Etiket arşivi: asker

Saygı Öztürk : Terörist dışarı asker içeri !

Sayg%C4%B1.jpg

“Ergenekon”, “Balyoz”, “Poyrazköy”, “Casusluk”, “28 Şubat” derken 457 emekli ve muvazzaf asker tutuklu… Çeşitli dava ve soruşturmalarda da 2 bin civarında askerin ismi geçiyor. Onlar hakkında da her an tutuklama kararı çıkarılabilir. Yargılanan, soruşturulan askerlerin önemli bir bölümü de Güneydoğu’da, Irak’ın kuzeyinde terörle mücadele etmiş askerler… Bugün “akil” olarak görevlendirilenlerden de daha çok isterler anaların ağlamamasını, göz yaşlarının dinmesini, kanın akmamasını…

Teröristler, sözde bugünden itibaren çekilmeye başlayacak. Yani teröristlerin dışarıya uğurlandığı, askerlerin ise “terörist” diye cezaevine konulduğu bir dönemi yaşıyoruz. Bir soruşturmanın “suç örgütü” ile ilişkilendirilmesi, özgürlüklerin kısıtlanmasının “maymuncuğu” oluyor. Telefonları buna göre dinleniyor, izleniyor. Yasanın kötüye kullanılması toplumu izleme fonksiyonuna dönüştürüyor.

“Akıl tutulmasının yansıması”

Türk Ceza Kanunu Tasarısı’nın hazırlanmasında, tasarının TBMM’de görüşülmesi ve maddeye son şeklinin verilmesinde Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. İzzet Özgenç önemli çalışmalar yaptı. Yasa, Özgenç ve bazı hukukçuların görüşleri, önerileriyle şekillendi, son şeklini aldı. Ancak onların çıkarılmasında görev aldığı yasa sanki bu değil… O yüzden İzzet Özgenç, “Suç Örgütleri” kitabında, uygulamaya ilişkin şu eleştirilerde bulunuyor:

“Türkiye’de genelkurmay başkanlığı görevini yapmış ve bu görevden yaş haddinden emekli olarak ayrılmış olan bir kişinin, görevi başındayken terör örgütünün yöneticisi olarak faaliyet icra ettiğini iddia etmek, bir akıl tutulmasının yansımasıdır. Bu iddia, cumhuriyet savcılığı görevi ile bağdaşır bir yaklaşım çerçevesinde yapılan bir değerlendirme sonucu varılan bir kanaat ürünü değildir. Aynı değerlendirme, söz konusu iddianın yer aldığı iddianameyi kabul eden hakimlerin kararı bakımından da geçerlidir.”

Örgüt yöneticiliğinden asla…

Genelkurmay Başkanlığı döneminde toprak altından çıkarılan bazı askeri mühimmat için “su borusu, soba borusu” benzetmeleri ya da ıslak imza bulunmayan “darbe planı” iddiasına da “kağıt parçası” dediği için Başbuğ’u “adil yargılamayı etkileme teşebbüs” suçundan yargılayabilirsiniz. İşte Prof. Dr. Özgenç, Türkiye Cumhuriyeti’nin tutuklu 26. Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ için, “Ama onu terör örgütünün yöneticisi olmaktan dolayı asla yargılayamazsınız. Aksi takdirde, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin, bu devletin kurum ve kuruluşları arasında uyumlu çalışmayı sağlamakla görevli kamu otoritelerinin varlığını inkar etmiş olursunuz” diyor.

Başbuğ’un Genelkurmay Başkanlığı’ndan yaş haddinden emekliye ayrılması “terör örgütü yöneticiliğinden ayrılma sebebi” olarak değerlendiriliyor. İşte Özgenç burarda önemli bir ayrıntıya daha dikkat çekiyor: “Eğer bahsi geçen kişinin terör örgütü yöneticiliği görevi, genelkurmay başkanlığı görevinden yaş haddinden emeklilik dolayısıyla ayrılmakla sona ermiş ise bu suçtan dolayı artık tutuklanmadan da yargılanabilir. Emeklilik dolayısıyla ‘terör örgütü yöneticiliği’nden ayrılmış olduğunun kabulü karşısında, bahsi geçen kişinin, artık delilleri karartma tehlikesi de ortadan kalkmış olmalıdır. Eğer kaçacağı düşünülüyorsa, tutuklanması yerine yurtdışına çıkışının yasaklanması amaca hizmet etmez mi?”

Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 2007 tarihli kararında “Bir örgütün varlığından söz edebilmek için en az 3 kişinin suç işlemek amacıyla hiyerarşik bir ilişki içerisinde, devamlı bir şekilde amaç suçları işlemeye elverişli araç-gerece sahip bir şekilde bir araya gelmesi gerekmektedir” deniliyor. Bugün, bazı davalarda bunlar görülmüyor.

Onlar dışarıya çıkarken

Terör örgütü, silahlı güçlerini kademeli olarak Irak’ın kuzeyine kaydırmayı hedefliyor. Suriye’ye karşı kirli bir savaşın içine doğru ABD’nin isteğiyle sürükleniyorlar. “Analar ağlamasın” diyenler, daha çok anaların ağlamasına sebep olmaya devam edecekler. Suriye’de Esad’a karşı kullanılırken anaları ağlamayacak mı? Terörle yıllarca mücadele etmiş komutanlar, “yurtdışına kaçar” diye cezaevinde tutulurken, askerimizi, polisimizi, korucumuzu şehit etmiş, vatandaşlarımızı katletmiş olan, yol kesmiş, adam kaçırmış teröristlere ise “Güle güle gidin. Size karşı askerimiz, korucumuz silah kullanmayacak. Görseler bile ‘görmedik’, istihbarat alınsa bile ‘duymadık’ denilecek, operasyon yapılmayacak. Rahat olun” deniliyor. Böylesi nerede görülmüştür?

Askerinizi cezaevine atacaksınız, terörle mücadeledeki başarılarından dolayı madalyalar verdiğiniz kişileri ise “terör örgütü” kurdukları suçlamasıyla hapiste tutacaksınız. İşte bu durum vicdanları kanatıyor. Bir yerlerde yanlışlar, hatalar olduğunu düşünüyorsunuz.

Teröristler sınır dışına çekilseler bile isteklerinin yerine getirilmemesi halinde Türkiye’ye döneceklerdir. Ayrıca terör örgütünün Türkiye’den tamamen çekildiğini sanmayın. Gitseler bile geride yine silahlı adamları, milisleri olmaya devam edecek.

SÖZCÜ

Reklamlar

Saygı Öztürk : Şimdi de askerimizin çekilmesini istiyorlar

Sayg%C4%B1.jpg

Bölücü örgüt üyelerinin yarından itibaren Türkiye topraklarından ayrılmaya başlayacağı açıklanmıştı. İşte, görüşme masasına örgüt yandaşları tarafından getirilecek bir başka konu da şu: “Biz çekiliyoruz, siz de askerinizi çekin. Kendi güvenliğimizi sınır ötesine çektiklerimizi Türkiye’ye getirterek sağlayacağız” denilecek. Yani bölge önce askerden arındırılacak, silahlar susmaya devam ederse, teröristlerin, Güneydoğu’da iç güvenlik gücü olarak görevlendirilmesi masaya getirilecek.

Askerlerin Güneydoğu’dan çekilmesi ve halkın gözünden düşürülmesi için planlı çalışmalar yürütülüyor. Askerin operasyona çıkmasının halk tarafından engellenmesi, yol kontrollerinde arama yaptırılmaması girişimleri de bunun bir parçası. Yani, askerle halkı karşı karşıya getirip, itaatsizlik eylemlerine ağırlık verilecek.

Örgütte farklı sesler var

Ortada bir gerçek var, terör örgütünün silahlı çatışmaya girmemesi, Türkiye’de bulundukları süre içinde kendilerini göstermemeleri, gizlenmeleri istenmiş. Sessizliğin anlamı budur. Bunun yanı sıra teröristlerin arasından sürece karşı çıkanlar da bulunuyor. Hatta, bu sürecin bozulması için çaba gösterenlerin de olabileceği değerlendiriliyor. “Bizi yıllardır dağlarda perişan ettiniz, siz krallar gibi yaşadınız, şimdi sesimizi kesip oturmamızı istiyorsunuz. Madem böyle olacaktı bizi dağlara niçin sürdünüz?” diye eleştiri getirenlerin provokasyon eylemine girişebileceği göz ardı edilmiyor.

Terör örgütü içinden Türkiye Cumhuriyeti’nin güvenlik güçlerine kin dolu, hınç dolu olanlar da “giderayak” da olsa ellerindeki mayınları terk etmekte oldukları mağaralara, askerin muhtemel geçiş noktalarına döşeyip kayıplar verdirmeyi de amaçlıyor. Iğdır’da, 2 askerimizi şehit eden basmalı mayının da terör örgütünün kullandığı mayınlar olduğu ortaya çıktı. Ayrıca, bölgenin alabildiğine “kirli” yani mayınlı olduğu da biliniyor. Bugün o mayınların nerede olduğunu teröristler de bilmiyordur.

Giden gitmiş, kalan kalmıştır

Terör örgütü militanları 8 Mayıs’tan itibaren çekilmeye karar verdiyse bu tarihi beklemeden de gitmiş olabilir. Açıkçası giden gitmiş, kalması istenenler Türkiye topraklarında kalmıştır. Kalanların bir bölümünün de sivil kıyafetlerini giyip köyünde, mezrasında olabileceği değerlendiriliyor. Ayrıca teröristlerin en büyük yardımcısı olan “milis” adı verilen yandaşları da bölgede kalmaya devam edecektir.

Teröristlerin tamamının ayrılmayacağını daha önce belirtmiştik. Kimisi dağda, kimisi köyünde olmak üzere 800 civarında terörist bu süreçte kendilerini güvenlik güçlerinden gizleyecektir. Bu arada, sınırın ötesine çekilme olduğu gibi, sınırın ötesinden de ülkemize geçişler oluyor.

Yarından itibaren teröristler için “çekildi, çekiliyor” denilmesine gerek yoktur. Görüşmeler sonucu bir mutabakata varıldığına göre şimdiye kadar giden gitmiş, kalan da kalmıştır. O yüzden yarından itibaren televizyonlarda sahte “çekilme görüntüleri” verilmeye kalkışılmasın.

Asparagas habercilik dönemi

Bazı yayın organlarında teröristlerle ilgili yapılan haberler asla gerçeği yansıtmıyor. Örneğin, teröristlerin sınır ötesine geçişleri insansız hava araçlarıyla gözlenmiş. Üstelik teröristlerin geçişlerine vatandaşlar inansın diye el altından basına servis edilmiş. Buna kargalar güler.

Eğer, insansız hava araçlarıyla görüntü alındıysa, bunların derhal ilgili birimlere bildirilmesi ve gereğinin de yapılması zorunludur. Aksi halde suç işlenmiş olur. Son yıllarda davalarla başları belada olan askerlerin açıkça böyle bir suç işlemeleri mümkün değil. Yasadışı geçişlere görüntülere rağmen müdahale edilmiyorsa, bunların ilerde mutlaka bir karşılığı olacağını da askerler çok iyi bilir. Teröristlerin saç tıraşı olduktan sonra gitmeye başladıkları gibi
“asparagas” haberleri şu günlerde sıkça göreceğiz.

Hareketlilik devir-teslimden

Bölgede büyük bir askeri hareketlilik var. Bunun nedeni operasyonlar değil. Irak sınırında bulunan jandarma çekiliyor, yerleri Kara Kuvvetleri Komutanlığı’na bağlı birlikler tarafından dolduruluyor.

2002 yılında uygulamaya konulan proje kapsamında önce Cizre, ardından Mardin bölgesinden jandarma çekilmişti. Bu değişim kademeli olarak sürüyor ve 2014 başlarına kadar değişim tamamlanmış olacak. Şu anda, bu değişim büyük bir hızla devam ediyor. Yani, asker operasyonla değil, yer değişimiyle meşgul. Teröristlerin çekilmesini koordine, takip gibi bir çalışma yok.

Teröristlerin, Güneydoğu’nun “kolluk birimi” olarak görevlendirilmesi de artık pazarlık masasının bir maddesi olarak yetkililerin karşısına getirilecektir. Örgüt, bir gün bu aşamaya gelebileceğini tahmin ediyordu. Ancak, bu kadar hızlı gelebileceğini hayal bile edemiyordu…

SÖZCÜ

Ahmet Takan : İki mühim asker havadisi…

yazir44060b500.jpg

Gazeteci için meslek hayatında en acı anlardan biri nedir? Cevabı vereyim; Bomba bir haberin elinde patlaması!..

İtiraf edeyim; geçen Cumartesi günü -yaşadığım bir talihsizlik yüzünden- benim de (ilk değil) başıma geldi. Malum şartlar yüzünden haber kaynaklarımızla artık hal-hatır dışında telefon görüşmesi yapamadığımızdan gelen davet üzerine gideceğim dost bürosuna ulaşamadım. Cumartesim zehir olduğundan görüşmeyi Pazar sabahına tehir etmek durumunda kaldık. Pazar sabahından öğle saatlerine kadar süren sohbetimizde (AKP’liler Kızılcahamam kampında keyif sürerken) güvenilir haber kaynağı dostumun bana aktardığı haber şöyleydi;

“Biliyorsun, 8 Mayıs tarihi PKK’nın resmi çekiliş tarihi ilan edildi. Başbakan Erdoğan da ondan sonraki 2-3 gün içinde kamuoyundan puan almak için askerlik süresinin kısaltılacağını açıklayacak. Uzun dönem askerliğin 12, kısa dönem askerliğin ise 4 aya indirileceğini kamuoyuna ilan edecek. AKP hazırlıklarını yaptı.”

Ben, pazartesi sabahının gelmesi için dakikaları sayarken, Pazar akşamı haber Kızılcahamam kaynaklı olarak internet sitelerine düştü. Tabii ki benim de dünyam yıkıldı.

Gazetecilikte en önemli prensip; her ne şartta, nerede, ne olursa olsun habere küsmemektir. İki gün boyunca haberi yine ısrarla takip ettim. Hükümet sözcülerinden yalanlama gelmedi ama teknik detay da verilmedi. Yandaş medyada sızdırılan bilgilerle devamlı Türk ordusunun “profesyonelce” nasıl küçültüleceği ve terör örgütünün korkulu rüyası olan Jandarmanın nasıl kır polisi olacağı yazıldı.

Şimdi sıkı durun!..

Bu konuda, işin gerçek sahibi, konuşmak ve bilgi vermek durumunda olan Genelkurmay Başkanlığı kaynaklarına, “Zorunlu askerlik süresinin kısaltılması konusunda çalışmalar ne aşamadadır? Genelkurmay cephesi buna nasıl bakıyor?” diye sordum.

Aldığım net cevap: “Bu konuda Genelkurmay Başkanlığı’nda herhangi bir çalışma yok” şeklindeydi.

Hazır yakalamışken “teröristlerin çekilip, çekilmediğini” de sordum. Bu sorunun cevabı da çok ilginç oldu;

“Bizim, teröristlerin çekildiğine dair herhangi bir emaremiz yok. Tespit edebildiğimiz herhangi bir emare yok.”

8 Mayıs resmi sözde çekilme sürecinin başlangıç tarihi ve Genelkurmay kanyaklarının ısrarla üstüne basa basa vurguladığı “emare” ifadesi… Aldığım cevabı şöyle yorumladım;

1- Eğer çekilme gerçekse bunun mutlaka hazırlık safhası olur. Genelkurmay da herhangi bir emare tespit edemediğine göre çekilme falan yok. Hükümet bizi uyutuyor.

2- Veya Genelkurmay’ın gözü kör, kulağı sağır edildi ki emareye rastlayamadılar.

Buradan diğer kulis bilgilerine geçelim…

* Son MGK toplantısında askeri kanadın sözde çözüm sürecine direndiği bilgisini sizlere ulaştırmıştım. Ankara kulislerinde en son konuşulanlara göre, Hükümet bu derinden giden direnişe çok kızmış. Tabandan da Genelkurmay Başkanı Necdet Özel’e çok baskı geliyormuş. Tayyip Erdoğan, Ağustos YAŞ’ta “çok kafa koparmak için” kesin kararlıymış. Ağustos Şurası’nın çok çetin geçeceği ileri sürülüyor.

* AKP, hain Öcalan ve BDP’nin özerklik taleplerine cevap verebilmek için “belli ölçülerde özerklik verilmesi” çalışmaları tamamlanmış.

* TBMM Genel Kurulu’nda yeni anayasa oylamaları için “Muhteşem” , “Türkler memnun olmazsa 7-15 fire, Kürtler memnun olmazsa yine 7-15 fire veririz. Bu firelere de en az 5-6 destek CHP’den gelir” hesapları yapıyormuş.

Buradan tekrar başa dönmek istiyorum. Tüm olup bitenler ve zorunlu askerliğin kısaltılması ile ilgili tüm yazılıp-çizilenler bana Türk ordusunun lağv edildiği 30 Ekim 1918 Mondros Ateşkes Antlaşması’nı hatırlattı. Maddelerden bazılarını tekrar hatırlayalım mı?..

* Çanakkale ve İstanbul Boğazlarının açılması, Karadeniz’e serbestçe geçişin temini ve Çanakkale ve Karadeniz istihkamlarının İtilaf Devletleri tarafından işgali sağlanacak.

* Osmanlı sularındaki bütün torpil tarlaları ile torpido ve kovan mevzilerinin yerleri gösterilecek ve bunları taramak ve kaldırmak için yardım edilecek.

* Karadeniz’deki torpiller hakkında bilgi verilecek.

* Hudutların korunması ve iç asayişin temini dışında, Osmanlı ordusu derhal terhis edilecek.

* Osmanlı harp gemileri teslim olup, gösterilecek Osmanlı limanlarında gözaltında bulundurulacak.

* İtilaf Devletleri, Osmanlı tersane ve limanlarındaki vasıtalardan istifade sağlayacak.

* Toros Tünelleri, İtilaf Devletleri tarafından işgal olunacak.

* Hükümet haberleşmesi dışında, telsiz, telgraf ve kabloların denetimi, İtilaf Devletlerine geçecek.

* Bütün demiryolları, İtilaf Devletlerinin zabıtası tarafından kontrol altına alınacak.

* Hicaz, Asir, Yemen, Suriye ve Irak’taki kuvvetler en yakın İtilaf Devletlerinin kumandanlarına teslim olunacak.

* Trablus ve Bingazi’deki Osmanlı subayları en yakın İtalyan garnizonuna teslim olacak.

* Trablus ve Bingazi’de Osmanlı işgali altında bulunan limanlar İtalyanlara teslim olunacak.

* Gerek askeri teçhizatın teslimine, gerek Osmanlı ordusunun terhisine ve gerekse nakil vasıtalarının İtilaf Devletlerine teslimine dair verilecek herhangi bir emir, derhal yerine getirilecek.

Bu kadar da benzerlik olur mu?

Ne dersiniz?..

Yeniçağ

Prof. Dr. Hidayet Sarı : Apo’ya muhabbet askere müebbet-II

Nasıl olur da ülkem bölünmesin, bayrağım inmesin diyerek bölücü terör örgütü ile savaşan, şehit ve gazi olan askerleri dikkate almadan Apo’yu paketleyip getiren, hapseden Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarını hiç bir delil ve fiiliyat olmadığı halde Ergenekon davası adı altında hapislere atar çürütürsün?

Nasıl olur da Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarını 4-5 yıldır ispatlanamayan bir düzmece senaryoyla ve iftiraname ile hapislere atar, Ergenekon terör örgütü yaftası yapıştırırsın?

Nasıl olur da PKK terör örgütünü sanki bir barış örgütü, sivil toplum örgütü, sözde liderini saygın insan konumuna yükseltirken, bu vatan için canını kanını vermiş Türk Silahlı Kuvvetlerini Ergenekon terör örgütü gibi gösterirsin?

Nasıl olur da Türkiye Cumhuriyeti toprağını, anayasasını, siyasal ve toplumsal yapısını bir terör örgütü ile görüşüp pazarlık konusu yaparsın?

Seçimlerde yüzde 49 oy aldım diye bütün ülkenin sahibi, hakimi sen mi oldun?

Nasıl olur da milli irade beni seçti, ben istersem ülkemi satarım, bölerim, parçalarım diye ortaya çıkar, özelleştirme ve yabancılara toprak satışı adı altında ülkenin yer altı ve yer üstü kaynaklarını yabancılara ve Türk düşmanlarına satarsın?

Nasıl olur da komşularla sıfır sorun diye ortaya çıkar, önce Ermenilerle Cumhurbaşkanı düzeyinde görüşür, dost Azerbaycan’ı küstürür, ardından Kuzey Irak’ta Peşmerge yönetimini sanki ayrı bir devlet olarak kabul eder, Irak merkezi hükümetini küstürür, ardından dost olduğumuz Suriye ile şimdi savaş durumuna sokarsın?

Nasıl olur da ve ne hakla Suriye’de yapılan isyanı maddi, manevi ve silah yardımı ile destekler, bir komşu Müslüman ülkenin bölünmesine, parçalanmasına ve yakılmasına sebep olursun?

Nasıl olur da "Libya’nın petrolü Libyalılarındır, NATO’nun orada ne işi var" deyip bir hafta içinde Libya’yı bombalayan, isyancılara silah veren, dağıtan NATO-Haçlı-Siyonist ittifakının merkezini İzmir’de kurup bizzat kendi gemilerinle bu mezalime, katliama ve bir İslam ülkesinin talan edilmesine ortak olursun?

Nasıl olur da 18 Mart Şehitler Günü’nde Türk Milletinin gözünün içine baka baka "Çanakkale savaşında bu milletin bir bütün olarak bu ülke için savaştığını" söyler ardından şehit canı ve gazi kanı ile alınmış bu toprakları Türk düşmanı yabancılara satmak için kanun çıkartır, izin verirsin?

Nasıl olur da ABD ve NATO’ya verdiğin destekle önce Afganistan, Irak, Mısır ve Suriye’de etnik ve mezhepsel bölünmenin, parçalanmanın yolunu açarsın?

Nasıl olur da başkanlık sistemi adı altında Türkiye’yi eyaletlere bölme ve tek adam olarak ülkenin hakimi olmak için anayasa pazarlığı yaparsın?

AKP hükümeti Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan tüm dünya tarihine İslam ülkelerini ve kendi ülkesini Haçlı-Siyonist ittifakı ile birlikte bölen, parçalayan bir lider olarak tarihe geçecektir.
AKP’nin İslam anlayışına gelince; Maide Suresi 51. ayete baktığımız zaman "Ey müminler. Yahudileri ve Hıristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostlarıdır. Sizden onlarla dost olanlar onlardandır" denmektedir.

Buna göre nasıl bir Müslüman olduklarını da yüce milletimizin takdirlerine bırakıyorum.

Şimdi AKP hükümeti İstanbul’un birçok semtine ve en son olarak da Çamlıca Tepesi’ne büyük bir cami yapmak için harekete geçmiştir. Bana göre değil tek Çamlıca Tepesi’ne, Dünya’nın tüm tepelerine cami dikseniz yine de Allah katında tüm İslam Âlemine ve Türk Milleti’ne yaptığınız suçların ve günahların vebalini ödeyemezsiniz.

Şu ana kadar yaptıklarınızı önce Allah’a ve sonra da yüce Türk Milleti’ne havale ediyorum.

ADEM YAVUZ ARSLAN : Askerin Başbakan Erdoğan’a söylediği en zor cümle

Adem Yavuz ARSLAN

ayavuz

Uzun süredir gündemin ilk sırasında Çözüm Süreci var.

Hükümetin attığı adımlar, PKK’nın açıklamaları, muhalefet partilerinin sürece dair söylemleri esaslı tartışma konusu.

Görünen o ki yakın gelecekte olmaya da devam edecek. Başkentte ‘iyimser ama temkinli hal’in sürdüğünü söyleyip şimdilik bu konuya bir virgül koyalım. Bir süredir gündemde kendine yer bulamıyor ama çok kritik davalar devam ediyor.

İstanbul ve İzmir merkezli yürütülen iki ayrı casusluk ve fuhuş soruşturması da bunlardan.

Geçtiğimiz günlerde TİMAŞ’tan çıkan "Bal tuzağı: Bel altı istihbarat" isimli kitap bu davaların perde arkasına ilişkin çok ilginç bilgiler içeriyor. Malum olduğu üzere ‘Bal tuzağı’ kadını ve cinselliği kullanarak istihbarat edinme ya da casusluk yapmak için kullanılan bir tanım.

İstihbarat dünyasının da en eski ve en yaygın yöntemlerinden biri olarak bilinir.

Cevheri Güven’in kitabında bu konuda hayli zengin örnekler var. Deniz Baykal’a yönelik kaset komplosu, MHP yöneticilerini istifaya götüren kaset skandalları gibi olaylara ilişkin bilinmeyen ayrıntılar da var.

Kritik isimlerden biri

Ancak askeri casusluk ve fuhuş skandalı ile ilgili ayrıntılar dudak uçuklatacak cinsten. Hatırlanacağı gibi 2010 ortasında başlayan soruşturmada devletin güvenliğine ilişkin gizli belgeler ele geçirildi.

Aynı zamanda çetenin elinde çok sayıda şantaj görüntüleri de bulundu. İşin içine yabancı istihbarat örgütleri ve üçüncü ülkeler de girmişti.

Hatta o dönemde başkentin kritik isimlerinden birisi durumun vahametini anlatmak için "Bırakın devletin yatak odasına girmeyi, oraya kamera kurup yayın yapmışlar" demişti. Savcılığın araştırması TSK’dan sızan belgelerin savaş çıkartabilecek nitelikte olduğunu ortaya koydu.

Fotoğraf ürkütücüydü ve emniyet elindeki bilgileri MİT ile paylaştı. MİT’in çalışması da verileri teyit edince devletin zirvesi konudan haberdar edildi. Başbakan, Cumhurbaşkanı ve dönemin Genelkurmay Başkanı Koşaner’e birer dosya gönderildi. Karargahta olağanüstü ve saatler süren bir toplantı yapıldı.

Kitaptan devam edelim (syf 209):

"Savcılığın gönderdiği belgeler incelendikçe komutanlar hop oturup hop kalkıyordu. Belgeler arasında Türkiye’nin komşu ülkelerde yaptığı bazı gizli operasyonlar da yer alıyordu. Bunlardan bazıları uluslararası hukuk kurallarına ve diplomasiye aykırı örtülü operasyonlardı ve savaş sebebi sayılacak nitelik taşıyordu.

Karargahtaki toplantıda Org. Koşaner hayatının en zor anlarını yaşıyordu. Bir taraftan TSK’nın fuhuş yoluyla adeta hallaç pamuğuna çevrilmiş olmasının getirdiği itibar erozyonu diğer taraftan durumun daha da vahimleşme ihtimali. Savcılık, örtülü operasyonlar ve çok gizli belgeleri iddianamenin ek klasörüne koyduğu an uluslararası bir kriz çıkması söz konusuydu.

Ayrı bir klasör yapıldı

Uzun değerlendirmeler sonunda taktik belirlendi. Komuta kademesi hayatlarının en zor kararını aldı. Başbakan Erdoğan’a gidilecek ve "Bu soruşturmada kimi alırsanız alın ama bu belgeleri soruşturma dosyasından çıkartın" denecekti.

Soruşturma dosyasından çıkarılması istenen belgeler belirlendi ve ayrı bir klasör yapıldı.

Koşaner hayatının en ağır yükünü alarak Başbakan Erdoğan’a gitti. İkilinin uzun görüşmesinden sonra Koşaner karargaha dönerken oldukça rahatlamıştı.

Kitapta, karargahın gizli belgeler için savcılık nezdinde girişimleri de detaylıca anlatıyor.

Sonuçta çok hassas bilgi ve belgeler iddianameye konmayıp doğrudan adli emanete alındı. Böylece uluslararası bir skandal önlenmiş oldu. Bu uzun alıntıları yaptım çünkü hem İstanbul hem İzmir merkezli davalarla ilgili çok spekülasyon yapıldı. Hatta geçtiğimiz günlerde İzmir’de olaylı duruşmalar da oldu.

Ergenekon ve Balyoz’a karşı çevreler casusluk ve fuhuş davasına da esastan itiraz ettiler. Ancak bunu yaparken yaklaşık 400 sanıklı dava ile ilgili komuta kademesinin sessiz kalmasına hiç kafa yormadılar. Güven’in kitabı o dönemin bilinmeyenlerine ışık tutuyor.

Askere Balyoz teknolojisi

Balyoz ve Ergenekon gibi soruşturmalarda dijital delilleri inceleyen Jandarma Kriminal’e elektronik delillerin incelenmesi, hasar gören disklerin onarılması, ses ve görüntülerde manipülasyon incelemesi yapabilecek ileri teknoloji sistemler alındı.

ERGENEKON, Balyoz, askeri casusluk gibi davalarda ses ve görüntü kayıtları, dijital veriler gibi çok sayıda belge adli deliller arasına girerken, Jandarma Kriminal savcılıklardan gönderilen dijital verilerin incelemelerini daha etkin ve hızlı yapmak için yeni teknoloji sistemleri bünyesine kattı. Darbe davası sanıklarının ‘dijital deliller sahte’, ‘montaj’, ‘manipüle edilmiş’ iddialarını bitirecek yeni sistemler 2012 yılı içerisinde tedarik edilerek kullanılmaya başlandı.

Eski sistem çok zorlamıştı

Milletin güvenliğini sağlamak görevini üstlenen askeri personelin bu görevi kötüye kullandıklarını ortaya koyan dijital veriler, ses ve görüntü kayıtları Türkiye gündemini meşgul ederken, iddialar üzerine açılan soruşturma ve davalarda da bu veriler adli delil olarak dosyalara girdi. Verilerin gerçekliğinin tespiti için adli makamlar Jandarma Kriminal ile temasa geçerken, eski sistemlerle çalışan Kriminal Daire, belgeleri incelemekte zorlandı. Bunun üzerine teknolojik verileri daha etkin ve hızlı incelemek için ileri teknoloji sistemler satın alındı.

2012 Faaliyet Raporu’na girdi

Jandarma Kriminal’e teknolojik sistem takviyesi, Jandarma Genel Komutanlığı’nın 2012 yılı faaliyet raporunda kamuoyunun bilgisine sunuldu. Yeni sistemler, elektronik delillerin incelenmesi, hasar gören sabit diskler onarılarak verilerin kurtarılması, ses ve görüntü kayıtları üzerinde iyileştirme, mukayese ve manipülasyon incelemelerinin yapılabilmesi, internet geçmişi, sosyal paylaşım ve sohbet geçmişinin taranabilmesi gibi imkanları kazandırdı. İşte rapordan o bölümler:

-VERİ İNCELEME SİSTEMİ: Adli makamlar tarafından incelenmek üzere gönderilen elektronik delillerin hızlı ve etkin bir şekilde incelenebilmesi maksadıyla teknolojik açıdan üstün çalışma istasyonu, yazma-koruma donanımı ve adli bilişim inceleme yazılımlarından oluşan sistem tedarik edildi.

-CEP TELEFONU İNCELEME SİSTEMİ: Cep telefonu, SIM kart, hafıza kartı, bilgisayar gibi elektronik delillerin hızlı ve etkin incelenebilmesi maksadıyla teknolojik açıdan üstün çalışma istasyonu, adli bilişim inceleme yazılım ve donanımlarından oluşan sistem tedarik edildi.

-SABİT DİSK ONARMA SİSTEMİ: Elektronik deliller üzerinde; yanma, kırılma, çizilme, bozulma gibi nedenlerle meydana gelebilen arızaların teknolojik imkânlar dâhilinde onarılarak içerisindeki verilerin tespit edilmesi maksadıyla teknolojik açıdan üstün temiz hava ortamı sağlayan sistem tedarik edilmiştir.

-SES İNCELEME SİSTEMİ: Ses kayıtları üzerinde iyileştirme, mukayese ve manipülasyon incelemelerinin hızlı ve etkin bir şekilde icra edilebilmesi maksadıyla sistem tedarik edilmiştir.

-VERİ ANALİZ VE KURTARMA SİSTEMİ: Elektronik deliller içerisinde bulunan internet geçmişi, sosyal paylaşım ve sohbet geçmişi, zararlı yazılım tespiti gibi incelemeleri hızlı ve etkin bir şekilde yapmak için sistem tedarik edilmiştir.

GÖRÜNTÜ VE MANİPÜLASYON İNCELEME SİSTEMİ: Fotoğraf ve video verileri üzerinde iyileştirme, mukayese ve manipülasyon incelemelerinin hızlı ve etkin bir şekilde icra edilebilmesi maksadıyla sistem tedarik edilmiştir.

SANIKLARIN İTİRAZI HEP AYNI

Yeni sistemlerle donatılan Jandarma Kriminal Bilişim Teknolojileri İnceleme Şube Müdürlüğü Ergenekon, Balyoz, Askeri Casusluk gibi davalara ilişkin dijital belgeler üzerinde inceleme yürütüyor. Darbe sanıkları dijital delillerin sahte olduğunu, internete görüntü ya da ses kaydı düşenler montaj ya da manipüle edildiğini, bilgisayarında delil bulunanlar sonradan yerleştirildiğini iddia etti.

VİDEO : PKK KAMERASINDAN — Hakkari Çukurca’da 8 askerin şehit edilişi

VİDEO LİNK :

YÜKSEK STRATEJİ

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

Fight "Gang Stalking"

Expose illegal stalking by corrupt law enforcement personnel

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

The WordPress.com Blog

The latest news on WordPress.com and the WordPress community.

%d blogcu bunu beğendi: