ARAŞTIRMA DOSYASI : Diasporanın Yetiştirdiği Bir Ermeni Terörist Monte Melkonyan – I

Islahat Fermanı, Yeniköy ve Berlin Anlaşmaları Ermeni azınlığa hukuki bir kimlik kazandırdı. Tehcirle başlayan göçün Avrupa ve Amerika ayağı siyaset ve diplomasi çerçevesini çizdi. Ortaya çıkan diaspora ASALA’nın tohumlarını saçtı. Böylelikle başlayan terör Ermeni soykırım yalanlarını uluslararası ölçekte siyasileştirdi. Hikayenin özü budur.

Her yıl 24 Nisan yurt dışında sağdan soldan, etnik dini ayırımcıdan her kesimden kimseler için Türkiye’ye ve Türklere duyulan kinin kusulduğu gündür. Esasında hiç ara verilmeyen çalışmaların o günkü bölümünde Ermeni diasporası en güzel kıyafetlerini giyerek değişmeyen tek adres olan Türk temsilciliklerinin önlerine koşarlar. Her yaştan Ermeni için bu bir varoluş görevidir. Yanlarında mutlaka bebekleri ve küçük yaşta çocukları bulunur. Kin ancak bu sayede nesilden nesile aktarılır. Bebekler ve çocuklar kini bir sonraki nesle aktaracak tek kanaldır. Batı eğitim sisteminin bir parçası olan bu güruh okullarda çocuklarına şiddetin, nefretin kötülüğünü öğretirlerken Türk ve Türkiye söz konusu olunca ilkel duygularının önündeki o seti kaldırıverirler.

Yalanların, iftiraların ve kin dolu sloganların baskısı altında kalan diaspora Ermenisine nefret ve kinden ve de terörist olmaktan başka seçenek bırakılmaz. Kısa süren hayatına Amerika’dan başlayıp Dağlık Karabağ’a kadar ulaşan onca kin ve düşmanlığı sığdıran Melko MELKONYAN da bunlardan birisidir. Hiç şaşırtmaksızın ortak diaspora Ermeni karakterinin bir gereği olan bu düşmanlık Monte’ye dedesi Missak’tan miras kalmıştır.

25 Kasım 1957’de Kaliforniya’nın Visalia kasabasında doğmuş. Babası kendi işyeri olan bir marangoz, annesi ise öğretmen. Babasının babası Missak, otuzlu yaşlarındayken gizli Ermeni Devrimci Derneği’ne üye olduğu için Türkler tarafından hapse mahkûm edilince memleketi olan Merzifon’dan kaçmıştır.*

Çocukluğunun ve okul çağlarının ilk dönemleri diğerlerinden farksız bir şekilde geçmiş. Ailesiyle birlikte Avrupa, Kuzey Afrika ve Orta Doğu’ya yaptığı geziye kadar her şey normal gitmiş. Babası İspanya’da bulundukları sırada bu ülkenin dilini öğrenmesi için kardeşleriyle birlikte kursa göndermiş. Bir gün kursun öğretmeni nereli olduğunu sorunca Kaliforniyalıyım cevabını vermiş. Bu cevapla şaşıran öğretmen biz filmlerde Amerikalıların sarışın olduklarını görüyoruz; ama siz değilsiniz demiş ve atalarınız nereden diyerek bir kez daha sormuş. Bu konuşma o güne kadar kendisinin Amerikalı olduğuna inanan Monte’nin kendi kimliğini sorgulamaya başlamasına yol açmış.

1970 baharında Merzifon’a kadar geliyorlar ve Türkleşmiş bir Ermeni ailesini ziyaret ediyorlar. Sonunda Ermeni kimliğinin farkına varıyor. 14 yaşında bir genç olarak sadist bir acı ve dehşet karşısında yaşadığı aczin etkisi altında kalıyor. PKK tezlerinde dinlemeye alışık olduğumuz bu yalan artık terörist olmak için vicdan ve meşruiyet hakkı yaratıyor!

Yaşadığı yerdeki Ermenilerin hep söyledikleri; “düşüncelerinin kılıçlarını daima bilediği” sözlerinin anlamını kavrıyor. Paraya sahip olmanın önemini öğreniyorlar, silahlarını indirmeyi ret ediyorlar. Ardından 1915 yılındaki olayları artık ezberlediğimiz Ermeni soykırım yalanlarıyla düşünür ve karakteri üzerinde büyük etki yaratır. Acı duygusu her insan için aynıdır. Diaspora çocuklarına bu acıyı öğretirken bilerek diğer insanların yaşadıkları acıyı hiç dikkate almaz. Eğer bunu yapmış olsaydı çocuklarına Merzifon’un hemen yanı başındaki Amasya’da Ermeni çetelerinin örgütlenmelerini, Samsun’da kilisenin tabanına gömülen silah ve patlayıcıların kaç insanın canını acıttığını da öğretecekti. Ama o zaman da Ermeni terörist yetiştiremeyeceklerdi.

İçinde uyanan öğrenme merakıyla seyahat etmeye karar verir. 15 yaşında yaşadığı şehir olan Visalia ile Osaka yakınlarındaki Miki arasındaki kardeş şehir uygulamasıyla Japonya’ya gider ve burada dil, karate ve kendo öğrenir. Mücadele gücü veren, disiplini ve çok çalışmayı öğreten Bushido çalışır.

İngilizce dersleri vererek para kazanır ve Güneydoğu Asya’da: Singapur, Malezya, Tayland, Hong-Kong, Korah ve Vietnam’ı gezer.

Birbirini izleyen ilginç rastlantılarla kader onu hep Ermeni davasına sürükler! Ve 1992 yılındaki bir film çekiminde Vietnamlıların bağımsızlık mücadelesi Dağlık Karabağ ilgisini uyandırır. ABD’ye döner ve liseden mezun olur. 1975 Eylül’ünde Berkeley Üniversitsi’nde burslu olarak eski Asya ve arkeoloji bölümüne girer. Üniversitede zamanının çoğunu kütüphanede geçirir. 11. yüzyıl Budizmine ve Sanksritçe’ye çalışır. Çeşitli uygarlıklara ait düzinelerce kitap okur. MELKONYAN, yüz yıldır yaşadıkları San Joaquin vadisinden çok yirmi beş asırdır ağırlığını koruyan Ermeni platosunun önemini kavrar.

Bu da bizim zayıf kaldığımız yerlerden biridir. Sadece kendi tarihini bilmekle bile yetinmeyip geçmiş uygarlıkları da öğrenen bilenmiş nefretini öğrendikleriyle destekleyen bir Ermeni diasporasıyla karşı karşıyayız. Gördüğümüz gibi bir Ermeni terörist kolay yetişmemektedir!

Pek çoğumuzun bugün bile kavrayamadığı bir gerçekle, daima kötü yönlerinin veya gerçeklerin çarpıtılmasının sonucunda yurt dışında Türkiye’nin sahip olduğu olumsuzluk Monte’yi bile etkiliyor. Bu durumu aslında bu ülkeyi karalamak isteyenlerin ellerine sınırsız sermaye vermekle açıklanmalıdır. Aynı günlerde İran’da da olaylar meydana gelmekte ve bunun yansımaları Amerika’ya ulaşmaktadır.

Ermeni davası için zamanın uygun olduğunu düşünen MELKONYAN, hazırlanmak amacıyla Türkçe dil kursu alır. Burada Türk öğrencilerle karşılaşır ancak ihtiyatı elden bırakmaz. Onların enternasyonal teorilerine Türk sol ulusalcılığını gizlediklerini düşünür. Kendi hileleriyle meşgul Türk ve Kürt devrimcilerin Ermenilere söz vermekten öteye gidemeyecekleri sonucuna varır. Onlara duyduğu güven eksikliği ve Türkiye ve İran’da kopacak fırtına sezgisi, birçok kez söylediği gibi “zamanın kendi taraflarında olmadığı” hissini verir.

MELKONYAN’ın bu sözleri bize bugüne kadar farkında olmadığımız bir gerçeği gösteriyor: O günlerin silahlı sol hareketinin pusuda bekleyen Ermeni davası savunucularının harekete geçmelerini cesaretlendirmiştir. Aynı durum PKK açısından söz konusu olduğunda ASALA-PKK işbirliği pek çoğumuzun malumudur. Ancak bu cesaretlendirme yönü pek bilinmez.

Türkiye büyüklüğünün bir kanıtı olarak içeriden ve dışarıdan üzerine gelen her türlü saldırılar karşısında direnç gösteriyor. Er ya da geç Türkiye’de bir sosyalist devrimin gerçekleşeceğini düşünür. Doğrusu Ermeni güçlerinin toparlanmasından önce olabilecek böyle bir devrimin kendileri açısından erken olacağı endişesini taşır. Bu dönem aynı zamanda Avrupa’daki Türk misyonlarının ve seyahat acentelerinin saldırıya uğradığı günlerdir.

Basın Ermeni olaylarını terörizm olarak duyururken Monte, “Yeni Ermeni Direnişi” veya “Gizli Ermeni Ordusu” isimleriyle silahlı propagandayı olarak niteler. 1977 yılının sonbaharında birkaç öğrenciyle birlikte “Ermeni Öğrenciler Derneği”ni (ASA) kurar. Birkaç gün sonra da üniversitenin salonunda otuz kadar öğrenciyle yaptığı toplantıda fotokopiyle çoğaltılmış patlayıcı tariflerini dağıtır. Ne var ki, öğrencilerin birçoğu ikinci toplantıya katılmayı ret ederler ve bu durum Monte’yi hayal kırıklığına uğratır. Belli ki, MELKONYAN’ın hastalıklı ruh hali ve saldırganlığı Ermeni davasına inanmış olsalar bile diğer Ermeni öğrencileri ürkütmektedir.

Nefret histerisi içerisindeki Monte o hızla soluğu başka yerlerde alır. Artık kan dökmeye hazırdır ve suikastlara girişir. Roma’da, Atina’da ve dünyanın diğer farklı yerlerindeki silahlı saldırıları yönetir. 1981 Eylül’ünde dört ASALA teröristiyle birlikte Paris’te Türk konsolosluğunu işgal ederek saatlerce rehin aldığı ve “Van” adını verdiği eylemi gerçekleştirir. Kasım 1981 ayında Fransız polisi Dimiriou Georgiou adında Kıbrıs pasaportu taşıyan bir terör şüphelisini yakalar. Paris’te değişik bir kaç yerde patlayan bombalardan sonra Fransız polisi şüpheliyi serbest bırakır. O ana kadar sadece sahte ismiyle bilinen şüphelinin gerçek kimliği Lübnan’a sınırdışı edilirken belirlenir; Monte MELKONYAN.

PKK veya Ermeni hangi taşı kaldırsak altından Lübnan ile Kıbrıs (Rum) çıkıyor. Özellikle de Kıbrıs, Türk ve Türkiye’nin canını acıtmaya azmetmiş, PKK’lı olsun Ermeni terörist olsun önüne gelene sahte pasaport veriyor. Fransız polisiyse onca gücüne rağmen Ermeni bugünse PKK’lı teröristlere teslim oluyor. Ve Ermeni teröristleri efsaneleştiren figüran teröristlerin bu yazısındakinin aynısıyla eğlence konusu oluyor.

Geldiği Lübnan’da iç savaş ve İsrail’e karşı Filistinlilerle birlikte terörizme devam eden Melkonyan, postu tehlikede görünce Bekaa’ya kaçıyor. Monte burada kendi ayarında kudurmuş Ermeni teröristler bulamıyor. Siyasi çizgi ve strateji yaklaşımındaki farklılığı nedeniyle diğer ASALA mensuplarına karşı çıkmaya başlıyor. Grup lideri Hagop HAGOPYAN’dan farklı oluşu nedeniyle 1983 yılına gelindiğinde diğerlerinden tamamıyla soyutlanıyor. Kendisine verilen sıradan işlerle uğraşırken kampta HAGOPYAN’a yakın iki kişi katledilince kargaşa doğuyor.

Katliamla bir ilgisi olmadığı halde hayatı tehdit edilir. Monte Bekaa Vadisi’ndeki Daşnak partisinin kampına sığınır ve burada iyi karşılanır. Rakibi HAGOPYAN’ı ise hiç bağışlamaz. Çevresinde kuşatmanın daralması üzerine bir kez daha Fransa’ya kaçak girmeyi başarır ve bir Ermeni eylemcinin duruşmasında tanıklık yapar. Kasım 1985’te ele geçer, yasadışı yollardan ülkeye girmek ve silah bulundurmak suçundan tutuklanır ve altı yıl hapse mahkûm edilir. Üç yılını Fresnes ve Poissy cezaevlerinde geçirir.

Cezasının üç yılından sonra salıverilir. Bu aşamada da Fransa’nın oynaklığı yine rol oynar ve sonradan adı çok duyulacak bir Ermeni teröristin yardımını alır ve ABD’ye sınırdışı edilmekle tehdit edilir kendisi gibi eylemci arkadaşının yardımıyla Güney Yemen’e gönderilir. Adı sonraları sıkça duyulacak Ermeni eylemci Hovsep HOVSEPYAN’dan başkası değildir.

Ocak 1990’da, o günlerde henüz SSCB altında olan Sovyet Ermenistanı’na gider. Bilimler Akademisi’nde bazı araştırmacılarla bir süre birlikte çalışır. Azerbaycan ile gerginleşen ilişkiler üzerine gönüllülerden oluşan “Yurtseverler Birliği”ni kurar. Ermenistan Savunma Komitesi tarafından sınır boylarını denetlemekle görevlendirilir. Bu görevin açık anlamının kasaplık olduğuna tanıklık ettik. Bölgesel ve küresel kargaşanın daha açık bir şekilde ortaya koymasıyla Türklerin işgali altındaki Karabağ adıyla bilinen Batı Ermenistan’ın kazanılmasının zorunlu hale geldiğine karar verir. Bu arada 1991 yılında Seta ile evlenir.

Azeriler ve Türklerin ortaklaşa “Ermeni teröristi” nitelemelerine önlem olarak AVO takma adını kullanır. 12 Eylül 1991 tarihinde beraberinde bir gazeteciyle ilk kez Karabağ’a gider. 14-18 Eylül’de Buzluk, Erkeç ve Manaşit köylerini ele geçirir. Bu olay Ermeniler için önemli bir başarı olarak kabul edilir. Ardından “Yurtseverler Bölüğü” için cephane ve silah bulmak için Erivan’a gider. Diasporaya hitaben hazırladığı bir video kaydında: «Diasporada yetmiş yıldan beri topraklarımız, ülkemiz vs. hakkında konuşup durduk. Ama artık bu sorun bugün, bu hafta veya bu sene çözümleniyor.” der.

* Monte Melkonian Histoire D’une Legende Nouvelles d’Arménie Juin 2003

(Dağlık Karabağ ve ölümüyle devam edecek…)

Reklamlar

Etiketlendi:, , ,

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s

YÜKSEK STRATEJİ TÜRKİYE

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

Fight "Gang Stalking"

Expose illegal stalking by corrupt law enforcement personnel

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

The WordPress.com Blog

The latest news on WordPress.com and the WordPress community.

%d blogcu bunu beğendi: