ARAŞTIRMA DOSYASI : AB’nin Euro Krizine Cevapları: TAFTA ve Türkiye

Aslıhan P. TURAN

2008 yılında Avrupa Birliği üyelerini etkisi altına alan küresel mali kriz başlangıçta kıta Avrupası’nı derinden etkilemeyecek gibi algılanmış olsa da 2013’ün nisan ayına geldiğimizde Euro krizinin ulaştığı düzey ve üye ülkelerde yarattığı etkinin oldukça büyük olduğu görülmektedir. AB üyelerinin krize hazırlıksız yakalanmış olduklarını söylemek yanlış olmayacaktır. Zira ekonomik ve mali politikaların koordinasyonuna ilişkin AB antlaşmalarında kesin hükümler bulunmaması üye devletlerin krize karşı ortak mücadele vermelerini engellemiştir. Lizbon Antlaşması’nın da Euro krizinin neden olduğu sorunları çözme noktasında yetersiz kaldığını ve Euro’nun üyeler arasında önemli ölçüde makroekonomik eşitsizliklere neden olduğunu tespit eden AB Komisyonu, “Avrupa 2020 Stratejisi: Akıllı, Sürdürülebilir ve Kapsayıcı Büyüme İçin Strateji” isimli bir reform paketi hazırlamıştır. Bunun yanında parasal ve döviz kuru politikalarında egemenliği Avrupa Merkez Bankası’na devreden üye devletler arasında ekonomik ve mali konularda koordinasyonu sağlayacak yasal ve kurumsal bir altyapının olmayışı da önemli bir sorun olarak baş göstermiştir.(1)

Yaklaşık beş yıldır ekonomik krizle mücadele eden AB, ekonomik ve parasal birliğin korunarak güçlenmesi ve pazarın canlanması için bir yandan yapısal reformlara başvururken diğer yandan serbest ticaret antlaşmalarına yönelmektedir. Bu kapsamda yapısal reformların temel önceliklerine değindikten sonra, ABD ile imzalanması planlanan serbest ticaret antlaşmasının Türkiye’ye olası etkileri açısından bir değerlendirme yapılacaktır.

Yapısal Reformlar ve Ekonomik Öncelikler

2011 yılından itibaren AB üyeleri bütçe ve kalkınma politikaları alanlarında altı aylık dönemlerle koordinasyon içinde hareket etmektedirler ki bu dönemlere Avrupa Dönemi adı verilmektedir. Üye devletler arasında koordinasyonun sağlanmasının amacı bütçe istikrarı elde edilerek makroekonomik eşitsizliklerin önüne geçmektir. Ayrıca bu sayede üye devletlerin Avrupa 2020 Stratejisi kapsamında ortak kalkınma hedeflerini yerine getirmelerinin de kolaylaşacağı öngörülmektedir. Avrupa Dönemi çerçevesinde Komisyon öncelikleri belirlemekte, Konsey ise üye devletlere stratejik önerilerde bulunmakta, bu kapsamda üye devletler hazırladıkları projeleri Komisyon’a sunmaktadır. Projelere yönelik tavsiye kararında bulunan Komisyon’un bu kararları Konsey’in onayına sunulmakta ve bu şekilde üye devletler arası koordinasyon sağlanmaktadır.(2)

Avrupa dönemi sistemi uyarınca üye devletlerin yerine getirmeleri gereken bütçe politikalarına baktığımızda öne çıkan noktaların kalkınmaya ve istihdam yaratılmasına odaklanıldığı görülmektedir. Özellikle gençlerin iş bulmalarının kolaylaştırılması ve işsizlikle mücadele edilmesi bu politikanın sosyal temelini oluşturmaktadır. Krizle mücadele etmek için gerekli görülen bir diğer unsur yapısal reformlardır; bu sayede sürdürülebilir kalkınmanın sağlanması, iş olanaklarının artması, rekabetin canlanması ve makroekonomik eşitsizliklerin giderilmesi hedeflenmektedir. Bunun yanında vergi kaçakçılığın önlenmesi de yapısal reformların temel taşlarından birini oluşturmaktadır.(3)

Yapısal sorunları çözmek ve ekonomik yönetişim alanında kapsamlı reformları hayata geçirebilmek amacıyla geliştirilen mekanizmalar arasında yer alan İstikrar ve Büyüme Paktı 2010 yılında kabul edilmiş, bu çalışmayı bütçe ve makroekonomik denetimi hedefleyen bir reform paketi izlemiştir. 2011 yılında Almanya’nın girişimiyle ve Fransa’nın desteğiyle ekonomik ve sosyal reformları geliştirmek, üye ülkeler arasında ekonomik rekabeti sürdürülebilir şekilde artırmak, ekonomik ve parasal birliği güçlendirmek maksadıyla öne sürülen Rekabet Paktı, diğer üyeler tarafından sert ve bağlayıcı bulunduğu için yumuşatılarak 2011 yılında Konsey tarafından Euro Rekabet Paktı ismiyle onaylanmıştır. Paktın hedefi kamu maliyesinin sürdürülebilirliğini sağlamak, rekabetçi bir ekonomi ve sağlıklı bir finansal sistemin oluşturulmasını başarmaktır. Bunların dışında 2013’ün ortalarında hayata geçirilecek olan Avrupa İstikrar Mekanizması ise makroekonomik istikrarsızlıkları gidermeye yönelik alınan önlemler çerçevesinde Euro’nun istikrarının sağlanması hedefiyle oluşturulmuştur.(4)

Yapısal reformların hangi doğrultuda işlevsellik kazanacağı ise reform paketleri ve belirlenen öncelikler çerçevesinde anlam kazanmaktadır. 14-15 Mart 2013’te düzenlenen Avrupa Konseyi’nde AB üyeleri liderleri, Birlik’in 2013 yılında ekonomik öncelikleri ile üye devletlerin bu yıl içerisinde izlemeleri gereken bütçe politikası ve yapısal reform konularında izlemeleri gereken stratejik yönelimleri belirlemişlerdir. Üzerinde uzlaşılan beş temel öncelik şu şekilde sıralanmıştır:

– Kalkınmaya odaklı bütçe iyileştirmesi,
– Kredi sağlama konusunda gerekli şartların sağlanması,
– Kalkınmayı ve rekabeti teşvik etme,
– İşsizlikle mücadele,
– Kamu idari kurumlarının modernizasyonu.(5)

Daha önce de değinildiği üzere ekonomik krizle mücadele çerçevesinde AB, reform paketleri ve kurumsallaşma dışında pazarın canlandırılması için serbest ticaret antlaşmalarına başvurmaktadır.

TAFTA

Bölgesel ticaret antlaşmaları, AB’nin yeni pazarlara girmek için kullandığı önemli bir araçtır. Belli dönemlerde bu politikasını serbest ticaret antlaşmalarıyla geliştiren AB, kimi dönemlerde de Dünya Ticaret Örgütü çatısı altında müzakere ettiği çok taraflı ticaret antlaşmalarına yönelmiştir. Bu yollarla oldukça geniş bir ticari ağ kurmuş olan AB’nin taraf olduğu ticaret antlaşmalarından, Gümrük Birliği üyeliği dolayısıyla AB’ye üye olmadığı halde etkilenen temel aktör de Türkiye’dir.(6) AB’nin içinde bulunduğu Euro krizini aşma çabaları ve ABD ile müzakere kararı alınan serbest ticaret antlaşması incelenirken, Türkiye’nin bu süreçte nasıl bir rol alabileceği ve ne şekilde etkileneceğinin analiz edilmesi yerinde olacaktır.

AB Komisyonu’nun 25 Mart 2013’te yayınladığı belgeye göre üçüncü taraf ülkelerle imzalanan serbest ticaret antlaşmalarının Birlik ülkelerinde 2,2 milyon yeni istihdam yaratılmasını ve Birlik’in gayri safi milli hasılasının %2.2 oranında artmasını sağlayacaktır. Komisyon’un görüşüne göre önümüzdeki yıllarda ekonomik talebin AB coğrafyası dışında yüksek oranda artacağı göz önünde bulundurulduğunda, AB açısından serbest ticaret antlaşmaları imzalanması pazarın geleceği açısından büyük önem taşımaktadır.(7)

Gümrük Birliği Antlaşması (Türkiye örneğinde olduğu gibi) veya ortaklık antlaşmaları dışında AB’nin 28 adet ticaret antlaşması bulunmaktadır. Bunlar arasında hâlihazırda yürürlükte olan antlaşmalar Peru (2013), Şili (2003), Meksika (2000), Güney Afrika (2000) ve Güney Kore (2011) ile imzalanmıştır. Antlaşma müzakerelerinin tamamlandığı ancak serbest ticaretin henüz yürürlüğe girmediği ülkeler ise Singapur, Kolombiya, Orta Amerika ülkeleri (Kosta Rika, El Salvador, Guatemala, Honduras, Nikaragua ve Panama) ve Ukrayna’dır. Serbest ticaret antlaşması müzakereleri Kanada, Hindistan, Malezya, Vietnam, MERCOSUR, Gürcistan, Ermenistan, Moldova, Körfez İşbirliği Konseyi ve Afrika-Karayip-Pasifik ülkeleri ile sürdürülmektedir. Serbest ticaret antlaşması müzakerelerinin başlamasına karar verilen aktörler ise ABD, Japonya, ASEAN ve Güney Akdeniz ülkeleridir. (8)

Serbest ticaret antlaşmaları arasında sahip oldukları pazar payları göz önünde bulundurulduğunda ABD ile AB arasında antlaşma müzakerelerine başlanması kararı alınan TAFTA (Transatlantic Trade and Investment Partnership) büyük yankı bulmuştur. Transatlantiğin iki yakasında bir yanda ABD borçlarıyla mücadele ederken, diğer yanda AB Euro krizini aşmanın yollarını aramaktadır. İki aktörün krizden çıkıp ekonomik büyümeye geçmek, iş alanları yaratmak ve ekonomilerine yeni düzen içinde yer edinmek için serbest ticaret antlaşması çıkış noktası olarak görülmüştür. Her ne kadar Asya ve Güney Amerika ülkelerinin artan ekonomik güçlerine tanık oluyorsak da, ABD’nin ve AB’nin küresel ölçekteki ekonomik konumlarının önemi hala yadsınamaz durumdadır. Bu durumda yenilenen ve yeni düzene uyum sağlamış bir Serbest Ticaret Antlaşması Atlantik’in iki yakasını da güçlendirebilecektir.

ABD ve Avrupa Birliği arasında imzalanması planlanan ve ön çalışmaları yapılan serbest ticaret antlaşması, dünya ticaretinde önemli payı olan transatlantiğin iki yakasının ticari ilişkilerinin derinleşeceğinin göstergesidir. ABD bir yandan pasifik ülkeleriyle ticari ilişkilerini artırma yolunda Transpasifik Ortaklığı girişimini başlatırken, bir yandan da AB ile var olan serbest ticaret antlaşmasının derinleşmesine yönelik girişimde bulunmaktadır. Burada derinleştirmeden kasıt hâlihazırda indirilmiş olan gümrük tarifelerine ek olarak hizmet ticaretinin kolaylaştırılması, fikri mülkiyet haklarına ilişkin yeni düzenlenmeler yapılmasıdır.(9) ABD-AB arasında %4 oranında olan gümrük tarifelerinde ciddi bir değişime neden olmayacak olan antlaşma temel olarak teknik ve sağlık normları konularında, yatırımların korunması ve fikri mülkiyet hakları alanlarında yenilikler getirecektir.(10)

ABD ile imzalanacak serbest ticaret antlaşmasından bir hayli ümitli olan AB Komisyonu Başkanı Barosso “dünyanın en önemli ticaret antlaşmasının imzalanmak üzere olduğunu ve Avrupa’nın içinde bulunduğu krize rağmen korumacı politikalara dönme amacının olmadığının dünyaya gösterilmiş olduğu” şeklinde bir açıklama yapmıştır. Barosso’ya göre Almanya ve İngiltere’nin aksine, ticari rekabetin canlılığı nedeniyle Fransa ABD ile imzalanacak bir serbest ticaret antlaşmasına daha temkinli yaklaşmaktadır; ancak Atlantik’in iki yakası yükselen ekonomilere karşı birlik içinde olmayı tercih etmişlerdir.(11)

Oluşturulması planlanan Transatlantik pazarla ilgili oluşumlar şu şekilde özetlenebilir:

– Transatlantik Ekonomik Konseyi gibi yeni kurumların oluşturulması,
– Ticaret ve güvenlik alanlarında yasaların uyumlaştırılması,
– Avrupa ve Amerikan diplomasilerinin paralelleştirilmesi,
– Ticari norm alanında küresel bir yönetişim oluşturulması.(12)

Türkiye ve Serbest Ticaret Antlaşmaları

AB’nin imzaladığı serbest ticaret antlaşmaları ve özelde TAFTA ele alındığında Türkiye’nin yeni şartlardan nasıl etkileneceği merak konusudur. Türkiye ile AB arasında Gümrük Birliği 1995 yılında yürürlüğe girmiştir. AB’nin üçüncü ülkelerle imzaladığı tercihli ticaret veya serbest ticaret antlaşmalarının Türkiye üzerinde de etki doğurmasının sebebi 1/95 sayılı Ortaklık Konseyi kararının 16. Maddesi ve 54. maddesidir.

Madde 16
1.Türkiye, ticaret politikasını Topluluğun Ticaret Politikasına uyumlu hale getirmek amacıyla bu Kararın yürürlüğe girmesinden itibaren beş yıl içinde Topluluğun tercihli gümrük rejimine aşamalı olarak uyum sağlar. Bu uyum, hem otonom rejimleri hem de üçüncü ülkelerle tercihli anlaşmaları kapsar. Bu amaçla, Türkiye gerekli önlemleri alır ve ilgili ülkelerle karşılıklı yarar temeline dayanan anlaşmaları müzakere eder. Ortaklık Konseyi, kaydedilen gelişmeleri düzenli aralıklarla inceler.

Madde 54
2. Gümrük Birliği’nin işleyişiyle doğrudan ilgili alanlar ticaret politikası, üçüncü ülkelerle imzalanan ve sanayi ürünleri itibariyle ticari boyutu olan anlaşmalar, sanayi ürünleri ticaretindeki teknik engellerin kaldırılmasına ilişkin mevzuat, rekabet, sınai ve fikri mülkiyet hukuku ile gümrük mevzuatıdır.
(13)

Yukarıdaki maddelerden de anlaşılacağı üzere, Türkiye AB’nin taraf olacağı ticaret antlaşmalarından doğacak yükümlülükleri yerine getirmeyi ve ticaret politikasını AB ile aynı yönde geliştirmeyi 1/95 sayılı kararın onaylanması sırasında kabul etmiş durumdadır. Başka bir deyişle Türkiye, AB’nin imzaladığı serbest ticaret antlaşmalarına taraf duruma gelmektedir ve üçüncü ülkelere pazarını açmak durumundadır. Diğer yandan Türkiye’nin AB üyesi olmaması bazı sorunları da beraberinde getirmektedir, çünkü Türk işadamları bahsi geçen üçüncü ülkelerde, bu ülkelerin işadamlarının Türkiye’de yararlandıkları aynı haklardan faydalanamamaktadır. AB ile ticari politikaların uyumlaştırılması kapsamında düzenleme yapan Türkiye, rekabet açısından dezavantajlı bir konumda kalmamak için AB’nin serbest ticaret müzakerelerine başladığı üçüncü ülkelerle aktif ticaret diplomasisi yürütme kararı almıştır. Bu çerçevede ikili antlaşmalar imzalanan ülkeler arasında İsrail, Hırvatistan, Makedonya, Mısır, Tunus ve daha pek çok ülke bulunmaktadır.(14)

AB’nin ABD ile imzalayacağı serbest ticaret antlaşmasının Türkiye üzerinde etki doğuracak olması sebebiyle Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, AB Dışişleri Yüksek Temsilcisi Catherine Ashton ile görüşmesinde “Türkiye, Gümrük Birliği’ne üye bir ülke olarak bu yeni antlaşmaya taraf olmayı hem hak, hem zorunluluk olarak görmektedir” diyerek müzakere sürecinde yer almak istediklerini belirtmiştir.(15) Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan, iş dünyası temsilcileriyle bir araya geldiği İstanbul Zirvesi’nde AB-ABD arasında imzalanacak STA’nın Türkiye açısından haksız rekabete yol açacağını, dolayısıyla STA taraflarının sürece paralel şekilde Türkiye ile de görüşmelere başlamaları gerektiğini açıklamıştır.(16)

Sonuç

Avrupa Birliği ülkelerinde ekonomik daralma yaşanırken, özellikle Yunanistan, İspanya, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nde işsizlik ve yoksulluk her geçen gün artarken, ekonomik krizle birlikte Fransa ve Almanya arasında liderlik yarışına tanık olmaktayız. Troyka’nın kemer sıkma politikalarına karşı halkların protesto gösterileri, grevler ve hükümetlere karşı güvensizlik üye devletlerde yönetimlerin değişmesine kadar varan sonuçlar doğurmaktadır. 2008 yılından beri AB’nin izlediği yola baktığımız zaman krizden çıkmak için kullanılan araçlardan birinin kurumsal derinleşme ve yapısal reformlar, diğerinin ise pazarı ve ticareti canlandırmak adına serbest ticaret antlaşmaları olduğunu görmekteyiz. Hiç kuşkusuz bu antlaşmaların en çok ses getireni elinde bulundurduğu pazar payı dolayısıyla ABD ile müzakerelerine başlanma kararı alınmış olan TAFTA’dır. AB üyesi olmadığı halde Gümrük Birliği üyesi olan Türkiye, bu antlaşmalardan en çok etkilenen taraftır. Dolayısıyla imzalanması öngörülen serbest ticaret antlaşmasının müzakere sürecinde yer almak, sonuçlarından doğrudan etkileneceği için Türkiye açısından büyük önem taşımaktadır. Tarafların Türkiye’yi müzakere sürecine ne şekilde dâhil edeceklerini veya edip etmeyeceklerini önümüzdeki dönemdeki gelişmeler gösterecektir.

Etiketlendi:, , , , , ,

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

YÜKSEK STRATEJİ

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

Fight "Gang Stalking"

Expose illegal stalking by corrupt law enforcement personnel

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

The WordPress.com Blog

The latest news on WordPress.com and the WordPress community.

%d blogcu bunu beğendi: