Etiket arşivi: ak parti

28 ŞUBAT DAVASI /// Ak Partili Karayel : 28 Şubat’ta Ergenekon’dan Daha Güçlü Deliller Var

TBMM Darbe ve Muhtıraları Araştırma Komisyonu, 28 Şubat Alt Komisyon Başkanı Ak Parti Milletvekili Yaşar Karayel, 28 Şubat’la ilgili, Ergenekon davası…

TBMM Darbe ve Muhtıraları Araştırma Komisyonu, 28 Şubat Alt Komisyon Başkanı Ak Parti Milletvekili Yaşar Karayel, 28 Şubat’la ilgili, Ergenekon davasından daha güçlü ve ıslak imzalı delillerin bulunduğunu öne sürdü.

AK Parti Kayseri İl Danışma Meclisi toplantısına gelen Mclis Darbe ve Muhtıraları Araştırma Komisyonu 28 Şubat Alt Komisyon Başkanı Yaşar Karayel, TBMM yasama yılının 1 Ekim’de çok yoğun bir gündemle başlayacağını söyledi. Türkiye’nin esas gündeminin 28 Şubat davası olacağını kaydeden Karayel şöyle konuştu:

"Sanıklar savunmalarını yapıyorlar. Bu savunmaların neticesinde bir hak doğacak. Bu hakla ilgili olarak da eğer bunlar suçlu bulunurlarsa, 28 Şubat dönemiyle ilgili olarak da herkes kamuoyu önünde bağımsız yargı tarafından, eğer ceza verilecekse verilecek, verilmeyecekse mesele yok. Şunu unutmamak lazım. Türkiye’nin, bu darbe belasından kurtulması lazım. Demokrasiyle yönetilen hiçbir ülkede darbeden söz edilemez, darbeyle alakalı sözler söylenemez. Yunanistan’da da dahi bir siyasi parti darbe çağrışımı yaptıran sözler söyledikleri için hükümet gitti, iktidar gitti, onlarla ilgili tutuklamalar sürüyor. Bu şunu gösteriyor ki demokratik ülkelerde asla darbeden söz edilemez, darbe çığırtkanlığı yapılamaz."

28 Şubat’la ilgili, Ergenekon ve diğer davalardan çok daha güçlü delillerin bulunduğunu ve hepsinin ıslak imzalı olduğunu öne süren Yaşar Karayel, "28 Şubat davasında yürütülen soruşturma ve mahkeme safahasındaki delillerin bir çoğu ıslak imzalı delillerdir. Ergenekon ve diğer davalardan çok daha güçlü deliller burada mevcuttur" dedi.

Komisyonun görevini tamamlayıp raporu da Meclis Başkanlığı’na sunduklarını hatırlatan Yaşar Karayel, dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in ifade verip vermeyeceği konusunda da, cumhurbaşkanlarının ancak vatana ihanetten sorgulanabileceğini, bu nedenle de böyle bir muhataplığa uğrayacağını zannetmediğini kaydetti.

Ahmet Takan : AKP’liler çok merak ediyor; “Hangisi daha uzun koş abilecek ?..”

yazir44060b500.jpg

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Lizbon’dan yeni anayasa çalışmaları ve başkanlık sistemi heveslilerine yaptığı yumuşak(!) çakış, Ankara kulislerinde yeni dalgalanmalara sebep olmaya yetti de arttı.

Hiç gündemden düşmeyen Abdullah Gül’ün yeni parti çalışmaları üzerine kulisler daha da hararetlendi. Bu oluşumun içinde öyle isimler sayılıyor ki duysanız küçük dilinizi yutarsınız. İşçi Partisi, Aydınlık gazetesi önderliğinde kurulan Milli Merkez’de bulunan bazı ünlü isimlerden tutun da Ülkücü çizgide siyaset yapanlara, oradan da CHP’nin ulusalcılarına kadar, kimler var kimler!.. Hazırda bekleyen Milli Görüşçüleri ayrıca belirtmeye zaten gerek yok..

Hal böyle olunca iki arada bir derede kalan, yardan da serden vazgeçemeyen muhterem AKP’liler de papatya falına bakıyorlar. Falın konusu şu; Abdullah Gül mü daha sağlıklı, Tayyip Erdoğan mı?.. İkisinin de hastalıkları malum. Acaba hangisinin hastalığı uzun süreli koşuya daha müsait?..

Espri yapıyor veya ti’ye alıyor sanmayın. Fotoğraf aynen böyle.. Çok sıkıntı bastı AKP’nin yüzer-gezer mebuslarını. Bakmayın siz “Muhteşem”in Devlet Bahçeli ve Kemal Kılıçdaroğlu’na yönelttiği sert eleştirilere!.. Adamcağızın içi yanıyor, kendini zor tutuyor; Abdullah Gül’e çakmamak için.Yanı başındakiler sürekli teskin ediyor Sultanlarını, “Aman şu süreç bir hallolsun. Bir de ABD’ye gidip dönelim. Ondan sonra bakarız icabına” diye. “Muhteşem”, Gül ve Cemaat üçgeninde patlayan Valiler ve Emniyet Müdürleri kararnamesi krizi o sebepten Lizbon dönüşüne tehir edilip sümen altına itildi. Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık, İçişleri bürokrasisi, fokur fokur kaynıyor. Hararetin en üst derecede olduğu diğer yer de yargı. Son hakimler ve savcılar kararnamesinin ardından şu bomba iddia ile çalkalanıyor başkent kulisleri;

“Yakında Kozmik Oda operasyonları başlayacak. Ardından da Öcalan ve terör örgütünün talepleri arasında olan faili meçhuller ile ilgili operasyonlar gelecek.”

Anlaşılan, “Muhteşem” sıkıntılarının bir bölümünü Ağustos Yüksek Askeri Şurası’nı beklemeden halletmeyi planlıyor.

Hazır, söz Çankaya Köşkü’nden açılmışken geçenlerde kıyıda kalan fakat çok önemli bir haberden alıntı yaparak aktarayım;

“Danıştay’ın kamuoyunda ‘Gizli Anayasa’ ve ‘Kırmızı kitap’ olarak bilinen Milli Güvenlik Siyaset Belgesi’nin iptali istemiyle açılan ve 7 yıldır süren davada son sözünü geçen yıl sonunda söylediği ortaya çıktı. Danıştay, kırmızı kitabın iptal istemini reddetti. İHD Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan ise Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulunarak Belge’nin ve ilgili Bakanlar Kurulu kararının iptalini istedi.”

Abdullah Gül’e Başbakanlık koltuğuna oturduğu ilk günlerde “Kırmızı kitabı gördünüz mü” diye sormuştum. “Gördüm. Bildiğimiz şeyler. Bir süre sonra kitap da Milli Güvenlik Kurulu da ortadan kalkacak” demişti. O zaman söyledikleri birer birer gerçekleşti. MGK “sivilleşti”. “Süreç” gidişatın ne yönde olduğunu da gösteriyor.
Benim bildiğim Abdullah Gül dediğini yapar!..

Gerçekten ibretlik mektup

28 Şubat tutuklularından emekli Albay Alican Türk, gazetecilere eşi aracılığıyla ara sıra mektup gönderir. En son aldığım mektubunun başlığı; “İbretlik mektup”tu. Türk, söze, “Orkun GÖKALP… Balyoz Davası’nda 16 yıla hüküm giyen bir albay… Orkun’la 2002 sonlarında Bosna Hersek’te tanıştık. O tarihte ikimiz de binbaşı rütbesiyle SFOR’da görevliydik. Saraybosna’nın hemen dışında yer alan Butmir kışlasındaki karargâhta çalışma bürolarımız altlı üstlü, yatakhanedeki odalarımız ise karşılıklı idi” diyerek başlıyor. Türk, silah arkadaşının kendisine gönderdiği mektubu kısaltarak şöyle aktarıyor;

“Abi, ben tutuklanalı 26 ay bitti.(…) İddiaya göre 2002’nin Aralık ayında dönemin 1’inci Ordu Komutanı Org. Çetin DOĞAN ile yüz yüze görüşerek Balyoz Darbe Planı içinde yer almayı kabul etmişim. ‘Yahu ben o tarihte Butmir’deyim, Çetin Paşa İstanbul’da… Nasıl yüz yüze görüşmüşüz?’ diye sordum, ama cevap veren olmadı. İsmim sözde 2002 Aralık ayında yayınlanan bir görevlendirme yazısında geçiyormuş. Yazı deyince yanlış anlama, imzalı bir evrak falan değil; bir CD içinde yer alan düpedüz sahte olarak düzenlenmiş bir Word dosyası…(…) Bosna’da olduğumuz süreçte, sorumluluk bölgem olduğu iddia edilen İstanbul’da darbe timlerine personel seçmekle suçlandım.(…) ‘Ben o tarihlerde Bosna’daydım, söz konusu seminere de katılmadım, katılamazdım’dedikçe savcılık makamı bana Bosna hariç yeni görev yerleri buldu, ama bir türlü yurt dışında olduğumu kabul etmedi. Mahkemenin talebi üzerine Genelkurmay, K.K.K.lığı, Emniyet Genel Md.lüğü resmî yazı gönderip yurt dışında olduğumu bildirdi, ama mahkeme gerekçeli kararında ‘sanığın savunmasına itibar edilmemiştir’ dedi. Yani aslında bana değil, devletin resmî kurumlarına itibar etmiyor.(…)

Sonuç, ağırlaştırılmış müebbet… Teşebbüs aşamasında kaldığı iddiası ile16 yıla indi. (…) Sen ne dersen de, istersen ben suç tarihinde doğmamıştım de yine de fark etmez. Aslında ortada bir suç olmadığı gibi suçlu da olmadığını onlar da biliyor.(…) Sen bu kirli senaryo içinde seçilmiş bir karaktersin ve sana biçilmiş rolü sen benimsemesen de zorla sana oynatıyorlar. Çünkü bu davalardan elde edilecek siyasî rant her türlü insan hakları ve masumiyetin üzerinde.”

Alican Türk de bunun üzerine şunları söylüyor;

“Değerli Yargıtay Hâkimleri,

Gizli tanıkların bol bol sahne aldığı bu davalarda, ben bir açık tanık olarak belirtirim ki, Balyoz sanığı Orkun GÖKALP Kasım 2002 – Mayıs 2003 tarihleri arasında benimle birlikte Bosna Hersek’te idi. Yani kendisine isnat edilen suçu işlemiş olması mümkün değil.”

Yeniçağ

Uğur Dündar : Muktedir böyle buyurdu: “Burası hukuk devleti !..”

image001119.jpg

“Ben de geçmişte Taksim’de miting yaptım. Ama belki yarın Taksim’de miting alanı olmayacak. Yasak olmasına rağmen ben burada miting yaparım diyemezsin. Sana neresi gösterilirse, orada miting yapacaksın. Burası hukuk devleti.”

Muktedir böyle buyurdu!

“Türkiye hukuk devletidir” dedi.

Yasaların suç saydığı bir eylemi kimsenin yapamayacağını söyledi.

Doğru.

Hukuk devletinde herkes yasalara saygılı olmalı!..

* * *

Muktedir yaklaşık üç ay önce de şöyle buyurmuştu:

“Silahlar bırakılmalı diyoruz! Bırakılmaması sıkıntı doğurur. Burasını yol geçen hanına çevirmek doğru olmaz. Silahsız olarak geçişini yap! Gidecek olan silahını nerede bırakırsa bıraksın, öyle gitsin. Anayasaya aykırı yasal zemini biz nasıl oluşturabiliriz? İster gömsün, ister mağarada falan bıraksın! Eğer geçeceklerse silahı bırakacaklar!”

* * *

“Silahın susması demek, silah eldedir ateşlenebilir’ demektir. Ben ‘susması’ demiyorum, ‘silahın bırakılması’ diyorum. Silah bırakılırsa orada operasyon olmaz! Senin sırtında silah, Doçka, Kanas, sınırdar geçiyorsun! Güvenlik gücüm bunu gördüğü zaman sessiz kalırsa yardım ve yataklıktan suç işler! Bunun için yasal düzenleme teklifiyle gelmek, yasa bilmezliktir. Böyle saçmalık olur mu? Silah bırakmadan bu iş olmaz!”

* * *

Peki sonra ne oldu?

Silah bırakmadan “bu iş” oldu!

Yani PKK, silahları bırakmadan sınırdan geçeceğini açıkladı.

Muktedir “Böyle saçmalık olur mu?” diyordu.

Böyle saçmalık oldu!..

Muktedir “Güvenlik gücüm bunu gördüğü zaman sessiz kalırsa yardım ve yataklıktan suç işler” diyordu.

Muktedirin güvenlik gücü sessiz kaldığına göre, teröriste yardım ve yataklıktan suç işlemiş oldu!..

* * *

Hani Türkiye hukuk devletiydi?

Hani yasaların suç saydığı bir eylemi kimse yapamazdı?

Ne oldu hukuk devletine?

Ne olacak canım!

Guguk devleti oldu!

SÖZCÜ

Cevher Kantarcı : O neymiş be abi !

cevher-kantarci.jpg

İsmini yazmamı istemeyen bir okuyucumuz sordu:

“Her gün Erdoğan’ı yazıyorsun! Başka konu yok mu?”

Okuyucumuz haklı..

Ama ben de haklıyım!

Hayatımızda Tayyip beyden başka kimse yok ki..

İnsanların miting yapacağı sahalardan, heykellerin ucube olup olmadığına, eğitimin nasıl yapılacağından, klasik liselerden mezun olan teröristlere, İmam Hatip Okullarının nasıl üstün adam yetiştirdiğinden, vatandaşın içeceği ayrana, şalgama kadar ne varsa ondan soruluyor!

İzmir’in gâvur olup olmadığını o biliyor!

Gidişat o ki, yakında İzmir’de pantolonlar fora, sünnet kontrolü yapılabilir!

Kaç çocuk yapılacak, “Bas gaza” diyerek o karar veriyor!

Ülkenin bugününün, geleceğinin hatta “geçmişinin” tek belirleyicisi!

Sadece Türkiye’nin mi?

ABD Başkanı elinde beyzbol sopasıyla, Ortadoğu’nun asayişini ondan soruyor!

Her gün mutlaka ekrana çıkıp konuşuyor..

Günde iki, bazen üç hatta dört konuşma yaptığı bile oluyor!

2053’deki Türkiye’ye kadar el attı!

Bu gidişle 2053’e kadar ortalıkta Türkiye kalacak mı, en azından harita şimdiki gibi mi olacak, hepsi ona bağlı!

Her dediği kanun!

O neymiş be abi!

Ben fakir ise muhalif bir yazarım..

“Yetmez ama evet” çi olamam!

Liberal demokrat hiç olamam!

Sadece vicdanımın ve inancımın sesini dinlerim!

Bu durumda muhalefet etmem lazım!

E, her şeyi o yaptığına göre; Kılıçdaroğlu, Bahçeli, BDP liderleri ya da sokaklardaki elektrik direklerine değil, ona muhalefet edeceğim, onu yazacağım elbet!

Şimdi bakın..

Onun yönettiği Türkiye’nin Kütahya vilayetinde “çocuklar” ayak topu maçı yapmışlar!

Maç sırasında hakem beş kişiye birden kırmızı kart göstermiş..

Oyuncular çocuk!

Büyük ayak topçular hakeme itiraz eder de, onlar etmez mi?

Ettiler ve dünyada eşine rastlanamayacak bir hadise meydana geldi Erdoğan’ın yönetimindeki Türkiye’de!

Polis memurları, çocukların suratlarına BİBER GAZI sıktı!

Çocuklara biber gazı!

Çocukları hastaneye kaldırmışlar, televizyonda seyrettim!

Çocuklar aynen ÇOCUKLAR gibi ağlıyordu!

Bildiğiniz çocuk nasıl ağlar ve çıkardığı o çocukça ses insanın içini nasıl yakarsa, öyle ağlama sesleri çıkararak ağlıyordu!

Çocuklar!

Tek belirleyicinin hedefindeki 2053’ün büyükleri, çocuklar!

Peki şimdi ben ne yazayım, onu yazmayıp da!

YURT

AK Parti Gülen cemaatini kullandı !

ABD’de hazırlanan rapordaki iddiaya göre AK Parti hükümeti muhalifleri susturmak için cemaatin gücünü kullanmış.

ABD Kongresi Araştırmalar Merkezi’nin hazırladığı, “Türkiye: Arka Plan ve ABD ile İlişkiler” başlığını taşıyan raporda Türkiye’deki basın özgürlüğünün “rutin endişe kaynağı” olduğu saptaması yapılırken Ergenekon ve Balyoz davalarına atıfla, AK Parti’nin Fethullah Gülen cemaatini muhalifleri susturmak için kullandığı değerlendirmesi yer aldı.

Bahadır Selim Dilek’in Cumhuriyet’teki haberine göre, Ortadoğu uzmanı Jim Zanotti imzasını taşıyan 41 sayfalık raporda, 1980’lerden bu yana, Türkiye’de, özellikle içeride temel değişimler yaşandığına işaret edildi ve Sünni Müslüman değerleri vurgulayan ekonomik bir orta sınıfın geliştiğine işaret edildi. Raporda, bu değişimin, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun başını çektiği AKP’nin iktidara gelmesini beslediği dile getirildi.

İÇ POLİTİKA KAYGISI

Raporun Türkiye’deki iç politikanın değerlendirildiği bölümünde, yurtiçindeki gelişmelerin, ülkenin sivil-asker dengesinin, kamusal yaşamda din üzerindeki tartışmaların, Kürt ve diğer etnik ve dini azınlıkların durumunun, basın ve sivil toplum ile ilgili özgürlükler konusunda artan endişeleri etkilediğine dikkat çekildi.

Bu konudaki gelişmelerin Türkiye’nin dış politikasının şekillendirilmesinde ve yürütülmesinde de etkili olduğu dile getirilen raporda, “Çeşitli raporlar Başbakan Erdoğan’ın Türkiye’nin daha fazla güç elde etmek için yeni bir anayasa üzerinde 2013 yılında, Başkanlık için TBMM’den onay isteyebileceğini göstermektedir” değerlendirmesi yapıldı. “Birçok gözlemci, Erdoğan’ın Türkiye’nin ilk doğrudan başkanlık seçimlerinde başkanlığı zorlayacağını tahmin ediyor” görüşünün dile getirildiği raporda, “Yurtiçi ve uluslararası gözlemcilerin, Erdoğan’ın ve AKP hükümetinin sivil özgürlüklerin düzeyi konusunda kaygıları yükseldi” denildi.

Raporda, basın özgürlüğüne ilişkin ihlallerin Türkiye’de rutin endişe olduğuna dikkat çekilerek buna karşı alınan önlemlerin olağandışı şiddetli ve ideolojik olmasının eleştirildiğine işaret edildi. Bu önlemlerin, insan hakları örgütleri ve uluslararası gözlemcilerin belirsiz ve aşırı geniş olduğu için eleştirdiği Terörle Mücadele Yasası altında Kürt kanaat önderleri, muvazzaf ve emekli subaylar da dahil olmak üzere, sindirme ve çok sayıda gazetecinin tutuklanması olduğuna işaret edildi.

Medya ve siyasi örgütlenme özgürlükleri ile ilgili güncel kaygıların Kürt sorunu ile Ergenekon ve Balyoz davalarına ilişkin olduğu vurgulanan raporda, temyiz aşamasının devam ettiği ve bu davaların muhtemelen İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi’ne gideceği değerlendirmesi yapıldı.

Raporda, AK Parti’nin Fethullah Gülen hareketinden gelen yetkilileri, siyasi ve ideolojik muhalifleri susturmak veya zayıflatmak için kullandığı belirtildi. Raporda, bazı gözlemcilerin Erdoğan’ın önerdiği anayasa değişikliklerinin güçler ayrılığını kaldıracak olmasından kaygı duyduğu ifade edildi.

KONGRE ÜYELERİNE ÖNERİ

Kongre üyelerinin Türkiye ile ilişkilerde silah satımı, Kürt hakları ve Ermeni soykırımı konularına dikkat etmesi istenen raporda, “Kongre üyeleri, Suriye iç savaşıyla ilgili alacakları tutumu Türkiye-İsrail ilişkilerine endekslememeli. ABD’nin gelecekteki çıkarları göz önünde bulundurulmalı” değerlendirmesi de yapıldı.

“Türkiye ile ilgili konularda Kongre üyelerinin aldığı pozisyonlar, bu kritik dönemde küresel ve bölgesel istikrar ile bilhassa Türkiye Cumhuriyeti’nin siyasi ve anayasal evrimi için ABD’nin önceliklerini de gösterecektir. Türk liderlerin gelecekteki dış politikayı etkileyebilecek retorikleri, kararları ve dengeleri de bundan etkilenecektir” denilen raporda, “Kongre’nin belirleyeceği pozisyon, Türkiye’nin halen süreç içinde olan sivil liderliğinde, bireysel haklar, azınlık hakları, basın özgürlüğü ve hukukun üstünlüğünü tanıyan demokratik hükümete bağlılığına etki edecektir” görüşü dile getirildi.

Kaynak : http://m.internethaber.com/News.aspx?q=531391#ixzz2ShLL4emj

Necati Doğru : AKP belediyeciliği çok fena kirlendi !

f4de1_Necati_DoC49Fru_07.01.2011_2954982_sondakika-hakkinda-haber.jpg

Buna tam olarak “AKP Belediyeciliği” demek yerine aslında “ANAP Belediyeciliği”nin devamı demek daha doğru olur. Kökünü “Menderes Belediyeciliği”nden alıyor.

Ağızlarda Allah inancı!

Birkaç Peygamber hadisi!

Şehir arsalarını özele sat.

Betonu, gökdeleni kıble yap.

Büyük bina projeleri üret.

Kendi zenginini yarat.

Şehir rantından “Sermaye birikimi yapan muhafazakar kapitalist peydahlayarak” belediye rantlarını siyasetin finasmanında, partinin ve liderinin propaganda masraflarında kullan.

AKP Belediyeciliği kirlendi.

Çok kirlendi.

Şehirler de elden gitti.

* * *

Bu kirlenmeyi ilk dile getirenlerden biri, İstanbul Belediye Meclisi’nin üyesi iken kendi partisi CHP’nin ilçe belediyelerindeki “rant peydahlama yolsuzluklarına” karşı da bayrak açan Hüseyin Sağ adlı genç, idealist bir adam oldu. Geçenlerde Hakan Atalay adlı bir gençle tanıştım.

Elinde yolsuzluk dosyaları.

Çıkageldi.

Önümüzdeki yerel seçimlerde Beşiktaş CHP Belediye Başkanı olmak için adaylığını açıklamış.

Kendisi mali müşavir ve sivil toplum örgütlerinde uzun yıllar çalışmış. Hakan Atalay, bütün Avrupa kentlerinin, özellikle “Şehir rantından kişi zengin etmeyi sıfıra indirmiş, imar çirkinliğine hiç bulaşmamış, çevre kirliğini ve gürültü kirliliğini başlamadan yok etmiş Finlandiya, Norveç, İsveç, Hollanda belediyeciliğini” incelemiş.

Hakan Atalay diyor ki:

Temiz belediyecilik şart.

* * *

Hakan Atalay’a göre “Temiz Belediyeciliğe” yönelmenin ilk yolu; kendi partinden de olsa “şehre karşı suç işleyenlerden” hesap soracak adımı atmaktan geçiyor.

Örneklerle anlatıyor.

Başbakan’ın tıraşlanmasını istediği 36 katlı gökdelen. Bu gökdelen bir şehir suçu… Suçu işleyenler bu binayı yapan ve yapılmasına izin veren belediyeler.

Yasalar izin veriyor.

Onlardan hesap sorulabilir.

Gökdelenin 15 katı yıkılabilir.

Kadıköy’de Özgürlük Parkı’na hançer gibi giren 45 katlı beton bina var.

Bu da şehir suçu.

Ataköy’de TOKİ binaları.

17’nci katları da çıktılar.

80 metre yükseklik.

Otel gibi gösterdiler.

Apartman dairesine dönüştü.

Yüksek rantlar peydahlandı.

Ataköy sahillerine el konuldu.

Çok büyük şehir suçu işlendi.

İşlenmeye devam ediyor.

* * *

Ataköy’ün deniz kıyısında yeşil parklarla donatılmış halka açık alanlar olması gereken bu arasalar “örnek şehircilik sergilesin” diye devlet bankası Emlak Bank’a verilmişti.

Emlak Bank, içinden hortumlandı.

Battı, batırıldı. Kapandı.

Bu arazilerin bir kısmı doğal plaj kumu içeren kumsallar; İstanbul şehrinin doğal servetiydi.

Arsalar TOKİ’ye geçti.

TOKİ’de imar izni çıkarttı.

5-6 özel şirkete verdi.

İktidar yandaşı firmalar.

Şehir rantı yağması var.

Kentin her yanı elden gidiyor.

“Temiz Belediyecilik” geliyorum diye bağırıyor.

Satılık kalemlere yine alıcı yok!

Kemal Kılıçdaroğlu’nun son konuşmasında geçen bir bölümü gazeteler yayınlamadı. O bölümde “Sadece iktidar ağzıyla CHP’yi eleştiren fakat AKP için bir tek aleyhte yazı yazmayanlara” şöyle sesleniliyordu: “Siyasi yazı yazacaksın. AKP’yi eleştirmekten korkacaksın. Ne olacak? Tek seçeneğin kalıyor CHP’yi eleştireceksin. Ve kendine gazeteci diyeceksin. Kusura bakma senin kalemin satılıktır. Ama ben senin kalemini satın almak için asla para vermeyeceğim.”

SÖZCÜ

Ahmet Takan : Dikkat!.. Etrafınızda AKP’li olabilir…

yazir44060b500.jpg

Yalnızca “Muhteşem” değil, AKP’nin tüm kadrolarının sinirleri iyice bozuldu..

Önlerine gelenle kavga ediyorlar. Küfrediyorlar, yumruk sallıyorlar, tehdit ediyorlar..

Selam verene bile kafa ve uçan tekme atar hale geldiler. Bırakın protestoyu, kendilerine en ufak eleştiri yöneltenleri bile çekinmeden hedef gösteriyorlar.

Bayramını kutlayana dayak atıp komaya sokuyorlar, en küçük eleştiride bulunanların ise analarına sövüyorlar.. Sonra da pişkin pişkin “barış süreci”nden dem vuruyorlar. Onların “barışı”nın ne olduğunu, terör örgütü ile beraber kol kola o yollarda yürümek olduğunu vatandaş, dayağı yedikçe anlar hale geldi!..

Bu satırları yazarken; sosyal medyaya çok ilginç bir haber düştü. CHP Ankara Milletvekili Aylin Nazlıaka’nın, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin ile uçakta tartışma yaşadığı… Haber, Şahin’in kendisine “günaydın” diyen Aylin Nazlıaka’ya bağırıp çağırdığı ile ilgiliydi.

Geçen Aralık ayındaki bütçe görüşmeleri sırasında Aylin Nazlıaka ile Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç arasında “kürtaj” tartışması yaşanmıştı. Arınç, kendisine yönelttiği eleştiriler yüzünden Meclis kürsüsünden Nazlıaka’ya “Ben mahcup bir insanım. Zarif bir hanımefendinin ikide bir dönüp bana bakmasından, doğrusu, sıkılabilirim” sözlerini sarf etmişti. Bu sözler o zaman büyük tepki almıştı. O dönemde Nazlıaka, uçakta rastladığı Aile Bakanı Fama Şahin’e “Neden bizi desteklemiyorsunuz” diye sitem edince, “Ama ne yapayım Aylin Hanım o sonuçta Başbakan Yardımcısı” yanıtını almıştı.

Bunları da hatırlayınca hemen telefona sarılıp Aylin Nazlıaka’yı aradım. AKP’li Bakan Fatma Şahin ile tartışma yaşadığı Ankara-İstanbul uçağından inmiş, eşi ile birlikte Hollanda’ya uçmak üzereydi. Nazlıaka olayı şöyle anlattı;

“Diğer yolcuların da şahitlik ettiği tatsız bir olay yaşandı. Saat 8.00 uçağı ile Ankara’dan İstanbul’a gelirken kendisine ‘günaydın’ dedim. Fakat ‘günaydın’ dememle birlikte birden bire kendisi bağırarak üstelik de ‘sen’ diye hitap ederek konuşmaya başladı. Yanında da bir başka bakan(Beşir Atalay) vardı. Herhalde bir iç siyasetin uzantısı olarak yaptı o konuşmayı benimle. Çünkü söyledikleri bana değil Bülent Arınç’a gitmesi amacıylaydı herhalde. Kendisi bana, ‘Sen kendini milletvekili mi zannediyorsun’ dedi sonra önüne doğru döndü, ‘Deli midir nedir’ diye söylendi, ‘Artık size selam vermeyeceğim’ dedi. Bülent Arınç’tan bu kadar korkmasına da gerek yok. Biz kendisini koruruz. Biz onun haklarını da savunuruz.”

-Aranızda başka konuşma geçti mi?

“Hayır geçmedi. ‘Günaydın’ dememle birlikte, ‘Ben artık sana uçakta selam vermeyeceğim’ diye senli konuştu. Ben de, ‘Lütfen sen diye hitap etmeyin bana’ dedim. Onun üzerine bir dolu şey söyledi arka arkaya.”

-Nedir bu “bir dolu şey”?

“Orada karşılıklı bir şey olduğu için, böyle arka arkaya bir şeyler sıraladı. ‘Sana artık uçakta selam vermeyeceğim’ dedi. Ben de onun üzerine, ‘Dilemediğiniz özrü bugün de dileseniz benim için yeterli’ dedim. Kimyası bozulmuş orası kesin. Çirkindi konuşması, üslubu. Diğer yolcular da şahitlik etti bu tatsız olaya.”

-Bu tavrın sebebini neye bağlıyorsunuz?

“Bugün kendisi şahin kesildi ama dün benim olayım olduğunda serçeydi. Sesi çıkmıyordu. Bu ikiyüzlü politikalarının da bir yansıması. Kamer Genç kendisine bir şey söylediğinde birden bire böyle şahin kesilen birisi, Bülent Arınç bir başka kadın vekile üstelik de sözlerin en ağırını, en kişisel saldırıyı yaptığında neden sessiz kalıyor. Sanıyorum parti içerisinde, uçakta bana söyledikleri nedeniyle zor durumda kalmış. Arınç’tan korkuyor kendisi, onun için böyle konuşuyor. Biat kültürü olduğu için onlarda tabii kendi düşüncelerini samimiyetle iletemiyor.”

Aylin Nazlıaka’dan sonra 1 Mayıs olayları sırasında biber gazına maruz kalıp hastaneye kaldırılan CHP Genel Başkan Yardımcısı Gürsel Tekin’i “geçmiş olsun” diyebilmek için aradım. Tekin’in kızgınlığı hâlâ yatışmamıştı; Tekin; “Burada İstanbul’u çok iyi bilen bir siyasetçi olarak söylüyorum. Özellikle Beşiktaş Meydanı 16 tane Mobese sistemi ile izlenen bir yer. Mobese’nin hemen başında da İstanbul Valisi komuta ediyor. İstanbul Valisi talimat vermeden orada CHP milletvekillerinin üzerine polisin gaz sıkması söz konusu bile olmaz. Ben merak ediyorum bu talimatı kim verdi? Bir kere olmadı. Hani bir kere olur da kazara dersiniz. 4-5 kez üzerimize bilerek gaz sıkıldı. Daha ötesine gideyim, savaş ihlali yaptılar. Biliyorsunuz savaşlarda ambulanslara dokunulmaz. Biz ambulanstayken bize gaz sıktılar. Ambulans yetkilileri kendileri isyan etti. Savaş suçu işledi AKP. Dün kısacası bizim kurmuş olduğumuz Cumhuriyet ve devlet başka bir şey olmuştu ve çıldırmıştı. Dün çılgın bir devletle karşı karşıyaydık” dedi.

AKP’nin genel ruh halini yorumlamasını istedim Tekin’den;

“Bu ruh halinin birkaç sebebi var. Bunun dünyada da benzerleri var. Özellikle ilk gelişlerinde buradaki AKP’ye benzerlerdir. Her türlü argümanı kullanırlar. Liberalleri kullandılar, özgürlükçü oldular, demokrasi falan filan. Aklınıza ne gelirse. Genelde benzer iktidarlar çok ciddi servet edinirler kamuda çok ciddi servet sahibi olurlar. Başbakan ve Bakanlara baktığımızda gerçekten büyük servet sahibi oldular. Şimdi bu serveti korumak çok zor. Bunun için de yapılması gereken bir tek şey var, otoriter bir yapıya geçmektir. Maalesef öyle.”

Son sorum da şu oldu;

-CHP milletvekilleri olarak koruma isteme gibi bir düşünceniz var mı?

“Bizi Allah korusun, AKP bizden uzak dursun, AKP devleti bize uzak dursun. Sakın korumasınlar.”

Yeniçağ

YÜKSEK STRATEJİ

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

Fight "Gang Stalking"

Expose illegal stalking by corrupt law enforcement personnel

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

The WordPress.com Blog

The latest news on WordPress.com and the WordPress community.

%d blogcu bunu beğendi: