Yekta Güngör Özden : Gazlı demokrasi

yekta_gungor_ozden.jpg

Bayrak taşımanın, bayrakla yürümenin kişiler için yasak olduğuna ilişkin bir kural yoktur. 2893 no.lu Türk Bayrağı Kanunu ile Türk Bayrağı Tüzüğü’nde böyle bir madde bulunduğunu anımsamıyoruz. Kimi polis memurları yurttaşların elinde bayrakla yürümesine karşı çıkarak “yasak” olduğunu söyleyip engelliyor. Öte yandan terör örgütü bezleri bayrak gibi alanları dolduruyor, başlara sarılıyor, giysi olarak kullanılıyor. Temelden yasak olan yasadışı bir örgütün renklerini kullanmaya ve yaygınlaştırmaya bir şey denilmiyor. Açılım süreci hoşgörüsü ya da ödünü (tâvizi) katlanılması güç durumlara neden oluyor.

Öte yandan demokratik tepkilerini uygar biçimde ve kurallara uygun olarak açıklamak isteyen yurttaşların Emek Sineması’nın bulunduğu sokağa girmelerine izin verilmeyerek gazla dağıtılmalarına çalışıldı. Bu tür orantısız ve gereksiz güç kullanımı baskıcı devleti, gazlı demokrasiyi gündeme getiriyor. Yönetim-yürütmenin ikilemli davranışları, aydınlara, gençlere, öğrencilere karşı tutumu giderek sertleşiyor. Askerlere ilişkin tutumunu dost-düşman herkes biliyor.

Başkanlık zorlamaları içindeki iktidarın Âkil Adamlar (!) düzeni ve yöntemi, gülünecek savunmalarla yaşama geçiriliyor. İş adamlarından oluştuğu söylenen bir genel kurulda günümüz Başbakanı’nın eleştirilecek sözleri alkışlanıyor. Çağdaş bir yaşamın gerekli önlemleri içindeki aile plânlaması çalışmalarını kötüleyen Başbakan’ın cumhuriyetin kurucularına ve kuruluş yıllarına uzanan haksız yaklaşımlarına ses çıkarılmıyor. Âkil sayılanların kıskanılacak nesi var ki Başbakan çocukların tartışması biçiminde sorunu değerlendiriyor? Bunlar, AKP’nin yazdığı, kulaklarına fısıldadığı, ellerine tutuşturduğu konuların sözcülüğünü yapacak, iktidarın beklentilerine katkı verecekler. Aykırılığı belirgin bir oluşumu daha fazla ciddiye alıp üzerinde durmanın anlamı yoktur. İktidarın önce karşı çıktığı, sonra Apo ile PKK ve BDP’nin istediği komisyonu kurmak için TBMM’ye yaptığı öneri de böyledir.

Zikzaklar

PKK’cılar barış istemiyor. Ayrı devlete yürüyüşleri açık seçik ortada. Barış tek yanlı olmaz. Onları sevindiren ödünlerin ne olduğu açıklanmış değil. Buna karşın destek istemek tam anlamıyla boş senedi imzalatmaya benziyor. Günümüz Başbakanı “Tâviz vermedim, tâviz sözü de vermedim” dese de verdikleri anlaşılıyor. PKK durduk yere mi şımarıyor? Kuryeleri durumundaki uzantıları Kandil’e, Erbil’e neden gidip geliyor? BDP durduk yere mi seviniyor? Diyarbakır’dakiler AKP milletvekilleriyle durduk yere mi halay çekiyor, onları yollarda zılgıtlarla karşılıyor? Ne oldu ki bayram havası esiyor? Hepsi Apo’ya bir televizyon vermek ve volta saatini artırmak için mi oldu yoksa umut verildiği için mi? Gerçek bir devlet adamı varsa “var”, yoksa “yok” der. Anayasa değişikliğinin yönü (istikameti) olumsuzlukları gösteriyor.

Kandil açıklamaları iktidarı ve âkil adamlarını güçlük uçurumuna taşımış görünüyor.

Başbakan salvolarını sürdürüyor: “Son birkaç ay içinde kimi siyasetçi, kimi akademisyen ve kimi yazarların sergilediği faşizm, inanın terör örgütünün 29 yılda yaptığı tahribattan çok daha fazlasını yapmıştır.” Ya sizin yaptıklarınıza ne demeli? Gazlar ve basınçlı sularla coplar nedir? Yargılamalar nedir? Hukuk var mıdır? MİT Müsteşarı’nı kurtardığını söyleyen Başbakan, onun suçlu sayılması gerektiğini anlatmış oluyor mu?

Sonra kalkıp “Cumhuriyetin kuruluşundaki o ruh, o irade, o kardeşlik anlayışı bize fazlasıyla yeter” diyor. Mustafa Kemal’in büyüklüğü, verdiği güven o kardeşliği sağladı. Onu da karalayan sizler değil misiniz? İşlerine gelince cumhuriyetten ve Mustafa Kemal’den söz ediyorlar, işlerine gelmeyince onların saldırılarla karalanmasını, adlarının silinmesini izlemekle yetiniyorlar. Devlet kurucularının adını ağzına almaktan onları ulusal bayramlarda bile anmaktan kaçınan Başbakan son iki 23 Nisan’da Anıtkabir’e de çıkmadı.

Başbakan CHP’ye ve MHP’ye ağır sözlerle çatıyor ama hiç Apo’yu, PKK’yı eleştiriyor mu? Teröristlerle dağda kucaklaşan BDP’li milletvekillerinin dosyası bekletiliyor mu? “Süreç” dedikleri PKK’nın değil, silahlı kuvvetlerin çekilmesi, geçişleri izlemekle yetinmesidir. TBMM gibi sınırlar da askerlerden alınıp polise verilecektir. Peki neden içerdeki PKK’lıları polis yakalayıp yargıya teslim etmiyor? İktidar istese yapmaz mı? Sokaklarda ve Silivri’de olanlar Türkiye’ye, demokrasiye yakışmıyor. Demokratik tepkiyi, bağımsız olarak tanıttığı “yargıya baskı” algılaması da kuruntudur.

SÖZCÜ

Etiketlendi:,

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

YÜKSEK STRATEJİ

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

Fight "Gang Stalking"

Expose illegal stalking by corrupt law enforcement personnel

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

The WordPress.com Blog

The latest news on WordPress.com and the WordPress community.

%d blogcu bunu beğendi: