Günlük arşivler: Mayıs 9, 2013

Köşke sinyal :)))))))))))

Reklamlar

ERGENEKON DAVASI : Sanık Osman Yıldırım, Kılıçdaroğlu’nu suçladı

Ergenekon davasında, Osman Yıldırım’ın son savunması sırasında, sanık ve avukatlarını Danıştay saldırısına destek vermekle suçlayan ifadeleri nedeniyle duruşmada gergin anlar yaşandı.

Ergenekon davasında, Osman Yıldırım’ın son savunması sırasında, sanık ve avukatlarını Danıştay saldırısına destek vermekle suçlayan ifadeleri nedeniyle duruşmada gergin anlar yaşandı. Osman Yıldırım, CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu‘nu da yargıya saldıranları kahraman yapmakla suçladı.

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen Ergenekon davasının duruşmasında sanıkların esas hakkındaki mütalaaya karşı savunmalarının alınmasına devam edildi. Danıştay saldırısı ve Cumhuriyet gazetesine bombalı saldırı davasının Ergenekon ile birleştirilmesinin dayanaklarından olan ifadeleri veren Osman Yıldırım, esas hakkındaki mütalaaya karşı savunması için hazır olduğunu söyledi.

Mütaalada, darbeye teşebbüs suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası talep edilen ve Danıştay saldırısına ilişkin de suçundan ‘gönüllü olarak vazgeçtiği’ gerekçesiyle’ beraati istenen, Cumhuriyet Gazetesi’ne atılan 3. el bombası eylemine karışmadığı için de beraati talep edilen Osman Yıldırım’ın savunması sırasında salonda gergin anlar yaşandı.

Tutuklu sanık emekli Tuğgeneral Veli Küçük’ün, 1. iddianamenin dayanağı olan firari şüpheli Tuncay Güney’den hakaret ile söz ettiğini hatırlatan Yıldırım, "Kendisi istihbaratçı olan Veli Küçük’ün, soruşturmadan birini yanına alması mümkün müdür?" diye konuştu.

Veli Küçük’ün "KCK’lier serbest bırakılıyor, buradakiler tutuklu" şeklinde sözler söylediğini hatırlatan Yıldırım "Bu davada 200 kişinin tutuksuz yargılanması, adil yargılamanın göstergesidir." diye konuştu.

Avukat Zeynep Küçük’ün, Danıştay saldırısı ve Cumhuriyet Gazetesi’ne el bombalı saldırıya ilişkin Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nden görülen davanın karar duruşmasında "Osman Yıldırım, Atatürk’e hakaret içeren sözler sarf etti" dediğini hatırlatan Yıldırım, "Ben orada ironi yaptım. Meşru olmayan bir karara karşı konuştum. Çok önemli bir davayı 2-3 kişinin üzerine yıkarak faili meçhul bırakılmasına yönelik bir tepkiydi sözlerim. Ancak sözlerim makaslanmıştır. Nasıl konuşmaya başladığım dinlettirilmedi." dedi.

Osman Yıldırım’ın, Danıştay davasına bakan Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Orhan Karadeniz ile ilgili suçlayıcı sözler de sarf etmesi üzerine Mahkeme Başkanı Hasan Hüseyin Özese suç oluşturabilecek hakaret içerikli sözler söylememesi için uyardı.

17 Mayıs 2006 tarihinde Danıştay baskınında öldürülen Danıştay 2. Daire üyesi Mustafa Yücel Özbilgin’in cenaze törenine ilişkin Veli Küçük’ün "Laik ve cumhuriyetçi kitle ilk defa gerçek gücünü cenaze töreninde direniş sergileyerek gösterdi." sözlerini hatırlatan Yıldırım, "Veli Küçük ifadesinde ‘Ulusalcılar Danıştay saldırısında ölen yargıcın cenazesinde direniş gösterdi. Protesto etti’ diyor. Aslında Veli Küçük’ün şehit ettirdiği yargıcın cenazesinde ulusalcı ve Kemalistler provakasyon yapmıştır. CHP, İşçi Partisi, ETÖ (Ergenekon Terör Örgütü) kader birliği suç ortaklığı yaparak bakanları linç etmeyi kalkıştılar. Cenazede ‘Katil Başbakan’, ‘Katil iktidar’ şeklinde sloganlar atıldı." diye konuştu.

Sanık Yıldırım, "Ulusalcı Kemalistler cezaevi önüne kamp kurmuş, mahkemeye baskın düzenleyerek katilliklerini bir kez daha ispatlamışlardır." dedi. Yıldırım’ın bu sözlerine avukatlar Serkan Günel ile İşçi Partili sanıkların avukatları Hüseyin Çobanoğlu , Sedef Ünal, Can Kurtuluş Önsel, Fırat Kayaönü’nün de aralarında bulunduğu avukatlar tepki gösterdi. Avukatlar, Osman Yıldırım’ın beyanlarına ilişkin suç duyurusunda bulunulmasını istediler.

Bu itirazların ardından duruşmaya öğle arası verildi. Yıldırım, öğleden sonraki oturumda da CHP ve İşçi Partisi’ni Danıştay saldırısına destek vermekle suçlamaya devam etti. Yıldırım, "Eğer bunların dediği gibi yargı cumhuriyetin değil ise, açıklasınlar da biz de safımızı belirleyelim. Cumhuriyet’te saldıranlara destek vermek için bariyerlerden atlıyorlar, sonra da ayaklarını kırıyorlar. Bariyerden çay, kahve içmek için atlamadılar herhalde. Mahkemeye saldırmak için koşuyorlar. Bu suçüstü halidir. Suç ortaklarının gazını almak için buraya destek vermeye geliyorlar." ifadesini kullandı.

Osman Yıldırım’ın bu sözlerine tutuklu sanık Aydınlık gazetesi yazarı Hikmet Çiçek bağırarak tepki gösterdi. Osman Yıldırım, "Ben sizi yıllardır dinledim, siz de dinleyeceksiniz" diye bağırdı. Başkan Özese de avukatlardan sanık Yıldırım’ın konuşmasına müdahale edilmemesini istedi. Özese, Yıldırım’ı da suçlandığı konular ve dosya kapsamında hukuki savunma yapması ve salonu germemesi konusunda uyardı.

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu‘nun 11 Nisan 2012 tarihinde grup toplantısında ‘Ergenekon davasından Silivri Cezaevi’nde yatanların insan hakları ve özgürlükler için bedel ödedikleri’ şeklinde konuştuğunu hatırlatan Yıldırım, "Kılıçdaroğlu, vatan ihanet edenleri, yargıya saldıranları kahraman yapıyor. CHP kahraman olmayı anlatıyor." diye konuştu.

Başkan Özese’nin, "Dava dışı beyanlar kim olursa olsun bizi ilgilendirmez" diye uyarıda bulundu.

Osman Yıldırım da "Bunlar dava dışında değil ama bu şekilde savunma yapamayacağım. Devamlı sözüme müdahale ediliyor. Konuşmama izin verilmiyor. Danıştay suikastından sonra Cumhuriyetçiler ve Ulusalcılar bu gösterdikleri tavırla yargıya müdahale ediyorlar. Yargı-Sen, ulusalcı sivil toplum kuruluşları, yargıya saldıranların avukatlığını yapıyorlar. Bunlar Türk ve Türkiyeli değil." diye konuştu.

Sanık Yıldırım, "Doğu Perinçek bana ‘Verdiğin ifadeni geri çek. Her türlü maddi ve manevi ihtiyaçlarını karşılayalım’ dedi. Ben reddettim." diye konuştu. Sanık Doğu Perinçek’in avukatları hakaret ettiği gerekçesiyle Yıldırım’a tepki gösterdi. Bunun üzerine Yıldırım da "Kes lan" diye bağırdı. Başkan Özese de Yıldırım’ı yine uyardı. Osman Yıldırım ise "Ben bu zihniyeti kaldıramıyorum. ‘Perinçek bana teklifte bulundu’ diyorum. Avukatları ise hakaret ettiğimi iddia ediyorlar. Perinçek benimle konuştuğunda güvenlik kameraları kayıttaydı." dedi.

Perinçek’in avukatı Sedef Ünal’ın tepkileri üzerine Osman Yıldırım "Muhterem başkan bu sarışın bayan kimin avukatı. Onu kim konuşturuyor?" diye sordu.

İzleyici bölümünde oturan CHP Çanakkale Milletvekili Serdar Soydan "Sayın Başkan ben milletvekiliyim. Partime sabahtan beri hakaret ediyor. İzin vermeyiniz." dedi. Özese, Yıldırım’a "Savunma kapsamında kalın" diyerek uyarıda bulundu.

ERGENEKON DAVASI : Emekli Albay Fikri Karadağ, savunmasında suçlamaları reddetti

Balyoz davasından da ayrıca 18 yıl hapis cezasına çarptırılan eski Kuvayı Milliye 1919 Derneği Başkanı, Ergenekon davası tutuklu sanığı emekli Albay Mehmet Fikri Karadağ, mütalaaya karşı savunmasında hakkında yapılan suçlamaları reddetti.

Balyoz davasından da ayrıca 18 yıl hapis cezasına çarptırılan eski Kuvayı Milliye 1919 Derneği Başkanı, Ergenekon davası tutuklu sanığı emekli Albay Mehmet Fikri Karadağ, mütalaaya karşı savunmasında hakkında yapılan suçlamaları reddetti.

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen Ergenekon davasının 293’üncü duruşmasında CHP milletvekilleri Mehmet Haberal ve Mustafa Balbay ile Veli Küçük ve Tuncay Özkan’ın da aralarında bulunduğu 33 tutuklu sanık hazır bulundu. Tutuksuz sanıklardan ise Sami Hoştan, Cengiz Köylü, Selim Akkurt, Adnan Bulut ve Murat Yücel duruşmaya katıldı. Hoştan, Köylü ve Akkurt başka suçlardan tutuklu olduğu için tutuklu sanık bölümünde yer aldı.

Eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral İlker Başbuğ, YAŞ üyesi Orgeneral Nusret Taşdeler, emekli Orgeneral Hurşit Tolon, emekli Tuğgeneral Levent Ersöz, Doğu Perinçek ve Danıştay saldırısı faili Alparslan Arslan’ın da aralarında bulunduğu 33 tutuklu sanık ise duruşmaya gelmedi.

Balyoz Davası’nda 16 yıl hapis cezasına çarptırılan, Ergenekon davasından ise tutuklu yargılanan emekli Albay Mehmet Fikri Karadağ, 2 bin 271 sayfalık esas hakkındaki mütalaaya karşı savunmasını yaptı. 1934 gündür tutuklu olduğunu, sözünün delil sayılması gerektiğini belirten Karadağ, "İddia makamı bize yalancı diyor. Benim sahip olduğum bir dürüstlük, onur vardır. Ama en başından beri Şemdin Sakık’ın sözleri doğru sayılıyor." dedi.

Hakkında iddia edilen suçlamaları kabul etmediğini belirten Fikri Karadağ, Kur’an-ı Kerim ayetlerinden örnekler vererek savcı ve heyeti adaletsiz davranmakla suçladı.

Karadağ, "İftira üretim merkezi akıl almaz şekilde bu davanın Danıştay davasıyla birleştirilmesini istedi. Siz de birleştirdiniz. Alparslan Arslan’a araç kartını veren kişinin peşine düşmediniz. Bu araştırılsaydı olay çorap söküğü gibi çözülecekti. Saldırı gününe dair kamera görüntüleri kaydeden Danıştay güvenlik kameralarının OYAK güvenlik tarafından silindiği iddia ediliyor. Bu silinen görüntülerin ise ana bilgisayarda mevcut olduğu söylendi. Siz o görüntüleri izlemeden Danıştay davasının bu davayla birleştirilmesine karar verdiniz. Kararlık noktalar maalesef aydınlatamadınız." dedi.

Sanık Karadağ, savunmanın devamında "Önyargının ve kinin böylesinden Allah’a sığınırım. Yasal dayanaktan yoksun iddialarla tutuklandım. Bu nasıl bir kin?" dedi. Mahkeme Başkanı Hasan Hüseyin Özese ise "Savunmaya karışmak istemiyorum ama şahsileştirmeden savunma yapın." uyarısında bulundu.

Bir TC Vatandaşından serzeniş…

Ben dürüst, hiç kanuni suç işlememiş, vergisini muntazam ödeyen, trafik kuralları dahil her türlü kanun ve kurala uyan bir vatandaşım. Herhangi bir şahsa hakaretim bile yoktur…

Ama başkaları tecavüz ediyor, alkollü araba kullanıp sakat bırakıyor, insan öldürüyor, hırsızlık yapıyor.v.s.. . Ben onları vergimle hapishanede
besliyorum ve çıktıklarında da mutlaka onlara iş veriyorum, ayrıca aramıza alıyorum ki tekrar tecavüz etsinler, sakat bıraksınlar, öldürsünler.

Ben de düşünüyorum, aklediyorum ve sistemde yanlışlar buluyorum. Sivil Toplum Kuruluşlarıyla çalışıyorum, yazıyorum, oy veriyorum…

Ama başkaları bölüyor, dağa çıkıyor, bomba atıyor, ağlamayana meme yok diye kırıyor, döküyor ve öldürmeye devam ediyor… Ben onların maaşını ödüyorum, liderlerini besliyorum ve kardeşlerimi öldürdüğü için affetmeye zorlanıyorum.

Ben tek çocuk sahibiyim. Doğuramadığım için değil. Sevgimi,ilgimi,bilgimi ve maddi gücümü en iyi şekilde bu insana yatırıp, onu onlarca insana bedel,akıllı, manevi değerler üretebilen ve yaşatabilen, kutsal sisteme saygılı bir insan yapmak istediğim için…

Ama başkaları 10’larca çocuk dünyaya getiriyor. Korunamadıkları için değil. Sayısal üstünlük sağlamak için. Sevmiyorlar, ilgilenmiyorlar. O çocuk dağa çıkıyor,o çocuk kapkaç yapıyor, o çocuk tinerci oluyor, o çocuk okumadığı için özgür olamıyor ağasına maraba oluyor yada bakamadıkları için dedesi yaşındaki birisine 13 yaşında satılıyor ve 14 yaşında oda doğurmaya başlıyor… Sonra benden o insanlara merhamet duymamı ve benden alınan vergiler onları beslemeye yetmediği için ayrıca çocuklarını okutmamı istiyorlar. Ben marabaların kızlarını okutayım ki ağaları kendi kızlarına kilolarca altın takılan 40 gün 40 gece düğünler yapabilsin.

Evlerini ısıtıyorlar benim vergilerimle ya da kim bilir o kömürleri satıp sigara parası yapıyorlar.

Oysa ben bu kış zamlı doğalgazı nasıl ödeyeceğimi düşünüyorum.

Onlar 10’ar 10’ar doğurduğu için işsiz kalıyorlar ve batıdaki fabrikaları doğuya taşımaya zorluyorlar. Öyle ya merhamet etmek lazım. Batıdakiler işsiz kalsa da olur malum onların sesi çıkmaz. Oysa toprak reformu, aşiretleri çözmek kimsenin işine gelmiyor. Çünkü oy için 10 000 insanı ikna etmek kolay değildir ama ağasını ikna etmek kolaydır.

Ben daha maaşımı almadan vergim kesiliyor…

Ama başkaları vergi ödemiyor ve sık sık affediliyor.

Benim maaşım belli.

Ama stadyumda sünnet düğünü yapanın geliri nasılsa belli değil.

Oysa biz evlendiğimizde düğün bile yapamadık. Biz evlendiğimizde alacağımız mobilyalarla doğaya zarar vermişizdir endişesi ile nikaha gelen herkese şeker yerine yüzlerce ağaç fidanı dağıttık, doğadan aldığımızı doğaya geri verelim diye…

Ama başkaları ormanı yakıp yerine ev yaptılar, sattılar, kiraladılar, zengin oldular ve 2B ile affoldular

Benim babam ev alabilmek için 12 sene aynı işçi parkası ve pençeli ayakkabısı ile gezdi. Çok şükür şimdi evleri var…

Ama başkalarının babası devletin arazisi üzerine gecekondu yaptı şimdi müteahhide sattı ve bir sitede 60 dairesi var

Ben dişimi fırçalarken suyu devamlı kapatıyorum. Meyve yıkadığım suyla balkonu yıkıyorum..v.s. Malum suyu israf etmeyeceğiz ya…

Ama başkaları golf sahaları yapıp çimleri için tonlarca su kullanıyor. Yada bir yerlerde kaçak kullanıp para vermiyorlar.

Ben bakanımızın da tavsiyesine uyarak saçımı havluyla kuruluyorum. Ayrıca Maliye bakanımızın kızına katkısı olsun diye evlerimizi tasarruflu ampullerle donatıyoruz. A+ makinelerimiz var…

Ama başkaları kaçak elektrik kullanıyor ve faturalarını ben ödüyorum.

Ben sağlık sigortamı istemesem bile ödüyorum ama başkaları yeşil kartla gidip benim paramla muayene oluyorlar. Gerçekten ihtiyacı olana son kuruşuna kadar helal olsun. Ama bu ülkede kaç milyon yeşil kartlı var? Kaçı hak ediyor ?

Ben sabrediyorum, bir yaratıcının var olduğuna bunların bir imtihan olduğuna inanıyorum. Ben doğru yol, iyi iş (salih amel) den hedef ne olursa hiç bir gerekçe ile (cihad, takiye..vs) her ne olursa olsun taviz vermiyorum.. .

Ama onlar takiye diyor, cihad diyor, bu daha iyi diyor, uyduruyor, dinimi bölüyor, kullanıyor.

Öyle uzun ki bu liste… biliyorum uzun yazıları okumayı sevmiyorsunuz. Her türlü adaletsizliğe rağmen doğru bildiğim yoldan asla dönmeyeceğim. Çok sevdiğim bir fıkra ile bitireyim:

Adamın biri dünyada hiç kimseye bir kötülük yapmamış, her türlü kurala uymuş, içmemiş, zina yapmamış, uyuşturucu kullanmamış, kimseyi pataklamamış. Neyse bir gün ölmüş büyük bir sevinç ve beklenti ile sorgu meleğinin önüne gelmiş.

Melek sormuş : içmemişsin, kul hakkı yememişsin
Adam : evet
Melek : Kimseye el bile kaldırmamışsın
Adam: evet
Melek : Kendi karından başkasına yan gözle bile bakmamışsın
Adam : evet
Onlarca sorudan sonra sorgu meleği yanındaki meleğe dönerek : bir çift kanat getirin.
Adam heyecanla : Melek oluyorum değil mi?
Melek : hayır kaz oluyorsun

Fıkradır ama doğruyu söylemek gerekirse korkum kaz olmaktır.

Bir T.C. vatandaşı…

ERDAL GÖKMEN : Devrimciler ve muhafazakârlar – 4. 12 EYLÜL İHANETİ

11 eylül 1980 tarihinde kardeş kardeşi vururken, 12 eylül günü darbe yapıldı ve 13 eylül de tutuklamalar başladı. İlginçtir, bilinen adreslere yapılmayan baskınlar darbe ile birlikte yapılmaya başlandı ve olaylara karıştığı söylenen kişiler tek tek evlerinden alındı. Peki öğrencilerin liderlerinden büyük çoğunluğu neredeydi?

Liderler, 11 eylül akşamı ülkeyi terk etmişti; ne tesadüf. Ülkede militan kadrolar, sendikacılar, politikacılar, düşünen kişiler, akademisyenler ve diğerleri (!) kalmıştı. Öyle ki Kenan Evren dahi, 13 eylül de terörün bıçak gibi (!) kesildiğine şaşırdı. Devrimciler ile birlikte Ülkücüler de tutuklanmış, sonrasında büyük hapis cezalarına çarpılmışlardı. Ülkücü kesimde büyük bir hayal kırıklığı hakimdi.

Abdullah Çatlı, Oral Çelik, M.Ali Ağca gibi kişilere yapılan uygulamanın kendilerine yapılmadığını anlayıp isyan ettiler. “Devletin kendilerine verdiği sözü tutmadığını” iddia ettiler.

ABD-İsrail’in Sovyetler Birliği’ne karşı tezgahladığı “yeşil kuşak projesinin” ilk aşaması gerçekleşmişti. Sıra diğer aşamalara gelmişti.

Dindar gençlik yetiştirme projesinin şimdiki Başbakanının fikri olduğunu düşünenler yanılıyor. Bu proje Evren tarafından hayata geçirilmişti. İmam Hatib Lisesi patlaması, 12 eylül sürecinde yaşandı. Yurt dışına giden din adamlarının ücretleri, Suudi Arabistan tarafından finanse edilen Rabıta örgütü tarafından karşılanıyordu.

Askerler din adamı yetiştirilmesine ön ayak oldular. Siz bakmayın dincilerin ” Evren bizi ezdi” diye ağlamalarına.

Genelkurmay Askeri Tarih ve Stratejik etütler (ATASE) Başkanı Tümgeneral Mahmut Boğuşlu 1981’de şöyle demektedir: “Din adamı tipinde değişikliğe gidilmeli, her türlü meslekten; hâkimden, savcıdan, avukattan, lise öğretmeninden, doktordan gemi kaptanından yeni bir tür din adamı yetiştirilmelidir.”

Recep Tayyip Erdoğan’ın “dindar ve kindar nesil” projesini gündeme almasını alkışlayan saflar, siz Amerika’yı alkışlayın!

AKP Hükümeti askerler, daha doğrusu askerlere eğitim veren Pentagon’un emirlerini yerine getirmektedir.

Amerika Birleşik Devletlerinin Ortadoğu’ya model olarak seçtiği Demokratik ve Laik sistemin aşısı tutmamıştı. Yeni bir aşı gerekti Araplara.

İşte Genişletilmiş Büyük Ortadoğu Projesi bu şekilde hayata geçti. Bu projeye göre Demokratik bir İslâm Devletine dönüşmüş, Neo Osmanlıcı bir Türkiye rol model seçilecek ve bunun üstünde çalışılacaktı.

Bu projede uygun lider Erbakan değildi. Çünkü Erbakan, inançlı ve inancı gereği de Anti Emperyalist bir yapıdaydı.

Yeni lider Askere göre Turgut Sunalp olacaktı ancak asker kökenli Laik biri doğru model değildi. Amerika kendi adayını sundu. Nakşibendi tarikatından, dinci çevreler tarafından bilinen zeki bir mühendis Turgut Özal, Dünya Bankası görevinden izinli sayılıp Türkiye’ye gönderilmişti bile.

Evren ANAP’ın partileşmesine izin vermek zorunda kaldı.

Öncelikle eski dönemin etkileri temizlenmeliydi.

1- Üniversitedeki aydın hocalar görevlerinden alındı, YÖK ile Üniversitelerin özerk yapısı yıkıldı. Artık Üniversiteler siyasetin oyuncağı olacaktı

2-Derneklerin kurulması imkansız hale getirildi.

3- Sendikalar kapatıldı, ardından çıkartılan yasalar ile sendikalı olmak imkansız hale getirildi.

4- Personelin kazanılmış olan iaşe yardımı, ikramiye gibi sosyal yardımları kaldırıldı.

5- Hem özel sektörde hem de Belediyelerde işçi kıyımı yapılarak teşeronlaşmaya geçildi. İşçilerin asgari ücretle, herhangi bir sosyal güvencesi olmadan çalıştırılmasının yolu açıldı. Halk buna o kadar güzel alıştı ki, İstanbul Belediye Başkanı’nın aday olduğu dönemi eleştirirken söylediği “bu adam iş bilmiyor. taşeronluğu kaldırırsa Belediye bu yükü kaldıramaz” tümcesini bile fark edemedi.

Demek ki işçiyi sömürmeden İstanbul idare edilemiyordu.

Özal ile birlikte Ekonomi yeniden canlandı. Tabii bu canlılığın nedeni İMF ve Dünya Bankası tarafından yağdırılan kredilerdi. Bu dönem, Cumhuriyet tarihinin en büyük borçlanması oldu.

Bir sonraki yazımızda, AKP dönemini incelemeye çalışacağız.

Dostlukla

Erdal Gökmen

ARAŞTIRMA DOSYASI : Osmanlı’ya göre sağlıklı yaşamanın kuralla rı nelerdir ?

null_zpsc0c30341.jpg

Tıp tarihi profesörü Ayten Altıntaş, Osmanlı’daki sağlık kurallarını inceledi, o dönemki hekimlerin tavsiyelerini bir kitapta topladı. Kurallar bugün hala geçerli. Padişahların ölüm nedenlerini merak ediyorsanız, Altıntaş “Kanuni’den sonrakiler çok yiyip az hareket etmekten vefat etmiş” diyor.

DOKTORLAR ÖNCE ÇEVREYİ İNCELERDİ

Osmanlı İmparatorluğu zamanında bir hekim tayin olduğu yerde önce dağları, taşları inceler, rüzgarın nereden estiğine, suyun kalitesine bakar, kısaca insanoğlunun yaşadığı yeri enine boyuna araştırırdı. Amaç insanların hastalanmaması için gerekli tedbirleri almaktı. Uyku saatinden sıcak bastığında ne içileceğine, hangi sporun yapılması gerektiğinden hangi yiyeceklerin bir arada yenilmemesine her şeyi hekimler belirlerdi. Kişinin yediklerini iyi hazmetmesi ve kabız olmaması da çok önemliydi… İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Tıp Tarihi ve Etik Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ayten Altıntaş, bu bilgileri ve daha fazlasını Osmanlı Hekimlerinin Sağlık Kuralları kitabında anlattı.

Star Gazetesi’nden İnci Döndaş’ın haberine göre Altıntaş, Osmanlı tıbbının eski tıbbın içinde yer aldığını söylüyor. Eski tıp ise insanlığın ilk başından itibaren 1850′lere kadar geçerli olan… Sonrasında ise tıbbın deney masasına yatırıldığını, gelecektekinin ise ‘enerji tıbbı’ olabileceğini anlatıyor: “Bugünkü bilim, insan bedeninin milyonlarca hücreden oluştuğunu ispatladı. İlacın hücreyi etkilediği biliniyordu. Son çalışmalara göre ise hücreyi etkileyen kimyasal madde değil kimyasal parçanın verdiği ‘enerji sinyali’. İnsanın vücudundaki en ufak parçanın içinde enerji var. İlacın hücreyi etkileyen enerji sinyalini bilirseniz sadece o sinyali vererek zaten ilaç vermiş gibi olursunuz.”

GELELİM OSMANLI TIBBINA

Altıntaş, günümüzde hala geçerli olan Osmanlı sağlık kurallarından en önemlilerini anlattı.

90′INA KADAR YAŞAYAN ÇOKTU

Osmanlı’da insanların erken yaşta öldüğü, yaş ortalamasının da 45 olduğu söylenir ki bunlar istatistiki bir bilgidir. Böyle bir şey yoktur. O zaman da 90′ına kadar yaşayan pek çok kişi var. Kanuni’den sonraki padişahlar arasındaki ölüm nedeni fazla beslenme, az hareket etme. İlk Osmanlı padişahları savaşa giden, sabah-akşam savaş teknikleri öğrenenler… Padişahların ölüm nedenlerini pek bilmiyoruz, tarihçilerin bilgileri ışığında hareket ediyoruz. Genelde Osmanlı’ya bakarsanız, sıtma, verem çok önemli. Mesela verem bugünkü kanser gibi. Strese, üzüntüye bağlı… Bugün verem hala var ama kanser daha çok. Kanserin büyük bir nedeninin de kozmetik ve deterjan olduğu söyleniyor. Şampuan, diş macunu, saç boyası, vücut sabunu, kokular… Hepsi deterjan esaslı, dolayısıyla bunların insan vücuduna ne kadar zararlı olduğu rapor ediliyor. Hamilelerde bebeklere de geçiyor. Dolayısıyla bugün yeni doğan bebeklerin çoğu astım ve alerjili.

SIK YEMEK VÜCUDU YAŞLANDIRIR

null_zps80806192.jpg

Osmanlı hekimlerinin yüzlerce kez söylediği, herkesin kafasına vurarak öğrettiği şey az yemek! Geç kahvaltı, erken akşam yemeği olmak üzere günde iki öğün beslenmeyi tavsiye ediyorlar. Karnınız acıkmadan yemeğe oturup tam doymadan kalkacaksınız sofradan. Neden yemek yiyoruz? Vücudumuza enerji yüklensin ki beynimiz çalışsın. Otomobilin benzine ihtiyacı ne kadarsa bizim de gıdaya ihtiyacımız o kadar. Ama insanız ve gıdayı baştacı yapmışız, hayatımızın tek şekli. Vücut fazla gıdayı vücuttan atmak için çok çalışıyor. Karaciğer, böbrek, her organımız çok çalışıyor ve ihtiyarlıyor. Bugün zayıflamak için uygulanan metotlardan biri de sık sık yemek. Eski Osmanlı metoduna göre sık yemek vücudu yaşlandırır. Ama bugünkü amaç zayıflamak, organların genç kalmasına yardımcı olmak değil!

SOFRADA SADECE KAŞIK VARDI

Eskiden Osmanlı’da sofraya sadece kaşık konulurdu çünkü yemekler hep suluydu. Hazmı kolaylaştırıcı çorba, sulu yemekler yapılırdı. Amaç midenin hazmına yardımcı olmak. Mesela bugün meyveyi kabukla yiyoruz, mide perişan oluyor. Osmanlı hekimleri bunu da önermiyordu. Hoşaf geleneği de buradan geliyor. Çünkü o dönemki hekimler meyveyi topladıktan hemen sonra yenmesini tavsiye etmiyor. Çünkü meyve tam olgunlaştığında insana yararlı.

EN İYİ SPOR ATA BİNMEK

Spor çok önemli. Hatta bütün organlara spor yaptırılması öneriliyor. Mesela belleğin sporu çok nettir: Ezberlemek. Ezberlediğinizde hafızanız artıyor. Bütün iç organları ve vücudu çalıştıran spor at binmek. Salıncağa binmek hem ferahlatır hem organları çalıştırır. Spor yapamayan yaşlıları kayıklara bindireceksiniz, dalgalar sallayacak. İç organlar sallanınca dışarı atacağı şeyleri daha iyi atarmış.

BAĞIRSAKTAKİ KALINTI ÇOK ZARARLI

Yemekle aldığınız, vücuda fazla gelen şeylerden kurtulmanız, arınmanız çok önemli. Eğer arınmazsanız zararlı maddeler birikir, sizi hasta eder. Dolayısıyla kabız olmamak gerekiyor. Müshil, vücuttan atılması gereken her şeyin atılması demektir.

O dönemki hekimler kabızlığı hiç sevmiyor, dolayısıyla yeme-içmeyi ve saatini ona göre ayarlıyormuş. Hekimler ‘Önce gıdanızı düzenleyin’ der. Ispanak yediğinizde tuvalete çok rahat çıkarsınız. Eğer tüm önlemlere rağmen kabız olunduysa vücudu temizliyorlar. Bağırsakta en ufak bir kalıntının sağlığa zararı olduğunu düşünüyorlar.

Hekime gidenlerin sayısı azmış

O dönemde de hastalık ve kanser var ama çok az. Asla bugünkü gibi değil. Bütün ömrü boyunca hastalanmayanlar da olmuş. Hastalanmak zaten az görünen bir şey. Bunu hekime gidenlerin sayısından anlıyoruz. Hekim sayısı az olmasına karşın herkese bire bir hizmet veriyormuş. Buradan da hasta olmamaya yönelik alınan önlemlerin işe yaradığını görüyoruz.

SIRTÜSTÜ YATMAYIN

Osmanlı tıbbında uyku sadece dinlenmek için değildir. Yediğimiz gıdanın tam hazmedilmesine yardımcı olur. Normalde önce sağ, sonra sol tarafa yatmalısınız. Bunun nedeni midenin üzerine karaciğerin gelmesini sağlamak. Böylece midenin içindeki artıklar onun sıcaklığıyla temizlenecek. Sırtüstü yatmak unutkanlık yapar. Çünkü kan arkaya gidiyor. Beyni çalıştıran ön beyin. Önemli olan kanın dolaşması. Unutkanlık başladıysa yüz üstü yatacaksınız ki beynin ön tarafına kan gitsin.

ŞERBET İLAÇ GİBİ İÇİLİRMİŞ

Şeker, eskiden şeker kamışından üretilirmiş. Eskiden şerbetler ilaçmış. Kızılcık şerbetini içerseniz kabız olursunuz, gül şerbeti ise bağırsakları yumuşatır. Asla keyif için içilmez. İlaçların şerbet ve macun şeklinde verilmesinin nedeni bal, şeker ve pekmez ilacın etkisini artırması. Şeker pancarından elde edilen şekerin de zararı yok. Akışkan ve beyaz yapmak için kimyasal maddeler kullanırsanız ve çok yerseniz zararlı.

SOĞAN VE SARIMSAK AYNI ANDA OLMAZ

BUGÜN şeker çok yanlış anlaşılıyor. Tuzun yanlış anlaşıldığı gibi. Üç beyazın zehir olduğu söylenir ya… Tam buğday unu inanılmaz faydalı bir gıda. Osmanlı’da hekimler bir çocuğun anne sütünden kesildikten sonra sadece ekmek yiyerek vücudu için gerekli olan her şeyi ölene kadar alabileceğini söylüyor. Tuza gelirsek… Rafine tuz zehirdir. Kaya tuzunda pek çok mineral var. Hekimlerin bir başka uyarısı ise soğan ve sarımsak aynı anda yenmemesi. İkisi de yakıcı madde. Dolayısıyla ikisi aynı anda vücuda gıda olarak aldığınız her şeyi parçalar.

KAHVEYİ ŞEKERSİZ İÇMEYİN

Sigara, Osmanlı’nın son dönemlerinde içiliyormuş. Zararı bilinmiyormuş. Ama çok az içiliyormuş. Kahve bile Osmanlı’nın son dönemlerinde başlamış. Sevilen bir içecek haline gelince halk hekime gidip kahvenin zararını sormuş. Hekimler araştırmış. Sonrasında kahvenin vücuttaki suyu attığı ve kurutucu etkisinin olduğunu bulmuş. Dolayısıyla yanında mutlaka su içilmesini tavsiye ediyor. Şekerli içilmesini öneriyor, şekerin kahvenin zararını azalttığını söylüyorlar.

Star

Esad, Erdoğan’ın planını bozdu !

null_zps6c11c9b4.jpg

İNTERNETHABER.COM (ÖZEL İÇERİK)- Türkiye’nin dış politikasında çevrede değişen şartlar yeni bir hamle yapmasını gerektirdi. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın ABD’de Başkan Barack Obama ile yapacağı önemli ziyaret tüm dengeleri değiştirebilir ve Türkiye kendini yeni bir oyunun içinde bulabilir.

Bugün bazı gazetelerde Türkiye’ye gelen Suriyeli yaralılarda kimyasal maddelere rastlandığı haberi yer aldı. MİT ve jandarmanın düzenlediği operasyonlarda risin adlı kimyasal biyolojik zehirli maddelerle Suriyelilere ateş açıldığı öğrenildi.

Başbakan Erdoğan da 16 Mayıs’ta Obama ile yapacağı görüşmesinde bu konuyu ele alacak. Obama’ya dosya halinde kanıtları sunacağı öğrenilen Erdoğan’ın Obama’dan Suriye konusunda destek isteyeceği konuşuluyor.

TÜRKİYE’NİN SURİYE POLİTİKASI ÇÖKTÜ MÜ?

Arap Baharı’nın başlamasıyla diktatörler birer birer devrilmiş ancak yeni kurulan hükümetlerle de ülkeler huzuru bulamıştı. İsyan kısa sürede Suriye’ye de bulaşmış ancak beklenen çözülme Suriye’de bir türlü yaşanmamıştı. Suriye’den kamuoyuna sunulan haberlerde kimi zaman ÖSO’nun güçlendiği kimi zaman da Esad’ın gücünü kaybetmediği iddia edildi.

İSRAİL – SURİYE ATEŞLERİ PLANI BOZUYOR MU?

Türkiye Suriye’deki gerginliğin başladığı ilk günlerden bu yana "Suriye bizim iç meselemizdir" diyerek konuyu kendilerinin halledeceğini beyan etmiş, Esad’a uyarı üstüne uyarı yapmışsa da Esad gideceğine dair en ufak bir işaret vermemişti.

Süreçte kafa karıştıran diğer bir konu da İsrail’in Türkiye’den özür dilemesi oldu. İsrail’in yeni bir plan içerisinde olduğu yazıldı.

İsrail’in Suriye’ye hava saldırıları düzenlemesinin ardından Suriye de karşılık verdi. İsrail ise bunun bir tehdit olarak algıladığını duyurarak savaşın başlayabileceğini duyurdu. Ancak İsrail ve Suriye arasında başlayacak bir savaşa İran ve Rusya’nın da destek vermek isteyeceği biliniyor. İran’ın da kimyasal silah barındırdığı gerekçesiyle ABD ve BM tarafından sık sık uyarıldığı da bir gerçek.

Suriye’nin olası bir savaşta arkasına desteği de alarak İsrail’e saldırması yaptığı tüm katliamları unutturup yeni bir Ortadoğu kamuoyu da oluşturabilir. İsrail’e karşı savaş açan bir Esad Arap kamuoyunda yeniden prestij kazanabilir ve koltuğunu sağlamlaştırabilir.

EN ZOR KONUM TÜRKİYE’NİN

Olası bir İsrail-Suriye savaşında kendine en zor yer belirleyecek olan ise Türkiye. İsrail ile ilişkilerin düzelmesi gibi bir ihtimale bu zamana kadar yer vermeyen ve Esad’ın da koltuğundan çekilmesini bekleyen Türkiye özür dilemiş bir İsrail ve İsrail’e savaş açan Suriye karşısında kendisine yeni bir pozisyon belirleyip dış politikasını şekillendirmek zorunda kalabileceği öngörülüyor.

Başbakan Erdoğan’ın ABD ziyaretinde dosya götürmesi de Esad’ın savaş ilan ederek yeniden devlet sahibi pozisyonuna bürünmemesi öncesi dış politikada son hamle olarak konuşuluyor.

ERDOĞAN DOSYA İLE KANITLAYACAK

Beşşar Esad’ın İsrail’e savaş ilan edecek olması Esad’ı bölgede "destek verilmesi gereken lider" pozisyonuna sokabilir ve bu durum Başbakan Erdoğan’ın bu zamana kadar yürüttüğü politikasını çökertebilir.

Ancak Esad’ın kimyasal silah kullandığı dünya kamuoyuna ispatlanırsa uluslararası anlaşmalarda savaş suçu olarak kabul edildiği için Esad’ın tüm meşruiyeti düşürülmüş olacak.

YÜKSEK STRATEJİ TÜRKİYE

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

Fight "Gang Stalking"

Expose illegal stalking by corrupt law enforcement personnel

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

The WordPress.com Blog

The latest news on WordPress.com and the WordPress community.

%d blogcu bunu beğendi: