Etiket arşivi: Açılım

Emin Çölaşan : Çıktılar, çıkmadılar !..

emincolesan-84C9-94B1-710B.jpg

Terörist kafileleri ellerinde silahları, çantalarında bombalarıyla birlikte sınır dışına çıktılar mı, çıkmadılar mı? İçlerinde katiller var, mayınları patlatanlar, askerimizi ve polisimizi pusuya düşürüp şehit edenler var.

Ne oldu? Gidiş başladı mı?

Başladıysa, bunlar sınırlarımızı buharlaşarak mı geçtiler?

Beyefendilere dağ başlarındaki inlerinden sınıra kadar kimler eşlik etti?

Onları kimler uğurladı?

Valiler mi, komutanlar mı?

Onlara bu konuda Ankara’da hangi makamlardan kanunsuz emirler verildi?

Başbakanlık mı, MİT mi, Genelkurmay mı?

* * *

Lütfen çok dikkat ediniz, bu soruların yanıtları Türk Milleti’nden ısrarla gizleniyor. Hiç kimse hiçbir şey bilmiyor.

Bilinen tek şey, terörist kesimden ve onların Ankara’daki temsilcileri olan Kürtçü milletvekillerinden gelen sürekli tehditlerdi:

“Çıkışlarda operasyon yapmaya kalkışırsanız fena olur. O zaman operasyon bölgesine 100 bin kişiyle gelip biz de çatışmaya gireriz.”

Bir devlet bu durumlara düşürüldü.

Koskoca bir devlet iki bin teröristle baş edemedi, teslim bayrağını çekmek zorunda kaldı.

Askeri ve sivili ile o devleti yönetmekte olan herkese yazıklar olsun. Bu tarihi utancın altında hep ezilecekler.

* * *

Anladık, siyasetçinin gizli hesapları var. Siyasetçi oy peşinde. O kafanın herhangi bir köşesinde “Devletin saygınlığı, milletin onuru” diye bir kavram yok.

İyi de, Genelkurmay bu konuda ne yapıyor?

Sınırlarımız terörist kafileleri için yol geçen hanı mı oldu? Elini kolunu sallayan içeri girdiği gibi dışarı mı çıkıyor?

Genelkurmay Başkanı Necdet Bey ve öteki komutanlar ne diyor?

Bugüne kadar hiçbirinden tık yok! Onlar da Tayyip’in dümen suyuna girmişler, “Duymadık, görmedik, bilmiyoruz” oyunu oynuyorlar.

Emirler verildi, polisler karakollarına, askeri birlikler kışlalarına çekildi. Keskin nişancı özel harekat polisleri ağaç dikmeye gönderildi!

İnsansız hava araçlarının uçuşları durduruldu.

Sınırlarımız askerden arındırıldı.

Bunlar yapıldı da, geçişlerin başlayıp başlamadığını Türk Milleti bilmiyor.

Bana soracak olursanız geçişler falan başlamadı. Başladığını söyleyen, bu iddiasını kanıtlamakla yükümlüdür.

Bu tezgahı kuranlara yuh olsun!

Yandaşın isyanı!..

Sevgili okuyucularım, Türkiye’de en büyük yolsuzluklar dönemini yaşıyoruz. Buna sizler de çevrenizde şu veya bu biçimde mutlaka tanık oluyorsunuz.

Sadece yolsuzluk değil, insanlara gaddarca yapılan haksızlıklar da en üst düzeyde.

Hortumculuk yandaşlar için geçerli.

Dikkat ediniz, bu iktidar döneminde biti kanlanan, ya da eskiden beri büyük olan işadamlarından en ufak bir tepki gelmiyor.

Neler olduğunu, o korkunç rantın kimlere aktarıldığını hepimizden iyi onlar biliyor. Ama ağızlarını açıp konuşmaları mümkün olmuyor.

Konuşma aşamasına gelenlerin ağzına ise bir parmak bal çalınıyor.

Bakanlar, müsteşarlar, genel müdürler derseniz, hepsi bu iktidarın seçmece kadroları. Yolsuzluklar onlar tarafından yapılıyor, göz yumuluyor, rant onlar tarafından dağıtılıyor ama hiçbir şey duyulmuyor…

Çünkü askeriye dahil devletin istisnasız bütün kurumları artık AKP’nin elinde.

Yandaşın tepkisi!

Dün sabah gazeteleri okurken gözüm yandaş İslamcı medyanın temsilcilerinden biri olan Yeni Şafak gazetesinin manşetine takıldı. Birinci sayfadaki başlık “Arıza Bakan”, haberin iç sayfadaki devamının başlığı ise “Fırça Bakanı” idi.

Haberi okuyunca şaşırdım.

10 yılı aşan AKP iktidarında bir yandaş yayın organı, ilk kez bir hükümet üyesini hem de böyle çarpıcı bir biçimde hedef tahtasına oturtmuştu.

Oturtulan kişi ise Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç idi.

Kendisi gerçekten de pek havalı bir arkadaştır! Küçük dağları ben yarattım diyen, artistik şovlar yapan, kamuoyunda

Tayyip’in çantacısı olarak bilinen bir deneyimsizdir.

Haberi özetliyorum:

“Suat Kılıç bürokratlara hakareti alışkanlık haline getirdi. Hızını alamayarak öğrencilere bile hakaret ediyor. Bakanın şova dönüşen tavırlarına her kesimden tepki geliyor.

Bakanın hakaretlerine dayanamayan bürokratlardan hastanelik olanlar bile var.

Valiler, bürokratlar ve öğrencilere fırça atan Kılıç’ın adı hakaretçi bakana çıktı. Son kurbanı ise Kredi Yurtlar

Kurumu Trabzon eski müdürü Münir Özkurt oldu. Yediği hakaretler sonrasında yaşadığı üzüntü nedeniyle mide kanseri olan Özkurt’un tedavisi devam ediyor…

Suat Kılıç, hal ve tavırlarıyla devlet görevlilerinin görmek istemediği adam haline geldi. Kılıç valilere hakaretleriyle de dikkat çekiyor. Kız öğrencileri bile azarlıyor…”

Haberin devamında ise bir ara başlık var:

“Bakan’dan temiz ve kârlı satış.”

Özel aracını Turgutlu Belediyesi’ne ahbap çavuş ilişkileriyle pahalıya satmış.

* * *

Böyle bir haber yandaş medyada ilk kez yer alıyor. Hükümetin bir üyesi ilk kez böylesine açık ve net manşetlerle kamuoyu önünde sergileniyor.

İşin olumlu yanı budur, devamını dilerim!

Ancak bir de akla sorular geliyor:

Acaba Suat Kılıç, Yeni Şafak gazetesinin tüccar patronunun tekerine çomak mı soktu!.. Onun önemli işlerini mi engelledi de böyle sergileniyor!.. Ya da bu yayının yapılmasını Suat’ı gözden çıkaran Tayyip mi istedi!

Bunları bilemiyoruz.

Evet, bu iktidar döneminde yolsuzlukların, hortumların, edepsizliklerin en büyükleri yaşanıyor…

Ancak herkes korkuyor, bilenler ağzını açamıyor…

Çünkü konuşan, payına düşene razı olmayan kim olursa olsun mahvedilir, süründürülür.

Yandaş ve yalaka medya bu vurgunları yıllardır görmezden geliyor, suça ortaklık ediyor.

Dün, önemli bir gündü. İlk kez bir hükümet üyesi yandaş medyada manşetten haber yapılmış, üzerine gidilmişti.

İnşallah sonrası da gelir!

* * *

Emin Çölaşan’ın notu: Söz yandaş medyadan açılmışken, ekranlarda yandaşlığın en büyük temsilcilerinden biri, Aydın Doğan’ın sahibi olduğu ve kamuoyunda CNN-Kürt adıyla bilinen CNN-Türk kanalıdır. Bu televizyon kanalı dün saat 11 haber bülteninde milletvekillerine dört parti tarafından ortaklaşa sağlanan yeni olanakları Vekillere yeni kıyak olarak veriyordu.

Bir saat sonraki 12 bülteninde ise bu ifade Vekillere yeni haklar olarak değiştirildi!

Bu değiştirme emri ya Tayyip, ya da ondan korkan Aydın tarafından verilmişti.

Yandaşlık işte budur, temelinde korku ve çıkar ilişkileri vardır.

SÖZCÜ

Reklamlar

Uğur Dündar : Esad be­bek ka­ti­li de, Apo ne ?..

image001119.jpg

Türk si­ya­set ta­ri­hi böy­le bir muk­te­dir gör­me­di.

Bu öy­le bir muk­te­dir ki, bir de­di­ği, di­ğe­ri­ni tut­mu­yor, bu­gün ak de­di­ği­ne ya­rın ka­ra di­ye­bi­li­yor!

Hat­ta ba­zen ay­nı gün için­de bi­le söy­lem de­ğiş­ti­re­bi­li­yor!

Çe­liş­ki­ler zin­ci­ri­ne her gün ye­ni bir hal­ka ek­li­yor.

* * *

Ör­ne­ğin muk­te­dir, Su­ri­ye­’nin Ban­yas ken­tin­de­ki kat­li­amı la­net­li­yor:

“Ban­ya­s’­ta­ki soy­kı­rım ta­ham­mül edi­le­mez se­vi­ye­ye ulaş­tı. Ora­dan ge­len ha­ber ve gö­rün­tü­ler ger­çek­ten iç­ler acı­sı. Bel­ki o re­sim­le­ri gör­dü­nüz; kat­le­di­len­ler ara­sın­da ço­cu­ğu­nun gö­zü önün­de ka­fa­sı­na kur­şun sı­kıl­mış an­ne­ler, ba­ba­lar var. Top­lu hal­de ya­kıl­mış in­san gö­rün­tü­le­ri var. ‘Her kim alı­nır­sa alın­sın. Han­gi CHP’­li yö­ne­ti­ci, han­gi ül­ke alı­nır­sa alın­sın şu­nu açık açık ifa­de ede­ce­ğim: Kal­bin­de zer­re ka­dar mer­ha­met olan bir in­san böy­le bir kat­li­am ya­pa­maz. Kal­bin­de zer­re ka­dar inanç olan bir in­san, bu ço­cuk­la­ra öy­le kı­ya­maz. Emin olun ‘in­sa­nı­m’ di­yen bi­ri böy­le vah­şe­te or­tak ola­maz. He­le, al­tı­nı çi­ze­rek ifa­de edi­yo­rum: Ker­be­la acı­sın­dan yü­re­ğin­de zer­re mis­kal ta­şı­yan, kal­bin­de zer­re mis­kal Eh­li­beyt sev­gi­si olan bi­ri böy­le bir vah­şet ser­gi­le­ye­mez. Böy­le bir vah­şe­tin ar­ka­sın­da du­ra­maz, bu­nu gör­mez­den ge­le­mez. Ban­ya­s’­ta­ki man­za­ra en az Ker­be­la­’da­ki ka­dar acı­dır. Ka­til­ler de en az Ye­zid ka­dar al­çak­tır. Ha­sa­n’­a, Hü­se­yi­n’­e, sev­gi­li Pey­gam­be­ri­mi­zin o gü­zel to­run­la­rı­na ölü­mü la­yık gö­ren­le­ri Ye­zid ilan eden­ler, bu­ra­da on­la­rın izin­den gi­den, o Müs­lü­man­la­ra, o yav­ru­la­rı şe­hit eden­le­ri ni­çin Ye­zid ilan et­mi­yor­lar. On­lar da bi­rer Ye­zi­d’­dir.”

Muk­te­dir bir baş­ka ko­nuş­ma­sın­da da şun­la­rı söy­lü­yor:

“Ey Be­şar Esad, val­la­hi bu­nun he­sa­bı­nı ve­re­cek­sin. Baş­ka­la­rı­na gös­ter­me­di­ğin ce­sa­re­ti ağ­zın­da em­zik olan kun­dak­ta­ki be­be­ğe gös­ter­me­nin be­de­li­ni çok ama çok ağır öde­ye­cek­sin. O ço­cuk­la­rın ar­şı in­le­ten fi­ga­nı in­şal­lah se­nin üze­ri­ne kut­lu bir in­ti­kam ola­rak ine­cek­tir. Al­lah izin ve­rir­se bu ca­ni­nin, bu ka­ti­lin dün­ya­da he­sa­ba çe­kil­di­ği­ni gö­re­cek ve bun­dan do­la­yı da ham­de­de­ce­ği­z”

Muk­te­di­ri din­ler­ken göz­le­ri­min önü­ne ba­na yıl­lar­ca ka­bus ya­şa­tan gö­rün­tü­ler ge­li­yor.

* * *

Mer­hum Tur­gut Özal Baş­ba­kan’­dı.

Ga­ze­te­ci­le­re GA­P’­ı (Gü­ney­do­ğa Ana­do­lu Pro­je­si) gez­di­ri­yor­du.

GA­P’­ın bit­me­siy­le böl­ge­nin ma­kus ta­li­hi­nin de­ği­şe­ce­ği­ni söy­lü­yor­du.

Ço­cuk­lar gi­bi se­vi­ni­yor, mut­lu­lu­ğu göz­le­rin­den oku­nu­yor­du.

Ge­zi­nin son gü­nün­de Di­yar­ba­kı­r’­da mi­ting ya­pa­cak­tı.

Ama ol­ma­dı.

Çün­kü PKK, bir kö­ye bas­kın yap­tı.

He­men he­li­kop­ter­ler­le ko­şul­du, o kö­ye uçul­du!

Kar­şı­mı­za çı­kan gö­rün­tü an­la­tı­la­cak gi­bi de­ğil­di:

Ev­ler ya­kı­lıp yı­kıl­mış, er­kek­le­rin ço­ğu kur­şu­na di­zil­miş­ti.

Ka­dın­lar ce­set­le­rin üze­ri­ne ka­pan­mış­tı.

Baş­ta Baş­ba­kan, bu vah­şe­te ta­nık olan her­kes ağ­lı­yor­du.

O sı­ra­da ya­nı­ma 2 özel ha­re­kat po­li­si yak­laş­tı. Bi­ri­nin elin­de ga­ze­te ka­ğı­dı­na sa­rıl­mış bir şey du­ru­yor­du.

Aç­tık, aç­tık, aç­tık… Ka­ğı­dın için­den en faz­la 3-4 san­tim bü­yük­lü­ğün­de bir be­bek aya­ğı çı­kar­dık.

Ba­ka­ma­dım… Don­dum kal­dım… Kah­rol­dum…

Da­ha son­ra do­ğan be­bek­le­ri­min ayak­la­rı­nı ne za­man öp­mek is­te­sem, göz­le­ri­min önü­ne hep, ga­ze­te ka­ğı­dı­na sa­rıl­mış o ta­lih­siz yav­ru­nun mi­ni­cik aya­ğı ge­li­yor­du.

Bu ka­bus­tan yıl­lar­ca kur­tu­la­ma­dım.

* * *

Şu ha­zin çe­liş­ki­ye ba­kın.

Muk­te­dir, bir yan­dan be­bek ka­ti­li Be­şar Esa­d’­ı la­net­li­yor, ama di­ğer yan­dan yüz­ler­ce be­be­ğin ka­ti­li Öca­la­n’­la pa­zar­lık ma­sa­sı­na otu­ra­bi­li­yor!

Be­şar Esa­d’­ı be­bek ka­ti­li ol­du­ğu ge­rek­çe­siy­le yok et­me­ye ça­lı­şı­yor, ama la­net­li be­bek ka­ti­li Apo’­dan bir No­bel Ba­rış Ödü­lü ada­yı ya­ra­ta­bi­li­yor!

* * *

Hi­ka­ye bu ya!

Mak­ya­vel ye­ni­den dün­ya­ya gel­miş!

Muk­te­di­ri ta­nı­yın­ca “E­ma­ne­tim olan Mak­ya­ve­lizm emin el­ler­de! Ar­tık ra­hat­lık­la öle­bi­li­rim!” de­miş!..

SÖZCÜ

Arslan Bulut : “En büyük terörist bizim terörist!”

26182.jpg

Tayyip Erdoğan, “PKK ile müzakere yapıyorsunuz” eleştirisine karşılık, “Madem İmralı ile görüşmek senin dilinde ihanettir, bölücülüktür de o zaman 1999’da ihanete, bölücülüğe niye ortaklık ettin?” gibi sözler söyleyince, Devlet Bahçeli, “İmralı canisi 15 Şubat 1999’da yakalanmıştır, ertesi gün İmralı cezaevine gönderilmiştir. Bunlar yaşanırken MHP, TBMM’de değildi. Pazarlık başka bir şeydir sorgulama, kovuşturma başka bir şeydir” diye cevap verdi.

***

Bu vesileyle hatırlatmak istiyorum; Abdullah Öcalan’ı bahsedilen tarihte, bugünlerde Ergenekon iddianamesine karşılık son savunmasını yapacak olan emekli albay H. Atilla Uğur sorgulamıştı. Uğur’un, “Abdullah Öcalan’ı Nasıl Sorguladım?” adlı kitabında, pazarlığa dair en küçük bir iz yok. Sadece Abdullah Öcalan’ın bu yönde bir girişimi var..

Uğur, kitabının “Müthiş öneri” başlıklı bölümünde, Öcalan’ın bu girişimini anlatıyor:

“Daha önce, Talabani ve Barzani’nin maşa olduklarını, Türkiye’ye dost görünseler bile asla güvenilir olmadıklarını size söylemiştim. Şimdi benim durumumdan sonra Amerika’nın en büyük yatırımı bunlara olacak ve Türkiye için tehdit daha da büyüyecektir. Bunların oyunlarını boşa çıkarmak için ben hizmete hazırım, örgütü sizin uygun göreceğiniz şekilde bunların üzerine yöneltebilirim.”

Uğur, bu önerinin Öcalan tarafından PKK’yı yasallaştırmak için geliştirildiğini, dolayısıyla ciddiye almadığını anlatıyor…

Anlaşılıyor ki Öcalan, aynı öneriyi AKP’nin müzakerecilerine de yaptı. Veya PKK’lıları “kadrolu terörist” yaptılar. PKK’lı teröristlerin, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin gözetiminde Türkiye’den Kuzey Irak’a doğru yürüyerek gitmesi işte bu müzakerenin sonucudur. Gidilen yolu, MİT ve PKK temsilcilerinin Oslo görüşmelerinde söylediği gibi “önderliğin yol haritası” na göre belirlemişlerdir. Yani şu anda Türkiye Cumhuriyeti’ni idare ediyor görünen insanlar, Abdullah Öcalan’ın yol haritasını uygulamaktadır.

***

Şimdi Öcalan, örgütü, Talabani ve Barzani’nin üzerine mi yöneltecek? Bu mümkün değil! Çünkü Türkiye’nin sermaye sınıfı, Kuzey Irak’ta önemli yatırımlar yaptı. Kuzey Irak’ın petrol ve doğal gazını çıkarıp yeni boru hattı ile Türkiye’ye ulaştırmak ve pazarlamak konularında bir dizi anlaşmalar imzalandı. Bu anlaşmaları yapan şirketlerin paravan olduğu da biliniyor ama kimse ses çıkarmıyor.

Ayrıca PKK’nın federasyon veya özerklik dışında hemen her talebi AKP tarafından yasa haline getirildi.

Dolayısıyla Abdullah Öcalan’a Türkiye’de yapacak iş bırakmadılar. Bu durumda PKK’yı nereye yöneltecek Öcalan?

PKK’nın bundan sonraki gücünü, öncelikli olarak, ABD, İsrail ve AKP’nin ortak hedefi olan Suriye’ye yöneltmesi bekleniyor. Zaten, dünya basını da PKK’lı militanların bir kısmının Suriye’nin kuzeyine geçtiklerini bildiriyor.

Muaviye’nin oğlu Yezid, Hz. Peygamber’in torunu Hz. Hüseyin ve 70 askerini başlarını kestirerek katlettirmişti. 2013’te BM gözlemcisi tarafından kimyasal silah kullandığı tespit edilen Suriye’deki muhalifler de benzer katliamlar yapıyor. Ama Tayyip Erdoğan, daha olaylar açığa çıkmadan Esad’ı “Yezid” likle suçluyor. Ya katliamı, Tayyip Erdoğan’ın “lojistik destek veriyoruz” dediği muhalifler yapmışsa? Bu adamlar, kafa keserken görüntü çekip yayınlayan yaratıklar.. Erdoğan, bu “Yezid” lere hangi gerekçeyle destek veriyor?

AKP, Suriye’deki teröristleri destekliyor; Türkiye’deki teröristleri de şimdilik Kandil’e tatile gönderiyor!

Hani asker uğurlarken, Türk gençleri “en büyük asker bizim asker” diye slogan atıyor ya, galiba bundan sonra AKP fanatiklerinin sloganı, “en büyük terörist, bizim terörist” olacak…

Yeniçağ

Mustafa Mutlu : ‘Estetik’ istiyorlar çünkü yüz nakli yaptıracakl ar !

654220120227105809891.jpg

Ne güzeldi bizim gazetenin dünkü manşeti:

“Uzlaştılar!”

Uzlaştığı söylenenler; AKP, CHP, MHP ve BDP

Bugüne kadar hiçbir konuda uzlaşamayan bu dört parti hangi konuda uzlazmış?

Türkiye‘ye ilkel bir demokrasiyi reva gören Seçim ve Siyasi Partiler yasalarını değiştirmek için mi?

Anayasa konusunda mı?

Terörün çözümü hakkında mı?

Yoksulluğa karşı izlenecek politikalarda mı?

İşsizliği önleyecek yasalarda mı?

Kadına şiddete karşı alınması gereken önlemlerde mi?

Arap saçına dönen dış politikada mı?

Hayır; hiçbirinde değil.

Anlaştıkları konu; kendilerine ve yakınlarına estetik hakkı!

Haberi okumayanlar için hatırlatayım:

Tüm milletvekillerine ayrıcalıklar getiren bir yasa teklifi hazırlanmış ve bu teklife bütün partiler imza atmış!

Buna göre milletvekillerinin araçları trafikte geçiş üstünlüğüne sahip olacakmış.

Ayrıca eski ve yeni tüm milletvekilleri ile eşleri ve 25 yaşına kadar okuyan çocukları süresiz diplomatik pasaport alma hakkına kavuşacakmış… Bu sayede hiçbiri vize problemi ile karşılaşmayacakmış…

Ayrıca hepsinin “estetik” dâhil her türlü sağlık harcaması Meclis bütçesinden karşılanacakmış…

Tüm kamu ve sosyal tesislerden yararlanabileceklermiş…

Ve “temsil” harcamalarını da Meclis üstlenecekmiş!

Vatandaş ne diyor?

Haberi okuyan okurlar, geçmiş bilgisayarın karşısına ve duygularını yazmış… Bakın ne diyorlar:

“Estetik harcamalarını da Meclis’e yüklemişler; doğru yapmışlar! Çünkü hepsinin ‘yüz nakli’ne ihtiyacı var!”

“Yazıklar olsun hepinize…”

“Kişisel çıkar için hemen birleşiyorlar.”

“Allah hepsini bildiği gibi yapsın.”

“Biz de uzlaşma masasından kalksınlar diyorduk… Bu masadan kalkılır mı?”

“Biz bir dişimizi yapıştırmak için günlerce dişimiz elimizde dolaşıyoruz; kendilerine gelince estetik hakkı çıkarıyorlar.”

“Müslümanım diyen milletvekillerine hakkımı helal etmiyorum.”

“Zehir zıkkım olsun.”

“Bir de ‘ölünce altın tabutta gömülme kanunu’ çıkarsalar tam olacak!”

Vatandaş demiş denilecekleri… Ben daha ne söyleyeyim ki?

Uyan… (55)

Rektör Fatih Hilmioğlu, ağır hasta ancak bir türlü tahliye edilmiyor! O tahliye edilmediği için ölümcül hastalığı olan Emekli Üsteğmen, Avukat Serdar Öztürk de tedaviyi reddediyor.

Tutuklu hastalara yapılan haksızlıklar konusunda düşüncelerimizi devleti yönetenlere yazmaya devam ediyoruz.

Bugün protokol listesinin en başına dönüyoruz ve sıra yeniden TBMM Başkanı Cemil Çiçek’te…

Faks: (0312) 420 51 65

E-posta: cemil.cicek

GÜNÜN SORUSU

Mustafa Sarıgül, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı konusunda CHP‘den beklediği teklifin gelmemesinden olsa gerek, “partileşme” konusunu yeniden gündeme getirdi. Üstelik bu sefer hedefi daha da büyüterek, “DSP, CHP, TDH hepsini, hepsini birleştirmemiz lazım” dedi… Sorum kendisine:

Sevgili Sarıgül; bu kararsızlığının artık kabak tadı verdiğini görmüyor musun?

Sorgulama-pazarlık!

İktidar “barış süreci” adını verdiği pazarlıkları kamuoyuna anlatabilmek için, “Devlet her dönem terör örgütüyle görüşmeler yapmıştır” savına sığınıyor.

Bunun için de “1999’da da bu görüşmeler yapılmış ve terör örgütü şimdiki gibi çekilme kararı almıştı. O zaman ne karşılığında çekiliyorlar diye sorulmuş muydu?” diyorlar.

Oysa 1999 ile şimdiki durum çok farklı. O dönemde görev yapmış komutanlardan biriyle yaptığım sohbet aklıma geldi.

Komutan şöyle demişti; “Evet PKK lideri ile İmralı adasında görüşmeler yapıldı, ama o sorgulamaydı, o teröristle hiçbir konuda pazarlık yapılmadı.”

1999’da terör lideri Abdullah Öcalan yakalandığında örgüt büyük darbe yemişti. Moraller bozulmuş ve yolun sonuna gelindiği anlayışı örgüte hâkim olmuştu. Dönemin istihbarat birimleri başta Genelkurmay olmak üzere İmralı’da Abdullah Öcalan’ı sürekli soruya alıyor ve örgütün bilinen bilinmeyen tüm sırlarını çözmeye çalışıyorlardı.

Öcalan’la “çekilme pazarlığı” değil “silah bırakma ve teslim olma” dayatması yapılıyordu. Sonunda artık çare kalmadığını gören Öcalan örgütüne “Silahları bırakın, ya teslim olun ya da gidin” çağrısı yapmak zorunda kalmıştı.

Peki; bunun karşılığında Öcalan’a bir şey verildi mi?

Verilmedi. Ama idam cezası kaldırıldı. Aslında Avrupa Birliği Uyum Yasaları gereği idam zaten kalkacaktı ama bunun kabulü Apo’nun idamından sonraya bırakılabilirdi. O da yararlansın diye infaz bekletildi.

Sonuçta; 1999’da Öcalan büyük baskı altındaydı ve devletin taleplerini yerine getiriyordu. Böylelikle örgüt çökme noktasına getirilmişti.

Şimdi ise Öcalan “çok güçlü” ve “baskı yapma sırası” onda…

Bu nedenle “eskiden de görüşülüyordu” sözleri aslında kafa karıştırma çabasından başka bir şey değildir.

VATAN

Orhan Birgit : PKK güçlerini çekiyor ama nasıl ?

orhan.jpg

İmralı ve Kandil ile Erdoğan arasında varılan anlaşma uyarınca, silahlı çatışmaların durmuş olması elbette sevindiricidir.

Güneydoğu Anadolu’da otuz yıldır akan kanın durmasını, şehit ve gazi haberlerinin ocaklara bir yangın gibi düşmemesini kim istemez ki?

Bugün ülke gündeminde, bu çatışmaların kesilmiş olmasını askeri sözcükle ve Osmanlıca deyim ile “Mütareke” olarak anlatabiliriz. Sade dil kullanarak da “silah bırakışma” demek mümkündür.

Başbakan Yardımcısı Arınç , dört gün önce PKK’lıların çekilmekte olduğunu söylemişti. Oysa, uluslararası haber ajanslarına göre, fiili çekilme daha önce de açıklandığı şekilde 8 Mayıs’ta öncü güçlerin güney sınırına yürüyüşü ile olmaktadır ve görülmektedir ki, PKK silah bırakmaya yanaşmayacaktır.

Oysa Başbakan’ın öne sürdüğü koşul, “Geldikleri gibi ve silahları ile birlikte giderler” olarak iç ve dış kamuoyuna yansıtılmıştı!

“Çekilsinler de nasıl çekilirlerse çekilsinler” demek olasıdır. Ancak bu görüş, Anayasa oylaması sırasında, siyasi iktidarın önünü açmak isteyenler tarafından savunulan “Yetmez ama evet!”çilerin tutumlarını anımsatan sulandırılmış bir mazeretten başka bir şey değildir.

Zira çekilmenin PKK ve artık onun siyasi kanadı olduğunu gizleme gereği duymayan Barış ve Demokrasi Partisi sözcülerince ilk koşulu Öcalan’a özgürlüktür.

PKK silahlı güçlerini çekecek. “Önder APO” olarak gösterilen Öcalan- muhtemelen- toplumun ezici bölümünü oluşturan yurttaşların tepkilerini en aza indirebilmek için bir Genel Af yasası çıkartılarak serbest bırakılacak!

Bu iki madde BDP kamuoyu için yeterli görülecek midir?

Yine “Hayır.”

Zira eldeki asıl koz, “yerel yönetim” ilkesinin yeni Anayasada yer alması ve buna bağlı olarak, o yönetimlere de, bugünkülerden farklı yetkiler tanınmasıdır.

Ankara’nın yanı sıra özellikle Diyarbakır’ın da bulunduğu merkezler çevresinde oluşturulacak eyaletlerin kurulması, bu eyaletlerin meclislerine otonom yetkilerin devredilmesi de, değişim isteyenlerin “olmazsa olmazları” arasındadır.

Bu ve benzer isteklerin yeni anayasada yer alması, sınır çizgisinde eli tetikte bekleyen PKK’lıların namlularının gölgesinde yapılacak. BDP cephesinde istenmeyen durumlarda çatışmalar yeniden başlayabilecek!

Darbe dönemlerinden sonra yapılmış olan anayasa değişiklikleri için namluların gölgesinde eleştirilerini yapanlar, haksız değillerdi.

Ya şimdi PKK çetelerinin sınır ötesinden Ankara’ya yönelmiş olan namluları için, “çekildiler” diye madalya takmaya çalışanlara ne demeliyiz?

YURT

ARAŞTIRMA DOSYASI : Barış Yanlış Adreste Aranıyor

İbrahim ÇEVİK
Daire Başkanı /// Etnik Çatışmalar

Zehri ağır ağır veriyorlar. Kürtçü, yerli ve yabancı işbirlikçilerinin dillerinde giderek yaygınlaşan biri Kürt diğeri Türk olan ayrıştırma öne çıkıyor. Onların zihinlerinin karanlıklarından çıkarıp sözlü olarak açığa koydukları planlarında terör sorununun çözümü giderek ayrıştırılan taraflardan Türklere havale edilme arsızlığına dönüşüyor. Sanki terörü yaratan, Kürdü kaynaştığı toplumun içinden söküp alan, ırkçı, etnik bir grup olarak bölen, Kürdün de Türkün de kanını döken Kürtçüler ve işbirlikçileri değil!

Memleketin batısında yaşayanların nerdeyse tümü Kürtlüğü sadece komşusundan bir de askerlik anılarından ibaret olarak bilirdi. Tanıdığı Kürtle ilişkisinin içeriğine göre hüküm verirdi. Ona göre bütün Kürtler tanıdığı gibiydi… İlişkisi iyiyse iyiydiler, kötüyse kötüydüler. Hepsi bu kadardı. Bunun dışında Kürtlüğe illa bir husumet arayanlar, devletin başında oturan ve Kürt ağasıyla, seyidiyle, miriyle iyi geçinenlerin yarattıkları işbirlikçiliğe dikkat kesilmelidirler. Bugün ise geçmiştekine ilaveten terörden nemalananlara bakmalılar. Göreceklerdir ki Türklerin kendi aleyhlerine işleyen sistemden bile haberleri yokken, bir de Kürdün asimile politikalarını desteklesinler. Bu nedenle eğer asimilecilikle, baskıcılıkla suçlanacak birileri varsa Kürtler önce kendi ileri gelenlerini sorgulayarak işe başlamalıdırlar.

Türkün Kürtle ilişkisi bu kadar basit ve olsa olsa bireyselliğe dayalı olarak yürürken, Kürde Türk husumetini aşılayanlar işte bu işbirlikçi Kürt seçkinleridir. O günlerde solun en diri Amerikan karşıtı hareketi olan Türkiye İşçi Partisi’ni (TİP) bölenler ve süslü laflarla milli demokratik devrim derken Amerikan hizmetkârı örgütlerin ortaya çıkmasını sağlayanlar bu seçkinlerdir. Bugünkü zehri saçanlar o Kürtçüler ve el ele verdikleri solcular ile sözde sağda duran ama iktidar hastası gündelikçi politikacılardır.

Altı yüz yıldan beri hiç bitmeyen isyana rağmen Türk, engin hoşgörüsüyle Kürde hiçbir zaman husumetle bakmadı. Ama işbirlikçiler sade Kürdü bunca sene Türke karşı kışkırttı. Sinsi PKK’nın ilk dayanağı “Apoculuk”la Kürdün sözde yerde olan onurunu layık olduğu yere çıkarmak iddiası oldu. Daha ilk gün iki cephe yarattı. Sonra enternasyonalizmin ihanet şemsiyesinin altına girdi. Enternasyonalistti ama Partiya Karkeren Kurdistan adıyla Kürt ırkçılığı yapması çelişkili değildi. Ayakta kalmasını iki temel nokta üzerine oturttu; birincisi terör ikincisi Kürt ırkçılığıyla sade Kürdü zehirlemekti. Tıpkı geçmiş örneklerinde olduğu gibi arkasına o malum işbirliği şebekesini alıp bugünlere barışın iki tarafından en çok heveslisi olma ikiyüzlülüğü maskesini takındı.

Maskelerin arkasında sırıtan gerçekler son derece aydınlık. Barışı, kardeşliği isteyenler Rus haritalarından alıntı yaparak Sivas’a “Sêwaz”, Doğubeyazit’e “Bazîd” demekte inat etmezler. Kürtçülerin ve yerli, yabancı işbirlikçilerin yarattıkları terör sorununun tek nedeni Türklerin, Kürtleri haklarından mahrum bırakmaları olarak gösteriliyor. Kısaca terörün sorumlusu Türkler deniliyor. Kastamonu’nun, hatta Akdeniz’in Rivierası Antalya’nın ilçesi Korkuteli’nin köylerinin halklarının yaşadıkları sorunların aynısını terör bölgesinin köylerinde etnik ayırımcılık olarak ele alıyorlar. Ülkenin geçmişinde yaşanmış olan soygun-talan düzeninin yarattığı topyekun etkiyi bırakıp, sadece Kürt tarafını görüyorlar. Bunda bile ayırımcılık hastalığından kurtulamıyorlar.

Memleketin her bölgesi doğunun, güneydoğunun işadamlarıyla kaynıyor. Özellikle turizm, inşaat ve hizmet sektöründe tekelleşmiş durumdalar. Bu duruma karşı o bölgelerde yaşayan yerli halkın ayrılıkçılığa varan bir tepkisi bulunmuyor. Hatta PKK’nın hainliğinden önce o işadamlarının Kürtlüğünü veya geldiği bölgeyi aklına getiren bile yoktu.

Asıl amaç siyasi yatırım bile olsa doğunun, güneydoğunun gelişmesi kalkınması için yapılan yatırımları yerle bir edenlerin bugünkü etnik ayırımcılar olduğunu bilmeyen var mı? Yarattıkları terör ve şiddet dünyasına değil Türk, Kürt işadamı, işçisi bile girmiyorsa ve huzurun güvenin peşinden uzağa kaçıyorsa suçlu da sorumlu da kendileridir. Bugün hâlâ bölgenin yabancısı olan bir memura bile “sen yabancısın” diyerek görev sorumluluklarını yerine getirmesinde bile ayrımcılık, bölücülük yapılıyor. Kışkırtmalarının sonucunda şehrine, kasabasına uygarlığı taşıyan devletin memurunu sömürgeciliğin temsilcisiymiş gibi gösterdiler. Zihinlerini bulandırdıkları zavallı sade Kürt esnafı ticaretin gerçeklerini şimdilerde gördüğü için kasabasında görev yapan “yabancıları” alış verişi kendilerinden yapmaya davet ediyor. Oysa iki üç yıl öncesine kadar rafta duran ekmeğe rağmen satış yapmayanlar kendileriydi.

“Barış”ın olmadığı yerler buralardır. Diğerlerinin buna ikna edilmeye ihtiyacı yoktur. Oralar hep sakin ve kendi işinde gücündeydi. Ülkeyi karış karış gezmeye gerek yoktur; bunu yapmak yerine “barış”ı gidip husumetten “barış “çıkarma sinsiliği içerisinde olanlara anlatmaları çok daha yararlı olacaktır.

Bugün sade Kürdün elinde kullanabileceği son şansı kaldı. Bundan öncekileri I. Dünya Savaşı’nda, 1960’larda heba etti. O günlerde ellerinde cetvelle sınır çizenlerin neden kendileri için de bir çerçeve yapıp içerisine Kürtleri yerleştirmediklerini artık anlamalılar. Artık onun bunun gündelikçi politikacılarının ve küresel güçlerin çıkarları için bir araç olmaya son vermek zorundalar.

Dün PKK’nın şerrinden korunmak için haklı olarak sessizliği tercih etmiş olmalarını kabul edelim. Ama bugün mademki “barış” geldi, dört aydır analar ağlamadı, öyleyse şimdi bu kardeşliğin bir başka şekilde zehirlenmesine izin vermemek zorundalar.

"Bugün Türkiye’de yönetime muhalif Kürt dergileri, Kürt gazeteleri var. Bizim Bağdat’ta Saddam’a muhalif tek bir kitap basmamız dahi mümkün değil. Bizde hiç bir zaman legal mücadele verme koşulları olmadı." Bu sözler Bölgesel Kürt Yönetiminin Başkanı olan Mesud BARZANİ’ye ait. (1) PKK’nın “Kürt demokratik hakları” için yakıp yıktığı günlerde söylenmiş olmasını da ayrıca önemseyelim. BARZANİ’nin her sözünü kulağına küpe yapanlar bunu da unutmamalılar.

Dünün kışkırtanlarından bugünün “barış “ çığırtkanlarından fırsat bulup hayatını biraz olsun güzelleştirebileceğini zanneden sade vatandaşlar hayal dünyasında yaşamaktadırlar.

(1) Nokta 20-26 Haziran 1993 “Barzani’den Kürt Aydınlarına Mini Konferans Yıkmayın Yapın!”

Emin Çölaşan : Bugün 8 Mayıs !.. Çekiliyor !.. Son biletler !..

emincolesan-84C9-94B1-710B.jpg

Sevgili okuyucularım, Türkiye’de yaşanan güldürü dünyanın en ilkel toplumlarında bile yaşanmıyor. Ülkemizde neler olduğunu, ya da nelerin olmayacağını hiçbirimiz bilemiyoruz.

Birileri yalan söylüyor, Türk Milleti’ni utanmazca kandırmaya yelteniyor.

Bugün 8 Mayıs!..

PKK, teröristlerin bugün sınır dışına çekilmeye başlayacağını bildirmişti.

O gün geldi! Bakalım çekilecekler mi!..

Dağlardan mı gidecekler, kentlerden mi?

Tayyip hükümeti onları nasıl uğurlayacak? Törenler mi yapılacak, yoksa arkadaşlar görmezden gelinip buharlaşacak mı?

Çaktırmadan gitmelerine mi göz yumulacak, yoksa devletin yolları açmasıyla mı?

Karayollarından, kendilerine tahsis edilen makam araçlarıyla mı çıkacaklar, yoksa dağ yollarından katır sırtında mı?

Silahlarını kim, nasıl götürecek? Devlet bunları da görmezden mi gelecek?

Yurtdışına çıkış için ellerine pasaport verildi mi?

Askeri birlikler, polisler ve insansız hava araçları bu çıkışları görmezden mi gelecek?

Yasalar nasıl çiğnenecek?

Devlet ve hükümet nasıl rezil olacak?

* * *

Evet, bugün 8 Mayıs!.. Hayatta en merakla beklediğimiz günlerden biri olacak!

PKK tarafından Kuzey Irak’taki Kandil dağında yapılan açıklamada, tarih olarak bugün verilmişti.

Şimdi son iki gün içerisinde yaşanan güldürüye bakalım ve böylesine bir konuda bile nasıl ciddiyetsizlik, nasıl şarlatanlık sergilendiğini görelim:

Meclis Başkanı Cemil Çiçek konuştu:

“PKK çoktan çekildi. Şu anda çıkmıştır. PKK’nın açıkladığı 8 Mayıs günü, problem çıkmaması için verilen sanal (hayali) bir tarihtir.”

Hemen ardından Kürtçü BDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş konuştu:

“Tek bir askeri birlik bile geri çekilmekte olan gerillalara operasyon yapmaya kalkışırsa, biz yüz binlerce kişi operasyon bölgesine yürüyeceğiz. Operasyonu biz durduracağız…”

Sonra Cemil Çiçek’e yanıt verdi:

“Sayın Meclis Başkanı PKK’lılar zaten sınır dışına çıktılar diyor. Ama gerillanın sınır dışına çıkması iki üç ay sürer. Böyle iki üç günde gerillanın çıkması akla mantığa uygun değil.”

Şimdi bu ülkede yaşayan bir vatandaş olarak kimin yalan söylediğini bilin bakalım!

Meclis Başkanı üstüne vazife olmadığı halde başka telden çalıyor, Kürtçü başka telden.

Kim doğru söylüyor, kimse bilemiyor.

Bilinen tek şey, Kürtçü ekip tam kadro devlete posta koyuyor:

“Çekilme aşamasında bir gerillanın kılına dokunursanız sizi pişman ederiz!” Türk Devleti işte böylesine aciz ve zavallı durumlara düşürüldü.

* * *

Dün bu konuda son sözü Tayyip söyledi:

“Terör örgütünün tarih açıklaması yanlış. Nasıl girdilerse öyle çıkarlar. Bizim için esas olan silahlarını bırakıp ülkeyi terk etmeleriydi.”

Hepsi bu kadar! Başka bir cümlesi yok.

Sevgili okuyucularım, şimdi siz o şahsın ağzından çıkan bu cümleyi okuyunca ne anladınız?

Hiçbir şey!

Konuşuyor, ağzında bir şeyler geveliyor ama ne dediği anlaşılmıyor. Böylesine önemli bir konuda bile net bir şey söyleyemiyor.

Şimdi şu tabloya dikkat ediniz:

Meclis Başkanı “Çoktan gittiler” diyor.

Terörist temsilcileri “Örgütümüz burada, çekilme olmadı” diyor.

Tayyip eveleyip geveliyor.

Yani ne oldu, bugün ne olacak be kardeşim?

Bir bilen varsa Allah rızası için çıksın ortaya, bize de anlatsın.

Hepimizin bildiği bir tek şey var:

Devlet ve hükümet bir terör örgütü karşısında aciz kaldı, yenik düştü, teslim bayrağını çekti ve onların kum torbasına döndü.

Kanunsuz emir

Anayasamızın “Kanunsuz emir” başlıklı 137. maddesi çok açık:

“Kamu hizmetlerinde herhangi bir sıfat ve suretle çalışmakta olan kimse (asker veya sivil) üstünden aldığı emri yönetmelik, tüzük, kanun veya anayasa hükümlerine aykırı görürse yerine getirmez ve bu aykırılığı o emri verene bildirir.

Ancak üstü emrinde ısrar eder ve bu emrini yazı ile yenilerse, emir yerine getirilir. Bu halde, emri yerine getiren sorumlu olmaz…”

Şimdi aynı maddenin çok önemli olan devamı geliyor:

“Konusu suç teşkil eden emir hiçbir suretle yerine getirilmez.

Yerine getiren kimse sorumluluktan kurtulamaz.”

* * *

Terörist kafileleri bugünden başlayarak veya daha sonra, ellerini kollarını sallaya sallaya sınırımızdan geçip ana üsleri olan Kuzey Irak’a yolcu edilecek.

İçlerinde kim olduğu bilinen şahıslar var.

Adam öldürmüşler, köy basmışlar, mayın döşemişler, bombalar patlatmışlar, nice insanların ölümüne neden olmuşlar.

İçlerinde Mehmetçik katilleri, polis katilleri var.

Hepsi suç işlemiş durumda.

Şimdi sen bu şahısların sınırdan şu veya bu biçimde özgürce geçmesine göz yumarsan…

Anayasanın “Kanunsuz emir” maddesi işte bu aşamada devreye girecek.

Sınırdaki askeri birliklere Valiler ve Genelkurmay tarafından çoktaaan sözlü emir verildi:

“Geçişleri görmemiş olun…

Bırakınız geçsinler!.. Dokunmayın yavrucuklara!..”

* * *

Anayasanın 137. maddesi açıktır. Gerek anayasa ve gerekse yasalarımızda, bunun aksine bir hüküm yoktur. Hiçbir asker veya sivil kamu görevlisi “Bana verilen emri uyguladım, geçişe göz yumdum” diyemez. Böyle bir emir aldığı takdirde yapacağı şey yazılı emir istemektir.

O da, yazılı emri verecekler açısından biraz sıkar!

Dolayısıyla, bu gibi kanunsuz emirleri veren ve uygulayan her kamu görevlisi, unvanı ve rütbesi ne olursa olsun suç işlemiş olacaktır…

Ve zamanı gelince hesap verecektir.

* * *

Sevgili okuyucularım, şu rezilliğe, şu kepazeliğe bakar mısınız!.. Ortalıkta bir terör örgütü var. Üyelerinin her biri suç işlemiş, dağlardaki inlerinde gizleniyor…

Ve koskoca Türk Devleti bunlarla at pazarlığı yapıp “İsteyen gidebilir arkadaşlar” diyebiliyor.

Sayılarının iki bin kişi olduğu söyleniyor.

Demek ki koskoca bir ordu ve öteki güvenlik güçleri iki bin silahlıyla baş edemedi, selameti onları kazasız belasız yolcu etmekte buldu!

Terör kafilelerinin sınırdan silahlı veya silahsız olarak geçişine göz yuman, bu kanunsuz emirleri veren ve uygulayanlar, günü geldiğinde mutlaka hesap verecek.

Evet, bugün 8 Mayıs, kutlu bir gün!

Du bakaliim neler olcek!

SÖZCÜ

YÜKSEK STRATEJİ

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

Fight "Gang Stalking"

Expose illegal stalking by corrupt law enforcement personnel

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

The WordPress.com Blog

The latest news on WordPress.com and the WordPress community.

%d blogcu bunu beğendi: