ARAŞTIRMA DOSYASI : Suriye’den Türkiye’ye Gelerek Hatay’ın Reyhanlı İlçesine Yerleşen SURİYELİ M ÜLTECİLER ile Söyleşi

Suriye’den Türkiye’ye Gelerek Hatay’ın Reyhanlı İlçesine Yerleşen Aiham ile Söyleşi

Aiham Fen Fakültesi Kimya bölümü öğrencisi. Saldırılar genellikle çevre bölgelerde gerçekleşiyormuş fakat babasının hastalığının tedavi edilmesi için sakin ve sessiz bir ortamda yaşaması gerektiğinden göç etmek zorunda kalmış.

ORSAM: Kendinizi ve Suriye’de iç savaş öncesi hayatınızı anlatır mısınız?

Aiham: Adım Aiham. 32 yaşındayım ve bekârım. Fen Fakültesi Kimya bölümü 3. sınıf öğrencisiyim ama şimdilik okulu dondurdum.

ORSAM: Suriye’de yaşananları biraz anlatabilir misiniz?

Aiham: Açıkçası ne olduğunu tam bilmiyorum. Olaylar başladığında askerlik görevimi yapıyordum. Halep halkı ile ilgili ise herkesin inandığı şey Halep halkının çıkarları peşinde koşan insanlardan oluştuğu ve bu yüzden devrime geç katılmalarıdır. Şu ana kadar Halep halkının yüzde 70’i rejim yanlısı olmaya devam etmektedir. Bunu kimse inkâr edemez. Aynı zamanda halk mevcut rejimden de kurtulmak istiyor. Halep’te durum gittikçe kötüye gidiyor. Halep, Humus’tan daha kötü olacaktır. Olayların bir şekilde durması gerekmektedir. Devrim yanlısıyım. Ancak Özgür Suriye Ordusunun açıklamasına göre onlara vaat edilen silah ve mühimmat hala ulaşmış değil. Sizce bize karşı olan devletlerin desteğinin beklenmesi mümkün mü? Tüm devletler çıkarlar peşine düşmektedir. ABD, Türkiye, Katar, Suudi Arabistan, Rusya ve şimdiki rejim bu durumdan faydalanmıştır. Örneğin Türkiye, olaylardan en fazla fayda gören ülkedir. Türkiye ekonomisi yüzde 13 oranla büyüdü. Bu durumun da iki nedeni var. Kiraların aşırı yükselmesi ve ticaret hacminin artması.

Katar ve Suudi Arabistan’a gelince, onların tek amacı devrimin ülkelerine uzanmamasıdır. Rusya ise bunlardan çok daha zeki; Rusya’nın amacı Suriye’de Müslümanlığının yayılmasını engellemektir. Tabi tekrar söylüyorum bunlar benim görüşüm.

ORSAM: O halde devrimin gerçekleşmesini yanlış bir adım olarak mı görüyorsunuz?

Aiham: Hayır, bunu demek istemedim. Özgür Suriye Ordusu’nun çalışma mekanizmasının yanlış olduğunu düşünüyorum. Bir bölgeye giriyorlar ve rejim o bölgeyi bombardıman altına tutuyor. Sonuç olarak da Özgür Suriye Ordusu o bölgeden zafer gerçekleşmeden tekrar kaçıyor. Mesela askeri değerlendirmelere göre o bölgeyi (Halep’te Kasr El Rais bölgesini) kurtarmak için ABD Ordusu’ndan bir tümenin iki hafta savaşması gerekiyormuş. Özgür Suriye Ordusu silahı olmadan o bölgeyi nasıl geçirecek ki?

Bence şu ana kadar devrim sürecinde önemli başarılar elde edilmemiştir. Elde edilen tek başarı ise halkın bütün olarak çalışmaya başlamasıdır. Çünkü daha önce halk uyku halindeydi. İmanı zayıflamıştı. Yolsuzluk ve rüşvet her müesseseye yayılmıştı. Şimdi ise dini uyanış ile bölgede Şii ve İran uzantısı durdurulmuştur. Bence bu devrimin en önemli başarısıdır. Diğer bir başarı ise Suriye’de mezhep ayrımı yapmadan bütün zalimlerden mesela Beşşar Esed, Mahluf, Rustum Gazale ve emniyet güçlerinden kurtarmasıdır. Bunlar Allah’tan korkmayan bir gruptur ve hiç ayrım yapmadan herkese zarar vermek istiyorlar.

ORSAM: Halep’ten neden çıktınız?

Aiham: Halep’in Kafr Hamra bölgesinde yaşıyoruz. Bizim bölgede bir şey olmadı ama olaylar ve saldırılar hep bizim çevremizdeki bölgelerde gerçekleşiyordu. Ancak babam hasta ve hastalığından ötürü tedavi edilmesi için sakin ve sessiz bir ortamda yaşaması gerekiyordu. Bu yüzden göç etmek zorunda kaldık, 1 Eylül tarihinde Suriye’den ayrıldık.

ORSAM: Aklından çıkmayan olaylara tanık oldunuz mu?

Aiham: Tabi, bir kez bize yakın bombalar düştü ve bir akrabam parça parça oldu. Çok kayıp verdik. Kardeşim doktor subay olarak çalışmaktadır, Şam’ın Tişrin Hastanesinde çalışıyor. Olaylar başladığından beri kardeşimi göremiyoruz. Açıkçası kardeşim rejimden ayrılmak istemiyor, çünkü onun başka hesapları var. Diyor ki “ben ayrılsam ve rejim kalırsa bizler ne yapacağız”. Ancak kendisi de bu rejimin bir an önce gitmesini de bütün gönlü ile istiyor.

ORSAM: Peki, rejimin ayakta kalma ihtimali varsa tekrar dönüp onun hükmü altında yaşamak ister misiniz?

Aiham: Bence bu çok zor bir soru; bu olursa demek ki büyük bir musibete uğrayacağız.

ORSAM: Peki, durum böyle kalırsa, yani yıpratma savaşı devam ederse ne yapacaksınız?

Aiham: Bilmem, ama belki geri dönüp daha sakin bir bölgede yaşamaya başlayacağız. Ama şimdiki durum geri dönmeye hiç müsait değildir.

ORSAM: Mezhepçilik hakkında görüşleriniz nedir?

Aiham: Mezhepçilik bölgeden bölgeye değişiyor. Mesela Halep’te mezhepçilik sorunu yoktur. Bir genç olarak değişik mezheplerden arkadaşlara sahibim. Aramızda hiçbir kin ya da nefret yok. Hatta benim en yakın arkadaşlarım Hıristiyanlardandır.

ORSAM: Peki, bu hisler devrimden sonra devam etti mi?

Aiham: Genel olarak mezhep ve etnik gruplar kendilerine kapanmaya başladılar. Bu da rejimin uyguladığı baskınlardan dolayı bence. Tarih boyunca en alçak ve en sinsi rejim bu rejimdir. Bazen bizleri hala Hafız Esed’ın yönettiği hissine kapılırım. Çünkü rejim istediği zaman plan yapıyor ve halkın zayıf noktalarını biliyor. 40 yıldan beri bunlar bizleri bu şekilde yönetiyor. Bunlardan kurtulmak çok zor. Devrim belki 10 yıl boyunca devam edebilir, belki de yarın bitebilir. Ancak halk arasında ektikleri fikirlerden kurtulmak için uzun zaman gerekiyor.

Mesela Halep tacirlerinin milyonlarca Suriye Lirası vergi vermesi gerekiyordu. Ancak hükümet bunların sadece yüzde 25’ini alıyordu. Biliyordu ki bir gün bu borçları başka şekilde tahsil edecektir ve işte şimdi tahsil etmeye başladı.

ORSAM: Rejim mezhepçiliği Suriye halkı arasında yayma politikasında başarılı olabildi mi?

Aiham: Evet, ancak yüzde 1 oranla başarılı olabildi. Bu oran, Şebiha ve güvenlik güçlerinin uyguladığı davranışlardan dolayı ortaya çıkmıştır. Ancak ben mezhepçiliği aklımdan bile geçirmedim.

ORSAM: Türkiye Hükümeti ve halkı hakkında ne düşünüyorsun? Sizlere nasıl davranılıyor?

Aiham: Türkiye Hükümeti’nin şimdiye kadar hiç kusuru olmadı. Bizlere tüm kapılarını açtı. Özgür Suriye Ordusu’nun şimdiye kadar ayakta durmasının nedeni Türkiye’den onlara giden yardımlardır. Türkiye halkı ise, bizlere Lübnan ve Ürdün halkından çok daha iyi davranıyor. Ancak Reyhaniye’de kiralar arttı. Evlerin kira bedeli 1200 liraya kadar çıktı. Bu yüzden oradan ayrıldım, ancak bence bu da normal bir durum.

Genel şekilde Türkiye halkı misafirperverdir, bizlere karşılıksız çok şeyler temin ettiler. Çocuklarımıza sütü bile onlar temin ediyor. Ancak Suriyeli yardım müesseseleri gıda dağıtımını üstlenmeye başlayınca yolsuzluklar ortaya çıkmaya başladı. Eğer aralarında Türk çalışanlar olmasaydı, bu yardımlar hayatta Suriyelilere ulaşmazdı. Çünkü Suriyeliler önce akraba ve tanıdıklarına dağıtıyorlar, sonra halkı düşünüyorlar. Türkler çok iyi insanlar ve Suriye halkına hizmet etmek için ellerinden geleni yapıyorlar. Suriyeli gençlere geri dönmemeleri için iş fırsatları temin edilmesini ümit ediyorum.

*Bu söyleşi, 27 Şubat 2013 tarihinde Lina Zekeriya Saguj tarafından Hatay’ın Reyhanlı ilçesinde gerçekleştirilmiştir.

Suriye’den Türkiye’ye Gelerek Hatay’ın Reyhanlı İlçesine gelen Ahmed Abu Zaid ile Söyleşi

Ahmed Abu Zaid arkeoloji öğrencisiyken Özgür Suriye Ordusuna katılmış. “Buraya Han-ül Asel’deki meydana gelen çatışmada yaralanan tugayımdan bir savaşçının durumunu sormak için geldim. Savaşa devam etmek için geri döneceğim” diyor.

ORSAM: Kendinizi ve Suriye’de iç savaş öncesi hayatınızı anlatır mısınız?

Ahmed Abu Zaid: Adım Ahmed Abu Zaid. On dokuz yaşındayım. Üniversitede arkeoloji okuyorum. Birinci sınıftayım. İdlib’te bulunan Cundullah Tugayı’nın savaşçılarındanım.

Devrimin ilk aylarında gösterilere katıldık. Devlet binalarının duvarlarına yazılar yazmaya başladık. Yaptıklarımıza rejim tarafından vahşice karşılık verilmiştir. Bir süre sonra kadınlarımızın tecavüze uğramasının, her tarafın bombardımana tutularak yıkılmasının ve halkın yerinden göç ettirilmesinin bu sistemin eliyle yapıldığını gördükten sonra devrim başlamıştır.

ORSAM: Hayat doğal seyrinde devam ederken devrimin başlangıcından itibaren gösterilere ve devrime katılmanızın sebebi ne idi?

Ahmed Abu Zaid: Asıl ve öncelikli sebep, sistemin bizim iyi bir şekilde Allah’a kulluk etmemize izin vermemesiydi. Çünkü bizden birisinin birden fazla kez camiye gitmesi halinde onu siyasi güvenlik şubesine götürüyorlar ve tahkikata tabi tutuyorlardı. Bu, benim devrimin başlamasıyla birlikte gösterilere katılmamın ana sebebiydi. Dini inançlarım dolayısıyla bu duruma tahammül edemiyordum.

ORSAM: Suriye’de yaşadıklarınızı ve başınıza gelenleri anlatabilir misiniz?

Ahmed Abu Zaid: Yaşadığım bölge Bab El-Hewa / Sarmada’dır. İlk katıldığım çatışma Bab El-Hewa çatışmasıdır. Bu çatışma “Muhammad Razzouk” çatışması olarak isimlendirilmektedir. Bu çatışmada Allah’a şükürler olsun ki 30 tanka hücum edilmiştir. Sonucunda tam bir zafer elde edilmiştir. Çatışma 12 saat sürdü. Bu süre içerisinde rejim ordusu Sarmada’da yaklaşık 30 evi yerle bir etti. İçinde çoğunluğu çocuk ve kadınların olduğu evler yıkıldı. Çünkü bombardıman rastgele yapıldı.

ORSAM: Sıradan bir vatandaş iken Cundullah Tugay’ına nasıl dahil oldunuz ve bu tugayla nasıl bağlantıya geçtiniz?

Ahmed Abu Zaid: Bazı akrabalarım ve dayılarım ile birlikte Cundullah Tugayı’nı kurduk. Devrime katılmak için yola çıktık. Dayılarımın -Allah’a şükürler olsun- hepsi şehit oldu. Cihad düşüncesi insanları korkutuyor. Özellikle anne ve babalar çocukları için korkmalarına rağmen benim için bu durum tersi idi. Annem beni teşvik ederdi, gitmediğim zaman bana kızardı. Buna şaşırmayın. Biz üç kardeşiz. Biri enformasyon bürosunda çalışıyor, ben savaşçıyım ve üçüncüsü ise evde.

Allah’a şükürler olsun, rejimin ordusu Sarmada’ya giremedi. Sarmada’ya girmek için tarib El-Muharrara’dan yirmiden fazla tank geldi. Kavşakta durduruldular. Allah’ın izniyle mücahitlerin sayısının çokluğu, güçlü olmaları ve sebat etmelerinden dolayı Sarmada’ya giremediler. Birçok mücahit bize katılmak için geldi. Bizimle birlikte cihat ettiler. Zalimin ordusunun Sarmada beldesine girmesine engel olduk. Bir savaşçı herhangi bir savaşa gittiğinde ölümü düşünmez. Bilakis o ölüm gelmeden ölüme hazırdır.

ORSAM: Buraya gelmenizin sebebi nedir ve ne zaman geldiniz?

Ahmed Abu Zaid: Buraya Han-ül Asel’deki polis okulunda meydana gelen çatışmada yaralanan tugayımdan bir savaşçının durumunu sormak için geldim. Kendisi Antakya’da bir hastanede tedavi görüyor. Savaşa devam etmek için geri döneceğim. Bu bölgede 4 aydan beri savaşmaktayız.

Polis Okulu Halep vilayetindeki son karargâh yeridir. Allah’ın izniyle burayı ele geçirdiğimizde Halep vilayetini ve daha sonra Halep’in girişinde bulunan Subay Akademisi’ni ele geçireceğiz. Burası eğitimli askerlerin bulunması ve mühimmatı olması sebebiyle Suriye’nin en önemli yerlerinden sayılmaktadır. Polis okulu 4 aydan beri kuşatma altında, okul çevresinde büyük çatışmalar yaşanıyor.

ORSAM: Halep Polis Okulu ve Subay Akademisi’nin ele geçirilememiş olmasının sebebi nedir?

Ahmed Abu Zaid: Rejimin büyük desteği var. Destek için her gün on tank geliyor. Allah’a hamd olsun otuz tankı imha ettik ve yaklaşık 350 askeri öldürdük. Bir haftadan beri süren son çatışmada Cundullah Tugayı’ndan üç savaşçı şehit oldu ve beş savaşçı da yaralandı. Buna karşın 109. Tugaydan 35 Cumhuriyet muhafızı ise öldürüldü. Bahsettiğim kayıplar ise Cundullah Tugayı’nın içinde bulunduğu ve rejim ordusu tarafından saldırıya maruz kalan değirmenlerden biri olan BMB’yi ele geçirme sırasında yaşanmıştır.

ORSAM: Polis Okulu’nun ele geçirilmesi konusunda Nusrat Cephesi Tugayı’nın tavrını nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu hususta bir destek girişimi mevcut mudur?

Ahmed Abu Zaid: Başlangıçta Nusrat Cephesi Tugayı ile beraberdim. Nusrat Cephesi Tugayı’nın komutanı Abu Muhammed El-Absi’dir. Lakin bu tugayın gücü yetmediği için ancak ganimet olan yerlere hücum ediyor. Polis Okulu’nda ise ganimet yok. Buna rağmen kendilerinden yardım istedik. Nusrat Cephesi şuanda Menağ, Kuveyris ile El-Neyreb havaalanları kuşatma altında tutuyor.

ORSAM: Subay Lokalindeki son durum nedir?

Ahmed Abu Zaid: Polis Okulu’nun düşmesinden sonra inşallah hedefimiz orası olacak.

ORSAM: Nusrat Cephesi Subay Akademisi’ni ele geçirmeyi ganimet olarak görüyor mu?

Ahmed Abu Zaid: Bilmiyorum. Onlardan yardım istediğimizde bizi bir kere desteklediler ve şehit verdiler. Bir daha gelmediler. Çünkü polis okulu güçlü ve zorlu bir cephe. Suriye ordusunun en zorlu cephelerinden biri ve buradakilerin tamamı Alevi, Şii ve İranlı. Aralarında hiç Sünni yok.

ORSAM: Polis Okulunda bulunanların Alevi olduğunu söylüyorsunuz. Aleviler düşman mıdır?

Ahmed Abu Zaid: Hayır, hepsi değil. Onlardan bazıları bizimle birlikteler. Harim bölgesinde savaşırken Kafarya köyünden bir Alevi subay bizimle birlikteydi ve şehit oldu. Dışarıda düşünülen mezhepçi algı Suriye’de mevcut değildir. Ancak öldürme suçunu işleyen hesabını verecektir. Suriye’de mezhepçilik yoktur. Mezhepçilik rejimin kendisi tarafından yayılmaktadır ve yalancı rejimin basını tarafından yapılmaktadır.

ORSAM: Devrimin bu kadar uzamasının sebebi nedir? Diğer bir deyişle rejimin ömrünü uzatan nedir?

Ahmed Abu Zaid: Kendimizdeki eksiklerimizden dolayı, bir topluluk kendisini değiştirmedikçe Allah onların durumunu değiştirmez. Ancak inşallah zafer yakındır ve bu iş çok sürmeyecektir.

ORSAM: Fazlaca tekrar edilen bir cümle değil mi?

Ahmed Abu Zaid: Hayır, bu defa kesin. Çünkü bir hava sahası yasağı uygulayacağız. Suriye halkına devrimin başladığından beri ve dışarıdan destek almaksızın hava sahası yasağı sözü verdik. Bu yasağı kendimiz gerçekleştireceğiz. Dün Menağ askeri alanına baskın düzenlendi. Ayrıca Kuveyris ve Neyrab havaalanlarında çatışmalar meydana geldi. Bu iki havaalanına baskın düzenlenecektir ve hava sahası yasağı uygulanacak. Hava sahası yasağı gerçekleştiğinde rejim Allah’ın izniyle düşecektir. Hava sahası yasağı Allah’ın izniyle tüm Suriye’de gerçekleşecektir. Suriye’deki tüm havaalanları kuşatma altındadır. Rejim ülkeyi füze ve toplarla bombalamaktadır. Havadan bombardıman yapamayacaktır.

ORSAM: İki günden beri Scud füzelerinin kullanıldığı bilgisi geldi. Bunun doğruluk derecesi nedir?

Ahmed Abu Zaid: Scud füzeleri Şam taşrasına yakın füze üssü olan Humus Elkusayr’dan fırlatılmaktadır. Bu füze düştüğünde 1 kilometrelik alanı yerle bir etmektedir. Bu füzelerle İzaz, Daret Azze ve Han Elasel vuruldu. Bu arada Halep’in büyük tüccarlarına ait geniş tarlalar Han Elasel’de bulunmaktadır. Bu tarlalar yerle bir edilmiştir. Hiçbir şey kalmamıştır. Rejim hiç kimseyi umursamıyor. Rejim kimseyi önemsemiyor. 46 İranlıya karşılık 2000 Suriyeliyi serbest bırakıyor.

ORSAM: Polis Okulu’nun ele geçirilmesi bugüne kadar neden gecikti?

Ahmed Abu Zaid: Han Elasel’deki Polis Okulu’nda bizimle birlikte savaşan bir kişi vardı. Bu kişinin lakabı Dayı idi, adı Muhammed Cisriye’ydi. Bu kişi eskiden rejimin Şebiha ordusunun personeliydi. Hazano’da bulunan Şeyh Salah’ı öldürmek için görevlendirilmişti. Ancak kendisi Şeyh’e sadakatini göstermiş ve kendisine bir tugay oluşturmuştu. Bu tugay en güçlü tugaylardan biri olmuştur. Daha sonra bu tugay hırsızlık, yağma ve kirli işler yapmaya başlamıştır. Han Elasel’de bizimle birlikte çatışmalara katılıyordu. Bu bozguncu tugayın bizimle bulunması sebebiyle zaferi elde edemedik. Bir hafta önce o ve tugayında bulunan bir işbirlikçi ile birlikte Özgür Ordu’dan ayrılarak rejimin ordusuna geri dönmüşlerdir. İşte zaferin gecikmesinin sebebi budur. Maalesef Suriye’de bu gibi çok miktarda insan var. Onları takip edeceğiz ve yok edeceğiz. Bu fırsatçı tugaylar zaferi engellemektedir. İnşallah Özgür Ordu’nun içindeki bozguncuları temizleyeceğiz. Tek yürek ve tek el olacağız.

ORSAM: Suriye dışındaki muhalefetin görüşüne göre Özgür Ordu’daki bozguncu olanları takip etmek ana düşman olan rejimi bırakmak ve devrimi göz ardı etmektir. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Ahmed Abu Zaid: Bozguncuları tasfiye etmek için ilgili kişiler bulunmaktadır. Bu iş tüm Özgür Ordu’nun işi değildir. Birkaç ay önce kötü tugaylardan bazılarının liderleri tasfiye edilmiştir. İdlib ve Batı Halep taşrasında ve ayrıca Munbuç’ta Ebil Hac Tugayı’nda hırsızlık ve yağma yaptıkları, Özgür Ordu’nun saygınlığını bozdukları gerekçesiyle Özgür Ordu’dan birkaç kişi tasfiye edilmiştir.

ORSAM: Şam Savaşı hakkında ne düşünüyorsunuz? Buradaki rolünüz nedir?

Ahmed Abu Zaid: Buralardaki mevkilerimizi bırakarak Şam’a gidemiyoruz ve gerçek zeminde onlara katılamıyoruz. Bizim buradaki rolümüz sebat etmek, sistemin güçlerini meşgul etmek ve Şam halkını öldürmek için onlara fırsat vermemektir. Bölgemizi rejimin ordusundan temizledikten sonra başka bir bölgeye intikal edeceğiz. Şam Savaşına, Şam ve Taşrası Tugayları askeri meclisinin kendi aralarında yaptıkları koordinasyon ile karar verilmiştir ve savaşa başlamışlardır. Biz onlarla birlikteyiz, destekliyoruz. Ancak nitelikli görevleri yerine getirmekteyiz. Burada Sarmada’da zor bir görevimiz var. Çünkü biz en zor operasyon olan Polis Okulu’nun çevre duvarlarına bomba döşeyeceğiz. Bu iş Cundullah Tugayı’nın 10 elemanı tarafından yapılacaktır. Daha sonra baskın düzenlenecek ve ondan sonra Suriye’nin herhangi bir bölgesine gitmeye hazır olacağız. Çünkü elemanlarımız geniş bilgi ve deneyime sahiptir.

ORSAM: Özgür Ordu’nun bazı mensupları umutsuzluğa düşmüşler ve Özgür Ordunun saflarından ayrılacaklar. Bu husustaki görüşleriniz nelerdir?

Ahmed Abu Zaid: Onlar dünya ülkelerinden ve Arap ülkelerinden kendilerine desteğin gelmemesinden, mühimmat eksikliğinden, meydana gelen yıkımdan, evlerini kaybetmekten dolayı umutsuzluğa kapılmışlardır. Bu da doğru bir düşünce değildir. Onları Özgür Ordu’dan ayrılmaktan vazgeçirecek tek şey destek ve destektir. Özellikle erkek kardeş, kız kardeş, dayı, amca ve annelerini kaybedenlere ve karşılığında bir şey görmeyenlere destek verilmesidir. Onları Özgür Ordu’un saflarına geri döndürecek şey sadece destektir.

ORSAM: Rejimin Ordusundan ayrılıp Suriye dışında Türkiye’de ve Ürdün’de bulunan subaylar hakkında ne düşünüyorsunuz?

Ahmed Abu Zaid: Rejimin ordusundan ayrılan subaylardan Özgür Ordu’nun gönüllülerine silah taşımada, savaş planlarını öğretmede faydalanılabilirdi. Onlar dışarıya niçin kaçıyorlar ki?

Bab El-Hava çatışmasına katıldım. Rus silahıyla ancak 3 mermi attım. Ateş etmeyi sürekli çatışmalara katılmak suretiyle öğrendim. Herhangi bir subay gibi savaş planı yapamam.

ORSAM: Türkiye’nin yaptığı yardımlar hakkında ne düşünüyorsunuz?

Ahmed Abu Zaid: Suriye halkı Türk devletinin yardımı ile Sarmada–Bab El-Hava’ya giren un, şeker, pirinç ve her türlü gıda maddeleri ile yaşamını sürdürmektedir. Bu yardımlar Suriye’nin her yerine dağıtılmaktadır. Allah’a hamdolsun ki Türk hükümetinin verdiği un ile ekmek fırınları çalışmaya başladı. Rejim yanlısı medya kanallarından Türkiye’nin yağmalaması sebebiyle Suriye’de un kalmadığını duyduk. Suriye’ye Türkiye’den giren un kamyonlarını bizzat gözlerimizle görüyoruz. Suriye medyası yalancıdır ve devrimin ilk gününden itibaren meşruiyetini kaybetmiştir. Allah’a hamdolsun ki Türk hükümeti bizim yanımızda herhangi bir Arap devletinden daha fazla durmuştur. Türk hükümetinden bundan daha fazla yardım bekliyoruz.

ORSAM: Türkiye’den beklentileriniz nelerdir?

Ahmed Abu Zaid: MIG uçakları kampları bombaladığında Türk hükümeti buna cevap vermeliydi. Çünkü MIG uçakları Türkiye hava sahasına girmiştir. Hava sahasına giren uçak vurulabilirdi. Suriye, Akdeniz’de bir Türk uçağını düşürdüğü gibi düşürülebilirdi. Türkiye’nin askeri müdahale gerçekleştirmesini ümit ediyorum.

*Bu söyleşi, 12 Şubat 2013 tarihinde Lina Zekeriya Saguj tarafından Hatay’ın Reyhanlı ilçesinde gerçekleştirilmiştir.

Suriye’den Türkiye’ye Gelerek Hatay’ın Reyhanlı İlçesine Yerleşen Rima ile Söyleşi

Diş Hekimi Rima, tüm ailesi rejime muhalif oldukları için baskılara maruz kalmış. Baskılar artınca önce Ürdün’e sonra Birleşik Arap Emirlikleri gitmiş. Amerika-Suriye Doktorlar Birliğiyle vasıtasıyla Reyhanlı’ya gelmiş.

ORSAM: Kendinizi ve Suriye’de iç savaş öncesi hayatınızı anlatır mısınız?

Rima: Ben Rima. Suriye köylerinin birinden geliyorum. Dedem köyün büyüklerinden sayılır. Misafirperverliğiyle meşhurudur, evi sürekli misafirler ile doluydu. Köyün problemleri her zaman dedemin divanında çözülüyordu.

Bir gün güvenlik güçleri dedemin divanına baskın düzenleyip, divanda bulunan yaklaşık elli kişiyi gözaltına aldı. Ailemizin tüm fertleri tutuklandı. Dedemin sorgulamasında sürekli “oğlun Muhammed nerede?” diye sordular. Dedem ise, oğlunun vilayete indiğini ve çocuklarını ziyaret etmeye gittiğini açıkladı. Güvenlik güçleri evi abluka altına aldıktan sonra aralarından bir ekip vilayete inip bizim evimize geldiler. Ben o zaman yedi yaşındaydım. Babamı gözlerimin önünde tutuklayıp götürdüler. Kimse ne olduğunu anlamadı. Ayrıca aranan amcama ulaşmak için, çocuklarını okuldan attılar. On beş yaşındaki amcamın oğlunun boynuna bir zincir bağlayarak köyün caddelerinde gezdirdiler. Daha sonra amcamın eşi de tutuklandı. Amcamın çocukları öksüz gibi kaldılar. Dayıları çocukları yanlarına aldılar. Ancak güvenlik güçleri dayılarını da tutukladı.

Babam yargısız iki yıl cezaevinde kaldı, daha sonra annemin bulduğu bir güçlü kişi sayesinde mahkemeye çıkarıldı. Babamın suçu rejim karşıtı olan amcamın hakkında bilgi gizlemekti. Ancak o zaman bir yasa çıkmıştı. Bu yasada “birinci dereceden olan akrabalar hakkında bilgiler gizlenebilir” ifadesi yer aldığı için babamın serbest bırakılmasına karar verildi. Ancak babam bir yıl daha içeride kaldı. Tutukluluğu süresince babam pek çok hastalıkla mücadele etmek zorunda kaldı. Tek suçu kardeşinin rejim karşıtı olmasıdır.

Tabi, bunlar olduktan sonra millet bizden uzak durmaya başladı. Kimse ziyaretimize bile gelmiyordu. Ziyaretimize gelenler ise ertesi gün sorguya alınıyorlardı. Hatta ailemizdeki kızlarla evlenmek bile yasaktı. Amcamın kızını isteyen biri üç gün boyunca tutuklu kaldı. Ona “Neden bu kızı seçtin? Başkası yok mu?” diye sorular yönelmişti.

Babam kısa sürede serbest bırakıldığı için çok şanslı sayılır. Diğer amcam ise on üç yıl cezaevinde kaldı. Serbest bırakıldığında gözleri zayıflamıştı ve pek çok hastalık geçirmişti. Hatta ailesini bile kaybetti. Kızı vefat etmişti, eşi başkasıyla evlenmişti. Çünkü herkes öldüğünü sanıyordu.

Üçüncü kardeşleri ise yedi yıl cezaevinde kaldı. Serbest bırakıldıktan sonra Alzheimer hastalığı nedeniyle vefat etti. Dördüncü amcam ise güvenlik güçleri tarafından öldürüldü.

Halalarımın eşleri bile kurtulamadılar. Birinin hala nerde olduğunu bilmiyoruz. Halam ise işinden atıldı. Şeker, tansiyon hastalığı sonrasında kör oldu. Oğlu ise felsefe bölümünden birincilikle mezun olmasına rağmen devlet kararı yüzünden hiçbir devlet kurumuna atanmadı. Dedemin bütün arazilerini yaktılar. Bütün mal varlığına el konuldu.

ORSAM: Suriye’de iç savaşta yaşadıklarınızı ve sizi Türkiye’ye getiren nedenleri anlatabilir misiniz?

Rima: Babam gece gündüz çalışarak amcalarımın çocuklarını yetiştirmeye çalıştı. Bu yüzden devrim başladığında amcamın çocukları yardım faaliyetinde yer aldılar. Doğal olarak bütün aile gençleri devrime katıldı, biz kızlar olarak gıda yardımı faaliyetine katıldık. Kardeşlerim ve amcamın çocukları devrim konseyine katılmak istemediler. Özgür Ordu’ya katıldılar.

Evimiz emniyet binası yakınında olduğu için, tüm silahlı çatışmalara tanık olduk. Her yer kan gölüne döndü. Parçalanan cesetler yerlere dağılmıştı. Bu yüzden şehrimizi terk ettik. Önce uçakla Şam’a daha sonra Amman’a gittik. Sonunda Amman’a vardık. Amman’da iki buçuk ay kaldık. Suriye’den Ürdün’e çok fazla baskı vardı. Bu yüzden iyi şekilde karşılanmadık. Bizlere çok kötü davrandılar. Ürdün Kralı, hiç kimse Suriyelilere kötü davranmasın diye talimat verince, kötü olaylar biraz da olsa yumuşadı. Alınan bir karar gereğince Ürdün’e göç eden tüm Suriyelilerin mülteciler komiserliğine kayıt yaptırması zorunluluğu getirildi. Kayıt yapan herkese 120 Dinar ödendi. O sıralarda kuvvetli fırtınalar başladı. Çadırların tümü fırtına altında kaldı. Bana göre mülteciler için en kötü yer Ürdün’dür. Diş hekimi olmamıza rağmen Ürdün’de iş fırsatı bulmadık. Uzman doktorlar ise hastanelerin acil bölümlerinde çalışmaya başladılar.

Dubai’ye geçmek için kız kardeşimin aracılığıyla bizlere davetiye gönderildi. Hemen Dubai’ye geçtik. Birleşik Arap Emirlikleri halkı Suriyelilere çok iyi şekilde davranıyordu. Hatta gezerken omzumda Suriye devrim bayrağını taşıyordum. Hiç kimse orada bizlere sıkıntı yaratmadı.

ORSAM: Peki, Türkiye’ye nasıl geldiniz ve buradaki durumu nasıl gözlemliyorsunuz?

Rima: Devrimde her zaman yer almak istediğimiz için, Amerika-Suriye Doktorlar Birliğiyle irtibata geçerek, Hatay’ın Reyhanlı ilçesinde on beş günlüğüne göreve gönderildik. Reyhanlı’ya vardığımızda sanki Suriye’ye geldiğimizi hissetmeye başladık. Reyhanlı’nın her yerinde Suriyeli aileler bulunuyordu. Hatta Reyhanlılı aileler, Suriyeli ailelerden sorumluymuşlar gibi hareket ediyorlardı. Türk halkı ve hükümeti tüm desteğini veriyordu. Reyhanlı ilçesinde bulunan hizmetleri büyük takdirle karşılıyorum.

Hastanelerde ise çok ağır vakalar gördüm. Çoğunun elini ya da ayağını kaybetmesi büyük üzüntü yaratmaktadır. Ayrıca bu vakaların çoğu çocuklardan oluşmaktadır.

Bu savaşın bir an önce bitmesine ümit ederek, bize yardımcı olanları unutmayacağımıza söz veriyoruz.

*Bu söyleşi, 20 Ocak 2013 tarihinde Lina Zekeriya Saguj tarafından Hatay’ın Reyhanlı ilçesinde gerçekleştirilmiştir.

Reklamlar

Etiketlendi:, , , , , ,

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s

YÜKSEK STRATEJİ TÜRKİYE

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

Fight "Gang Stalking"

Expose illegal stalking by corrupt law enforcement personnel

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

The WordPress.com Blog

The latest news on WordPress.com and the WordPress community.

%d blogcu bunu beğendi: