Etiket arşivi: azerbaycan

Nazım Hikmet’in evlatlığı bilinmeyenleri anlattı

nazimhikmet2801.jpg

Rusya’da tanıştıktan sonra Hikmet’in Cengiz Ferecov’u yetimhaneden alarak evlatlığı yapmasının üzerinden 52 yıl geçti.

Türkiye gazetesinin yaptığı özel haberde Nazım Hikmet’in bilinmeyen yönleri ortaya çıktı. 10 yaşında ancak filmlerde karşılaşacağımız bir tarzda tanışan Hikmet ile Ferecov’un öyküsü bizi Azerbaycan, Moskova Türkiye üçgeninde gezdiriyor.

HER ŞEY ÖĞRETMENİNİN ELİNE VERDİĞİ O KAĞITLA BAŞLADI

Cengiz Ferecov, Azerbaycan’ın Fuzuli şehrinde yetimhaneye bebek yaşlarda bırakılır. 10 yaşına gelene kadar her çocuk gibi kötü şartlar altında hayatını sürdürürken bir gün öğretmeni eline bir şiir verip ‘bunu ezberle her gün imtihan edeceğim’ der. Küçük Cengiz’in hayatının dönüm noktası bu şiir olur. Şiiri ezberler. O güne kadar ne Nazım Hikmet’i, ne de Türkiye’yi duyan Cengiz, 1952 Haziran’ında Nazım Hikmet’in karşısına çıkıp bu şiiri okur ve evlatlığı olur. O andan itibaren de hayatı değişir. Cengiz Ferecov şimdi 61 yaşında ve Azerbaycan Tarım Bakanlığı’nda müsteşar olarak görev yapıyor. Cengiz Ferecov, onunla tanışmasını ve bilinmeyen yönlerini anlattı:

YIL 1952 MOSKOVA’DA NAZIM’A KENDİ ŞİİRİNİ OKUYOR

"1952′de 10 yaşında bir çocuktum Azerbaycan’ın Füzuli bölgesinde yetimhanede kalıyordum. Sovyetler Birliği’ne bağlı bütün yetimhanelerden 100 çocuk Moskova’ya götürülecekti beni de bu grubun içine aldılar. Önce Bakü’ye geldik, bir konferans salonuna toplandık. Kalabalığın önünde daha önce ezberlediğim Nazım’ın şiirini hatasız okudum. Herkes alkışladı. Daha sonra üniformalar dikildi ve 3 günlük tren yolculuğu sonunda Moskova’ya ulaştık. Başımızda bizden sorumlu olan Dilara Salamova vardı. Bana, ‘Yarın, Yazarlar Birliğine gideceğiz, birçok yazarla tanışacaksınız’ dedi. Hatta ‘Stalin de orada olacak’ dedi. Stalin’i görmek bizim için hayal bile edilemezdi. Sırayla o dönemin şair ve yazarlarına ait şiirleri okuduk. Benim sıram sonlara doğruydu okudum çok beğenildi, alkışlandı. Hatırladığım kadarıyla birkaç mısrasını size söyleyebilirim:

Ben senden evvel dünyadan köçmek isteyirem

Ben ölende beni yumazsınız, beni bastırmazsınız

Beni yandırıp külümü bir şeffaf şişeye dökersiniz

Benden sonra sen gelersin, sen de bastırmasınlar

Seni de yandırıp ben olan şişeye döksünler.

Biz hayatta kavuşamadık hiç olmazsa küllerimiz kavuşacak

"UZUN BOYLU KIVIRCIK SAÇLI BİRİ…"

Ön sıradan uzun boylu, kıvırcık saçlı, kızıl bıyıklı biri bana yaklaştı, dev gibi geldi beni kucakladı, öptü. ‘Beni tanıyor musun’ dedi. Tanımadığımı söyleyince ‘okuduğun şiiri ben yazdım’ dedi, nereli olduğumu sordu. Bu arada Dilara hanım geldi yanımıza. Benim Rusçam yetersizdi. Yetimhanede yaşadığımı öğrenince bana birkaç defa daha sarıldı. ‘Benim de senin yaşlarında bir Mehmet’im var ama çok uzakta benden’ dedi. Beni gezmeye götürmek için izin istedi. Yanında bir kadın da vardı. Galina Grigoryevna Kaleşnikova’yı karısı olarak tanıttı. Moskova’yı gezdirdiler o gün bana. Beyaz bir gömlek ve pantolon aldı, yedik içtik gün boyu. Nazım Amca sürekli ağlıyordu. Sonra akşam olunca beni otele bıraktılar. Ertesi gün biz Azerbaycan’a geri döndük.

"NAZIM HİKMET SENİ EVLATLIK EDİNMEK İSTİYOR"

Kısa bir zaman sonra yetimhane Şuşa’ya taşındı. Bir gün öğretmenim beni Gümrü Kerimova Vali İdris Meherremov’un yanına götürdü. Vali bana ‘Nazım Hikmet seni evlat edinmek istiyor, Moskova’ya götürüp okutup büyütecek, artık onun yanında kalacaksın, kabul ediyor musun’ diye sordu, tereddütsüz kabul ettim. Öğretmenimle birlikte Moskova’ya geldik. Tren istasyonunda bizi Nazım Amca ve Galina Hanım karşıladı. Evlerine gittik, iki katlı balkonlu çok güzel bir evdi ayrıca dört odalı apartman dairesinde bir evi daha vardı Nazım Hikmet’in. Bana çok iyi davranıyorlardı. Hayatım bir şiirle tamamen değişmişti, yeni bir okula gidiyordum çok arkadaşım olmuştu. Birçok oyuncak eşyaya kavuşmuştum. Bana rüya gibi geliyordu.

SU İŞKENCESİ, SUDAN NEFRET ETTİRDİ

Nazım Hikmet, suyla kendisine yapılan işkencelerden dolayı sudan nefret ederdi. Bir gün bile yıkandığını görmedim. Bu sebeple Galina ile sürekli kavga ederlerdi. Galina çok güzel ve iyi kalpli bir kadındı. Nazım Amcayı salatalık losyonuyla siler temizlerdi. Galina doktordu sürekli muayene ederdi. Türkiye sevgisi her zaman onu ağlatırdı. Bir gün dönebilmek en büyük isteğiydi.

"MÜNEVVER HANIM KIRGINDI"

Rusça’yı kötü konuştuğum için adaptasyon sorunu yaşıyordum memleketimi özlemiştim dönmek istediğimi söylediğimde beni her seferinde ikna ediyorlardı. Bir gün Galina akşam eve geldiğinde ona söylememem gereken bir şeyi söyleyince Nazım’la kavga ettiler, gürültüye komşular geldi. Nazım amca bana bir tokat attı, ben o gün kesin olarak dönmeye karar verdim. Komşuların da yardımıyla yük treni ile 5 günde Bakü’ye, oradan da Şuşa’ya ulaştım. Ama Nazım Hikmet beni hiç unutmadı, sürekli aradı hediyeler gönderdi. Bu zaman zarfında birkaç defa da Bakü’de görüştük. Öldüğünde cenazesine gittim eşi Münevver hanım ve oğlu Mehmet de gelmişlerdi. Moskova’da Novaya Devici mezarlığında toprağa verdiler. Nazım Hikmet bana ‘En büyük arzum bir gün Türkiye’ye dönebilmek. O olmazsa mezarım orada olsun, o da bana yeter" demişti.

ARAŞTIRMA DOSYASI : AZERBAYCAN’DA ERMENİ KATLİAMI

Azerbaycan’da kazma vurulan her yenden Ermeni katliamından izler fışkırıyor. Bir tarafta Hazar Gölü, diğer tarafta ise Kan gölü! "Kanlı yıllar hafızamıza kanla yazıldı! O kanlı yılları tarihimize Ermeniler kanlı elleri ile yazdılar! Fransa’da buna destek oldu.

"Yavuz hırsız evsahibini baştırır" misali Türkleri soykırımla suçlayanlar, Ermenilerin, kadın, çoluk, çocuk, yaşlı, genç veya hasta demeden katlettiği Türklerin uğradığı soykırımı örtmeye çalışıyor. 2007 yılında tesadüfen ortaya çıkan ve insanın kanını donduran toplu mezarlarda başlarından çivilenmiş insanların kafatasları ve çoğu çocuklara ait kemikler gözünüze girsin ey Fransa…

Mehmet Müftüoğlu

"Yavuz hırsız evsahibini bastırır" misali Türkleri soykırımla suçlayanlar, kadın, çoluk, çocuk, yaşlı, genç veya hasta demeden Ermenilerin katliamına uğrayan Türkleri görmüyor. Fransa gelsin de Guba şehrini görsün. Asıl katliamcı, başlarına çiviler çakılarak katledilen kundaktaki bebeklerle birlikte, işkenceden geçirilerek diri diri kuyulara atan Ermenilerdir. Azerbaycan’da kazma vurulan her yenden Ermeni katliamından izler çıkıyor.

Fransa’nın önceki gün 1915 olaylarına ilişkin sözde Ermeni iddialarını reddetmeyi suç sayan yasa teklifini parlamentosunda kabul etmesiyle Türk milleti soykırımcı olmayacağı gibi Cumhurbaşkanı Sarkozy de Ermenilerin yaptığı katliamların gerçekliğini de örtemeyecektir. Ne kadar iftira atsalar da tarih yalan söylemez. Toprağın altından fışkıran insan kemikleri Ermeni katliamının izlerini yüzlerine çarpacaktır.

Bunun en çarpıcı ve çıplak önreği’nin Azerbaycan’ın Guba kentinde görmek mümkündür.

Guba şehrinde, 1918′de Ermeniler tarafından katledilen 600 kadar Azeri Türk’ünün toplu olarak gömüldüğü kuyuları bizzat gözlerimle gördüm. Gördüğüm manzara karşısında şok oldum, rengim bezim gitti, domdum kaldım. Karşımda yığınla insan kemikleri, kafasına çivi çakılmış yüzlerce kafa tası iskeleti, gerçek bir katliam ve soykırım anıtı gibi çıktı karşıma’. Yaklaşık bir dönüm arazi üzenirde beş kuyu var. Sadece bir tanesi açıldı.. Gözyaşımı tutamadım. " Böyle bir vahşeti insan olan yapamaz " dedim. Ama Ermeniler yaptı işte. Hatta bu çukurlara diri diri atılarak katledilenler sadece Türkler değil, orada yaşayan Dağ Yahudileri de var.

2007 yılında tesadüfen ortaya çıkan ve insanın kanını donduran toplu mezarlarda başlarından çivilenmiş insanların kafatasları ve çoğu çocuklara ait kemikler gözünüze girsin ey Fransa…

Anlatıldığına göre, 1918′de Ermeni milisler tarafından işgal edilen Guba’da 600′e yakın insan kaybolmuş ve bir daha da haber alınamamış.

2007′de Guba’daki akarsu yatağına yakın bir bölgede kuyu açma çalışmaları sırasında toplu mezarlar fark edilmiş.

Bölge hemen tecrit edilerek, detaylı bir kazı ve araştırma yapılınca, ortaya işte bu korkunç manzara çıkmış.

Ermeniler, kimilerini başlarından çiviledikleri insanlara çeşitli işkenceler etmişler ve diri diri buraya gömmüşler.

Azerbaycan basını, bu toplu mezarların dünyada çok fazla bilinmemesinden şikayetçi..

Seslerini yeterince duyuramamışlar.

Türk medyası bile gereken ilgiyi göstermemiş.

HER YERDE KATLİAM İZLERİ VAR

Ermeni katliamı sadece Guba ile sınırlı değil, başka şehirlerde de olmuş. Sadece Emeniler mi? Ruslar da katliam yapmışlar orada.

Bu gün ise Karabağ’dan endişe duyuluyor. Ermeni işgali altındaki Karabağ’da 4 bin Azerbaycan Türkü kayıp. Nerede oldukları bilinmiyor. Hocalı ve Guba’daki toplu katliamlarının daha büyüğünün Karabağ’da yaşanmış olabilidiğinden endişe ediliyor.

20. ASRIN EN BÜYÜK KATLİAMI

1918- 1920 yılları Azerbaycan Türklerinin tarihinde en facialı yıllar olmuştur. Resimlerde gördüğünüz bütün bu katliamları 20. asrın başlarında (1918-1920) yıllarında Ermeni silahlı birleşmeleri Kuba’da yapmışlardır. Ermeniler o yıllarda bütün Azerbaycan’da Kuba’da Şamahı’da Gence’de kanlı soykırımlar yaptılar.

Ermeni Taşnak çeteleri 1918-1920 yılına kadar yaşlı, çocuk, kadın ayrımı yapmadan Azerbaycan Türklerini katlediyorlardı. Kuba’nın bütün sokaklarında kanlı facialar baş gösterir, köylerde, kasabalarda savunmasız insanlar kitle halinde öldürülüyorlardı.

1918-20′inci yıllar Azerbaycan’da bir taraftan Andranik Uzanyan’ın rehberliğii ile Taşnaksütyün Ermenileri Azerbaycan Türklerini katlederken, diğer taraftan ise S. Şaumuyan’ın rehberliyi ile Bolşevik-Taşnak Ermeni birlikleri tarihi faktları ört-bas etmek maksadıyla, kitle halinde öldürdükleri insanları toplu mezarlıklarda gömüyorlardı.

SOYKIRIM BELGESİ ORTAYA ÇIKTI

Ermeniler nereden bile bilirdiler ki, bu toplu mezarlıklar bir zaman gelecek yaptıkları bu katliamlar, Azerbaycan’da yapılan soykırımları bir belge olarak ortaya koyacaktır.

Bütün Azerbaycan, Sederek’ten tutmuş Yalama’ya, Astara’dan tutmuş Gazağa kadar Ermenilerin yaptıkları vahşice cinayetlerle doludur. Biliyormusunuz niçin? Çünkü onlar bütün Azrebaycan’da yaptıkları facialarla hiç bir sınır, manevi değer ve tarihi mesuliyet his etmediler. Bütün Azerbaycan toprağı Ermenilerin kütle halinde katlettikleri Azerbaycan Türklerinin kanı ile yoğrulup.

Sadece 1918 yılın 18-21 Mart tarihleri arasında, Bakıü’de Bolşevik Ermeniler tarafından 30 bin Azerbaycan Türkü katledilmişti. Bu yalnızca Bolşevik Ermeniler tarafından ve 2 yıllık zaman diliminin sadece 3 gün müddetinde baş vermiş bir katliamı idi. Düşünün ki, bu katliamlar 1918 yılından 1920 yılına kadar her gün yapılıyordu.

Ermeni Taşnak çeteleri ve Bolşevik-Taşnaklar Bakü’de yaptıkları soykırımlarla yetinmediler. Ermeni çeteleri aynı yıllarda Guba’da, Lenkeran’da, Şamahı’da 50 binden fazla Azerbaycan Türkünü katlettiler. Aynı zamanda Ermeni ordusu, Şamahı’da 58 köyü yerle bir ettiler. Guba’da 122 köyü dağıttılar. Analoji insan katliamları Haçmaz’da, Göyçay’da, Kürdemir’de, Lenkeran’da, Hacıkabul’da, Salyan’da Zengezur, Karabağ, Nahçıvan ve diğer bölgelerde soykırımlar gerçekleştirildi.

NEREYE KAZMA VURSAN KATLİAM ÇIKIYOR

Arastırılırsa eğer Azerbaycan’da hala buna benzer ne kadar toplu mezarın olduğu meydana çıkar. O toplu mezarlıkların baş mimarları zira Ermeni Taşnaklardır. Sözde Ermeni soykırımı yalanları ile Avrupa Parlamentolarında kararlar kabul eden yüzsüz Ermeniler, Azerbaycan’da peş peşe bütün bölğelerde çıkan toplu mezarlar için bir gün çok büyük bedeller ödemek zorunda kalacaklar.

BİR TARAFTA HAZAR GÖLÜ, DİĞER YANDA KAN GÖLÜ

Bir tarafta Hazar Gölü, diğer tarafta ise Kan gölü! Belki de Kanlı Gölün adı bu faciayla bağlıdır? Bunu tarihçilere bırakmamız gerekir!.

" Kanlı yıllar hafızamıza kanla yazıldı! O kanlı yılları tarihimize Ermeniler kanlı elleri ile yazdılar!.

Elde ettiğimiz bilgi ve belgelere göre Ermeniler Azrebaycan’da Mart katliamından önce Erzurum vilayeti yakınlarında Taşılyayla köyünde 3.000 Anadolu Türkünü katletmişlerdi. 1918 yılında S. Şaumyan ve Ermenilerin diğer siyasi liderleri 7.000 Ermeni askerini çeşitli sınırlardan geçirerek Bakü’ye getirmiştiler. Dahası XI. "Kızıl Ordu" adıyla kurulan 10-12 binlik ordunun da yüzde %70′i Ermenilerden oluşuyordu. Hemen Ermeni ordusu Erzurum ve diğer Anadolu bölgelerinde kanlı facialar yaptıktan sonra, Azerbaycan’a getirildiler.

BURUNLARI KESİLEN KADINLAR

Mükemmel silahlanmış Ermeni askerleri Müslümanlarn evlerinu601? baskınlar ederek onları öldürür, 3-4 günlük bebekleri süngülere geçirir, çocukları ateşe atıp yakıyorlardı. Kadınlar daha ağır işkencelerle öldürülürdüler. Araştırmalar neticesinde kulakları, burunları kesilen, organları parça-parça edilen 40 kadının cesedi toplu halde bulunmuştu.

1945 1946 yıllarda Güney Azerbaycan Milli Azatlık Hareketının lideri ve Devlet Başkanı olmuş Seyid Cafer Pişeveri öz hatıralarında şöyle yazıyor:

"Ben 1918 yılın Martında Ermeni taşnaklarının vahşiliklerini, suçsuz insanların öldürülerek cesetlerinin yakılmasını gözlerimle gördüm. Bu çok nefret edilecek bir davranıştı."

BELGELERLE KATLİAM SAYILARI

Bu kitle halinde yapılan soykırımlar yalnızca Bakü ve Şamahı’da değil, Azerbaycan’ın bütün bölgelerinde gerçekleştirilirdi. Guba kazasına gönderilen Ermeni silahlı güçleri ise S. Şaumyan’dan bizzat emir alan çete başı Hamazasp liderlik ederdi. Nisan ayında bu bölgenin 122 köyü dağıtılmış, yüzlerle Türk ve Lezği katledilmişti. Ermenilerin Guba’da yaptıkları katliamlar hakkında o devirde şehrin valisi olmuş A. Alibeyov yazıyor:

"Ermeniler şehri terk ettikten sonra ben şehre vurulan maddi zararı araştırırken, çoğunun kadın ve çocuk olmak üzere 2.000′den fazla Müslüman Türkünün katledildiğini öğrendim"

1918 yılında Ermenilerin yaptıkları soykırımların faciaların istatistikası arşiv belgelerinde aşağıdaki gibi sıralanmıştı.

1). Bakü’de 30 bine yakın soydaşımız vahşice katledilmiştir.

2). Şamahı kazasının 58 köyü dağıtılmış, 7 bin kişi o cümleden 1653 kadın ve 965 çocuk öldürülmüştür.

3). Guba kazasının 122 Müslüman köyü yerlu601? bir edilmiştir.

4). Yukarı Karabağ’da 150′den fazla köy dağıtıldı.

5). Zengezur kazasında 115 Azerbaycan köyü vahşicesine dağıtılmıştı.

6). İrevan guberniyasında 211 köy dağıtıldı. Bu tarihi Azerbaycan şehrinde ve onun etrafında 88 köy dağıtılmış, 1920 ev yakılmıştı, 132 bin Azerbaycan Türkü mahvedilmiştir. Ermeni çetelerin yaptığı vahşilikler, Taşnak hakimiyeti devrinde yürütülen "Türksüz Ermenistan" siyaseti neticesinde, İrevan guberniyasının Türk nüfusunun sayısı 1916 yılında 375 bin kişi idi. Fakat 1922 yılında Türklerin sayısı 70 bine inmiştir.

7). Türkiye’nin Kars vilayetinde 92 Azerbaycan ve Anadolu Türklerinin yaşadıkları köyler dağıtılarak yakıldı.

8). 1918 yılın Şubat-Mart aylarında Güney Azerbaycan’ın Hoy, Salmas, Urmiye, Makü ve başka şehirlerinde 150 bin Azerbaycan Türkü katledilmişti. Guba arazisinde, Gudyal nehrinin sağ kıyısında spor tesislerinin yeniden inşası zamanı yüze çıkan insan kemiklerinin döküldüğü yere mezarlık demek olmaz. Çünkü insan kemikleri biri birinin üzerine üst üste dökülmüş bir şekilde bulunmuştu. Kemikler nehrin kıyısında olan iki kuyuda aşikar edildi.

Büyük kuyunun derinliği 5, küçük kuyunun derinliği ise 2,5 metredir. Kuyular arasında 2 metre mesafe vardır. Büyük kuyuya yüzlerce insan iskeletleri dökülmüş. İskeletlerin bütün halde bulunmaması onu gösteriyor ki, insanlar öldürüldükten sonra, doğranarak kuyulara doldurulmuştur.

Sayısız insan kafası çocuk kemikleri arasından yalnız 35 iskeleti bütün halde götürmek mümkün olmuştur. Kuyulardan, insana ait olan her hangi bir delil-saç, giyim, eşya bulunmamıştır. "Çok güman ki, birinci kuyu insan kemikleri ile dolduğuna göre, yanında ikinci küçük kuyu kazılmıştır. Küçük kuyunun kapağı, henüz kapalı açılmamıştır".

Kemiklerin incelenmesi zamanı kıyımın ne zaman yapıldığı tespit edildi. Yapılan incelemeler sonucu mezarlarda ve kuyularda bulunan kemiklerin 1918 yılında Ermeniler tarafından soykırım kurbanlarına ait olduğu ispatlandı.

HOCALI KATLİAMI : YIL 1992 ŞUBATIN 26 sı …..

Elleri bir ağaca arkadan bağlanan hamile bir kadının başına dikilmiş olan iki Ermeni yazı tura atıyordu. Bu kanlı kumarı yaklaşık 100 yıl önce Anadolu toprağında Kars’ta Ağrı’da Van’da Erzurum’da da ataları oynamıştı.Onlardan duymuşlardı.

Karnı burnunda zavallı bir Azeri kadının doğumu oldukça yakın görünüyordu. Çaresiz kadın bir hazan yaprağı gibi titriyordu. Elbiseleri yırtık, ayakları çıplaktı…Ermenilerin uzun boylu olanı elindeki AK-47 model (kaleş) Rus yapımı otomatik tüfeğinin namlusuna monte edilen seyyar kasaturayı çıkartırken, diğeri elindeki demir parayı havaya attı

:-Akçik, manç?..
(Kızmı, oğlan mı?)

-Akçik…
(Kız)

Bu cevap üzerine ‘oğlan’ diyerek bahse giren Ermeni, elindeki kasatura ile hamile kadının karnını bir hamlede yarıp çocuğu çıkarttı.Kan b! ürülügözleri bebeğin kasıklarına kilitlendi.

-Tun şahetsar,ınger…
(Sen kazandın, yoldaş)

-Yes şahetsapayts ays bubrikı inç bes bidigişdana…
(Ben kazandım ama bu bebek nasıl beslenecek?)

-Mayrigı bedge gişdatsine.
(Annesi besleyecek elbette)

Bunun üzerine daha kısa boylu olan Ermeni, bir hamlede kasaturaya geçirdiği bebeği annesinin göğsüne yapıştırdı:

-Mayrig yerahayin zizdur.
(Çocuğa meme ver)

Aynı dakikalarda Hocalı’nın başka bir semtinde tek kale futbol maçı hazırlığı vardı. İki kesik Azeri kadın başını kale direği yapmışlar, top arayışına girmişlerdi.Başı tıraşlı bir çocuk bulup getirdiklerinde ise Ermeni çeteci sevinçle bağırdı:

-Asixn ma/,çimi yev bızdıge, aveg gındırnadabidi. Gıdıresek…
(Bu hem saçsız hem de küçük, iyi yuvarlanır. Kopartın…)

Aynı anda çocuğun gövdesi bir tarafa,başı da orta yere düşmüştü…

Ermeniler zafer naraları! atarak, kanlı postalları ile kesik çocuk başına vurarak kanlı bir kaleye gol atmaya çalışıyordu.

Bu iki olay Hocalı’da bundan çok değil yalnızca 14 yıl önce yaşandı. Her iki olay da ermeni çetecilerin katliamlarına bizzat şahit olan görgü tanıklarının anlatımlarıdır.

Ne yazık ki 26 Şubat 1992 günü binlerce Azeri türlü yöntemlerle vahşice katledilmiştir. Ajanslar,katliam haberini bütün dünyaya hızla geçerken, arşı titreten ağır bir vahşet yaşanan Hocalı halkından geri kalanlar ise çaresizlik içinde kıvranıyordu.

Türkiye’de büyük bir dehşet uyandıran katliama ilişkin ilk görüntüler ise TRT aracılığı ile duyurulmuştu. Bütün olanları batılı gazeteciler, özellikle de New York Times belgeledi.

26 Şubat’ta güçlü silahlarla donatılmış Ermenistan silahlı kuvvetleri ile Hankendi’nde konuşlanmış bulunan Albay Zarvigarov komutasındaki 366′ncı Rus Motorize Alayı, Hocalı’ya saldırarak tarihin en vahşî katliamlarından birini yaptılar.

26 Şubat! gecesi Rus motorize alayının tanklarından açılan top ve roket saldırıları ile Hocalı Havaalanı kullanılamaz hâle getirilerek kentin dış dünya ile ilişkisi de tamamen kesildi.

Savunmasız kalan kente giren Rus destekli Ermeni askerleri, çocuk, yaşlı, kadın, bebek demeden birçok insanımızı vahşîce katlettiler. ermenilerin işgal ettikleri Hocalı’da dehşet verici olaylar yaşandı.

Canlı canlı insanların kafa derilerini yüzdüler,

Sağ olarak ele geçirdiklerini ise sistematik bir işkenceye ve tıbbî deneylere tâbi tutarak, insanlık dışı muamelelere maruz bıraktılar.

Hızar ve testereler ile diri diri insanların kol ve bacaklarını kestiler.

Genç kızların önce saçlarını,sonra da kafa derilerini yüzdüler.

Babanın gözü önünde evladını, evladın gözü önünde babayı kurşunlara dizdiler.

Kesik kafaları sepetlere doldurdular.

Peki neydi bu düşmanlık?

Ermenistan’daki okul duvarlarında asılan haritalarda Türkiye’nin 12 ili yer almaktayken, Ermenistan’ın bayrağında Türkiye hudutları içindeki Ağrı Dağı’nın resmi varken, Ermenistan Millî Marşı’nda ‘Topraklarımız işgal altında, bu toprakları azat etmek için ölün,öldürün’ denmekteyken, başkaca bir neden aramaya zaten gerek yok sanırım.

Dağlık Karabağ Bölgesi’nde bulunan Hocalı’ya, eski Sovyet İttifakı Silahlı kuvvetleri’ne ait 366.Alay’ın desteği ile Ermeni Sılahlı Kuvvetleri tarafından düzenlenen saldırılar sonucu 613 Azerbaycan Türk’ünün hayatını kaybettiği resmî olarak açıklandı. Ancak kayıp sayısının bu rakamların çok çok üstünde olduğu bilinmektedir.

56 hamile kadın karnı yarılmış durumda bulunmuştur.

Bu alçak saldırıda 487 kişi ağır yaralanırken, 1275 kişi ise rehin alınmış,geri kalan nüfus da bin bir zorlukla canını kurtarmış ancak bu olayın tahribatından ruhları ve hafızaları asla bir daha kurtulamamıştır.

Şahitlerin anlattıklarını dinleyenler önce kulaklarına inanamadı.!

Fakat katliam sonrası Hocalı’ya girdiklerinde ise, görgü tanıklarının abartmadığını kısa sürede anladılar. Hocalı’da katliam bölgesini gezen Fransız gazeteci Jean-Yves Junet’nin gördükleri karşısında söyledikleri, katliamın boyutunu da anlatıyordu:

‘Pek çok savaş hikâyesi dinledim. Faşistlerin zulmünü işittim,ama Hocalı’daki gibi bir vahşete umarım kimse tanık olmaz’ Peki 26 Şubat 1992 günü yaşanan bu katliamın emrini kim vermişti; Ermenistan Devlet Başkanı sıfatını taşıyan Robert Koçaryan denilen kirli katilden başkası değildi. Yaptığı terör faaliyetlerinin oranı nispetinde terfi eden Taşnaksutyun örgütü liderlerinden Robert Koçaryan, 20 Mart 1996′da Ermenistan Başbakanı oldu.

Karabağ’da barış istediği için aşırı milliyetçilerin tepkisine daha fazla direnemeyen Levon Ter Petrosyan istifa edince de 30 Mart 1998 yılında ondan boşalan Devlet Başkanlığı koltuğuna,’Hocalı Katlia! mı’ baş sorumlusu olan azılı terörist Robert Koçaryan oturdu.

Ermeniler Türk hamile kadınlarına tecavüz edip karnını hamile olduğu halde taş ile doldurup öldürmüşler ve küçük Türk kızlarına tecavüz edip öldürmüşlerdi.

Ülkemizde sadece 1 ermeni öldürüldü diye yürüyüş yaptılar ve o kadar araştırdılar ama hiç bir insan kalkıp ta bu masum insanlara işkence edilip öldürüldükleri için yürüyüş yapmadı…………..

Aralarinda onlarca entellektüel gecinen diplomali cahillerin de bulundugu bir gurup ermenilerden özür diledi , hic kimse demedi ki yillar boyu bizim yurt disinda ermeni lobisinin maddi manevi destegi ile korunan ASALA terör ve katil örgütünün (Sadece TÜRK olduklari nedeniyle)öldürdügü diplomatlarimiz icin kim özür dileyecek ülke yönetiminde söz sahibi olan izansizlar olasi tepkiden cekinmeseler ikibucuk milyon capulcunun önünde 75 milyon Türke diz cöktürecekler yeterki büyük agabeyleri (ABD) onlara aferim desin

Yazıklar olsun yaziklar olsun yaziklar olsun…

Azerbaycan’dan Türklük kanunları

azerbaycan-dan-isim-yasagi.jpg

Ülkede milli bir bilinç uyandırmak isteyen hükümet, yabancı isimlere savaş açtı.

Azerbaycan’da kullanılan soy isimlerinin yüzde 80′i Rusça’dan oluşuyor. İsimlerin ise büyük bir kısmı Rus, Avrupa ve Fars kökenli.

Ülkede milli bir bilinç uyandırmak isteyen hükümet, isimleri millileştirme çalışmasına başladı. Bu kapsamda oluşturulan Terminoloji Komisyonu, aileleri milli isimleri kullanmaya teşvik ediyor.

MARİYA, VLADİMİR, OLYA’YA KARŞI SAVAŞ

Mariya, Vladimir, Olya, Tamara… Kimi Rusça, kimi Gürcüce, kimiyse Farsça… Ancak Azerbaycan’da bu isimleri taşıyan birçok vatandaşa rastlamanız mümkün.

HALK RAHATSIZ

Bir Azerbaycan vatandaşı, “Ben özüm çok rahatsızım. Benim valideynim adımı zayor koydu, ben çok rahatsızım” derken bir diğeri, “Burası Azerbaycan öz adlarımız olsa çok yahşi olur” dedi.

70 yıl Sovyetler Birliği’nin esaretinde kalan ülkede, soy isimlerin yüzde 80′ni Rusça olan -ov ve -yeva ekleriyle bitiyor.

Konuya ilişkin konuşan Milletvekili Dr. Nizami Caferov, “Uzun yıllar Azerbaycan halkına -ov -yev gibi Rus kökenli soyadlarını forması kabul ettirilmişti. Onu aradan kaldıralım. Bu milletin kendi isteği değil” dedi.

AZERBAYCAN’DA ARTIK YABANCI İSİM KULLANILMAYACAK

İşte bu sorunun önüne geçip, milli bilinç uyandırmak için Azerbaycan hükümeti harekete geçti. Bakanlar Kurulu’nun kararı Milli Meclis tarafından onayladı. Bu onay sonrası İlimler Akademisi Terminoloji Bölümüne bağlı “İsim ve Soyisimler” komisyonu oluşturuldu.

Komisyonun amacı, milli isimlerin araştırılması ve bu isimlerin kullanılması için anne ve babaları teşvik etmek…Ayrıca Azerbaycanlı çocuklara yabancı ve toplumun yadırgayacağı isimlerin konulmasınının da önüne geçilmesi hedefleniyor.

Çalışmalara ilişkin bilgi veren Terminoloji Komisyonu Başkan Yardımcısı Prof. Dr. İlkirn Umudov, “Tarihimiz var tarihten gelen isimlerimiz var. Biz bu isimleri listeye dahil ettik. Adlar yeni uşaklara koyulsun, işlensin, işleklik kazansın istiyoruz” dedi.

2 BİN İSME YASAK

Bu kapsamda ilk olarak Azerbaycan’da sıklıkla kullanılan yabancı isimler belirlendi. Aileler, komisyon tarafından belirlenen yaklaşık iki bin yasaklı isimi çocuklarına koyamayacak.

Prof. Dr. İlkirn Umudov, “Azerbaycanlı olarak öz evladına eğer Stefan koyuyorsa bunlara karşı çıkış ediyoruz. Çünkü her evladın adı halkı tanıtır” diye konuştu.

8 BİN MİLLİ İSİM BELİRLENDİ

Azerbaycan Terminoloji Komisyonu tarafından şu ana kadar 8 bin milli isim belirlendi. Bu liste Kitab-ı Dede Korkut ve Divan-ı Lugati’t-Türk’teki isimlerle zenginleştirilecek.

“AZERBAYCAN’IN BÜTÜNLÜĞÜ İÇİN ÇOK ÖNEMLİ BİR ÇALIŞMA”

Terminoloji Komisyonu Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Umudov, “Azerbaycanlıların bütünlüğü için bir manevi bütünlüğün sağlanması için çok önemli bir çalışma olacak” diyor.

SADECE ÜLKEDEKİ TÜRKLER İÇİN GEÇERLİ
Uygulama sadece Azerbaycan Türkleri için geçerli. Azerbaycan vatandaşı olan Yahudi, Rus ve Lezgiler çocuklarına istedikleri isimleri koyabilecek.

Kaynak: timeturk

ERMENİ ÇETECİ ZORİ BALAYAN : ’13 YAŞINDAKİ TÜRK ÇOCUĞUNUN DERİSİNİ YÜZDÜM’

Üzerinden 21 yıl geçti ama unutmadık, unutmayacağız

Bundan 21 yıl önce bu saatlerde yüzlerce Azeri Türkü Ermeniler tarafından katlediliyordu.

Katliama bizzat katılan Zori Balayan (fotoğrafta), “Ruhumuzun Canlanması” adını verdiği kitapta bir Türk çocuğunu öldürüşlerini şöyle anlatmıştı:

(İLGİLİ HABER) HEPİMİZ "AZERİ TÜRKÜ"YÜZ

"SUSSUN DİYE ANNESİNİN MEMESİNİ AĞZINA TIKTIK"

Arkadaşımız Haçatur’la ele geçirdiğimiz eve girerken askerlerimiz 13 yaşında bir Türk çocuğunu pencereye çivilemişlerdi. Türk çocuğunun bağırış çağırışları çok duyulmasın diye, Haçatur çocuğun annesinin kesilmiş memesini çocuğun ağzına soktu… Başından, sinesinden ve karnından derisini soydum. Saate baktım, Türk çocuğu yedi dakika sonra kan kaybından öldü… Ruhum halkımın yüzde birinin bile intikamını aldığım için sevinçten gururlanıyordu. Haçatur daha sonra ölmüş Türk çocuğunun cesedini parça parça doğradı ve bu Türkle aynı kökten olan köpeklere attı. Akşam aynı şeyi üç Türk çocuğuna daha yaptık…

HOCALI KATLİAMI

Sovyetler Birliği‘nin son günlerini yaşadığı 1988‘de Azerbaycan – Ermenistan arasında patlak veren savaş, Azerbaycan için büyük yıkımlara yol açtı. Altı yıl süren savaş sonrasında Ermenistan, Azerbaycan topraklarının yüzde 20′sini işgal ederken, 1 milyondan fazla Azerbaycan vatandaşı iç kesimlere göç ederek hayatını zor şartlar altında sürdürmek zorunda kaldı. Bu savaşın, hafızalardan silinmeyen en acı olaylarından biri de Ermeni güçlerinin 26 Şubat 1992‘de Hocalı‘da yaptığı katliam oldu. Bölgede pkkya da destek veren Ruslar, Hocalı’da da bilerek ağır davranmış ve ancak Ermeniler çekilince müdahale eder gibi yapmıştı.

HOCAL’DA NE OLDU?

Ermeni güçlerinin 1991′in sonlarına doğru ablukaya aldığı Hocalı, 936 kilometre karelik alana sahip, 2 bin 605 ailenin, toplam 11 bin 356 kişinin yaşadığı bir kasabaydı. Aralık 1991′de Karabağ’ın başkenti olarak kabul edilen Hankendi şehrini işgal eden Ermenilerin bir sonraki hedefi, bölgenin tek havaalanına sahip ve stratejik önem taşıyan Hocalı’yı ele geçirmekti. Hocalı’nın etrafındaki bütün köy ve yolları tek tek ele geçiren Ermeni güçleri, kasabanın diğer illerle karayolu bağlantısını kesti. Hocalı’nın diğer bölgelerle tek ulaşım bağlantısı olan helikopter ulaşımı, 28 Ocak 1992′de, Şuşa Ağdam seferini yapan helikopterin Ermeniler tarafından vurulmasıyla ortadan kalktı. Bu olayda, çoğunluğu kadın ve çocuklardan oluşan 44 sivil hayatını kaybetti.

Ocak ayının başlarından itibaren elektrik enerjisi de kesilen Hocalı’nın savunması, sadece hafif silahlarla silahlanmış yerel savunma güçleri ve az sayıdaki milli ordu askerlerinden ibaretti. 25 Şubat 1992′den itibaren Hocalı’ya saldırıya başlayan Ermeniler, bölgede bulunan Sovyet Ordusu 366. Zırhlı Alayı’nın bütün araçlarını kullanarak, şehri iki saat boyunca top ve tank ateşine tuttu. Saldırıdan bir gün sonra ise hafızalardan yıllarca silinmeyecek olan "Hocalı Katliamı" yaşandı.

Resmi verilere göre, Hocalı Katliamı’nda savunmasız durumdaki 106′sı kadın, 83′ü çocuk olmak üzere toplam 613 Azerbaycan vatandaşı hayatını kaybetti. Katliamdan 487 kişi ağır yaralı olarak kurtulurken, Ermeni güçleri bin 275 kişiyi rehin aldı. Bunlardan 150′sinden haber alınamadı. Esirler yıllarca uluslararası kurumlardan gizli olarak köle gibi çalıştırıldı.

ULUSLARARASI TEPKİLER

28 Şubat‘ta gazetecilerden oluşan bir grubun helikopterle katliamın yaşandığı yere gitmesinin ardından katliama dair elde edilen fotoğraf ve görüntüler, yabancı basında geniş yer buldu.

14 Mart 1992 tarihli Fransız "Le Monde" gazetesi katliama dair, "Ağdam’da bulunan basın mensupları, Hocalı’da öldürülmüş kadın ve çocuklar arasında kafa derisi soyulmuş, tırnakları çıkarılmış üç kişi görmüşler. Bu, Azerilerin propagandası değil bir gerçektir" ifadelerini kullandı. Rus "İzvestiya" gazetesi ise 4 Mart 1992 tarihli sayısında "Kamera kulakları kesilmiş çocukları gösterdi. Bir kadının yüzünün yarısı kesilmişti. Erkeklerin kafa derisi soyulmuştu" ifadelerine yer verdi. Benzer tasvirler İngiliz, Ukrayna, Bulgaristan ve daha birçok yabancı medya organında da yer aldı.

Tüm dünyanın gözleri önünde meydana gelen Hocalı Katliamı‘na, uluslararası kurumlar ise sessiz kalmayı tercih etti. BM Güvenlik Konseyi 1993‘de 4 karar kabul etmiş olsa da, bu kararlar Hocalı Katliamı ile ilgili değil, "Ermenistan’ın Azerbaycan topraklarını işgal ettiğine" yönelikti.

BAZI ERMENİLER İTİRAF ETTİ

Hocalı Katliamı, bazı Ermeniler tarafından itiraf edildi. Ünlü Ermeni yazar Zori Balayan, kendisinin de bizzat katıldığı katliamı, "Ruhumuzun Dirilişi" isimli kitabında ayrıntılarıyla anlatmakta bir sakınca görmedi.

Azerbaycan ise , Ermeniler tarafından yapılan bu katliamın "soykırım" olarak tanınması için dünya çapında kampanya başlattı. Meksika Senatosu, Pakistan Senatosu, Kolombiya Parlamentosu, Çek Cumhuriyeti Parlamentosu Dış İlişkiler Komitesi, ABD’nin Teksas, New Jersey, Massachusetts, Georgia eyaletlerinde kabul edilen kararlarda Hocalı Katliamı "soykırım" olarak nitelendirildi.

Türkiye ise hala TBMM‘de katiamı soykırım olarak kabul etmiyor.

ARAŞTIRMA DOSYASI : Türklere Karşı Yapılan Soykırımlar ve Hocalı Soykırımı

Sinan OĞAN
TÜRKSAM Başkanı

Tarih Türklere karşı yapılan soykırımlarla doludur. Biz Türkler ağıt yakmayı bilmediğimiz (veya bunu yapmadığımız için) hiçbir zaman bize karşı yapılan soykırımları, zulümleri tarih yaddaşımıza (hafızamıza) kazımamış, çabuk unutmuşuz. Oysa Türklerin Batı’da Viyana’dan Doğu’da ise Kafkaslardan çekilmeye başladıkları dönemden sonrası hep soykırıma, katliama uğradıkları hadiselerle doludur. Viyana’da, Mora’da, Tripoliçe’de Balkanların diğer bölgelerinde; yakın tarihimizde Bosna’da soykırıma uğrayan hep biz Türkler ve Müslümanlar olmuşuzdur. Diğer taraftan Kafkaslara baktığımızda, son iki yüzyılın tarih sayfasının hep Türklere karşı yapılan soykırımlarla dolu olduğu görülmektedir. İrevan Hanlığı’nda, Bakü’de, Gence’de ve daha nice Türk bölgesinde katledilen hep Türkler olmuştur. Türklerin uğradığı katliamlar sadece bugünkü sınırlarımız dışında kalan topraklarda değil, bizzat Anadolu coğrafyasında da devam etmiştir. Ancak bugün Batı kamuoyuna baktığımız zaman bu suçlamalara maruz kalan ne tezattır ki, hep Türklerdir.

Azerbaycan’ın Uğradığı Tehcir ve Soykırımlar

1988 yılından başlayan Azerbaycan – Ermenistan savaşında Azerbaycan topraklarının yüzde 20’den fazlası işgal edilmiş ve 1 milyondan fazla insan göçmen durumunda yaşamak mecburiyetinde bırakılmıştır. 8 milyon nüfusu olan Azerbaycan’da bir milyondan fazla insan diğer bir ifade ile ülkede yaşayan her 8 kişiden birisi göçmen durumundadır. Göçmen nüfusun toplam nüfusa bölümünde ortaya çıkan rakam açısından Azerbaycan dünyanın en çok göçmen barındıran ülkesidir. Azerbaycan topraklarının yüzde 20’si Ermenistan tarafından işgal edilmiştir ve nüfusunun yüzde 13’ü kendi tarihsel yurtları içerisinde göçmen durumundadır.

Ermenilerin “Büyük Ermenistan’ı” kurmak için Azerbaycan Türklerini ilk planlı tehcir ve soykırımı 1905-1907 yılları arasında gerçekleşmiştir. Azerbaycan Türkleri daha sonra 1918-20 yıllarında ikinci defa güç tatbik edilerek kendi topraklarından sürülmüştür. SSCB döneminde Ermenistan’da yaşayan Azerbaycan Türkleri 1948-53 yıllarında “büyük göçe” tabi tutarak yaklaşık 150 bin Azeri tarihi yurtları olan Ermenistan’dan kovulmuş ve Azerbaycan Türkleri üçüncü kez tehcire maruz bırakılmıştır. Son tehcir ve soykırım ise modern dünyanın gözleri önünde 1988 yılında başlayan çatışmalarla gerçekleşmiştir.

1988 yılında silahlı çatışmaya dönüşen Dağlık Karabağ sorunu kısa süre sonra Dağlık Karabağ’ın sınırları dışına taşmış ve cephede kazanılan askeri başarılar Ermenilerin Azerbaycan’ın içlerine kadar sokulmalarına olanak sağlamıştır. Netice itibariyle Azerbaycan topraklarının yüzde 20’si Ermenistan Silahlı Kuvvetleri tarafından işgal edilmiştir. Bu işgal sırasında 20 binden fazla Azerbaycan vatandaşı öldürülmüş (bu konuda bazı yazarlar her iki taraftan 1988-1994 yılları arasında toplam 35 bin kişinin öldüğünü ifade etmektedirler), 20 binden fazlası yaralanmış, 50 bini sakat olmuş ve 5.101 Azerbaycan Türkü ise kayıp olmuş ve/veya esir edilmiştir. Esir olan Azerbaycan Türklerinin 66’sı çocuklardan ibarettir. Azerbaycan’da aile fertlerinden bir ve/veya birkaçı savaşta öldüğü için 7.737 aile “şehit ailesi” statüsü almıştır. Genelde Azerbaycan nüfusunun 1/3’ü Dağlık Karabağ Savaşı’ndan doğrudan veya dolaylı olarak zarar görmüştür. Dağlık Karabağ sorunu ile ilgili olarak da sosyal, ekonomik ve siyasal sorunlardan bütün ülke vatandaşları etkilenmektedir.

Savaşın Maliyeti

Ermeni işgali, Azerbaycan’ın önemli miktarda ekonomik kaybına da sebep olmuştur. 60 milyar dolar olarak hesaplanan bu ekonomik kayıp ile Azerbaycan’ın bu bölgesinde 7.000’e yakın sanayi, tarım ve diğer müesseseler kapatılmıştır. Bu müesseseler ile ülke ekonomisinde toplam tahıl hasılatının yüzde 24’ü, alkollü içki imalatının yüzde 41’i, patates üretiminin yüzde 46’sı, et üretiminin yüzde 18’i ve süt üretiminin ise yüzde 34’ü karşılanmaktaydı. Bunların yanı sıra; bu bölgede bulunan 616 okul, 242 çocuk yuvası, 683 kütüphane, 464’den fazla tarihi eser ve müze, 695 hastane, poliklinik ve sağlık ocağı, Azerbaycanlıların meskunlaştığı 724 şehir, köy ve kasaba işgal edilmiştir. Azerbaycan’ın bu bölgelerinin işgali ile beraber ülkenin ekolojik sistemine önemli miktarda zarar verilmiş, bölgedeki ormanlar tahrip edilmiştir.

Azerbaycan’da İşgal Edilen Topraklar

1988 yılında silahlı çatışmaya dönen Azeri-Ermeni sorunu, kısa bir sürede Azerbaycan ve Ermenistan arasında bir bölgesel savaşa dönüşmüş ve Ermenistan silahlı kuvvetleri bu çatışmalar neticesinde 1988 yılından ateşkesin yapıldığı 12 Mayıs 1994 tarihine kadar Dağlık Karabağ’ın tamamı da olmak üzere toplam 890 rayon, köy, kasaba ve yerleşim biriminden ibaret Azerbaycan topraklarının yüzde 20’sini işgal etmiştir. Dağlık Karabağ’da Azerbaycanlılar 2 şehir, 1 kasaba ve 53 köyde meskunlaşmışlardı.

Ermenistan silahlı kuvvetleri;

1991’de Esgeran – Hadrut’u

18 Şubat 1992’de Hocavend’i,

25 Şubat 1992’de Hocalı’yı,

8 Mayıs 1992’de Şuşa’yı,

18 Mayıs 1992’de Laçin’i,

4 Nisan 1993’de Kelbecer’i,

23 Temmuz 1993’te Ağdam’ı,

24 Ağustos 1993’te Fuzuli’yi,

27 Ekim 1993’te Zengilan’ı,

26 Ağustos 1993’te Cebrayil’i,

31 Ağustos 1993’te Gubadlı’yı işgal etmişlerdir.

İşgal edilen bölgelerden 4.388 km2’lik toprak sahasına sahip Yukarı Karabağ’dan 192.300 kişi, Laçin’den (1.835 km2) 59.500 kişi, Şuşa’dan (970 km2) 29.500 kişi, Kelbecer’den (1.936 km2) 50.500 kişi, Ağdam’dan (1.093 km2) 158.000 kişi, Fuzuli’den (1.386 km2) 100.000, Cebrayil’den (1.059 km2) 51.600 kişi, Gubatlı’dan (802 km2) 30.300 kişi ve Zengilan’dan (707 km2) 33.900 kişi olmak üzere bu yerleşim birimlerinde yaşayan toplam 676.100 kişi yıllarca yaşadıkları ata yurtlarından kovularak Azerbaycan’ın içlerinde çadırlarda yaşamaya mahkum edilmişlerdir.

İşgal edilmiş Dağlık Karabağ ve onun etrafındaki bütün şehirlerdeki tarihi eserler yok edilmiş, doğa ve çevreye kalıcı zararlar verilmiştir. Dağlık Karabağ savaşı sırasında çevreye ve sivil yaşama önemli ölçüde zarar verilmiştir. Ancak bu savaşta Hocalı köyünde yaşananlar savaş ortamına dahi sığmayacak niteliktedir ve tam anlamıyla bir soykırımdır.

Soykırımın Yapıldığı Yer: Hocalı

Yukarı Karabağ bölgesinin en önemli tepelerinden birisinde olan Hocalı köyü stratejik olarak Ermenistan Silahlı Kuvvetleri için askeri bir hedef niteliğinde idi. Hocalı stratejik olarak Karabağ dağ silsilesinde Ağdam-Şuşa, Eskeran-Hankendi yollarının üzerinde yerleşmektedir. Hocalı’nın coğrafi-stratejik konumu Ermeni silahlı birliklerinin buraya saldırmasına müsaitti. Hocalı Hankendi’nin 10 km güneydoğusunda bulunmaktadır. Karabağ’daki tek havaalanı Hocalı’dadır.

Hocalı 1991 yılının Ekim ayından itibaren ablukadaydı. Ekim’in 30’unda kara yoluyla ulaşım kapanmış ve tek ulaşım vasıtası helikopter kalmıştı. Hocalı’ya son helikopter 1992 yılı Ocak ayının 28’inde gitmişti. Şuşa şehrinin semalarında sivil helikopterin vurulmasından ve bunun sonucunda 40 kişinin ölümünden sonra bu ulaşım da kesilmişti. Ocak ayının 2’sinden itibaren şehre elektrik verilmemişti. Şubatın ikinci yarısından itibaren Hocalı, Ermeni silahlı birliklerinin ablukasına alınmış ve her gün toplarla, ağır makineli silahlarla bombalanmıştır.

936 km2’lik alana sahip ve 2.605 aileden ibaret 11.356 kişinin yaşadığı Hocalı kasabası 26 Şubat 1992 tarihinde yüzyılın en acımasız soykırımına maruz kalmış ve kasaba tamamıyla yok edilmiştir. Hocalı bu katliamın yaşandığı sırada Azerbaycan Silahlı Kuvvetlerinin koruması altında değildi ve tamamen savunmasız bir durumdaydı. Hocalı da dağınık halde elinde hafif silahlar bulunan 150 kişi bulunmaktaydı. Azerbaycan silahlı kuvvetleri Hocalı halkına yardım edemedi, hatta uzun süre cesetlerin alınması bile mümkün olmadı..

Ermenistan Silahlı Kuvvetleri köyü üç yönden kuşatmış, helikopter ve ağır silahların yardımı ile önce köyü bombalamış ve ardından da köye girerek katliam yapmıştır. Ermeniler bu köyü işgal ederek bütün bölge halkına bir mesaj vermek istemekteydiler. Nitekim Azerbaycan Türkleri için ağır bir mesaj vermiş oldular. Hocalı işgal edilerek ve neredeyse tamamen yok edilerek bölgedeki çözülme hızlandırılmış oldu. Ermeniler bu hamleyle aynı zamanda önemli bir stratejik mekanı da işgal ederek askeri açıdan önemli bir başarı elde etmiştir. Ancak insanlık adına tarihin en acımasız soykırımı gerçekleştirilmiştir. Diğer taraftan Ermeniler için bu soykırım kendilerinin iddia ettiği 1915 yılında yaşananların bir intikamı niteliği de taşımaktaydı.

Hocalı’da Neler Yaşandı?

Ermenistan Silahlı Kuvvetleri 1992 yılının 25 Şubat’ı 26 Şubat’a bağlayan gecesinde bölgedeki 366. Alayın da desteği ile önce giriş ve çıkışını kapadığı Hocalı köyünde sivil, kadın, çocuk, yaşlı ayırımı yapmadan resmi rakamlara göre 613 kişiyi katletmişlerdir. Katledilenlerin 83’ü çocuk, 106’sı kadın ve 70’ten fazlası ise yaşlıydı. Normalde en şiddetli savaşlarda dahi savaş dışında tutulan, dokunulmayan bu kesime Ermeniler yaşlı, kadın ve çocuk demeden acımasız işkenceler yaparak katletmiştir. Bu katliamdan toplam 487 kişi ağır yaralı olarak kurtulmuştur. 1275 kişi ise rehin alınmış ve 150 kişi ise kaybolmuştur. Cesetler üzerinde yapılan incelemelerde cesetlerin birçoğunun yakıldığı, gözlerinin oyulduğu, kulakları, burunları ve kafaları ile vücutlarının çeşitli uzuvlarının kesildiği görülmüştür. Aynı vahşetten hamile kadınlar ve çocuklar bile nasibini almıştır.

Batı Basınında Hocalı Soykırımı

- Krua l’Eveneman Dergisi (Paris), 25 Şubat 1992 tarihi: Ermeniler Hocalı’ya saldırmıştır. Bütün dünya vahşice öldürülmüş cesetlere şahit oldu. Azeriler binlerin öldüğünden bahsediyor.

- Sunday Times Gazetesi (Londra) 1 Mart 1992 tarihi: Ermeni askerleri binlerce aileyi yok etmiştir.

- Financial Times Gazetesi (Londra) 9 Mart 1992 tarihi: Ermeniler Ağdam’a doğru giden orduyu kurşun yağmuruna tutmuştur. Azeriler 1200 kadar ceset saymış. Lübnanlı kameraman, ülkesinin zengin Ermeni Taşnak lobisinin Karabağ’a silah ve asker gönderdiğini onaylamıştır.

- Times Gazetesi (Londra) 4 Mart 1992 tarihi: Birçok insan çirkin hale getirilmiş, masum kızın sadece kafası kalmış.

- İzvestiya Gazetesi (Moskova) 4 Mart 1992 tarihi: Kamera kulakları kesilmiş çocukları gösterdi. Bir kadının yüzünün yarısı kesilmişti. Erkeklerin kafa derisi soyulmuştu.

- Le Monde gazetesi (Paris) 14 Mart 1992 tarihi: Ağdam’da bulunan basın mensupları, Hocalı’da öldürülmüş kadın ve çocuklar arasında kafa derisi soyulmuş, tırnakları çıkarılmış üç kişi görmüşler. Bu, Azerilerin propagandası değil bir gerçektir.

- İzvestiya Gazetesi (Moskova) 13 Mart 1992 tarihi: Binbaşı Leonid Kravets: “Ben kendim tepede yüze yakın ceset gördüm. Bir erkek çocuğunun kafası yoktu. Her tarafta işkenceyle öldürülmüş bayan, çocuk ve yaşlılar vardı.”

- Valer Actuel Dergisi (Paris) 14 Mart 1992 tarihi: Bu ‘özerk bölgede’ Ermeni silahlı birlikleri yakın doğuda üretilmiş yeni teknolojiye, ayrıca helikoptere sahiptiler. ASALA’nın Suriye ve Lübnan’da askeri kamp ve silah depoları vardır. Ermeniler yüzden fazla Müslüman köyüne saldırı düzenlemiş ve Karabağ’daki Azerbaycanlıları öldürmüşler.

- R. Patrik, İngiliz Muhabir (olay yerinde bulunmuş): “Hocalı’daki vahşiliklere dünya kamuoyunda hiçbir şekilde hak kazandırılamaz!!!”

- Golos Ukraini: V Stacko: Savaşın yüzü olmuyor. Yalnız çokça maske, kanlı gözyaşları, ölüm, bedbahtlık, yıkımlar. Hocalı’da bebekleri ne için katlettiler, ya anneleri? Allah insanı cezalandırmak isteyince onun aklını alıyor.’

- Nie Gazetesi: (Bulgaristan) Violetta Parvanova: “Hocalı insanlığın faciasıdır.”

- 3 Mart 1992’de BBC Morning News saat 07.37 yayınında durumu şöyle aksettirmiş; “Canlı yayın muhabirimiz 100’den fazla Azeri erkek, kadın ve bebek dahil olmak üzere çocuk cesetleri gördüğünü ve bunların başlarına yakın mesafeden ateş edilerek öldürüldüğünü rapor ediyor.”

- 16 Mart 1992 tarihli Newsweek’te Pascal Privat ve Steve Le Vine tarafından hazırlanan haberde katliam şu şekilde yansıtılmış: “Geçtiğimiz hafta Azerbaycan yine bir morgun mahzeni gibiydi; bir caminin arkasına geçici olarak kurulmuş morga sürüklenerek getirilmiş düzinelerce ceset ve yas tutan mülteciler… Bunlar 25 ve 26 Şubat tarihinde Ermeni kuvvetleri tarafından istila edilen Yukarı Karabağ bölgesindeki Hocalı köyünün Azeri sakinleriydi. Cesetlerin çoğu kaçmaya çalışırken yakın mesafeden vurulmuştu, bazılarının yüzleri paramparça idi, bazılarının kafa derileri yüzülmüştü…”

- Human Rights Watch: Hocalı katliamını Karabağ’ın işgalinden bu yana cereyan eden en kapsamlı sivil kırımı olarak nitelendirilmiştir.

- Amerikalı gazeteci Thomas Goltz: “Fotoğrafçı arkadaşım öyle etkilenmişti ki fotoğraf çekebilmesi için kendisini objelerin üzerine doğru itmem gerekiyordu. Cesetler, mezarlar, evet hepsi mide gerektiriyordu. Ama olanları anlatmak, dünyaya duyurmak gerekliydi. Hayatta kalanları bularak hemen orada neler dediklerini kaydettik. Bazı cesetleri tanımaya çalıştım ama yüzlerinden vurulanlar, tanınmayacak halde olanlar vardı. Bazılarının kafa derileri yüzülmüştü.’

- Hocalı katliamına tanık olan ve daha sonra Beyrut’a yerleşen Ermeni gazeteci Daud Kheyriyan, ‘For the Sake of Cross’ (Haçın Hatırı İçin) isimli kitabında (sayfa: 62-63) vahşeti şöyle anlatıyor: “…Gaflan denen ve ölülerin yakılmasıyla görevli Ermeni grup, Hocalı’nın 1 kilometre batısında bir yere 2 Mart günü 100 Azeri ölüsünü getirip yığdı. Son kamyonda 10 yaşında bir kız çocuğu gördüm. Başından ve elinden yaralıydı. Yüzü morarmıştı. Soğuğa, açlığa ve yaralarına rağmen hala yaşıyordu. Çok az nefes alabiliyordu. Gözlerini ölüm korkusu sarmıştı. O sırada Tigranyan isimli bir asker onu tuttuğu gibi öteki cesetlerin üstüne fırlattı. Sonra tüm cesetleri yaktılar. Bana sanki yanmakta olan ölü bedenler arasından bir çığlık işittim gibi geldi. Yapabileceğim bir şey yoktu. Ben Şuşa’ya döndüm. Onlar Haç’ın hatırı için savaşa devam ettiler.”

Uluslararası Tepkiler

Bütün dünyanın gözleri önünde gerçekleşen bu katliama BM, AB gibi uluslararası kuruluşlar gereken özeni göstermemişlerdir. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi genel olarak 1993 yılı Nisan-Kasım aylarında 822, 853, 874, 884 sayılı kararları kabul etmiştir. Bu kararlarla Azerbaycan topraklarının Ermeniler tarafından işgal edildiği belirtilmiştir. İşgalin sona erdirilmesi için bugüne kadar bir çaba gösterilememiştir. Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi’nin 25 Ocak 2005 tarihli ve 1416 sayılı kararında Ermenistan’ın Azerbaycan topraklarını halen işgali altında tuttuğu da belirtilmiştir. Gelişmelere seyirci kalan BM ve Batılı devletler, Ermenilerin yaptıkları katliamlara ve işgal hareketlerine ciddi bir tepki göstermemişlerdir. Ermenilerin Mayıs 1992’de Nahçıvan’a saldırmalarından sonra Türkiye 1921 Kars Anlaşması çerçevesinde bölgeyi korumak için askerî müdahalede bulunabileceğini açıklamıştır.

7 Mayıs 2003’de, İngiltere’de yaşayan Azerileri temsil eden ‘Vatan’ örgütünün gönderdiği mektuba, Dışişleri Bakanlığı Uluslararası İşbirliği Komitesi’nden gelen cevabi mektupla, İngiliz Hükümeti’nin Hocalı katliamını çok taraflı olarak incelediği ve Ermeni askerlerin yaptıkları katliamı ‘insanlığa karşı işlenmiş bir suç’ olarak kabul ettiği belirtildi.

Ayrıca, ABD Kongresi’nin Uluslararası İlişkiler Komisyonu Üyesi Don Barton, Kongreyi ‘Hocalı soykırımı’nı tanımaya çağırmış ve Temsilciler Kurulu’nun toplantısında yaptığı konuşmada, ‘Dünyadaki tüm toplumlar bunu bilmeli ve hatırlamalıdır. ABD Kongresi, Hocalı soykırımını tanımakla uluslararası toplumun uzun yıllardan beri bu konuyla ilgili sessizliğini bozacaktır.”demiştir.

1994 yılında iki taraf arasında ateşkes ilan edilmiştir.

Hocalı’da Yaşanan Soykırımı Soykırım Olarak Kabul Ettirmek

Azerbaycan’ın Yukarı Karabağ Bölgesindeki Hocalı köyünde 26 Şubat 1992 yılında yaşanan katliam uluslararası camianın suç olarak kabul ettiği soykırım ve insanlığa karşı suçlar kapsamındaki tanımlamalarla birebir örtüşmektedir.

Hocalı soykırımına katılmış Ermenilerin ve onların yardımcıları yaptıkları insan haklarına ve uluslar arası hukuki antlaşmalara – Cenevre Sözleşmesi, İnsan Hakları Beyannamesi, Vatandaş ve Siyasi Haklar Konusunda Uluslararası Sözleşme, Ateşkes Zamanında ve Askeri Çatışmalar Zamanı Kadın ve Çocukların Korunması Beyannamesi’ne – karşı olarak işlenmiş bir soykırımdır.

Ayrıca, Hocalı soykırımı 9 Aralık 1948’de BM tarafından kabul edilen ve 12 Ocak 1951 tarihinde yürürlüğe giren Birleşmiş Milletler’in ‘Soykırım Suçunun Önlenmesine ve Cezalandırılmasına İlişkin Sözleşmesi’ 2. maddesinde yer alan “milli, etnik, ırkı veya dini bir grubu kısmen veya tamamen imha etme” biçiminde tanımlanan jenosit/soykırım kavramı ile tamamen örtüşmektedir. Ermenilerin Hocalı’da yaptıkları katliam BM Soykırım Anlaşması’nda, soykırım gerçekleşmiş sayılacağı koşullarını sayan 2. maddesinde yer alan beş bendin ilk ikisi ile uyum göstermektedir. İlgili maddede soykırımın gerçekleşmesi için bu bentlerde düzenlenen eylemlerden birinin yeterli olduğu belirtilmektedir. Ermenilerin Hocalı’da yaptıkları toplu katliam BM Soykırım Anlaşması’nda soykırımı düzenleyen 2. maddenin a bendinde yer alan “bir grubun üyelerinin katledilmesi” ve b bendinde yer alan “grup üyelerinin bedeni ve akli açıdan ciddi biçimde zarar verilmesi” koşulları ile birebir uyuşmaktadır.

Ayrıca Hocalı Katliamı, uluslararası hukukta saygın bir yere sahip Nürnberg Mahkemesi Kuruluş Senedi’nde ve Mahkeme Kararında Tanınan (kabul edilen) Uluslararası Hukuk İlkeleri” metninin 6. ilkesinin iki bendinin de c. fırkasında tanımlanmış insanlığa karşı işlenen suçlar (crimes against humanity) kapsamında da ele alınmalıdır.

Hocalı’da savaş suçları açsından, diğer suç kategorileri ve uluslararası temel belgeler açısından da suç işlenmiştir

Hocalı Soykırımı Konusunda Neler Yapılmalıdır?

Hocalı’da yaşananların bir soykırım olduğu gerçeğinden hareketle şu hususların yapılması gerektiği düşünülmektedir:

Azerbaycan Devleti Olarak Yapılması Gerekenler

Azerbaycan’ın Yukarı Karabağ bölgesindeki Hocalı köyünde yaşanan vahşetin bir soykırım olduğunun uluslararası camiada kabulü için yasal prosedür başlatılmalı ve Azerbaycan Devleti resmen Lahey Adalet Divanına başvurarak 9 Aralık 1948’de BM tarafından kabul edilen Jenosit Sözleşmesi çerçevesinde dava açmalıdır. Başvuruda gerekli deliller çerçevesinde Ermenistan’ın önceki Devlet Başkanları Robert Koçaryan ve Levon Ter Petrosyan ile mevcut Devlet Başkanı ve eski Savunma Bakanı Serj Sarkisyan da dahil Hocalı Soykırımı’nı gerçekleştiren bütün siyasi ve askeri komutanların ismi net biçimde belirtilmeli ve cezalandırılması istenmelidir. Hem Ermenistan (1993’de) hem de Azerbaycan (1996’da) BM Soykırım Anlaşması’nı imzaladıkları için bu anlaşma kendilerini bağlamaktadır. Örneğin, Bosna Hersek bu mahkemeye başvurarak Yugoslavya eski Devlet Başkanı Slobadan Miloşeviç’in yargılanması için dava açmıştır. Ve uluslararası mahkeme Miloşeviç davasında 1995’de Srebrenitsa kentinde yedi bin Boşnak’ın katledilmesini soykırım olarak kabul etmiş ve sanığı bu suçtan da yargılamıştır.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti Olarak Yapılması Gerekenler

Azerbaycan Parlamentosu 1994’te Hocalı’da yaşanan katliamı soykırım olarak kabul etmiştir. Yapılması gereken her türlü bilgi ve belgesi olan bu vahşeti TBMM’nin de soykırım olarak kabul etmesidir. Bu bağlamda TÜRKSAM – Uluslararası ilişkiler ve Stratejik Analizler Merkezi Başkanı olarak başlattığım çalışmaları, mecliste Milliyetçi Hareket Partisi Iğdır Milletvekili olarak devam ettirmekteyiz. TBMM Genel Kurulunda gündem dışı söz alarak Hocalı’da yaşanaları Türk halkına anlatmaktayız. TBMM Başkanlığı’na her yılın şubat ayının 26’sının “Hocalı Soykırımını Anma Günü” olarak kabul edilmesi ve Türkiye’nin çeşitli illerinde Hocalı Soykırım anıtlarının yapılmasına ilişkin bir kanun teklifi sunmamızın yanı sıra üyesi olduğum Dışişleri Komisyonu’nda da Hocalı soykırımı kınama amacıyla TBMM tarihinde ilk defa bizzat bizim Iğdır Milletvekili ve TBMM Dışişleri Komisyonu üyesi sıfatı ile yaptığımız girişimlerimiz ile bir bildiri yayınlanmıştır. 22 Şubat 2012 tarihinde Dışişleri Komisyonu tarafından kabul edilen bildiriye göre Hocalı’da yaşananlar “Katliam” ve “İnsanlığa Karşı Suç” kapsamında değerlendirilmiştir. Bunun yanı sıra, üyesi bulunduğum Türkiye Azerbaycan Parlamentolar Arası Dostluk Grubu olarak da bir basın açıklaması yaparak Hocalı’daki insanlık dramının uluslararası sözleşmelerin birçok hükme aykırı olduğu belirtilmiş, Türkiye’nin Ermenilerin Hocalı kasabasında Azerbaycan Türklerine karşı yaptıkları vahşetin dünya kamuoyuna anlatılması ve suçluların tarih ve hukuk karşısında gereken cezayı alması için Azerbaycan’a her türlü desteği vermeye devam edeceği beyan edilmiştir.

Siyasi çalışmaların yanında, toplumsal düzlemde de Hocalı Soykırımı’nın tanıtılması için çalışmalar yapılması gerekmektedir. Azerbaycan ile ilişkileri “bir milletin iki devleti” paralelinde ilerleyen Türkiye’de de insanlarımızın Hocalı Soykırımı hakkında bilgilendirilmesi gerekmektedir. Hocalı Soykırımının 20. yıldönümüne ilişkin İzmir, Ankara, Sakarya, Kocaeli, Gebze, Denizli gibi illerimizde yaptığımız konferanslarda Türk halkının salonları doldurması ve büyük bir ilgiyle Hocalı’da yaşananları dinlemesi iki ülke halkının kederde de sevinçte de birlikte olduğunu göstermesi açısından son derece önemlidir. İstanbul Taksim Meydanı’nda, Ankara’da Sıhhiye’de ve Türkiye’nin birçok yerinde gerçekleştirilen geniş katılımlı Hocalı Soykırımı telin mitingleri de Anadolu Türklerinin ve Azerbaycan Türklerinin ortak paydada buluştuğunu göstermektedir.

Bununla beraber Azerbaycan ile koordine halinde bu konu uluslararası gündeme taşınmalı, Ermeni sorunu konusunda güçlü bir argüman olarak görülmelidir.

Ankara’nın Keçiören Belediyesi resmi olarak 9 Mart 2005’de Hocalı’da yaşanan trajik olayları “soykırım” olarak tanımış ve bir de soykırım anıtı yapmıştır. Diğer yerel yönetimler, sivil toplum kuruluşları ve üniversiteler de benzer yola gitmelidir. Sumgayıt Belediyesi ile işbirliği içerisinde inşası gerçekleştirilecek olan daha görkemli bir anıtın temeli geçen yıl şahsımın da katıldığı törende atılmıştır.

Türk ve Azerbaycan Sivil Toplum Örgütleri ve Birey Olarak Yapılması Gerekenler

Türkiye, Azerbaycan ve dünyanın birçok bölgesindeki Türklerin bireysel ve toplu olarak Lahey Adalet Divanı’nda dava açmaları sağlanmalıdır. Özellikle yakınlarını kaybeden ve zarar gören Hocalılı kardeşlerimizin bunu yapmalarına önayak olunmalıdır.

İmkanı iyi olan STK’lar ve işadamlarının bu konuya kaynak ayırarak Avrupa ülkelerinin birisinde bir Hocalı Soykırımı Enstitüsü açılmasına yardım etmeli ve kurulan enstitü vasıtasıyla bu işler bilimsel bir zeminde incelenmeli ve bu çalışmalara yön verilmelidir.

Hocalı Soykırımı gerçeğinin ve bütünlükte Karabağ veya sözde soykırım (yanlış anlaşılmaları engellemek gerektiğinde burada sözde soykırımdan kastın Hocalı Soykırımı değil, sözde Ermeni soykırımı olduğunu belirtmek gerekmektedir) iddialarının önünde etkili bir set oluşturmak için ilgili konuları ele alan bilimsel çalışmalar teşvik edilmelidir. Bu çalışmaların yabancı dillere tercüme edilerek yayımlanması için çaba gösterilmelidir.

26 Şubat günü arifesinde bütün dünyada Hocalı Soykırımı ve Karabağ gerçeğini anlatan sergilerin düzenlenmesi için çaba gösterilmelidir.

Azerbaycan Milli Meclisi (Parlamento) her yıl Şubatın 26’sını ‘Hocalı Soykırımı Günü’ ilan etmiştir. Her yıl Şubatın 26’sında saat 17.00’de Azerbaycan halkı Hocalı soykırımının kurbanlarının hatırasını anma töreni yapmaktadır. Bu törenleri koordineli bir şekilde bütün dünyada yapılması önemlidir.

Hocalı soykırımını biz kendimize anlatmanın yanı sıra (özelikle “biz Ermeniyiz” diyenlere) yurt dışında basılan kitaplar ve açılan sergilerle küresel gündeme çıkmasına yardımcı olmalıyız. Bütün bunlarla beraber bu konuları sürekli gündemde tutmalı, bu konudaki bilgi, belge ve yazıları paylaşmalı ve dağıtımına yardımcı olmalıyız.

Bu çerçevede, düzenlediğimiz “20. Yılında Hocalı Soykırımı’nın 20 STK Kabul Ediyor Kampanyası” dahilinde 25 Şubat 2012 günü Onursal Başkanlığını yaptığım Türkiye Azerbaycan Derneği ve beraberindeki 19 STK ile birlikte 20 sivil toplum kuruluşu Hocalı’da yaşananları soykırım olarak tanımıştır. Bu çalışmaya 100’den fazla STK ve Belediye Meclisi katılmıştır. Buna ek olarak da Hocalı Soykırımı için bireysel çapta destek vermek isteyenlerin koordinasyonu sağlamak için www.hocalisoykirimi.org adresinde bir imza kampanyası başlatmış bulunmaktayız.

Hocalı Şahitlerinin İfadelerinden Soykırım

Cemil Cümşüdoglu Memmedov: Nehçivanik köyüne gidip Ermenilere torunuma acımalarını söyledim. Bana hakaret edip komutana verdiler. O da bizi hapsetmelerini emretti. Burada çok sayıda kadın, kız, çocuk vardı. Sonra bizi Askeran’a getirdiler. Karım, kızım, eniştem oradaydı. Tırnaklarımızı çektiler. Zenciler havaya sıçrayıp, yüzüme tekme atıyorlardı. Çok işkenceden sonra beni Ermeniler ile değiştirdiler. Karım, kızım ve torunumdan hiç haber alamadım.

Seriye Talibova: Gözümün önünde 4 Mesket Türk’ünün, 3 komşumuzun başını Ermeni askerinin mezarı başında kestiler. Ermeniler, anne babalarının önünde çocuklarına işkence yapıp öldürdüler. Sonra cesetleri buldozerlerle dereye döktüler.

Cemal Allahverdioglu Orucov: 16 yaşındaki oğlumu kurşunladılar. 23 yaşındaki kızımı iki ikiz oğlumu ve 18 yaşındaki hamile kızımı elimizden aldılar.

Hatice Abdullayeva: Bir süre yalın ayak ormanda kaldıktan sonra babam, annem ve 16 yaşındaki kız kardeşim soğuğa dayanamadılar. Esir düştüm, taşnak esirlerle değiştirildim. Şimdi iki ayağımdan da mahrumum.

Mirza Allahverdiyev: Ermenilerin saldırısından sonra ormana kaçtık. Burada 3 gün aç-susuz kaldık. 28 Şubat akşamı bizi kuşattılar. Bizi Askeran’da ölüm hücresine aldılar. Her gün birkaç adamı götürüp öldürüyorlardı. Altın dişlerimi kerpetenle çıkardılar. Babamı, iki kardeşimi, kardeşimin oğlunu öldürdüler.

Nesibe Aliyeva: Ormandan çıkar çıkmaz Ermeniler ateş açtılar. 40 kişiydik. 26 kişiyi, oğlumu ve eşimi de öldürdüler.

Hatice Orucova: 8 yaşındaydım. Gözümün önünde babamı, annemi, 6 yaşındaki kız kardeşimi Ermeniler kurşunlayıp öldürdüler. Kurşun bana da geldi.

Muhammed Orucov: Ermeniler esirler arasında 10-13-15 yaşlarında kızları ayırarak götürdüler.

Cemil Memmedov: Şehre giren tanklar ve zırhlı taşıyıcılar evleri yıkıyor ve insanları eziyordu.

Talibov Samed: Yapılan işkenceler karşısında seslerini çıkaranları hemen öldürüyorlardı. Esirlikte gördüğüm dehşeti hiç unutamayacağım.

Doktor Raporlarından…

Soykırım sonrası cesetler üzerinden yapılan incelemelerden doktor raporlarına geçen bazı ölüm vakaları:

Orucov Telinan Enveroğlu: Kafa derisi yüzülmüş,

Abdülov Yelmar Enveroğlu: Kafa derisi yüzülmüş,

Aliekberov Tevekkül İskenderoğlu: Nahçivanik yolunda kurşun yarası ile ölmüş, cesedi üstünde 10 bıçak darbesi var.

Hasanova Fitat Ehedkızı: Tecavüz edilmiş, Gözleri çıkarılmış.

Hasanova Gülçohre Yakupkızı: Göğüs kafesinden ve karnından kurşun yarası almıştır. Sol eli bilekten kesilmiştir.

Hasanov Şohlet Usuboğlu: Göğüs kafesinden kurşun yarası, üst tarafının kesilmiş olduğu görülmüştür.

Selimov Bahadir Mikayiloglu: Nahcivanik yolunda yakılmış, cinsi uzvu kesilmiş, gözleri çıkarılmıştır.

Abışov Ali Abdüloğlu: Ezici aletle vurulmuş, kemiklerinin çoğu kırılmış.

Aslanov İkbal Kuluoğlu: Cinsi uzuvları kesilmiş, yakılmış.

Sahip: Cesedi üstünden tank geçmiş

Nuraliyeva Dilara Oruçgızı: Gözleri ve göğüsleri kesilerek götürülmüş.

Abbasov Taleh Umidvaroğlu: Öldürüldükten sonra kulağı kesilmiş.

Abişova Meruze Muhammedkızı: Gözleri çıkarılmış, göğüs uçları ve burnu kesilmiştir.

Kerimov Sarman Sultanoğlu: Katledildikten sonra gözleri çıkarılmış, şişe ile işkence edilmiştir.

Kerimova Firengül Muhammedkızı: Bedeni tam doğranmış, gözleri çıkarılmış, kulakları ve göğüsleri kesilmiştir.

Kerimov Frunz Salmanoğlu: Diri diri yakılmıştır.

Selimov Araz Bahaduroğlu: Yaralı halde yakalanmış, küçük çocuğunun gözleri önünde dövülerek öldürülmüştür.

Hüseyinov Allahverdi Kuluoğlu: 88, yakılarak öldürülmüştür.

İmam Agyar Salmanoğlu: Üç yaşındaki bu çocuk Ermenilerce yakılarak öldürülmüştür.

Bedelov Tevfik: Cesedi üzerinde vahşi uygulamalar yapan Ermeniler, kulaklarını kesmiş ve gözlerini çıkarmışlardır.

Ferzeliyev Canan Binnetoğlu: Yakılmıştır.

Mehmedova Tamara Selimkızı: Gözleri çıkarılıp, göğüsleri kesilerek öldürülmüştür.

Nuriyev Hafiz Yusufoğlu: Elleri telle bağlanarak kafası kesilmiştir.

Bilinmeyen Kişi: başı ve üst dudağı kesilmiştir.

Bilinmeyen Kişi: Kafa derisi yüzülmüştür.

Bütün bu gerçeklikler karşısına bütün Türk milletinin her bir ferdine düşen görev gönüllü ve programlı bir çalışma ile bu vahşeti soykırım olarak tanıtmaya çalışmak olmalıdır. Ancak bu şekilde soykırım kurbanlarına karşı olan borcumuz ödenmiş olacaktır. Diğer taraftan Türkiye’de “hepimiz Ermeniyiz” diyen kesimlerin bu gerçekleri öğrendikten sonra çocukları katleden, esirlere türlü işkenceyi yaparak öldüren Ermenilerden olmaya devam etmeyeceklerini umuyoruz.

Neden Bu Vahşet Yapıldı?

Ermenilerin nasıl bu kadar vahşice katliamlar yaptığının da üzerinde durmak gerekir. Ermeniler bu vahşeti işleyerek öncelikle tarihten, daha doğrusu 1915 yılında yaşanan tehcir kararından adeta kendilerince öç almışlardır. İkinci olarak, Hocalı stratejik bir noktadır ve Dağlık Karabağ’daki tek havaalanının olduğu yerdir. Üçüncüsü ve en önemlisi ise Ermenilerin aslında bu şekilde vahşice bir saldırıda bulunarak savaşan ve direnen diğer yerleşim birimlerini psikolojik olarak çökertmek ve böylece bütün Karabağ bölgesini ve hatta Karabağ dışındaki diğer Azerbaycan bölgelerinin de korku ve telaşla boşaltılmasını sağlayarak savaşta gözle görülür bir üstünlük elde etmektir. Hocalı Katliamı adeta ABD’nin Hiroşima ve Nagazaki’ye attığı atom bombası tesiri yaparak Azerbaycan’ın bu savaşı kaybetmesinde önemli etkisi olmuştur.

Gelinen süreçte, Ermenistan, sorumsuz davranışlarına devam etmektedir. 2012 yılının sonlarına doğru gündeme gelen Hocalı Havaalanı’nın Ermeniler tarafından uçuşa açılması niyeti, bu durumun net bir göstergesi sayılabilir. 613 kişiye vahşice kıyan Ermenistan, şimdi de bu bölgenin stratejik konumundan yararlanmak istemektedir. Azerbaycan tarafından yapılan sert ve kararlı açıklamalar, bu durum kabul edilemez olduğuna işaret etmiştir. Türkiye tarafının ise bu durumda yine Azerbaycan’a destek olması gerekmektedir, bu duruma tepkisiz kalmak demek, bölgedeki Ermenistan’ın sorumsuzluğunu pekiştirecektir. Havaalanının açılması gibi bir durumda, Türkiye hava sahasının Ermenistan uçuşlarına karşı kapatılması kararı alınabilir.

Bugün Gazze’de yaşanan İsrail vahşetine nasıl bütün dünyada “One Minute” diyorsak, aynı şekilde Hocalı için de yüksek sesle “one minute” demenin zamanı gelmiştir. Suriye’de yaşanan insanlık dramı için uluslararası alanda harcanan gayretin binde biri Ermeni işgali altında bulunan Dağlık Karabağ bölgesi için harcanmamaktadır. 2013 yılının başında yapılan Büyükelçiler Toplantısında “İnsani diplomasi” kavramını gündeme getiren Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun Somali, Suriye, Filistin kadar Şuşa’da, Kelbecer’de, Ağdam ve Azerbaycan’ın işgal altında olan diğer topraklarında meydana gelen insan hakları ihlallerini etkin bir şekilde gündeme taşıması gerekmektedir.

Eğer siz de Hocalı’da soykırım yapıldı diyorsanız lütfen www.hocalisoykirimi.org sitesine girerek destek veriniz.

HEPİMİZ ‘AZERİ TÜRKÜ’YÜZ

‘Hesabını mutlaka soracağız’

Ermenilerin Azerbaycan’ın Dağlık Karabağ bölgesinde 613 Azeri’yi şehit etmesinin yıl dönümünde İstanbul‘da tepki eylemi düzenlendi. Çok sayıda sivil toplum kuruluşunun organize ettiği eylemde, şehit Türkler için saygı duruşunda bulunuldu.

Azerbaycan’ın Dağlık Karabağ bölgesini 21 yıl önce 26 Şubat 1992 tarihinde işgal eden Ermeniler, Hocalı Kasabası‘nda 613 savunmasız insanı katletmişti. İnsanlık suçunu bir kez daha gündeme getirmek için aralarında Azerbaycanlılar Derneği‘nin de bulunduğu çok sayıda sivil toplum kuruluşu eylem yaptı. "Hocalı için adalet" yazılı tişörtler giyen 300 kişilik grup, Dolmabahçe Sarayı önünde toplandı. Azerbaycan ve Türk bayraklarıyla yürüyen grup, buradan Beşiktaş’a ardından da Galatasaray Meydanı’na geldi. Galatasaray Meydanı’nda sayıları bini bulan, aralarında çok sayıda Azeri’nin de olduğu grup İstiklal Caddesi üzerinden Taksim’e yürüdü. ‘Ermenilerin Rus ordusunun desteği ile Karabağı işgalini ve Hocalı Soykırımı’nı unutmayacağız‘ yazılı İngilizce ve Türkçe pankart taşıyan grup, ‘İnsan hakları unutma, Hocalı’ya sahip çık‘ sloganları attı.

Taksim Meydanı’nda şehit askerler ve Hocalı Katliamı’nda hayatını kaybedenler için bir dakikalık saygı duruşunda bulunan eylemciler hep birlikte İstiklal Marşı’nı okudu.

Azerbaycan topraklarının yüzde 20′sinin işgal altında olduğunu vurgulayan Kuramen Rızayeva, "Çok güçsüz kaldık. Haklılığımızı ispat etmek için kendimizi dünyaya daha çok anlatmalıyız" dedi.

"Hocalı’da öldürülen kardeşlerimizin hesabını bir gün mutlaka soracağız" diyen Levent Canik, "Bu kötülük yanlarına kalmayacak. Mutlaka hesabı sorulacak. Hepimiz bir toplumuz, hepimiz kardeşiz. Eğer birisi bizim kardeşimizin kanını akıtırsa bunun hesabını mutlaka sorarız" ifadelerini kullandı.

Hocalı Katliamı‘nın bir soykırım olarak kabul edilmesi gerektiğinin altını çizen, Azerbaycan Birliği yöneticisi İdris İsaoğlu İmamali, "Tarihi saptıramayız. 1992 yılında 26 Şubat günü dünyaya bir kara leke olarak geçmiştir" şeklinde konuştu.

Dünya Azerbaycan Konseyi yöneticisi Saftar Rahimli ise şöyle konuştu: "Her yıl ayın bugünü hatırlayıp, anıyoruz. İşgal halen devam etmektedir. Karabağ özgürlüğe kavuşana kadar çalışmalarımız devam edecektir. Ermenistan Devleti’nin kararı ile bu eylem gerçekleşmiştir"

Grup, eylemin ardından olaysız dağıldı.

İLK KUTLAYAN GÜL OLDU

Öte yandan Ermenistan Devlet Başkanlığı‘na yeniden seçilen Serj Sarkisyan‘ı ilk kutlayanın ise Cumhurbaşkanı Abdullah Gül olduğu öğrenildi. Bu kutlama Azeri Meclis’inde, "Gül’ün bu tavrı bize acı verdi" sözleriyle karşılandı. Sarkisyan’ın seçim kampanyasındaki en büyük kozu (SÖZDE) "soykırım" iftirasıydı. Sarkisyan, bir hafta, "Hedefimiz, Türklerin Ermeni soykırımını kabul etmesidir. Bunun olacağından eminim" sözünü vermişti.

ERMENİ SUBAYI ÖLDÜREN ÜSTEĞMEN ARTIK ÖZGÜR

Azerbaycan Bayrağı’nı çiğneyen Ermeni subayını öldürmüştü

Macaristan‘ın ömür boyu hapse mahkum ettiği Azeri Türkü Üsteğmen Ramil Seferov, Azerbaycan’a iade edildikten sonra Cumhurbaşkanı Aliyev tarafından affedildi.

2004
yılında NATO’nun Barış İçin Ortaklık programı çerçevesinde Macaristan Savunma Üniversitesi‘nde katıldığı seminerde, Azerbaycan bayrağını ayakları altına alan Ermeni subayı Gurgen Margaryan’ı öldürdüğü için ömür boyu hapse mahkum edilen Azerbaycanlı Üsteğmen Ramil Seferov, Azerbaycan’a iade edildi.

Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ise hemen, özel bir kararname ile "düşmana bayrağını çiğnetmeyen" Ramil Seferov’u affetti.

Sekiz senedir Macaristan’da hapis hayatı yaşayan Ramil Seferov’un ülkeye iade edilmesi ve Cumhurbaşkanı tarafından affedilmesi Azerbaycan’da sevinçle karşılandı. Haberin duyulmasının ardından sosyal örütbağ yayınlarında da Ramil Seferov’un serbest bırakılmasıyla ilgili tebrik mesajları yayınlandı.

SOYKIRIMI BİZZAT YAŞAMIŞTI

Ramil Seferov‘un duruşmalar sırasında, Ermenistan ile savaş başladığında Ermeni zulmünü kitaplar ve televizyonlardan değil, bizzat yaşayarak gördüğünü anlatmıştı. Ermeni zulmüne 12 yaşında iken şahit olan Seferov, babasının yönlendirmesiyle 14 yaşında Bakü Cemsid Nahçivanski Harp Okulu‘na giriyor. Bir yil sonra çok başarılı olduğu için ülkemize gönderilen 4 sene Maltepe Askeri Lisesi‘nde eğitim alan Seferov, bu eğitimin ardından Kara Kuvvetleri Okulu‘nda egitimine devam etti. Bakü’ye döndüğünde harp okulunda görev yapmaya başlayan Seferov, Ermeni zulmünde 3 akrabasının ölümüne şahit olmuş, 2 akrabasından ise bir daha haber alamamıştı. Seferov, askeri okulda iken aldığı 80 TL bursunu dahi ailesine gönderiyordu. İngilizcesini ilerletmek için Macaristan’a giden Ramil Seferov, bu sırada aynı yerde eğitim alan Ermeni subayların tacizlerine uğramaya başladı. Ermeni subayların, Türklere ve akrabalarına uzun süre küfretmeleri ve son olarak da Azerbaycan Bayrağı’nı çiğnemeleri üzerine Türk subayı Ramil Seferov daha fazla dayanamamış ve yangın panosundaki balta ile Ermeni Subay Gurgen Margaryan‘ı öldürmüştü.

Biliyor Muydunuz ??? Yusuf Ziya Arpacık !!!

1992 yılında Ermenistan Azerbaycan’a saldırıp Karabağ’ı işgal edince Ülkücü fırtına Yusuf Ziya Arpacık’ın Türkiye’den yaklaşık 500 gönüllü ile Karabağ’a gidip Ermenistan’a karşı 1994 yılına kadar savaştığını ve Yusuf Ziya Arpacak’ın bu 500 kişilik ordusunun Rüzgar Timi (Birliği) olarak adlandırıldığını BİLİYOR MUYDUNUZ ?

KİTAP KAMPANYASI : Kardeş Azerbaycan’a Kitap Yolluyoruz. Çorbada Tuzum Olsun Diyenlere Duyurulur… /// @s iring

ASKER AVŞAR

Değerli Dostlarım, Kıymetli Büyüklerim,

Kardeş Azerbaycan’ımıza, Bakı Kenti merkezine kitaplar yollayacağız…

Toplamda 1000 (bin) adet kitap göndermek istiyoruz.

Kitapların ikiyüz adedini şimdiden hazırladık. Eski püskü değiller. Yırtık parçalanmış değiller. Yarıdan fazlası yeni alınmış, kalanı da son birkaç yıl içinde alınmış okunmuş olanlar.

Siyasi değil kitaplarımız. Edebi, tarihi, felsefi, Doğu ve Batı Klasikleri başta olmak üzere, şiir, gezi, inceleme, araştırma ve biyografi kitaplarımız var listemizde..

Bu kitapların gönderilmesinde İstanbul’dan da yardımcı olanlar var, Azerbaycan’da da, hanımı Azeri Türk’ü olan Doğan Kardeşim var, Ruşen Kardaşım var kitaplarımızı alacak ve teslim edecek…

Daha önce, Bayrampaşa Belediyesi, Küçükçekmece Belediyesi, Küçükçekmece Kaymakamlığı, İstanbul Valiliğinde görevliler kanalıyla da, kitaplarımızı Makedonya’ya, Kosovaya, Arnavutluk’a, Bulgaristan’a da gönderdik..

1999 – 2008 arası, Anadolumuzun 46 şehrine ve Kafkaslara, Balkanlara toplamda 200 bin küsur kitap dağıtmanın şerefi ve keyfi ile bu çalışmalara omuz vedren 470 Gönüldaşıma minnettarım..

Şimdi sırada, ihmal ettiğimiz, sona bıraktığımız Azerbaycan’ımızda…

Dünyanın dört bir yanına Türkçemizi, Türk İnsanını anlatan kitaplar göndermek, keyfi de, milli sorumlulu ğu da, kültürel hizmeti de yüksek çalışmalardır..

Sizlerden ricam, bu çalışmamıza, maddi olarak, ne kadar destek olabilirseniz, desteğinizi esirgememenizdir…

Yardımcı olanları da, buradan ismen açıklayarak, çalışmalarımızı Şubat Ortasında tamamlamış olmayı hedefliyoruz..

En içten duygularımla, arz ederim..

Asker AVŞAR / Kitapseveriz Platformu Başkanı

YÜKSEK STRATEJİ

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

Fight Gang Stalking

Fight the corrupt elite and their Stasi puppets

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

WordPress.com News

The latest news on WordPress.com and the WordPress community.

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 2.832 takipçiye katılın

%d blogcu bunu beğendi: