Erdal Sarızeybek’ten yeni kitap : Yüzleşme

mvdjz.jpg

İlk Sözlerim, Bir Ömürde Üç Yaşam…

Alın yazısına inanıyor musunuz, yazgıya?

Başımıza gelenlerin iyi ya da kötü, önceden yazılmış olduğunu mu düşünüyorsunuz yani yaşadıklarımız sizce kader mi?

Peki ya gelecek, geleceğimizde önceden mi çizilmiş?

Diyelim çizilmiş. Peki, bu yaşamı iyiye ve güzele götürebilmek için verdiğimiz onca mücadele?

Hepsi boşa mı sizce? Bir gün işler umduğumuz gibi gitmez ve hiç beklemediğimiz bir anda düş kırıklığına uğrarsak, “Yazgım buymuş” deyip geçeceğiz öyle mi?

Kabul edelim yazgımız baştan sona belli. Peki hiç mi değişmez? Bunu değiştirebilecek bir güç yok mudur? Varsa eğer, sizce bu güç kimdedir?

* * * * * * * * * *

Sizin de bir yaşamınız oldu, bizim de. Sizin de hayalleriniz vardı, bizim de. Siz de yarına umutla bakabilmek, kendinize ve ailenize iyi bir gelecek hazırlayabilmek için çabaladınız, biz de. Düş kırıklığınız, sevinciniz, kederiniz, acınız ve gözyaşınız hep olmuştur, bizim de aynısı inanın. Mutluluğumuzda “Bu ne güzel hayat!”, acıları yaşarken ise “Bu nasıl kader!” dediğimiz çok anlar oldu tıpkı sizin gibi. Özünde aynıyız ama bugüne bakıp da gördüklerimiz biraz farklı, çünkü biz acı ile sevinci ince bir çizgide yaşadık. Öyle ki aradaki farkı hissedemediğimiz çok anlar oldu ve bu bizi etkiledi. Belki de bunun nedeni ölümde, çok çıktı karşımıza. Belki de yaşam ile ölüm arasındaki ince çizgide aldığımız kararlar bizi alıp uçlara götürdü. Bu yüzden belki gördüklerimiz aynı değil. Ama doğaldır bu. Çünkü bize şekil veren meslek, yaşadıklarımız ve aldığımız görevler sınır tanımadı ki; aldı bizi akıl ötesine sürükleyip götürdü.

Biz Cumhuriyet tarihimizin en zorlu döneminde görev yaptık. 12 Eylül, Özal, PKK, Körfez Savaşları, faili meçhul cinayetler, Çiller, Ağar, terör ve kaçakçılık, köy ve karakol baskınları, şehitler, göçler, 28 Şubat, 27 Nisan, Erdoğan gibi ülkemizin ve çocuklarımızın geleceğini etkilemiş olan süreçlerin tam ortasında yaşadık. Darbe yapmadık, ama sonuçlarına biz katlandık. Irak’a savaş açmadık, ama olumsuz etkilerine göğüs germek zorunda kaldık. Siyasetle hiç uğraşmadık, ama siyasetin yanlış karar ve uygulamaları bizi vurdu. Terörü biz yaratmadık, ama hem teröre karşı mücadele hem de terörün acılarını çekmek bize düştü. Kaçakçılığı da biz yaratmadık, bu mücadeledeki ölümcül koşulları da biz koymadık, köyümüz, köylümüz, askerimiz ve insanımızı da biz ateşe atmadık, ancak bu ateşi söndürebilmek için can veren hep biz olduk. Bu süreçte gelişen ve nedeni biz olmadığımız olaylar hepimizi alıp götürdü kendi mecrasına, kimimiz sessiz kalıp çekildi köşesine, kimimiz öne atıldı. Bize düşen ise hep öne atılmak oldu ve attığımız her adım bizi uçlara taşıdı. Hiç geri adım atmadık, hep uçlarda yaşadık. Üstelik böyle yaşamak neredeyse bir yazgı oldu bizim için. Bu tercih bizimdi, şikâyetimiz yok. Bizi biz yapan değerlerimizdir, bir amaç uğruna uçlarda yaşamayı biz seçtik.

Bu kolay değil, insan geriye dönüp bakınca anlamak ve bugüne bakınca da hangi gücün bizi bu akıl ötesi sınırlara taşımış olduğunu anlatmak ve hangi gücün bizi sınırlarımızı aşmaya zorlamış olduğunu da konuşmak istiyor. Çünkü bugüne bakıp da koşulları ölümcül hale getirmiş olanların ülke yönetiminde öne çıktığını gördüğümüzde elimizde olmadan yaşadıklarımız ve bize yaşatılmış olanlar akla geliyor. “Neden?” diye soruyor insan, ardından olayları ve kişileri hatta kendisini sorgulamaya başlıyor. Yaşadığımız olaylara neresinden bakarsanız bakın, geldiğimiz bu noktada alın yazısını görmeden geçmek mümkün olmuyor. Cevap bulamadığımız her soruda bu kez kader geliyor aklımıza, yazgı geliyor. Bu kez yazgısını sorgulamaya başlıyor insan…

Yazgımız buysa bir sözümüz yok, kabulümüzdür. Ama değil de bugünleri kendi ellerimizle hazırlamış isek, o zaman bunu konuşmalıyız. Bu amaçla yazıyorum sizlere ve bu yüzden baştan sordum, “Alın yazısına inanır mısınız?” diye. Ve ısrarla sordum, “Bu yazgıyı değiştirmek insanın elinde midir?” diye. Eğer ki kaderse bu yaşadıklarımız gerçekten bir sözümüz yok, alıştıracağız kendimizi geçmişimize ve nasıl olsa yazanı biz değiliz diyeceğiz. Ama ya kaderi belirlemek gücü elimizdeydi de biz bu gücü göremediysek! Ve bu gücü kullanmadığımız için hem bizim hem de başkalarının yazgılarını değiştirmiş isek! Peki, yazan da biz yaşayan da biz isek ne olacak o zaman? Bu hesabı kim verecek!

Belki günümüz dünyasında bir insanın böyle dürüst, içten, riyasız bir öz sorgulamayı yapabileceğini ve doğabilecek sonuçları şimdiden kabullenebileceğini hiç akla getirmemiş olabilirsiniz. Gerçekten de bunu yapabilmek aklın ötesinde bir güç ister. Çünkü varsa yanlışlar ve ceremesini başkaları çekmişse bunun vebali ile yaşamak zordur. Böyle bir öz sorgu hele ki bizim gibi alın yazısını etkileyen uçlarda yaşamış bir insan için hiç de kolay değil, biliyoruz. Ama biz öyle bir sınıra dayanmışız ki, artık gerçek ne ise onunla yüzleşmek istiyoruz. Çünkü son nefeste bu bir vicdan huzuru olacaktır ve bu da bize yetecektir.

İşte bu düşüncelerle şimdi huzurundayız ve paylaşmak istiyoruz bu ömürde yaşadıklarımızı. Her hâl ve şartta gerçekle yüzleşebilmek istiyoruz. Yaşadıklarımızı biliyorsunuz zaten, az ya da çok bir fikir sahibi oldunuz bizden ve başımıza gelenlerden. Şimdi karar anıdır, soruyoruz; nedir bu başımıza gelenler? Yazgıysa bu, kimdir bu yazıyı yazan? Bu yazgıyı yazan güç kimdir, bilmek istiyoruz. Bu yazgıyı değiştirebilecek bir güç varsa, bu güç kimdedir onu da bilmek istiyoruz. Eğer bu yazgı değilse, devletimizi yönetenler bu yaşanılanlardan gerekli dersi almalı ve geleceğe güvenle bakabilmemizi sağlamak için yola koyulmalıdır. Yoksa bu ömrün boşa geçmiş olduğunu kabul etmeyecektir bu yürek.

Bazen size bu satırları yazarken biz bile şaşıyoruz yaşadıklarımıza, “Gerçekten alın yazımız önceden çizilmiş miydi?’ diyoruz. Gözlerimizin önünden geçiyor koca bir ömür ve bu ömürde geçen üç farklı yaşama bakıyoruz: Askerlik, ölüm eşiği ve siyaset. Ve soruyoruz kendimize, “Bu bizim yazgımız mı?” diye. Ölüme bir adım kala ölümü, amansız bir mücadelede korkuyu, akıl ötesinde kurgulu engelleri aşabilmek ve sizlerin huzuruna başı dik çıkabilmek! “Bu nasıl bir güçtür” diyorum ve “Bu güç kimdedir?” diye soruyorum.

Bu kitabı farklı bulabilirsiniz; terör-baskın-pusu-şehit-kaçakçılık-siyaset-asker-yargı gibi olaylardan biraz uzak ama çok değil, daha çok bize yakın iç dünyamıza. Olaylar karşısındaki duygu ve düşüncelerimizi en önemlisi her yol ayrımındaki karar anımızı ve sonuçlarını sorgulayan bir kitap. Karar mekanizmalarında görev alacaklar için ibret verici vesikalarla dolu bir kitap. “Neden siz” derseniz yaşam her insanın karşısına bizimki gibi karşıt ve keskin yol ayrımlarını pek çıkarmıyor, diğerlerinden farkımız belki de bu bizim.

Bu kitabı yakın tarihimizin karanlıklarını aydınlatabilmek için yazıyorum sizlere ne bir romandır ne de anı, sade bir yaşam. Yönetim gücünü elinde tutanlara her satırının bir ışık olması için yazıyorum ne bir itiraf ne de pişmanlıktır, sade bir gerçek. Çocuklarımız için yazıyorum, yakın tarihimizden ders alıp devletimizi iyi yönetmeleri için ne bir kehanettir ne de bir fal, yakın bir tarih.

Size bir ömrü anlatacağım, soracaksınız kendinize “Alın yazısı mı bu?” diye.

Size bir yaşamda geçen olağanüstülükleri anlatacağım ve siz karar vereceksiniz “Bu kader mi?” diye.

Bir güç var bu gerçek, hem de akıl ötesi bir güç. Peki, ama bu güç kimde? Bunun cevabını verebilmek için yazıyorum.

Size bir yüreği açıyorum, konuk edeceğim başköşesinde gerçeği görmeniz için, ülkemiz ve çocuklarımızın geleceği için…

Erdal Sarızeybek

Ankara, 11 Mayıs 2013

İÇİNDEKİLER

İlk Sözler, Bir ömürde üç yaşam

BİRİNCİ BÖLÜM

ORDU VE DEVLET

GÖRDÜKLERİMİZ VE YAŞADIKLARIMIZ

Dindar Arınç’ın Kindar Hukuku

Her şey Üniformayı Giymekle Başladı

Harbiye Mustafa Kemal’in Harbiye’si mi

Ordu’da İtaat Değil Biat

Biat Yasadan Öte

Balyoz Darbe ise İçişleri Bakanı’nı Tutuklayın

Kaçakçılık Ahlak ve Otoriteyi Kırıyor

Kaçakla Uğraşanın Karakolu Basılıyor

Binbaşı Nurettin Akman Şimdi Bakan Yardımcısı…

Avrupa’da Hizmet Orduda Terfi

İKİNCİ BÖLÜM

ORDU VE SİYASET

YAŞADIKLARIMIZ VE DÜŞÜNDÜKLERİMİZ

Şemdinli’de Ölümü Aşmak

Sözde Savaş Hükümeti Kurulacaktı

Hakkari Valisi Bile Sorumluluktan Kaçtı

Şıh Hacı Reşit Bey Devlet Adamından Daha Yürekli

Teoman Koman Hain Değil Bir Vatan Aşığı

Kurmay Düşünce Riski Göze Alamıyor

Kaçakçılığa Göz Yuman Teröre Hizmet Ediyor

Genelkurmay Askerine Sahip Çıkamıyor

Aytaç Yalman Konuşursa Yer Yerinden Oynar

Arınç Saf Değil Kurnaz

Arınç’ın Kurnazlığı Eruygur’u ve Ersöz’ü Yendi

SON BÖLÜM

SİYASET, DEVLET VE ORDU

DÜŞÜNDÜKLERİMİZ VE GELECEĞİMİZ

27 Nisan Muhtıra Değil Siyasi Bir Komplo

2011 Seçimlerinde Büyük Oyun

MHP Siyasi Bir Komployla Karşı Karşıya

Gücümüzü Kurmay Düşünce İyi Yönetemedi

Dindar AKP, Siyonist Proje

Yazgımız

Son Sözlerim

Reklamlar

Etiketlendi:, ,

Bir Yanıt Bırakın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

YÜKSEK STRATEJİ

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

Fight "Gang Stalking"

Expose illegal stalking by corrupt law enforcement personnel

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

The WordPress.com Blog

The latest news on WordPress.com and the WordPress community.

%d blogcu bunu beğendi: