ARAŞTIRMA DOSYASI : Uluslararası Örgütler ve Sosyo-Ekonomik Kalkınma

Dr. Süreyya Yiğit

ORSAM Avrasya Danışmanı

İstanbul Aydın Üniversitesi

Uluslararası sistem denince halen pek çok tanımlamada devletlerin önemine vurgu yapıldığına rastlamaktayız. Elli yıl önceye nazaran devletlerin eski ithamlarını koruyamadıkları da başka açık bir gerçek. Küreselleşen dünyada uluslararası örgütlerin saygın bir konumu olduğuna itiraz edenler de azınlıkta. Hem devletlere, hem de uluslararası örgütlere yön verenlerin üst düzey karar-vericileri olduğunu bilmekteyiz. Ama insan kaynaklarını içeren makalelere ve tartışmalara baktığımızda genellikle işletme ve ekonomi alanlarının yoğunluğunu fark etmekteyiz. Halbuki bu konu çok derin ve farklı boyutları içeren özelliklere sahiptir.

İnsanların daha etkili ve verimli olmaları teknoloji ile alakası olan bir ilişki. Bu bağlamda Bill Gates Etiyopya’yı ziyaret ettiğinde nasıl yoksul bir ülkenin Birleşmiş Milletler tarafından belirlenen hedeflere, sağlık hizmetlerini nasıl sunduğuna işaret etmektedir. Bunun yanısıra Gates dijital devrimin farklı hastalıkları ortadan kaldırmak için nasıl etkili olduğunu da gözlemlemiş. Cep telefonları, uydular ve ucuz sensörler sayesinde verileri toplamakta geçmişe göre ciddi bir hıza ulaşıldğını söylemek mümkün. Bu elektonik cihazlar sayesinde tarımda ve diğer sağlık konularında gelişim çabalarının hızlanacağı da öngörülmekte.

İşletmecilere göre her işyerinin ilk hedefi karlarını arttırmaktır. Yönetim eylem kararlarını alır, orneğin müşteri memnuniyetini artırmak veya yeni bir ürün ekleme gibi ve kar hedefininin devamlılığını düzenli olarak ölçmek için bir sistem geliştirir. Eğer yöneticiler yanlış önlemler alırlarsa ya da rakipleri daha iyi çalışırsa kar azalır. Şirketlerin hangi önlemler kullandıklarını ve hangi analizleri iyi veya kötü uyguladıkları da diğer şirketler tarafından yakından takip edilir. Bu bilgilerden faydalanaraktan hangi analizlerin ve stratejilerin yararlı, işe yaradığını, rakip şirketler öğrenip ona göre değişikliklere yönelirler.

Anarşik Uluslarası Sistem

Uluslararası ilişkilerde ise durum pek de farklı değildir. Akademik olarak uluslararası ilişkiler anarşi kavramı etrafında şekillenmiştir ve bu düşünce uluslararası ilişkilerin hem tarihini hem de uluslararası sistemin yapısını açıklamakta tabir-i caiz ise kuram geliştirmenin başlangıç noktasıdır. Anarşi kavramının bu kadar üzerinde durulma sebebi uluslararası ilişkilerin şahsına münhasır bir özelliğinden kaynaklanmakta: Dahili politikadan farklı olarak uluslararası politika, merkezi bir otorite, bir hükümet ya da yönetici olmayan bir alanda yapılmaktadır.

Anarşi de uluslararası sistemde merkezileşmiş bir otoritenin yokluğunda, egemen devletlerin varlığından doğan siyasal sorunları die getirir. Bu durumda da her devletin ilk hedefi hayatta kalma veya devamlılıktır. Ülke gücünün nasıl arttırılacağı önem arzeder. Ulusal güç de kaynak ve yetenekleri içermektedir.

İş yerlerinin olmazsa olması kar iken, devletler için güç kavramı göreceli, izafidir ve de farklı hedefleri içerir. Bazı koşullarda askeri güç öne çıkar, örneğin savaş esnasında, başka zamanlarda iktisadi altyapı hazırlılığı en öne sıraya yerleştirilebilir. Sağlıklı karar alabilmek için de güvenilir verilere ihtiyaç vardır. Bilgilere netlik kazandırmak şartdır.

Herhangi bir yenilik konusunda – burada ister bulunan yeni bir aşı, ya da tohum olsun – sadece o kişiye ulaştığı sürece bir etkiden bahsedebiliriz. Bundan dolayı özellikle yaratıcılık açısından ölçümler önem kazanmaktadır. Bu bağlamda ölçütler geribildirim olarak kullanılır ve bundan kaynaklanan ayarlamalar yapılır. Tabii ki ölçütler veya odaklanmalar hatalı olunca veya yeterince yatırım yapılmayınca çabalar da çok başarısız olmakta.

Günümüzde halen pek çok devlet yükek refah seviyesine erişememiş durumda. Özellikle Asya ve Afrika’da birçok devletin karşısındaki en büyük sıkıntı sağlık sorunudur. Hemen hemen tüm toplumlarda, sağlık durumunun doğrudan sosyal statü ile ilgili olduğunu söyleyebiliriz. Hangi ölçüt olursa olsun, yüksek gelire sahip olanlar genellikle sağlıklı ve de genellikle daha uzun yaşamaktadırlar. Bu gerçeğin başka bir boyutunu sağlığın farklı sosyoekonomik kategorilerinde görmek mümkün. Hastalık oranları sosyal hiyerarşinin üstten alta doğru hemen hemen her hastalık için, nerede ise dünyanın her yerinde yüksek gelirli insanların daha az, düşük gelirlilerin daha fazla olduğu eğilimindedir.

Yoksulluktan dolayı kötü beslenmenin ve bundan dolayı bulaşıcı hastalıkların ve bazı kronik koşulların oluştuğu genellikle çok iyi anlaşılan bir zincirleme örneğidir. Iyi bir yaşam sağlığı ve kalitesi çeşitli faktörlerden etkilenir. Bunların başında gıda durumu, güvenlik, barınma, temiz su ve sanitasyon, hijyen ve istihdam gelse bile etkenler bunlarla sınırlı değildir. Bu değişkenlerin çoğu sağlık sektörünün normal anlaşılan sınırlarının dışındadır. Elbette bu tür problemleri aşmak için de maddi kaynaklara sahip olmak gerekmektedir.

Başarılı Uluslararası Örnek: UNICEF

Fakir devletlerin kendi imkanları ile tüm sağlık problemleri ile aynı anda mücadele edip üstlerinden gelmeleri maalesef mümkün değil. Ama uluslararası örgütlerin yardımları ile başarıya ulaşmak mümkün. Bunun belki de en bilinen örneği de 1980’lerde UNICEF’de Jim Grant’in öncülüğünü yaptığı aşılama kampanyasıdır. Grant o yıllarda önemli bir hedefi belirledi: dünyadaki çocukların yüzde 80’inin hayat kurtarıcı aşılarla aşılanmaları, ve uygun ölçütlerle bu yol da katedildi.

Kampanyanın uygulanması elbette yoksul ülkelerde hiç de kolay olmadı – özellikle bir faks makinesinin en gelişmiş iletişim aracı olduğunu kabullenen toplumlarda. Ama bir kere Grant sağlam veri toplama sistemini ortaya koyunca, değişimi ilerletmek mümkün oldu. Hangi ülkelerin başarılı oldukları görebiliniyordu, kapsama oranları ve verileri diğer ülkelere yardımcı olmak için kullanılmaya başlandı.

Geride kalan ülkelerin kendi uluslararası prestijleri açısından çok geride kaldıkları açıkca hissettirildi ve onlarda sorun hakkında daha fazla bilgi almaya ve dikkat etmeye başladılar. Bu tür yaklaşım ve gelişme veriler olmadan olmazdı. Grant’ın çabaları ve binlerce aşı yapanlar sayesinde, dünyada bebeklerin yüzde 17’si 1980 yılında gerekli aşılar alırken, 1990 yılında bu rakam yüzde 75’e yükseldi ve her yıl milyonlarca insanın hayatı da kurtulmuş oldu.

Birleşmiş Milletler: Binyıl Kalkınma Hedefleri

Bu başarıdan esinlenerekten Birleşmiş Milletler 2000 yılında Eylül ayında New York’ta gerçekleştirilen Binyıl Zirvesi’nde kabul ettiği Binyıl Bildirisinde kayıtlı kalkınma hedeflerini açıkladı. Sözkonusu hedefler, yoksulluğun yarı yarıya azaltılmasını da içeren sekiz konuya odaklanarak farklı hedefler belirledi. En önemli faktörlerden bir tanesi de katılım boyutunda idi: Binyıl Kalkınma Hedefleri189 ülke tarafından desteklendi.

Binyıl Kalkınma Hedefleri

Amaç 1: Aşırı Yoksulluk ve Açlığı Ortadan Kaldırmak
Amaç 2: Herkes için Temel Eğitim Sağlamak
Amaç 3: Kadınların Konumunu Güçlendirmek ve Toplumsal Cinsiyet
Eşitliğini Geliştirmek
Amaç 4: Çocuk Ölümlerini Azaltmak
Amaç 5: Anne Sağlığını İyileştirmek
Amaç 6: HIV/AIDS, Sıtma ve Diğer Salgın Hastalıklarla Mücadele Etmek
Amaç 7: Çevresel Sürdürülebilirliğin Sağlanması
Amaç 8: Kalkınma için Küresel Ortaklıklar Geliştirmek

Böylelikle önemli alanlarda – sağlık, eğitim ve temel gelir konularinda – belirli bir yüzdeyi iyileştirme çağrısında ilk kez hedef de verilmiş oldu. Binyıl Kalkınma Hedefleri, adıgeçen tüm amaçlar için belirli sayısal kıstaslar getirip bu amaçlara 2015 yılına kadar ulaşılması hedefini koydu.

Geçmişteki ortak uluslararası teşebbüslerin menfi tecrübelerini hatırlayanlar bu anlaşmanın pek çok BM ve hükümet bildirileri gibi unutulmuş olacağını düşündüler. Hedefler net ve somut olduğundan en yüksek önceliklere odaklandı. BM kurumları, sponsor ülkeler ve gelişmekte olan ülkeler hangi programlara en düşük maliyetle varılabileceğini saptamaya başladılar. Onlar da birçok programın hedefe ulaşamadığını gördüler. Binyıl Kalkınma Hedefleri’ne yönelik 2008 yılındaki Üst Düzeyli Etkinlik çerçevesinde toplam $16 milyar; iki yıl sonraki 2010 Binyıl Kalkınma Hedefleri Zirvesi’nde küresel eylem planı ile beraber $40 milyarın üzerinde kaynak katkısı taahhüt edildi. Bahsedilen rakamlar uluslararası toplumun küresel sosyo-ekonomik iyileştirilmesine dair gösterdiği hassasiyetin güzel bir örneğini teşkil etti.

Rakamlar büyük olunca da etkinlikleri ölçmek için daha titiz bir değerlendirme talep edilmeye başladı. Hedefler bazı durumlarda, ülkelerin yoksul yanlısı politikalar izlemeye ikna etmek için de kullanıldı. 2015 yaklaşırken, dünyanın bu hedeflere ne kadar yaklaştıkları da irdelersek şu sonuçlara varmaktayız:

Hepsine erişmek mümkün olmasa bile inanılmaz ilerlemeler kaydedildi ve dünyanın fakirleri etkileyen önemli sorunları karşısında nasıl bir performans sergilendiğine dair hedefleri bir nevi karne haline geldi.

Bazı Binyıl Kalkınma Hedefleri’ne öngörülen sürenin öncesinde erişildi, örneğin aşırı yoksulluğun azalması, güvenli içme suyuna erişimi olmayan insanların oranı yarıya indirildi. Yaşam koşulları iyileştirilme hedefine de 200 milyon gecekondu sakini için gerçekleşti ki, bu rakam orijinal hedefin iki mislidir. Bazı hedefler o kadar iddialı idiler ki gerçekleşmeleri çok zor. Örneğin, doğum sırasında ölen annelerin sayısı %50 azalmıştır, ki bu inanılmaz bir gelişmedir, ancak hedef olan yüzde 75 oranında azalmaya ulaşılamamaktadır.

Binyıl Kalkınma Hedefleri dünyanın kendi yoksul insanlarının yaşamlarını iyileştirmesi için önemli bir ilerleme sağladığını söyleyebiliriz. En can alıcı hedeflerden biri olan beş yaşın altında çocuk ölümlerini 2/3 oranında azalması tutturulamadı. Yine de onemli ilerlemeler yapıldı. Ölen çocuk sayıları 1990 yılında yaklaşık 12 milyon iken, 2011’de 6,9 milyona düşmüştür. Bu da dünya çapında 1990 yılına nazaran 14.000 daha az çocuğun her gün ölmesi demektir. Yine de üç yıl sonra – 2015’de – üçte iki hedefe ulaşılması için bir mucize gerekmekte.

Kararlılık ve Maliyet

Özellikle yoksul ülkelerin geçerli ölçümlerin uluslararası örgütlerle yakın işbirliği içinde ortaklaşa saptanan hedeflere yönelik stratejilerde başarılı olduğunu görmekteyiz. Tabii ki sosyo-ekonomik sorunların çözümü ölçüm ve geribildirimden ibaret değil. Bunlar sadece uygun araçlar. Yine de en can alıcı etkenleri iki kategori altında toplayabiliriz: hükümetlerin siyasal iradeleri ve de mali kaynaklar.

Son yılların değişmeyeni olan kemer sıkma politikaları ve dar bütçeler de göz önüne alındığında, hükümetler de haklı olarak verimlilik talep etmekteler, zira bu programların faturalarının çoğunu kendi Maliye Bakanlıkları karşılamaktalar. Bu talepleri karşılamak için daha iyi ölçüm araçları gerekmekte ve hangi yaklaşımların işe yaramadığını bilmek de hükümetler için önemle üzerinde durmaları gereken konular. Değişmeyen son bir gerçek ise yolsuzlukla mücadele etmeyen veya edemeyen fakir ülkelerin özledikleri ve diledikleri sosyo-ekonomik basamaklara erişememeleridir.

Etiketlendi:, ,

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

YÜKSEK STRATEJİ

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

Fight "Gang Stalking"

Expose illegal stalking by corrupt law enforcement personnel

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

The WordPress.com Blog

The latest news on WordPress.com and the WordPress community.

%d blogcu bunu beğendi: