013).pdf

YÜKSEK STRATEJİ

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

Fight "Gang Stalking"

Fight the corrupt elite and their Stasi puppets

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

WordPress.com News

The latest news on WordPress.com and the WordPress community.

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 2.850 takipçiye katılın

%d blogcu bunu beğendi: