ARAŞTIRMA DOSYASI : Büyük Ortadoğu Projesi (BOP)

Geçenlerde, GSÜ’de Uluslararası Hukuk dersi veren Yrd. Doç. Dr. Mehmet Karlı’nın “Ülkemiz Dış Politikası” konulu paneline katıldıktan sonra, hazır da İsrail, Türkiye’den özür dilemişken, kendimi Türkiye-İsrail ilişkileri konunu irdelemeye mecbur hissettim açıkçası.

1991 yılında doğu blokunun yıkılması sonucu yeniden şekillenen uluslararası ortamın sonucunda gelişen Türkiye-İsrail ilişkileri, her iki ülkenin de bölgesel güç olması, birbirleriyle askeri, siyasi ve ekonomik açıdan stratejik iş birliğine gitmelerine sebep olmuştur. Süveyş Krizi’nin nedeniyle 2.kâtip seviyesine düşürülen diplomatik ilişkiler, Oslo Antlaşması’nın imzalanmasından sonra tekrardan büyükelçi seviyesine çıkarılmış, dönemin büyükelçisi Ekrem Güvendiren, güven mektubunu dönemin İsrail Cumhurbaşkanı Haim Herzog’a 23 Mart 1992’de sunmuştur. Bu dönemden itibaren Türkiye-İsrail ilişkileri karşılıklı yarar temelinde sürmüş, iki ülke işbirliğinin yasal çerçevesi bir dizi anlaşmayla sağlanmış ve birçok üst düzey ziyaret gerçekleştirilmiştir. Örneğin, 10. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer 6-7 Haziran 2006 tarihlerinde İsrail’e, İsrail eski Devlet Başkanı Shimon Peres ise 11-13 Kasım 2007 tarihlerinde Türkiye’ye gelmiştir. 3 gün boyunca Türkiye’de kalan Peres, TBMM’de, yani halkın çoğunluğunun Müslüman olduğu bir ülkenin meclisinde ilk kez konuşmuş, ayrıca konuşmasında Avrupa’daki Yahudi katliamından kaçanlara kucak açtığımız için bize teşekkür etmişti.

1990’lardan 2000’lerin başına kadar sürüp giden bu diplomatik iş birliği, İsrail’in Filistin’deki katliamları ve Türkiye’nin Filistin’den yana olan açık tutumu sonrası gitgide bozulmuştur. Örneğin;16 Şubat 2006 tarihinde Hamas’ın lideri Halid Meşal’ın Türkiye’yi ziyaret etmesi, gerek İsrail Devleti gerekse İsrail basını tarafından eleştirilmiştir. Daha sonraki süreçte yaşanan Davos’taki ‘one minute’ krizi ve İsrail büyükelçimize yapılan onur kırıcı “alçak koltuk” krizi durumu içinden çıkılamayacak bir noktaya getirmiştir. Ama işlerin asıl “koptuğu” olay, şüphesiz ki İsrail’in, “Gazze Yardım Filosu” gemisi Mavi Marmara’ya yaptığı baskın ve bu baskında 9 Türk vatandaşının öldürülmesidir.

Mavi Marmara Olayı

İnsani Yardım Vakfı ve Özgür Gazze Hareketi’nin organize ettiği, “Gazze Şeridi’ne uygulanan ablukayı delmek ve dünyanın dikkatini bu bölgeye çekmek” için 32 ülkeden 600 aktivisti taşıyan Özgürlük Filosundaki Komorlar bandrollü Mavi Marmara gemisine, İsrail Savunma Kuvvetlerinin 31 Mayıs 2010 tarihinde müdahale etmesi sonucu 9 Türk vatandaşının öldürülmesi, birçoğunun yaralanması ve rehin alınması ile sonuçlanmış askeri müdahaledir. Bu saldırı sonucunda 60 aktivist yaralanmış, birçoğu rehin alınmış ve Türk-İsrail ilişkileri tarihte hiç olmadığı kadar kötüleşmiş, içinden çıkılamaz bir hal almıştır. İsrail’in yaptığı bu müdahale kesinlikle kabul edilemeyecek şekildedir. Her ne olursa olsun, silahsız sivillere karşı askeri ve aşırı güç kullanmak hem siyasal ve hem askeri de ahlaka sığmayacak bir durumdur.

Olayın insanı ve siyasal boyutunu bir kenara bırakıp, hukuki açıdan incelediğimizde de İsrail Devleti’nin bu operasyondaki haksızlığı gün yüzüne çıkmaktadır.

Mavi Marmara gemisi, İsrail kıyılarından yaklaşık 72 mil açıkta saldırıya uğramıştır. 1982 Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin 3. maddesine göre; “devletlerin ülkesel egemenliğinin bir parçası olan karasularının genişliğinin en fazla 12 mil olması mümkündür. Devletler, karasularının ölçülmeğe başlandığı esas hatlardan itibaren en fazla 24 mil genişlikte Bitişik Bölge ilan edebilirlerse de, bu alanda kullanılacak yetkiler gümrük, maliye, muhaceret ve sağlıkla ilgili kanun ve düzenlemelerin kara ülkesinde veya karasularında ihlal edilmesini önlemekle sınırlıdır. İsrail, 200 millik Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) ilan etmiş olsa bile, MEB’de var olan yetkiler diğer devletlerin seyrüsefer serbestisini engelleyecek şekilde kullanılamamaktadır. Bu da demek oluyor ki, saldırının gerçekleştiği anda “Mavi Marmara” gemisi açık denizde ve tüm devletlerin gemilerine tanınmış olan seyrüsefer serbestisini kullanmaktaydı. (“Mavi Marmara” Olayı: Uluslararası Hukuku Ne Kadar Biliyoruz? – Yrd. Doç. Dr. Cavit Abdullahzade)

Sonuç olarak, İsrail’in, seyrüsefer hakkından yararlanan “Mavi Marmara” gemisine müdahalesinin uluslararası hukuka da aykırı olduğu açıkça ortadadır.

Türkiye’nin Tutumu

Peki, hukuk dışı, insan haklarına aykırı ve 9 sivil vatandaşının öldürülmesi ile sonuçlanan operasyona Türkiye’nin tepkisi ne oldu?

Haziran 2005’te Amerika’ya ziyarette bulunup, Amerikan Musevi Kongresinden “Cesaret Ödülü” alan, düzeltiyorum “Üstün Cesaret Ödülü” alan başbakanımız, bu saldırıyı “devlet terörü” olarak niteledikten sonra, İsrail büyükelçimizi jet hızıyla Ankara’ya çağırdı.

Bundan daha önce de Dışişleri Bakanlığımız;

“Gerekçe ne olursa olsun, yalnızca barışçı faaliyetlerde bulunan sivillere karşı bu tür hareketlerin kabulü mümkün değildir. İsrail’in uluslararası hukukun ihlalini teşkil eden bu davranışının sonuçlarına katlanması gerekecektir.” gibi oldukça sert bir açıklama yapmıştı. Bu demek oluyor ki “İsrail’den hesap soracağız.”

Palmer Raporu ve Sonrası

Türkiye’yi tam anlamıyla “hayal kırıklığına” uğratan Palmer Raporu 1 Eylül 2011 tarihinde açıklandı. Raporda, İsrail komandolarının “gereğinden fazla ve aşırı” kuvvet kullandıklarını ve İsrail’in yolculara muamelesinin kusurlu olduğunu belirtiliyor, ancak raporda buna ek olarak;

  • İsrail’in Gazze’yi ablukası konusunda rapor Gazze’deki militanların İsrail için gerçek bir tehdit unsuru olduğunu,
  • “Deniz ablukası, Gazze’ye deniz yoluyla silah kaçırılmasının önlenmesi amacıyla yapılan, uluslararası kanunlara uygun meşru bir güvenlik önlemi olduğunu,
  • Mavi Marmara’ya çıkan İsrail askerlerinin gemideki bir grup yolcu tarafından örgütlenmiş ve şiddetli bir direnmeyle karşılaştıkların ve bu durumun, askerlerin kuvvet kullanmalarına neden olduğunu belirtiyor.

Raporda sonuç olarak;

Bak Türkiye “kardeşim”, asıl hata sende. İsrail “Ağabey” burada kendini koruyor. E kendini korurken de istemeden bazı olaylara vesile oluyor. Biz ikinizi de çok seviyoruz. İsrail Ağabey üzgün olduğunu dile getirsin, sizin “aktivistlerin” ailelerine de tazminat ödesin, böylece olay kapansın.

Olay Kapandı mı?

Elbette hayır. Birileri bu kadar büyük bir politika malzemesi bulmuşken hemencecik bırakır mı? Palmer Raporundan da istenen bulunamayınca, Cumhuriyet Başsavcılığınca; İsrail Genelkurmay Başkanı, Deniz Kuvvetleri Komutanı, İstihbarat Başkanı ve Hava Kuvvetleri Komutanı hakkında hazırlanan iddianame İstanbul 7. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderildi ve oy birliğiyle kabul edildi. Adı geçen İsrail Savunma Kuvvetleri Komutanlarının, “Canavarca hisle veya eziyet çektirerek öldürmeye teşebbüs suçuna azmettirmek, silahla yaralama suçuna azmettirmek, kemik kırığına neden olacak şekilde yaralamaya azmettirmek, yaralama suçuna azmettirmek, kişiyi hürriyetinden yoksun bırakmak suçuna azmettirmek, haberleşmenin engellenmesine azmettirmek, Eziyet suçuna azmettirmek, Yağma suçuna azmettirmek ve ‘mala zarar vermeye azmettirmek suçlarından da toplam 8 bin 578 ile 18 bin 32′şer yıl arasında yakalandıkları yerde hapis cezasına çarptırılmaları” öngörüldü.

Son kısım gerçekten çok hoşuma gidiyor. “Yakalandıkları yerde hapis cezasına çarptırılmaları”… Evet, bu güldürünün sonlarına doğru gelelim.

Sözü edilen rapor ile ilgili Başbakan Erdoğan “Bu raporun hiç bir önemi yok, bu rapor onu yazanların ayıbıdır. Rapor Gazze ablukasına meşrutiyet kazandırıyor ve işgale kapı aralıyor. Biz bunu kabul etmeyeceğiz” şeklinde bir açıklama yapmış, ardından Türkiye, İsrail’e yaptırım kararı almış ve ilişkilerin düzeyini daha da düşürmüştür. Dışişleri bakanımız Davutoğlu Ahmet Bey ise, aralarında “Akdeniz’de “ seyrüsefer güvenliğini” sağlamak için her türlü önlemi alacağını” da belirten 5 maddelik yaptırımları açıklamıştı. Ve sona geldik, dilenen özre…

Sonun Başlangıcı

Tarihler 22 Mart 2013’ü gösteriyor. Yani; İsrail’in, Türkiye’den özür dilediği ve 9 vatandaşı için tazminat ödeyeceğini açıkladığı tarih.

  • Bir gün öncesi PKK bayraklı, dev Öcalan posterli Nevruz kutlaması…
  • Bir gün öncesi meşru zemine çekilen terör…
  • Bir gün öncesi kaybedilen itibar…
  • Bir gün sonrası İsrail’de arabuluculuk yapan Obama…
  • Bir gün sonrası 3 yıl sonra gelen ve hiçbir anlamı olmayan özür…
  • Bir gün sonrası tekrardan kazanılan itibar…

İşte bunlar hep Büyük Ortadoğu Projesi…

Bu büyük satranç tahtasında kaybedilen piyonlara saygıyla…

Etiketlendi:, ,

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

YÜKSEK STRATEJİ

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

Fight "Gang Stalking"

Expose illegal stalking by corrupt law enforcement personnel

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

The WordPress.com Blog

The latest news on WordPress.com and the WordPress community.

%d blogcu bunu beğendi: