ARAŞTIRMA DOSYASI : Kuzey Kore’nin Genç Liderini Anlamak

EMİNE AKÇADAĞ

Son iki aydır tırmanan gerginlik sebebiyle Kore Yarımadası’ndaki durum dünya gündemini meşgul etmektedir. Bu krizin daha iyi anlaşılabilmesi için sert söylemleri ve tehditleri sonucu söz konusu gerginliği yaratan Kuzey Kore lideri Kim Cong-un’a ve 1948 yılından beri ülkeyi yöneten Kim hanedanlığına daha yakından bakmak uygun olacaktır.

Dünyanın Tek Komünist Hanedanı

2. Dünya Savaşı’nın sonunda Kore’deki Japon işgalinin sona ermesinin ardından Sovyetler Birliği ve ABD silahlı kuvvetlerinin ayrı bölgelere çıkartma yapması sonucu Kore Yarımadası’nın kuzeyi komünist rejimi güneyi ise kapitalist rejimi benimsemiştir. Kuzey Kore, 1948 yılında bugünkü lider Kim Cong-ın’ın dedesi olan Kim İl-sung tarafından Sovyetler Birliği’nin işgal ettiği bölgede kurulmuş ve böylece Kim hanedanlığı yönetimi başlamıştır.

Kuzey Kore’nin kurucusu ve ilk lideri olan Kim İl-sung ülkenin yönetiminde “Juche” olarak adlandırılan ideali temel almıştır. Sosyalist ideoloji ve yönetim şeklinin Kuzey Kore şartlarına uyarlanması olarak ortaya çıkan “Juche”, temel olarak üç prensip üzerine inşa edilmiştir: uluslararası alanda bağımsızlık, ekonomik bağımsızlık ve askeri bağımsızlık. Kökeni Marksist Leninist düşünce sistemine dayanan bu ideoloji halen ülke yönetimini şekillendirmektedir.

Stalin ve Mao örneklerini göz önünde bulunduran Kim İl-sung yönetim gücünün kendi tekelinde toplamasına ve kendisine yönelik muhalefetin oluşmamasına büyük önem vermiştir. Bu bağlamda 1992’de yaptığı anayasa değişiklikleri ile iktidarın oğlu Kim Cong-il’e devrini mümkün hale getirmiştir.(1) Rusya ve Çin ile ilişkilerini geliştiren Kim İl-sung “Songun” (önce askeriye) olarak adlandırılan bir politika uygulamaya koymuştur. Nükleer silah geliştirme fikri de yine Kim İl-sung döneminde filizlenmeye başlamıştır. Japonya’nın 2. Dünya Savaşı’ndan yenilgiyle ayrılmasına sebep olan bu yeni silahın gücü İl-sung’u oldukça etkileyerek nükleer silah geliştirme kararı almasında etkili olmuştur.(2) Ayrıca Sovyetler Birliği’nin Küba’dan nükleer silahlarını çekmesi ve ABD yönetimi ile anlaşması bu ülkeye duyulan güveni azaltmış ve Kuzey Kore’nin kendi güvenliğini sağlamak için nükleer silah geliştirmesi gerektiği inancını güçlendirmiştir.

1994 yılında Kim İl-sung’un ölümü bu ülkedeki rejimin çökeceği beklentilerini de beraberinde getirmiştir. Ancak parti, kamu bürokrasisi ve ordu kadrolarının bizzat Kim İl-sung tarafından atanmış olması, medyanın sıkı şekilde kontrol edilmesi ve ülkenin dış dünyadaki gelişmelere tamamen kapalı olması sebebiyle rejim ayakta kalmayı başarmıştır.

Babasının yerine geçen Kim Cong-il, bazen gerilimi tırmandırarak bazen de yumuşak politikalar izleyerek ABD, Japonya ve Güney Kore gibi ülkelerle ilişkilerde belirleyici taraf olmayı başarmıştır. Kim Cong-il, 2000’li yıllarda “Günışığı siyaseti” adı verilen girişimle, dönemin Güney Kore lideri Kim Dae Jung ile yakınlaşma yolunda adımlar atmıştır. İki liderin görüşmelerine paralel olarak ABD ile temaslar da artmıştır. Koreli sporcuların müsabakalara ortak takım yollaması, bölünen ailelerin birbirlerini ziyaret etmesi gibi iyi niyet göstergesi gelişmeler yaşanmıştır. Ancak Ocak 2002’deki ulusa sesleniş konuşmasında Amerikan Başkanı Bush’un Kuzey Kore, İran ve Irak’ı "şer ekseni" olarak tanımlaması ve 2003 yılında da Kuzey Kore’nin Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Antlaşması’ndan çekildiğini açıklamasıyla ilişkiler gerilmiştir. 2006 ve 2009 yıllarında gerçekleştirilen nükleer denemeler de Kim İl-sung döneminde başlayan nükleer faaliyetlerin oğlu Kim Cong-il liderliğinde de artarak devam edeceğini gözler önüne sermiştir.

Kim Cong-il’in 2011 yılında kalp krizi geçirerek ölmesi sonucu devlet başkanlığı görevine daha önce halefi olarak belirlediği en genç oğlu Kim Cong-ın gelmiştir. Uluslararası kamuoyu tarafından pek de iyi tanınmamakla birlikte yeni liderin yaş itibariyle genç oluşu, İsviçre’de eğitim görmüş olması ve Amerika’nın popüler sporları ve aktörlerine duyduğu ilgi dış dünyada reform beklentilerinin oluşmasına neden olmuştur. Ancak Kim Cong-ın’ın “Juche” idealine bağlılığını sürdüreceğinin, dedesi ve babasının izinden gideceğinin sinyallerini vermesi uzun sürmemiştir. Babasının ölümünün hemen ardından yeni lider ülkenin kuzey kıyılarında füze denemesi gerçekleştirmiştir. Kuzey Kore’nin en yüksek karar alma makamı olan Ulusal Savunma Komisyonu, ülkenin dış politikasında yeni dönemde de herhangi bir değişiklik beklenmemesi gerektiğini ifade etmiştir.(3) Bununla birlikte babasından farklı olarak Kim Cong-ın daha fazla halk arasına karışmaya, el sıkışmaya, daha güler yüzlü olmaya özetle halkını seven ve düşünen bir lider imajı çizmeye özen göstermektedir. Ayrıca Ocak 2013’de 19 yıl aradan sonra ilk kez devlet televizyonundan halka yeni yıl mesajıyla seslenmiş, Kore Yarımadası’nda barışın yeğlendiğini ifade etmiş ve ülkede ekonomik reformlar gerçekleştirileceğinin sinyallerini vermiştir.(4)

Aralık 2012’deki balistik füze denemesinin ardından Şubat 2013’te de nükleer deneme gerçekleştirilmesi nükleer çalışmalara Kim Cong-ın döneminde de devam edileceğinin göstergesidir. Söz konusu nükleer denemenin ardından BM Güvenlik Konseyi’nin aldığı yaptırımları sertleştirme kararından sonra ise karşılıklı hamlelerle bölgede ciddi bir kriz ortamı oluşmuştur. Pyongyang, BM kararına tepki olarak 1953’te imzalanan ve Kore Savaşı’nı bitiren ateşkes (saldırmazlık paktı) ile Kore Yarımadası’nın nükleer silahlardan arındırılmasıyla ilgili ortak bildirgeyi yürürlükten kaldırdığını ve acil durumlarda liderlere doğrudan görüşme imkânı vermesi için 1971’de kurulan kırmızı hattı iptal ettiğini açıklamıştır. 11 Mart tarihinde ABD ile Güney Kore’nin ortak askeri tatbikat başlatması ise Kuzey Kore’nin söylemlerini daha da sertleştirmesine yol açmıştır. Kuzey Kore’nin açıklamalarına cevaben ABD’nin Güney Kore semalarında nükleer kapasiteli B-52 bombardıman uçakları uçurmasının ardından Pyongyang, eğer tahrik edilirse ABD’nin Japonya ve Pasifik adası Guam’daki askeri üslerine saldırıda bulunacağını bildirmiştir. Daha sonra da Güney ile güven artırıcı önlemler kapsamında kurulan ortak sanayi bölgesini kapattığını açıklamış, akabinde de can güvenlikleri açısından tüm yabancıların Güney Kore’yi terk etmelerini istemiştir.

Tüm bu tehditler kısa süre öncesinde liderlik koltuğuna oturmasına rağmen Kim Cong-ın’ın bölgesel barış ve güvenliği tehdit eden lider olarak algılanmasına yol açmış ve reform yapabilecek bir lider olduğuna ilişkin inançları yok etmiştir. Bu noktada sorulması gereken soru, henüz Ocak ayındaki ulusa sesleniş konuşmasında barış ve ekonomik reform sinyalleri veren genç liderin neden kısa bir süre içerisinde bu denli tehditkar ve saldırgan bir üslup takındığıdır.

Kim Cong-ın’ın Amacı

Öncelikle genç yaşta başkanlık koltuğunu devralması, daha önce askeri görevlerde bulunmamış olması ve babasının ölümünden henüz iki yıl önce liderliğe hazırlanmaya başlaması dolayısıyla devlet yönetimi hususunda deneyimsiz olması Kim Cong-ın’ı bir an önce rüştünü ispatlamaya ve kendini halkına ve dünyaya kabul ettirmeye itmiştir. Zira göreve geldiğinden beri genç ve deneyimsiz olduğuna ilişkin pek çok yorum yapılmıştır. Askeri rejimle yönetilen ülkede askeri kesimin desteği olmadan uzun süre başta kalabilmenin güç olması Kim Cong-ın’ı bu kesimin takdirini kazanacak şekilde güçlü ve başı dik bir lider imajı vermeye itmektedir. Genç lider özellikle üst düzey generallerle arasını iyi tutmaya özen göstermektedir ki savaş durumunda veya hazırlığında olmak bu generallere önemli bir rol yüklemekte ve böylece toplum nezdinde meşruiyet sağlamalarını ve onurlandırılmalarını sağlamaktadır.(5)

Ayrıca Kim Cong-ın devamlı yanında gözüken Ri Yong Ho’yu genelkurmay başkanlığından ve birçok üst düzey askeri ‘hastalık’ nedeniyle görevinden uzaklaştırması da yeni liderin ülkeyi tek başına yönetme arzusunun yansıması olarak değerlendirilebilir. Zira Kim Cong-ın olası bir muhalefetin önünü keserek kendi askeri kadrosunu yaratma eğilimindedir.

Öte yandan Kim Cong-ın’ın sert söylemlerinin ve attığı adımların ardındaki asıl unsurun genç liderin halası Kim Kyong-hui olduğu ifade edilmektedir.(6) Generaller ve komünist parti liderleri arasında resmi fotoğraflarda görülen tek kadın çehre durumundaki Kim Kyong-hui’nin 40 senedir ülke yönetiminde etkin bir figür olduğu belirtilmektedir.

Diktatörlerin iç politikadaki sorunları maskelemek ve halk nezdinde otorite sağlamak amacıyla dış politikada sert söylem ve tavırlar benimsedikleri bilinmektedir. Dışta düşman veya düşmanlar yaratılarak halkın dikkati ulusal güvenliğe çekilmekte, böylece içte hoşnutsuzluğa ve başkaldırıya yol açacak unsurlar geri plana itilmektedir. Nitekim Kuzey Kore’de, halihazırda dünyadaki sayılı kapalı ekonomilerden biri olduğundan başta gıda olmak üzere temel ihtiyaçlarını karşılayamamakta ve uluslararası yardıma olan bağımlılığı sürmektedir. Son yıllarda ülkede, gübre yetersizliği ve soğuk hava koşulları nedeniyle tarımsal üretimin düşmesiyle birlikte ciddi bir açlık sorunu ile karşılaşılmıştır. Uluslararası sivil toplum örgütleri ile BM’nin yiyecek ve sağlık malzemesi temin etmeye çalışmaları da çoğu zaman yetersiz kalmaktadır. Dolayısıyla halk ciddi bir ekonomik ve tarımsal reform beklentisi içerisindedir.

Kim Cong-ın’ın tehditkar söylemleri ve sert tutumunun bir diğer nedeni ise askeri açıdan bir tehdit olarak algılanarak ABD’yi ve Güney Kore’yi kendisi ile barış anlaşması yapmaya itme, görüşme masasında elini kuvvetlendirme ve hatta kendisini nükleer bir güç olarak kabul ettirme amacıdır. Londra’daki düşünce kuruluşu Royal United Services Institute uzmanlarından Andrea Berger, "Büyükçe bir askeri güçleri olmadıkça görüşmelerde ciddiye alınmayacaklarına inanıyorlar. Bu, Pyongyang’ın tarihsel ‘önce askeriye’ politikasının ekseni." şeklinde görüşlerini dile getirmektedir. Güney Kore’deki Yonsei Üniversitesi’nden Prof. John Delury’e göre, “Kuzey Kore’nin tehditler savurmasının sebeplerinden biri de, Beyaz Saray tarafından görmezden gelinmek istememesidir.”(7)

Sonuç

Kore Yarımadası’nda Şubat ayından beri süre gelen kriz Kuzey Kore’nin yeni devlet başkanı Kim Cong-ın’ın dedesi ve babasının izinden gidecek, ülkenin geleneksel “önce askeriye” politikasını devam ettirecek ve nükleer çalışmalardan taviz vermeyecek bir lider olduğunu göstermiştir. Dolayısıyla yakın vadede açlık ve yoksullukla mücadele eden Kuzey Kore’de reform gerçekleştirebileceği beklentisi azalmaktadır.

Kim Cong-ın’ın söz konusu krizi tırmandırmasının temel sebepleri askeri kesimin desteğini kazanmak, dikkatleri iç politikadan dış politikaya çekerek yaşam koşulları nedeniyle hoşnutsuz olan halk nezdinde meşruiyet sağlamak, genç yaşına rağmen ciddiye alınması gereken, yetkin ve kararlı bir lider olduğu imajını vermek ve barış görüşmelerinde elini güçlendirmek için ve taleplerinin dinlenmesi gereken bir aktör olduğunu ABD ve diğer bölge ülkelerine kanıtlamaktır.

Nitekim Nisan ayı ortalarından itibaren gerilim azalmaya başlamış ve Kuzey Kore görüşmelere yeniden başlamak için BM yaptırımlarının kaldırılmasını ve ABD ile Güney Kore’nin askeri tatbikatlara son vermesini şart koşmakla birlikte diyalog yoluna başvuracağının sinyallerini vermiştir.(8) Böylece taraflar alışılagelmiş statükoya geri dönmeye başlamıştır.

Reklamlar

Etiketlendi:, , , ,

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

YÜKSEK STRATEJİ

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

Fight "Gang Stalking"

Expose illegal stalking by corrupt law enforcement personnel

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

The WordPress.com Blog

The latest news on WordPress.com and the WordPress community.

%d blogcu bunu beğendi: