AKSİYON DERGİSİ : Şu Fırat’ın suyu akar ‘derin’den

Geçen asırda petrol zenginliğinden çekti. Bu asırda belini ‘su’ kıtlığı bükecek. Ortadoğu’nun gidişatı, Fırat üzerindeki ‘derin’ hesaplara bağlı.

Ortadoğu’nun geçen asrı petrol savaşlarına kurban gitti. Küresel güçler asılsız haberlerle girdiği bölgede bir damla petrol için binlerin kanını döktü fütursuzca! İktidarlar devirip iktidarlar çıkardılar bu ‘siyah’ zenginlik uğruna. Açılan yaralar henüz kapanmadan yeni kriz varlığını hissettirmeye başladı. Bu seferki petrol gibi sürdürülebilir de değil. Zira insanoğlu henüz suya alternatif çıkaramadı. İnsan petrolsüz yaşar belki ama susuz asla!

Nüfus çoğalıyor, tarım alanları genişliyor, sıcaklık artıyor ama su rezervleri azalıyor Ortadoğu’da. Birleşmiş Milletler, NATO gibi küresel örgütler gelecek asra damgasını vuracak su çatışmalarının ilk burada patlak vereceğini öngörmeye başladılar bile. Bölge tarihi incelendiğinde, Ortadoğuluların geçmişte de nehirlerin paylaşımı, su havzalarının hâkimiyeti konusunda birçok kez savaştığı görülüyor. 1980’de patlak veren ve tam 8 yıl süren, 1 milyon kişinin hayatına mal olan Irak-İran Savaşı (1980) Şatt-ül Arap suyu yüzünden çıkmamış mıydı?

Geçen hafta Kayseri’de Erciyes Üniver-sitesi’nde düzenlenen ‘Osmanlı Devleti’nde Nehirler ve Göller Sempozyumu’ yaklaşmakta olan ‘su krizi’ni analiz etme imkânı sundu. Ulaştırma Denzicilik ve Haberleşme Bakanlığı ile Orman ve Su İşleri Bakanlığı’nca desteklenen uluslararası toplantıda (2-3 Mayıs) sunulan tebliğlerden bazıları Ortadoğu’nun ‘can damarı’ niteliğindeki Fırat ve Dicle nehirleriyle ilgiliydi. Ecdat, jeopolitik önemini fark ettiği bu iki nehri, aynı Tuna ve Nil gibi gücü yettiğince elinde tutmaya çabalamış. Zayıflama döneminde de kısmi işletim imtiyazları vererek, elinden çıkmasını geciktirmiş. O dönem imtiyazların büyük bölümünü elde eden İngilizler özellikle Şatt-ül Arap kısmında (Fırat ve Dicle Irak’ta birleşerek Şatt-ül Arap ismini alır) silinmeyen izler bırakır. Bugün dahi Irak ile Mısır arasında tartışma konusu olan bölgede İngiliz etkisi derinden hissediliyor.

Yerli-yabancı 134 bilim insanının katıldığı sempozyumun düzenleme kurulu başkanı Doç. Dr. Şakir Batmaz, Fırat ve Dicle’nin geçmişten bugüne jeopolitik önemini koruduğunu vurguluyor. Batmaz, geçen asırlarda taşımacılık ve ulaşımdan dolayı ticari yönü ön planda olan Fırat ve Dicle’nin çağımızı etkileyen küresel ısınmadan ötürü bizatihi suları hasebiyle kıymetli olduğunu söylüyor. Osmanlı’nın sınırları dâhilindeki nehir, göl, havza ve akarsuları kaderine terk etmediğini belirtiyor: “Bunları bir kalkınma unsuru, güç unsuru olarak görüp üzerinde ekonomik, politik projeler yürütmüş. Mesela Kanuni Sultan Süleyman Van Gölü üzerinde gemi taşımacılığını 15. yüzyılda başlattı. Hasım İran’a karşı atılan bir adımdı bu. Yine Fırat ve Dicle üzerinde gemilerle ulaşım, taşıma kumpanyaları yürüttü. Karayolu taşımacılığı gelişince nehirlerin ekonomik önemi azaldı belki ama bu kez bizzat varlıkları strateji unsuru oldu. Bakın güney komşu ülkelerin hepsi bizden çıkan suyla ayakta kalıyor. Bundan öte stratejik güç olur mu?”

Osmanlı’nın Ortadoğu’daki su varlığını irdeleyen tebliğler, Türklerin bölgede dönemin sömürgeci gücü İngiltere’yle nüfuz mücadelesine girdiğine işaret etti. Osmanlı zayıflayıp etkisi azalınca nehirlerin hâkimiyeti İngilizlere geçer. İngilizler gerek ticari açıdan zengin, gerek sömürgeleri Hindistan’a açılan kestirme kapı hükmündeki Basra’ya sessizce girer. Şatt-ül Arap’taki taşıma faaliyetlerini de tekele alarak bölgeye yerleşir. Ciddi bir kültür aşılaması yapar.

İstanbul Teknik Üniversitesi’nden Dr. Burcu Kurt, bugün dahi Irak-İran arasında paylaşım krizi süren Şatt-ül Arap’ta ciddi bir İngiliz varlığı hissedildiğini söylüyor. Batmaz gibi Kurt da jeopolitik önemi dönüşerek artan bölgenin İngilizler için bugün dahi kıymetli olduğunu vurguluyor. Dr. Kurt’a muhtemel çatışma öngörülerini hatırlatıyoruz. Ona da uzak gelmiyor bu iddialar: “Şatt-ül Arap’ın statüsü hâlâ net değil. Bir bölümü Irak-İran sınırı olarak kabul edilen nehirde her iki ülke hak talep ediyor. Eğer Irak iç istikrarını sağlarsa bu soruna el atacaktır. Şii Maliki-Tahran dengesi değişirse yeniden çatışma yaşanabilir.”

Su krizi bizi de etkileyecek

Tarihî Irak suları uzmanı Dr. Kurt, benzer çatışma senaryolarının Fırat ve Dicle üzerinde de yaşanabileceğine işaret ediyor. İklim değişiklikleri ile zayıflayan suların bölgenin artan nüfusuna yeterli gelmeyeceğini, suya ulaşamayan halkların önce kendi rejimleriyle, ardından komşu ülkelerle çatışabileceğini öngörüyor: “O gün geldiğinde Türkiye de ister istemez bu girdaba sürüklenecek. Barajlarından komşularına dünya standartlarında su salsa da girecek, salmasa da…”

Boğaziçi Üniversitesi’nden Turan Keskin de gelecek yıllarda Ortadoğu’daki su kaynaklarının paylaşımı üzerinden ciddi krizlerin patlak vereceğini ifade ediyor. Tarihî perspektiften bakıldığında bölgeyi su savaşlarına taşıyabilecek yıllanmış sorunların varlığını koruduğuna işaret ediyor. Keskin, Ortadoğu coğrafyasında sürmekte olan ‘yeniden yapılanma süreci’ durulduğunda dondurulan su sorunlarının yeniden ısınacağını düşünüyor: “Osmanlı bölge suları üzerinde nüfuz mücadelesini sadece İngilizlere karşı vermedi. Aynı dönemde İran’ın da benzer arzuları vardı. İran bugün dahi bölge sularına hâkim olma isteğinde. Irak ve Suriye gibi İran halkı da küresel ısınmadan negatif etkilenecek. Bölge halkları, yönetimleri doğal olarak nehirlerin çıkış noktası olan Türkiye’yi hedefe koyacak. Nasıl ki son bir asırdan bu yana petrol Ortadoğu’yu çatışmalara itti. Gelecek yıllarda da aynı denklem su üzerinden yaşanacak. Buna karşın Türkiye’de su konusu yeterince çalışılmıyor.”

Denizden içme suyu elde eden teknolojilerin yaygınlaşması su çatışmalarının panzehri olabilir mi? Maalesef hayır… Suudi Arabistan, İsrail gibi varlıklı ülkelerde kullanılan arıtma sistemi Irak, Suriye gibi ülkeler için hâlâ çok maliyetli. Yakın gelecekte de ucuzlaması beklenmiyor. Dolayısıyla endişeler giderek artıyor…

Nehirler taşımacılığa açılacak!

Sempozyumun açılışında konuşan Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Binali Yıldırım, son 10 yılda iç sulara dair önemli projeler hayata geçirilse de Osmanlı sonrası gereken önemin verilmediğini vurguladı. Denizler gibi nehirlerin de yıllarca sadece yüzmek için kullanıldığına dikkat çekti. 8 binden fazla kıyı şeridi bulunan, akarsular açısından zengin Türkiye’nin sularını yeni bir yönetim rejimiyle daha etkili ve verimli kullanabileceğini, bu yönde ciddi adımlar atıldığını anlattı: “Su geleceğin altını, petrolü olacak. Bu durumu hesaba katarak yol almaya çalışıyoruz. Politika üretmeye çalışıyoruz. Yeni dönemde aynı Osmanlı’nın uyguladığı gibi verimli suyollarını taşımacılığa açacağız.”

Reklamlar

Etiketlendi:, , ,

Bir Yanıt Bırakın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

YÜKSEK STRATEJİ

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

Fight "Gang Stalking"

Expose illegal stalking by corrupt law enforcement personnel

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

The WordPress.com Blog

The latest news on WordPress.com and the WordPress community.

%d blogcu bunu beğendi: