Etiket arşivi: Arslan Bulut

Arslan Bulut : “En büyük terörist bizim terörist!”

26182.jpg

Tayyip Erdoğan, “PKK ile müzakere yapıyorsunuz” eleştirisine karşılık, “Madem İmralı ile görüşmek senin dilinde ihanettir, bölücülüktür de o zaman 1999’da ihanete, bölücülüğe niye ortaklık ettin?” gibi sözler söyleyince, Devlet Bahçeli, “İmralı canisi 15 Şubat 1999’da yakalanmıştır, ertesi gün İmralı cezaevine gönderilmiştir. Bunlar yaşanırken MHP, TBMM’de değildi. Pazarlık başka bir şeydir sorgulama, kovuşturma başka bir şeydir” diye cevap verdi.

***

Bu vesileyle hatırlatmak istiyorum; Abdullah Öcalan’ı bahsedilen tarihte, bugünlerde Ergenekon iddianamesine karşılık son savunmasını yapacak olan emekli albay H. Atilla Uğur sorgulamıştı. Uğur’un, “Abdullah Öcalan’ı Nasıl Sorguladım?” adlı kitabında, pazarlığa dair en küçük bir iz yok. Sadece Abdullah Öcalan’ın bu yönde bir girişimi var..

Uğur, kitabının “Müthiş öneri” başlıklı bölümünde, Öcalan’ın bu girişimini anlatıyor:

“Daha önce, Talabani ve Barzani’nin maşa olduklarını, Türkiye’ye dost görünseler bile asla güvenilir olmadıklarını size söylemiştim. Şimdi benim durumumdan sonra Amerika’nın en büyük yatırımı bunlara olacak ve Türkiye için tehdit daha da büyüyecektir. Bunların oyunlarını boşa çıkarmak için ben hizmete hazırım, örgütü sizin uygun göreceğiniz şekilde bunların üzerine yöneltebilirim.”

Uğur, bu önerinin Öcalan tarafından PKK’yı yasallaştırmak için geliştirildiğini, dolayısıyla ciddiye almadığını anlatıyor…

Anlaşılıyor ki Öcalan, aynı öneriyi AKP’nin müzakerecilerine de yaptı. Veya PKK’lıları “kadrolu terörist” yaptılar. PKK’lı teröristlerin, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin gözetiminde Türkiye’den Kuzey Irak’a doğru yürüyerek gitmesi işte bu müzakerenin sonucudur. Gidilen yolu, MİT ve PKK temsilcilerinin Oslo görüşmelerinde söylediği gibi “önderliğin yol haritası” na göre belirlemişlerdir. Yani şu anda Türkiye Cumhuriyeti’ni idare ediyor görünen insanlar, Abdullah Öcalan’ın yol haritasını uygulamaktadır.

***

Şimdi Öcalan, örgütü, Talabani ve Barzani’nin üzerine mi yöneltecek? Bu mümkün değil! Çünkü Türkiye’nin sermaye sınıfı, Kuzey Irak’ta önemli yatırımlar yaptı. Kuzey Irak’ın petrol ve doğal gazını çıkarıp yeni boru hattı ile Türkiye’ye ulaştırmak ve pazarlamak konularında bir dizi anlaşmalar imzalandı. Bu anlaşmaları yapan şirketlerin paravan olduğu da biliniyor ama kimse ses çıkarmıyor.

Ayrıca PKK’nın federasyon veya özerklik dışında hemen her talebi AKP tarafından yasa haline getirildi.

Dolayısıyla Abdullah Öcalan’a Türkiye’de yapacak iş bırakmadılar. Bu durumda PKK’yı nereye yöneltecek Öcalan?

PKK’nın bundan sonraki gücünü, öncelikli olarak, ABD, İsrail ve AKP’nin ortak hedefi olan Suriye’ye yöneltmesi bekleniyor. Zaten, dünya basını da PKK’lı militanların bir kısmının Suriye’nin kuzeyine geçtiklerini bildiriyor.

Muaviye’nin oğlu Yezid, Hz. Peygamber’in torunu Hz. Hüseyin ve 70 askerini başlarını kestirerek katlettirmişti. 2013’te BM gözlemcisi tarafından kimyasal silah kullandığı tespit edilen Suriye’deki muhalifler de benzer katliamlar yapıyor. Ama Tayyip Erdoğan, daha olaylar açığa çıkmadan Esad’ı “Yezid” likle suçluyor. Ya katliamı, Tayyip Erdoğan’ın “lojistik destek veriyoruz” dediği muhalifler yapmışsa? Bu adamlar, kafa keserken görüntü çekip yayınlayan yaratıklar.. Erdoğan, bu “Yezid” lere hangi gerekçeyle destek veriyor?

AKP, Suriye’deki teröristleri destekliyor; Türkiye’deki teröristleri de şimdilik Kandil’e tatile gönderiyor!

Hani asker uğurlarken, Türk gençleri “en büyük asker bizim asker” diye slogan atıyor ya, galiba bundan sonra AKP fanatiklerinin sloganı, “en büyük terörist, bizim terörist” olacak…

Yeniçağ

Arslan Bulut : O çocuklara sordun mu Özkök ?

26182.jpg

Gün Sazak, 36 yıl önce, gümrük kapılarında uyuşturucu ve silah kaçakçılığını durdurduğu için karanlık güçlerin hedefi olmuştu.. Ardından gelen hükümetin Gümrük Bakanı, 12 Eylül’den sonra Yüce Divan’da mahkûm edilecekti. Fakat Gün Sazak, tam da kendisinden sonraki dönemde yolsuzluklar yapılırken, Dev-Sol’a verilen ihale sonucu şehit edilmişti.

Belki de MHP Genel Başkan Yardımcısı olarak bu yolsuzlukları açıklayacaktı..

Ertuğrul Özkök, rahmetli Gün Sazak’ın eşi Nilgün Sazak’ın ölümü dolayısıyla çocukları tarafından verilen ilan üzerinden “Ne mutlu o çocuklara” başlıklı bir yazı yazdı ve “Fotoğraf size şunu söylüyor: O kadın, acılarla dolu bir mazide, hayaletlerle dolu günlerde bile, kendisini işte bu harikulade fotoğrafla uğurlayacak çocuklar yetiştirmiş. Öyle bir fotoğraf ki elem dolu bir ölüm ilanını sevgi abidesine dönüştürmüş… Bu fotoğrafa bakınca bir de acı acı şunu düşünüyorum: Biz solcular 35 yıl önce böyle bir aileyle kavga ediyormuşuz. İşte bana en çok koyan da bu…” ifadelerini kullandı..

Yazının bu bölümü için “çok güzel” diyebilirsiniz. Fakat köşe yazısının başka bir bölümünde Özkök, “Bundan 36 yıl önce yaşadığım o kötü anları artık hafızamdan silmek istiyorum. O meydanı, 34 ölüsüyle birlikte bir nehre bırakmak istiyorum. Sen Dersim’in… Ben Pınarcık köyünün… Sen Sivas’ın… Öteki Başbağlar’ın… Sen Yassıada’nın… Öteki üç genç darağacının… Sen Bedrettin Cömert’in… O Gün Sazak’ın yasını her gün tutmaya devam ederse… Sen 28 Şubat’ı hiç unutamazsan… Öteki daha şimdiden Silivri’nin yaslarını, intikamlarını tasarlamaya başlarsa… Nasıl çıkacak bütün karanlıklar aydınlığa…” diyor..

***

Özkök, bir tek “40 bin ölüyü, köylerin basılarak bebeklerin katledildiğini unutalım ve devam eden müzakere sürecine destek verelim” dememiş..

Elbette intikam duygusu, insanı insan olmaktan çıkarabilir. Fakat “barış süreci” adı altında Türk Milleti savaşta mağlup olmuş gibi kimliğinden ve birliğinden vazgeçmeye, yani şerefsizliği kabul etmeye zorlanıyorsa, bu ortama adaletin pas pas edilmesi ve Türk Silahlı Kuvvetleri’nin terörle mücadele eden ve ABD’yi Karadeniz’e çıkarmayan kadrolarının tutuklanması ile gelinmişse, üstelik hukukun çiğnenmesine ve bu sayede vatan topraklarının pazarlanmasına halen devam ediliyorsa, burada söylenecek söz, “unutun” mu olmalıdır?

İftiralara maruz kalmış askerlerin, hocaların, aydınların eşlerine veya PKK’nın katlettiği Mehmetçiklerin, polislerin, öğretmenlerin, mühendislerin annelerine, babalarına, sevgililerine, çocuklarına, “unutun” diyebilir misiniz?

Diyelim ki hepsi unutuldu? Mesele bununla bitecek mi?

***

Adamlar, PKK üzerinden Türk Milleti’nin egemenlik haklarına son vermeye, namusunu, şerefini, haysiyetini çiğnemeye, onu tarih sahnesinden kaldırmaya çabalıyor; daha önce Amerikan tezlerine uyum sağlaması ile bilinen, Kuzey Irak’taki devleti, “Bushistan” diye magazinleştiren, Wall Street Journal’ın Türk kimliği ile ilgili psikolojik operasyonuna tam destek veren, yani büyük oyunun içinde rol alan Ertuğrul Özkök şimdi bize sevgiden, intikam duygusunun zerresini bile taşımamaktan bahsedebiliyor..

Nilgün ve Gün Sazak’ın mutlu günlerinde çekilmiş olan o fotoğraf, bize bu mesajı mı vermelidir?

O fotoğraftaki mutluluk, hemen hepimizin ailesinde yaşanmıştır. O mutluluğu, o sevgiyi, o saygıyı kurşunlarıyla veya kalemleriyle kana bulayanların; şimdi Türk halkına insanlık dersi vermeye kalkışmaları, üstelik bunu yaparken, şerefsizliği barış diye yutturmaya çalışmaları, kendisini çok akıllı sayıp, milleti aptal yerine koymak değil midir?
Nilgün ve Gün Sazak’ın ve bütün şehitlerin çocuklarına, haksız yere tutuklanmış askerlerin, aydınların çocuklarına “unuttunuz mu?” diye sorun bakalım..

Yeniçağ

Arslan Bulut : Türkülerin birliği adına !

26182.jpg

Niğde’de AKP’li belediye, kent meydanını yeniden düzenlerken Atatürk ve İnönü büstlerini ve ardından 22 Türk büyüğünün heykellerini bir gece aniden ortadan kaldırdı. 22 Türk büyüğünün heykellerini, geçmiş dönemde MHP’li belediye dikmişti. Heykelleri yapan, değerli dostum, Ruhi Tuna, İran Azerbaycanı’ndan büyük bir Türk sanatçısıdır.
Bir defasında, yaptığı Atatürk büstlerinden birini rahmetli Turan Yazgan Hoca ile birlikte Kazakistan’a götürmüştük. Bişkek’ten gece vakti Almatı’yı geçerken, bir kontrol noktasında polis, arabada beş “nefer” bulunduğunu, ama bizim dört neferlik pasaport verdiğimizi söylemişti. Polis, kırılmasın diye arka koltukta aramıza aldığımız Atatürk büstünü de canlı sanmıştı..

***

Aslında Atatürk hep canlıdır. Hep aramızdadır. O, Türk devletinin temeli olduğu gibi, yeni nesillerin de heyecan kaynağıdır. Fakat bunu algılayamayanlar, meydan düzenlemesi adı altında toplumun tepkisini ölçmek için Atatürk heykelini bile kaldırmaya teşebbüs edebiliyor.

Buna karşılık, Fethiye’nin MHP’li Belediye Başkanı Behçet Saatçi, yeni meydan ve sahil yolu projesi çerçevesinde, şehitler abidesinin yanına, Atatürk ve Türk çocuğu heykeli diktirdi.. Heykelin etrafındaki altı sütun hem Bilge Kağan ve Kül Tigin anıtlarını, hem de Atatürk’ün altı ilkesini, merdivenler ise Türk tarihinin büyük adımlarını temsil ediyor..

Fethiye’de Türk kültürü ve evrensel kültür adına çok ciddi adımlar atılıyor. Helen devam etmekte olan Uluslararası 6. Fethiye Kültür ve Sanat Günleri’ne ben de davetliydim. Benim söyleşimi, Türk Yerel Hizmet-Sen Genel Başkanı İlhan Koyuncu’nun önerisiyle Aksaz’da Türk Kamu-Sen ve Kamu Çalışanları Vakfı’nın düzenlediği geniş katılımlı pikniğe aldılar. Konuşmama, “Şu mavi gökyüzünün altında, şu mavi denizin kıyısında, şu yemyeşil ağaçların gölgesinde çocuklarımızın top koşturmasını, etli pilav yememizi, hatta nefes almamızı, bize, yani Türk Milleti’ne çok görenler var” diye söze başladım… Niğde’deki olay da bunun delillerinden biridir. Siyasi iktidarın elemanları, küresel haçlı seferinin askerleri gibi hareket ediyor, Türklükle ilgili ne varsa akıllarınca bu coğrafyadan kazımaya çalışıyorlar. Fakat sonunda kendilerinin siyasetten tamamen kazındıklarını görecekler…

***

Diğer taraftan Antalya Düzlerçamı mevkiinde düzenlenen Yörük Şenliği’ne katılan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Atatürk’ün Milli Mücadele sırasında söylediği “Arkadaşlar, gidip Toros Dağları’na bakınız. Eğer orada bir tek Yörük çadırı görürseniz ve o çadırda duman tütüyorsa şunu çok iyi bilin ki bu dünyada hiçbir güç asla bizi yenemez” sözlerini hatırlattı..

Fakat Muğla, Büyükşehir olduktan sonra, Yörük köylerinde, evlere su saati takılmaya başlandı ve araziden de şehirdeki gibi vergi tahakkuku için hazırlıklara başlandı. Yani, Toroslar’da dumanı tüten tek bir Yörük çadırı bırakmamaya azimli olanlar var! Buna karşılık, Yörükler, Türkiye’nin en örgütlü sivil toplum kuruluşlarını oluşturmuş durumda… Değil AKP, ABD gelse, Yörüklerle baş edemez…

***

Fethiye’de Türk Kültür Kurultayları çerçevesinde, geçtiğimiz Nevruz’da bir de Türkü kurultayı düzenlenmiş. Kurultaydaki bütün konuşmalar, kitap haline getirilecek. Fakat ben sabredemedim. Kurultay’daki bütün konuşmaların görüntülerini Behçet Saatçi’den aldım. Tabii aklıma Türk Dünyası’nın müzik hafızası Bünyamin Aksungur’un yıllar önce Kastamonu Türk Dünyası Günleri’nde yaptığı Yakutistan’dan Balkanlara türkülerin birliğini anlatan konuşması geldi.

Kısacası, AKP’nin işi, Atatürk’ün ve yakın zamanda CHP’li ve MHP’li belediyelerin yaptıklarını bozmaktır. Ancak, buna nefesleri yetmeyecek, türkülerin birliğini bozamayacaklar; hep birlikte göreceğiz…

Yeniçağ

Arslan Bulut : Kanada’dan mektup var !

26182.jpg

Heykeltıraş Ruhi Tuna ile Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı’nda tanışmıştım. Vakıf binasının tamamını neredeyse bir atölyeye çevirmişti. Öyle ki büyük bir heykel çalışmasını, vakfın dışındaki küçük meydanda yapmak zorunda kalmıştı. Çünkü heykelin boyu, vakfın bahçesindeki kemerleri aşıyordu..

Türkiye’ye, İran Azerbaycanı’ndan gelmişti ve ikâmet sorunları vardı. Bu yüzden Kanada’ya yerleşmek zorunda kaldı. Niğde’deki heykelleri kaldırılınca tabii ki çok üzüldü. Orhun kitabelerini seramik sanatına yansıtmasıyla tanınan değerli sanatçı Duygu Bağlan vasıtasıyla bir mektup gönderdi. Bakın neler yazmış:

***

“2006 yılında Niğde Belediye Başkanı Mümin İnan Bey’in isteği üzerine şehrin girişine, Kazakistan Devleti’nin ilk kurucusu olan Abılay Han’ın kocaman bir heykelini yaptım. Açılışa Kazakistan’dan ve Türkiye’den devlet adamları katıldı. Aynı gün bana Kazakistan devlet ödülü verildi. Ardından Niğde Belediye Başkanı, benden Türk Büyüklerinin heykellerini yapmamı istedi.. ’Heykelini yapacağım Türk büyükleri arasında Safavi devletinin kurucusu Şah Hatayi, (Şah İsmail) Avşar Türk devletinin kurucusu Avşar Nadir Şah, Kaçar devletinin kurucusu Ağa Mehemmed Han, Fatih Sultan Mehmet ve Cengiz Han da bulunursa bu teklifi hemen kabul ederim’ dedim. Sonunda bu heykellere Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve Dede Korkut heykelleri de eklendi. Bu 23 heykeli, iki ay içinde yani hiç bir heykeltıraşın bugüne dek yapamadığı kısa bir müddet içinde gece ve gündüz dur demeden çalışıp bitirdim. 22 heykel Niğde Belediye Başkanlığı önüne dikildi… Dede Korkut ise bir parkta yer aldı…

1 Mayıs 2013 günü, Borhaber İnternet sitesinin yöneticisi Selim Gökel’in yaptığı haberleri gördüm. Sanki dünya üzerime çöktü..

Haberde heykellerin ortadan kaldırıldığı bildiriliyordu…

***

Bu çirkin saldırı bir yönden benim emeğime, sevdama ve duygularıma başka yönden ise Türk kimliğine, kültürüne ve tarihine bir saldırıdır… Aynı zamanda 350 milyonluk Türk Dünyası’na karşı bir saldırıdır…

Bu çirkin saldırıyı şiddetle kınıyorum. Niğde’nin şimdiki belediye başkanı çıkıp ’o heykeller tekrar yerine dikilecektir’dese ona inanmam mümkün değildir zira kavşaktaki Abılay Han’ın muhteşem anıtını kaldırıp yerine komik bir saat kulesi dikebilecek bir anlayış ve zihniyet var kendisinde..

MHP’li belediye başkanı ve Niğde halkı, o dönemde, bir Alevi-Bektaşi heykeltıraş olarak beni ve yaptığım Şah Hatayi’nin heykelini canü gönülden bağırlarına bastılar. Bu, gerçek bir barış çağrısıdır ki benim gibi bir sanatçı ve Niğde şehrinin sevgili halkı tarafından Türkiye’ye sunulmuştur. Fakat şimdi Şah Hatayi’nin heykelinin ortadan kaldırılması Türkiye’de yaşayan Alevi-Bektaşi soydaşlarımıza ve 50 milyonluk Kuzey ve Güney Azerbaycan Türklerine saygısızlıktır. Abılay Han heykelinin yıkılması Kazakistan Türkleri ve Türkiye’de yaşayan Kazak Türklerine bir saldırıdır… Her bir Türk’e saldırı, 350 milyon Türk’e saldırı demektir.

***

2003’te Cumhuriyet gazetesinde Miyase İlknur Hanım’a ’Türkiye karanlığa sürükleniyor’ demiştim… 2008’te odatv’ye ’Türkiye İran olmak üzeredir, göreceksiniz’ demiştim. İşte bugünlerde gerçekleşen odur…

Heykel yıkımını Türkiye’de bir gelenek haline getirdiler; bu yetmiyor bir de resmi tabelâlardan T.C. ibaresini kaldırmaya giriştiler. Bakalım nereye kadar sürer bu cehalet..

Çanakkale efsanesini kanıyla, iradesiyle yazan bu büyük ulus, yobazların yanıtını verecektir. Şimdi Kürşat, Bilge Kağan, Şah Hatayi ve Atatürk’ü yan yana dikecek, cesaretli bir belediye başkanı arıyorum! Bu heykelleri gelip Türkiye’de yapmak dileğiyle Türk Bayrağını, T.C. toprağını öpüyorum!”

Heykeltıraş Ruhi Tuna

Toronto-Kanada

Yeniçağ

Arslan Bulut : Türkçüler günü ve kukla festivali !

26182.jpg

3 Mayıs Türkçüler günü dolayısıyla hamasi sözler üretmek yerine, herkesi, Türk kimliğinin, iktidar tarafından tehdit edildiği şu günlerde, Türkiye’nin neden bu duruma düştüğü konusunda biraz düşünmeye davet ediyorum!

Diğer taraftan İstanbul’da, 8-19 Mayıs tarihleri arasında uluslararası kukla festivali yapılacak! Festivalde 13 ülkeden 30 grup, 60 gösteri yapacak. Anadolu Ajansı’ndan Şenay Ünal’ın haberine göre festival yönetmeni Cengiz Özek, Türkiye’de köklü bir kukla geleneği bulunduğunu ancak Anadolu folkloründeki kukla örneklerinin zamanla yok olduğunu söyledi. Özek, Karagöz ve Hacivat’ın varlığını kısıtlı şartlarda sürdürmeye devam ettiğini de söyledi. Bursa’da da yıllardır benzer bir festival düzenleniyor.

***

Şimdi konuyu baştan ele alalım. Türkiye’de köklü bir kukla geleneği olduğuna şüphe yok! Fakat Anadolu folklöründeki kukla örnekleri zamanla yok olsa da onların yerini, ekonomide, medyada, bürokraside ve siyasetteki kuklalar aldı. 1939’dan sonraki Türkiye tarihi, kuklalar festivalinin ta kendisidir! Fakat nedense, İstanbul’daki festival için dünyanın en iyi kukla oynatıcısı ülke olan İngiltere’den bile kuklalar gelecek ama Amerika’dan gelmeyecek! Amerikan kuklaları zaten Türkiye’yi istila etmiş durumda olduğu için mi acaba?

Yeniçağ kurulduğu gün yazdığım ilk yazının başlığı “Ya kukla hükümet, ya milli hükümet” şeklindeydi. Fakat gördük ki milli hükümet kurabileceği zannedilen insanlar da bağımsız kişilikler değil, birer kukladan ibaretti! Esas olarak Türkiye’de “Amerikan kuklası İslam modeli” ürettiler ve milliyetçileri de kontrol ederek Türkiye’yi bütün kurum ve kuruluşları, ekonomisi, kültürü, medyası ve siyaseti ile teslim almaya başladılar…

Bunu da saklamadan yaptılar, ama insanlar, durumun farkında oldukları halde kısa vadeli çıkarları uğruna, sürece teslim oldu.

***

Bu konudaki uyarılarım, siyasi kuklaların sergilediği oyunlardan mutlu olanları rahatsız etti. Bu sebeple birçok iftiraya maruz kaldım.

Gerçekleri kabullenmek, herkese zor geliyordu. Çünkü gerçekler kabul edildiği an herkesin yerleşik konumu sarsılacaktı.

Türkler nihayet bugünlerde, Türkiye Cumhuriyeti’nin, Atatürk’ün ve Türk kimliğinin, ABD ve AB desteğiyle AKP iktidarı tarafından alenen tehdit edilmekte olduğunu görmeye başladı. Bu fark ediş, elbette, geçimini siyasetle sürdürenlerin düzenini altüst edebilir. Fakat, PKK terörü üzerinden barış adı altında egemenliğine son verilmek istenen Türk Milleti’nin her ferdi bilmeli ki bu kuklacıların oyununa dur demezse, kendisini daha korkunç bir akıbet beklemektedir. Bu sebeple, şimdi, milletin geleceği için fedakâr olmak zamanıdır.

***

Türkiye’nin bu kukla festivalinde asıl muhatabı PKK değil, Oslo’da, İmralı’da veya Kandil’deki kuklaları oynatan ABD ve İngiltere olmalıydı.

Fakat Türkiye’yi milli ve bağımsız bir siyasi irade yönetmiyor..

Geçenlerde Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad teröristlerle muhatap olup olmama konusunda “Biz kuklalarla değil kuklaları oynatanlarla diyalog kurmak istiyoruz. Batı diyalog kapısını kapattı” diyordu.

Türkiye’de ise siyasi kuklalar, terör kuklalarıyla görüşüyor! Hani kumarı oynatan kazanır gibi bu oyunda da parsayı kuklaları oynatanlar toplar!

Bakınız Makyavel ne demiş Türkler hakkında:

“-Türkleri dışarıdan işgal etmeye kalkmayın, yenemezsiniz. Amma bir kere içeriden ele geçirdiniz mi her şeyi kabul ettirebilirsiniz!”

İşte 2002’de başlayan yeni operasyon, kukla siyasetle Türkiye’yi içeriden ele geçirmek operasyonuydu… Kurtuluş, Türklerin kendi damarlarındaki asil kandadır!

Yeniçağ

Arslan Bulut : Erdoğan’da önemli gelişmeler var !

26182.jpg

“Tayyip Erdoğan’ın en büyük korkusu AKP grubunun çatlaması” diyorduk. Erdoğan bu korkuyu, Kızılcahamam’da topladığı, AKP il ve ilçe başkanlarına hitaben konuşurken de saklayamadı:

“Kamuoyu araştırmalarında bir şeye çok dikkat ediyorum. Acaba Ak Parti teşkilatı o konuda ne diyor. Örneğin çözüm sürecine destek vermede AK Parti’nin tabanı ne diyor. Eğer AK Parti’nin tabanı yüzde yüze yakın bir destek vermiyorsa demek ki genel merkezle taban politikası arasında bir sıkıntı var.

Örneğin bir başkanlık sistemi tartışılıyor bunu Genel Başkan, Başbakan söyledi tamam. Peki bunu ilk kez Genel Başkan, Başbakan mı söyledi? Bunu geçmişte Allah rahmet etsin Turgut Bey, Sayın Demirel söyledi..”

***

Evet, AKP’de genel merkezle taban arasında bir sıkıntı var. Gerçi bu durum sadece AKP’nin sorunu değil ama şu anda en büyük sıkıntı orada. MHP tabanı, genel merkezin Bursa ve İzmir mitinglerinden çok memnun. Dolayısıyla sıkıntılar rafa kaldırılmış durumda. CHP’de de Kemal Kılıçdaroğlu, bu defa altını çize çize “Anayasa’nın ilk dört maddesi, kırmızı çizgilerimizdir” sözlerini tekrarlayınca kendisine yönelik tepkiler duruldu.

Tayyip Erdoğan’ın köşeye sıkıştığı konu, “terör örgütü ile pazarlık” tır.

Erdoğan, “Müzakere, taviz vermek pazarlık, asla ve asla söz konusu değildir. Bizi İmralı ile pazarlık sürecindeymişiz gibi gösterenlere sesleniyorum.. Biz bugüne kadar kimseyle bu ülkenin menfaatlerini pazarlık konu yapacak kadar alçalmadık, alçalmayız” diyor ama görünen köy kılavuz istemez…

Oslo ve İmralı görüşmelerinin tutanakları yayınlandı. O pazarlıklarda PKK ve Abdullah Öcalan’ın bütün talepleri, yasa tasarısı olarak Meclis’e getirildi. Geriye bir tek “Yeni Anayasa” kaldı. O konuda da eyalet modelini, yani federasyonu tartışmaya açan, Tayyip Erdoğan’dır. PKK da federasyon istiyor zaten..

***

Tabii korkunun asıl sebebi başka. Siyasette başarılı olamaz ve kaybederseniz, muhalefete geçer veya köşenize çekilirsiniz. Ancak Vatan Caddesi’ndeki İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nden bile “Ne mutlu Türk’üm diyene” vecizesinin kaldırılması örneğinde olduğu gibi Türkiye’nin temellerini değiştirme girişiminde bulunursanız, yaptıklarınızın bedelini ödersiniz.

Bunu bir tespit olarak ifade ediyorum. Zaten Mardin Bağımsız milletvekili Ahmet Türk de “Hükümet iyi bilsin ki eğer barışı kalıcı bir barışa çeviremezse çözüm konusunda ciddi adımlar atılmazsa, inanın ki yarın birileri onları Ergenekon’un yargılandığı yere gönderir” diyor. Yani, “Türkiye’yi federasyona çeviremezsen, sonun Silivri olur” demiş oluyor.

Bu arada, “Mardin modelini istiyoruz. Arap, Süryani, Kürt, Yezidi ve Ermeni’nin kardeşçe yaşadığı, birbirlerine saygı gösterdiği bir Türkiye istiyoruz” demeyi de ihmal etmiyor. Sonra da “Türk halkının hak ve hukukundan bir şey gasp etmiyoruz” diye bir ekleme yapıyor.

Daha neyi gasp edeceksiniz? Milletin ortak kimliğini, millete çok görüyorsunuz…

***

Tayyip Erdoğan’ın millet anlayışında ise belirgin bir ilerleme var.. Erdoğan, bu konuda “Biz yeni anayasaya da bir kavram oturttuk. Biz ne MHP’nin ne de başkasının anladığı anlamda Türk Milletini anlarız. Türkiye’de ne kadar etnik unsur varsa hepsi bu kavramın içindedir” dedi.

MHP’nin söylediği de CHP’nin söylediği de Atatürk’ün söylediği de işte buydu Tayyip Bey! Bu anlayışı değiştirmeye çalışan, Türk Milleti yerine “Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı” veya “Türkiyelilik” kavramlarını oturtmaya çalışan kimdi peki? Türk kimliğini kaldırma girişimiyle, seçimlerin hepsini kaybedeceğinizi anladınız da ondan mı Atatürk’ün millet tanımına geldiniz Tayyip Bey?

Dakikada bir fikir değiştiriyorsunuz! Hangisine inanalım?

Yeniçağ

Arslan Bulut : Tayyip Erdoğan’ın en büyük korkusu !

26182.jpg

Tayyip Erdoğan, “aşama” kelimesini sık kullanmaya başladı. Anlaşılıyor ki elinde ayrıntılı bir proje var. Projenin metin yazarı konusunda rivayet muhtelif ama 15 Nisan 2013 tarihli Yeniçağ’da yayınlanan Salim Yavaşoğlu’nun “Açılımın asıl sahibi Küresel Kriz Grubu” başlıklı haberle Tayyip Erdoğan’ın uyguladığı ve uygulayacağı bütün aşamalar belgelenmiş durumda.

Projenin bundan sonraki aşamaları, Murat Karayılan’ın açıklamalarıyla da kabak gibi ortaya çıktı. “Federasyona dayalı Yeni Anayasa” ve “Abdullah Öcalan’ın serbest bırakılması”nı istiyor.. Tayyip Erdoğan, Türkiye’nin federasyona doğru götürülmesi konusunda ABD ve AB’nin tam desteğini almış durumda.. İçeride ise muhalefet var ama henüz sonuç alacak düzeyde değil. Erdoğan, CHP’den, MHP’nin mitinglerinden, milli aydınlar bildirisinden, “Milli Merkez”den veya Türkiye Gençlik Birliği’nin eylemlerinden endişe ediyor ama arkasında ABD ve AB olduğu sürece, bu güçlerin hakkından gelebileceğini zannediyor. Erdoğan’ın en büyük korkusu AKP grubu! Burada meydana gelecek çatlak, açılım politikalarını ters çevirebilir ve Erdoğan kendisini bir anda Yüce Divan’da bulabilir!

***

Bu sebeple, Tayyip Erdoğan bakan ve milletvekillerini, il ve ilçe başkanlarını Kızılcahamam’da toplantıya çağırdı. Kurucular Kurulu üyelerinin de katılacağı toplantıda, Erdoğan, teşkilatına açılım politikalarını kabul ettirmeye çalışacak. Fakat AKP teşkilatı, Türkiye’nin üniter yapıdan, dolayısıyla milli kimlikten vazgeçmesini, eski Çekoslovakya gibi iki milletli devlet haline getirilmesini nasıl kabul edecek?

Erdoğan ve destekçileri bu sıkıntıyı, Türkiye’nin büyüyeceğini, eski Osmanlı coğrafyasına hükmedeceğini söyleyerek aşmaya çalışıyor. Buna göre Suriye’de rejim değişecek, PYD’nin hakim olduğu Kuzey Suriye, Kuzey Irak ile birleşecek ve Türkiye’nin de Yeni Anayasa’yı kabul etmesiyle federasyon halinde Türkiye’ye katılacak.

Fakat gerçekte, MOSSAD’ın tasarladığı Orta Doğu Birleşik Devletleri’nin temeli atılmış olacak.. Çünkü bu yeni devletin itici gücü, Türk Milleti’nin kendisi değil küresel finans, yani Yahudi sermayesi olacak.

Tayyip Erdoğan’ın bu sıkıntıyı da aşması için başkan olması gerekiyor. Başkan olması için de Yeni Anayasa sürecini yıpranmadan atlatması şart. Bu sebeple içinde bir maddede “Türk Milleti” ifadesi de geçen “geçiş süreci anayasası”na ikna olmuş durumda.. Bunu, AKP’nin Yeni Anayasa için hazırladığı son öneriden çıkarıyorum. Bugüne kadar Türkiyelilik propagandası yapan Tayyip Erdoğan, neden Anayasa’da Türk Milleti diyor? Çünkü Türk Milleti’nin, içinde Türklük olmayan bir Anayasa’ya oy vermeyeceğini biliyor..

Nitekim Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mithat Sancar da, “AK Parti ve BDP geçiş süreci anayasası hazırlayabilir. Kürtler silahla alabileceklerinden çok daha fazlasını bu süreçte elde edecek” dedi.

Aslında süreç böyle devam ederse, bütün Kürtler, Orta Doğu Birleşik Devletleri’nin köleleri olacak ama satrancın sonraki hamlelerini görmek istemiyorlar.

***

Diğer taraftan, sınır dışına silahları ile birlikte çıkacak olan teröristlerin güya suça karışmamış olanları, sınır kapılarından Türkiye’ye giriş yapacak. Girişler T.C. kimlik numarası ile gerçekleşecek. “Pasaportumu kaybettim” diyenlere geçici belge verilecek. Kocaeli’nde ise “Terör örgütüne yardım ve yataklık” suçundan mahkûm olan ve cezası ev hapsine dönüştürülen 77 yaşındaki Nafize Babayiğit’e elektronik kelepçe takıldı! Ergenekon, Balyoz ve Askeri Casusluk denilerek, sahte delillerle tutuklanan askerler ve aydınların durumunu, hukukla izah etmek mümkün mü? Belli ki bu tutuklamaların sebebi, Türkiye’yi federasyona götürmekti..

Yeniçağ

YÜKSEK STRATEJİ

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

Fight "Gang Stalking"

Expose illegal stalking by corrupt law enforcement personnel

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

The WordPress.com Blog

The latest news on WordPress.com and the WordPress community.

%d blogcu bunu beğendi: