Etiket arşivi: balyoz

Ergenekon ve Balyoza da yeniden… İşte o bildiri !

Çözüm süreci için bildiri yayınlayan 114 sol-sosyalist kökenli aydın Balyoz ve Ergenekon gibi demokrasi davalarında yeniden yargılama istedi. Bildiride, dış politikanın “emperyal” ve “mezhepçi” olduğu da iddia edildi.

Çözüm süreci konusunda çelişkili tutumlarıyla öne çıkan isimlerin de aralarında bulunduğu 114 sol-sosyalist kökenli aydın bir bildiri yayınladı. Bildiride, çözüm sürecinin bu haliyle yetersiz olduğu belirtilerek, süreçle birlikte Ergenekon ve Balyoz’un da aralarında bulunduğu demokratikleşme davalarında yeniden yargılama talep edildi.

Dış politikaya yönelik eleştirilerin yer aldığı bildiride, güvenlik güçlerinin 1 Mayıs’taki uygulamaları ağır bir şekilde eleştirilerek, “endişe verici” olarak nitelendirildi..

Bildiride, çözümün “hayati bir imkan” olduğu belirtilirken, hükümete demokratikleşme yönünde atılacak adımlar için “yol temizliği için kısa vadede atılacak adımlar” listesi verildi.

CHP milletvekilleri Sezgin Tanrıkulu, Hüseyin Aygün’ün yanı sıra, Gülseren Onanç, Can Dündar, Müjde Ar, Tarık Ziya Ekinci, Osman Kavala, Mert Fırat, Ahmet Şık ve Büşra Ersanlı’nın da imzacıları arasında bulunduğu bildiride Kürt siyasal talepleri adına net talepler de dile getirildi.

Bildiride şu görüşlere ve önerilere yer verildi:

“(1) Farklılıkları koruyan; çoğulculuk, özgürlükçülük ve eşitlik ilkelerine dayanan; etnisite temelli olmayan bir yurttaşlık tanımı ile eşit yurttaşlık anlayışını güçlendiren; (2) Türkiye’de yaşayan her yurttaşın kendi dil ve kültürünü korumasını, geliştirmesini ve gelecek kuşaklara aktarmasını sağlayacak; (3) yurttaşların demokratik süreçlere katılımını artıracak şekilde yerel iktidarları ve karar alma süreçlerini güçlendirecek değişikliklerin yapılması ve (4) geçmişte Türkiye’de yaşanan insan hakları ihlallerini tüm çıplaklığı ile ortaya koyacak bir geçmişle yüzleşme mekanizmasının kurulması.”

Çözüm bildirisinde “yeniden yargılama” talebi

İmzacılar, “yol temizliği niteliğinde kısa vadede atılabilecek adımlar” olarak da aşağıdaki önerileri dile getirdi:

“(1)Seçim barajının düşürülmesi, (2) özel yetkili mahkemelerin kaldırılması, (3) bu mahkemelerin verdikleri tüm kararlara karşı yeniden yargılama süreçlerinin işletilmesi ve yol açtıkları mağduriyetleri giderecek adımların atılması, (4) terörle mücadele yasasının kaldırılması, (5) Siyasal Partiler ve Seçim Kanunlarında gerekli değişikliklerin yapılarak Türkçe dışındaki dillerde siyaset yapılabilmesinin önünün açılması.”

Sürece ilişkin kaygı taşıdıklarını belirten grup, örnek olarak 1 Mayıs olaylarını gösterdi:

“Uygulanan orantısız ve gayri-meşru devlet şiddeti haklı olarak demokratikleşme çabalarına dönük endişeleri artırmıştır. Eğer Türkiye siyasetine şiddet değil barışçıl tartışmalar hakim olacaksa, öncelikle hükümet ve kolluk kuvvetleri bu hedeflere uygun davranmalıdır” ifadesi kullanıldı. Süreç kapsamında yapılan başkanlık sistemi tartışmalarının da “kaygılar”a dâhil olduğu belirtilen metinde “Türkiye’de barış ile demokrasiyi karşı kaşıya getirmek kimseye yarar sağlamayacaktır” denildi.

Dış politikaya “emperyal” ve “mezhepçi” suçlaması

“Türkiye’nin Ortadoğu politikasının emperyal ve mezhepsel saiklerle belirlenmesine son verilmelidir” ifadesinin de yer aldığı metinde şu görüşlere yer verildi:

“Kamuoyunda ‘Barış Süreci’ olarak bilinen görüşmeler Kürt sorununun çözümünün askeri yöntemlerle değil siyasi yöntemlerle sağlanabileceğinin anlaşılması açısından önemli bir adımdır. Bu süreç Türkiye için hayati bir imkândır. İlan edilen çatışmasızlık kararı ve silahların bırakılması niyeti Kürt sorununun artık tüm boyutları ile demokratik ve sivil bir şekilde tartışılmasının önünü açmıştır.

Sürecin kalıcı barış ve tüm Türkiye için özgürlükçü bir demokrasi sağlayacak şekilde sonlandırılması için sürmekte olan yeni anayasa hazırlama süreci de önemli bir fırsattır. TBMM’de grubu bulunan tüm partiler kapsamlı anayasa önerilerini kısa süre önce açıklamış bulunmaktadırlar. Kürt sorunu açısından bakıldığında Kürt siyasi hareketi anayasal taleplerini ilk defa bu netlikte ve kapsamda ortaya koymuş bulunmaktadır. Bu husus demokratik bir tartışma ortamı için büyük bir fırsattır.

Türkiye’de yaşayan Kürtlerin kendilerini tam anlamıyla eşit yurttaş olarak hissetmelerini sağlayacak ve üzerinde geniş bir uzlaşma sağlanabilecek birçok anayasal adım bulunmaktadır. Farklılıkları koruyan; çoğulculuk, özgürlükçülük ve eşitlik ilkelerine dayanan; etnisite temelli olmayan bir yurttaşlık tanımı ile eşit yurttaşlık anlayışını güçlendiren; Türkiye’de yaşayan her yurttaşın kendi dil ve kültürünü korumasını, geliştirmesini ve gelecek kuşaklara aktarmasını sağlayacak; yurttaşların demokratik süreçlere katılımını artıracak şekilde yerel iktidarları ve karar alma süreçlerini güçlendirecek değişikliklerin yapılması ve geçmişte Türkiye’de yaşanan insan hakları ihlallerini tüm çıplaklığı ile ortaya koyacak bir geçmişle yüzleşme mekanizmasının kurulması gibi adımların atılması sadece Kürt sorununun değil Türkiye’nin genel demokrasi sorununun çözümü için de hayati önemdedir. Barıştan ve demokrasiden yana olan tüm aktörler demokratik ilkeler temelinde bir anayasal uzlaşı sağlanması için çalışmalıdır.

Bu yönde anayasal uzlaşının sağlanmasına kolaylık sağlayacak, yol temizliği niteliğinde kısa vadede atılabilecek birçok adım vardır. Kısa vadede bu adımlar atılarak sürece olan güvenin artırılması sağlanmalıdır. Seçim barajının düşürülmesi, özel yetkili mahkemelerin kaldırılması, bu mahkemelerin verdikleri tüm kararlara karşı yeniden yargılama süreçlerinin işletilmesi ve yol açtıkları mağduriyetleri giderecek adımların atılması, terörle mücadele yasasının kaldırılması, Siyasal Partiler ve Seçim Kanunlarında gerekli değişikliklerin yapılarak Türkçe dışındaki dillerde siyaset yapılabilmesinin önünün açılması gibi birçok değişiklik hiçbir anayasal değişiklik gerektirmeden çok kısa bir sürede gerçekleştirilebilir ve gerçekleştirilmelidir. Bu adımların hepsi temel hak ve özgürlükleri ilgilendirmektedir. Temel hak ve özgürlükler al-ver konusu yapılamayacak, müzakere malzemesi edilemeyecek hususlardır. Bu adımların atılması süreç açısından güven artırıcı bir işlev görecektir.

Bu hedefler ışığında incelenince sürecin mevcut ilerleyişi bazı kaygılara yol açmaktadır. Bu kaygıları dile getirmek ve sürecin bu kaygıları giderecek şekilde güçlendirilmesini sağlamak ise Türkiye’de kalıcı barışın tesis edilmesini isteyen her yurttaş için bir görevdir.

Hükümete… Bundan sonra ne yapacaksınız?

Bildiride şu iddialara yer verildi:

“Bugüne kadar özellikle hükümet yetkilileri tarafından yapılan açıklamalarda hep çatışmasızlığın sağlanmasına yönelik taktik adımlar ön plana çıkarılmaktadır. Geldiğimiz aşamada eş zamanlı olarak hangi kalıcı demokratikleşme adımlarının da atılacağının konuşulması bir zorunluluktur. Türkiye’nin tüm yurttaşları için insan haklarının tam anlamıyla hayata geçirilmesini sağlayacak adımlar atılmadan Türkiye’de kalıcı barışın sağlanması mümkün olmayacaktır.” (Star)

Venezuela devlet televizyonunda Ergenekon ve Balyoz konuşuldu

Aydınlık Gazetesi muhabiri olarak önceki gün Venezuela devlet televizyonu VTV’ye konuk olduk. Davet edildiğimiz program, Walter Martinez’in hazırlayıp sunduğu "Dosya" (Dossier) programı. Dünyadaki jeostratejik gelişmeleri ele alan haber programı, bütün Latin Amerika’da izlenen TeleSur kanalı tarafından da yayınlanıyor.

"KÜLT" PROGRAMCI MARTİNEZ

Uruguay doğumlu Venezuela vatandaşı Walter Martinez, kıtada kült statüsüne sahip. 72 yaşındaki Martinez, Uruguay’da askeri okulu bitirdikten sonra 1969’da Venezuela’ya yerleşiyor ve gazeteciliğe başlıyor.

9 ayrı basın ödülü kazanan Martinez, uzun yıllar boyunca savaş muhabirliği yapıyor ve Irak, İran, El Salvador ve Lübnan savaşlarında bulunuyor. Martinez, Bağdat’ta Abu Nidal ve Nikaragua’da dikatör Somoza gibi önemli kişiliklerle röportajlar yapmış.

Martinez, televizyon programlarında kullandığı bazı kalıp cümlelerle kült statüsüne erişmiş. Açılışta dünyayı "bizim sevgili, kirletilmiş ve tek uzay gemimiz" olarak anons eden Martinez, programı her zaman "ışıkları da siz kapatın, bay rejisör" ifadesi ve asker selamıyla bitiriyor.

REUTERS’İ OFSAYTA DÜŞÜRDÜK

Walter Martinez Aydınlık Gazetesi’ni programda "milliyetçi ve ilerici" sözleriyle tanıttı ve ekrandan da izleyicilere takdim etti.

Kendisiyle program öncesi ve sonrası sohbet etme imkanı bulduk. Programında uluslararası haber ajanslarının çekimini kullanan Martinez bize, Suriye sınırındaki halkın olaylara tutumunu sordu. Ajansın çekiminde Türkiye tarafındaki vatandaşlar Erdoğan’ı kimyasal silah kullanımına karşı müdahale etmeye davet ediyordu.

Martinez’e Akçakale’de insanların nasıl "mülteci" kamplarını ve olası bir savaşı protesto ettiğini anlattık. Ayrıca Reuters haber ajansının geçtiği, sınırdaki olaylarda „bir grup Suriyeli’nin Türkiye geçiş yapmak istediği ve bir Türk polisinin yaralandığı“ haberinin eksik olduğunu anlattık. Sözkonusu grubun 1000 kişiden oluştuğunu ve resmen kaçış halinde bulunduğunu, 1 polisin şehit, birçok askerin de yaralandığını söyledik.

MARTİNEZ SORUYOR: ERGENEKON VE BALYOZ KEMALİZMİ Mİ HEDEF ALIYOR

Martinez sohbet esnasında bölgemiz hakkında geniş bilgi sahibi olduğunu ayrıntılarıyla gösterdi. Yapımcı, konu Kuzey Irak’a gelince "buradaki Kürtler her zaman emperyal güçlerin maşası oldular" değerlendirmesinde bulundu.

Martinez’in haberdar olmadığı, ancak büyük ilgiyle dinlediği konu ise Ergenekon ve Balyoz tertipleriydi. Makyaj esnasında bizi dinlerken sürekli kaşlarını kaldıran ve "vay vay" diyen Martinez, sözümüz bitince soruyu yapıştırdı: "Bu tertip Kemalizme mi yönelik?"

Bu sohbet sonrasında ani bir kararla programa davet edildik ve Aydınlık Gazetesi Venezuela halkına tanıtıldı. Walter Martinez, görüş alışverişini sürdürmek için iletişim bilgilerimizi talep etti.

Ertesi gece ise sokakta karşıdan karşıya geçerken öğrenciler "Venezuela’ya hoşgeldin, Türkiye’de durum nasıl?" sözleriyle yolumuzu kesti.

Yunus Soner

Odatv.com

Avrupa’nın Ergenekon, Balyoz, KCK kaygısı

Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi (AKPM) Türkiye hakkındaki siyasi denetim sürecini uzattı. AKPM’nin kabul ettiği kararda, PKK’lılar için “aktivist” terimi kullanıldı. Kararda, Türkiye’des üren siyasi davalardaki savunma haklarına yönelik kaygılar da dile getirildi.

STRASBORG- Türkiye, Avrupa Konseyi’nde bu yıl sınıf geçemedi. Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi (AKPM), Türkiye ile yürüttüğü “denetim sonrası diyalog” (post-monitoring) süreci hakkında bugün Strasbourg’daki genel kurul toplantılarından tartışıp oyladığı bir raporla, Ankara’yı en az iki yıl daha siyasi gözetimde tutmayı kararlaştırdı.

Raporla beraber hazırlanan karar tasarısı genel kuruldaki oylamada 35’e karşı 142 oyla kabul edildi. Oylamada 6 parlamenter çekimser kaldı. Toplam 47 Avrupa ülkesinin ulusal parlamentolarından vekillerin temsil edildiği AKPM’nin kararında, Türkiye’nin 2004 yılından bu yana gerçekleştirdiği reformlar memnuniyetle karşılanmakla birlikte, siyasal ve kurumsal reform sürecinin henüz tamamlanmadığı ve gerçekleştirilen reformların demokratikleşme kriterlerini “kısmen” karşıladığı ifade edildi.

Reform sürecinin “yeni bir Anayasa ve yeni bir siyasal rejim tanımlamasıyla” sonuçlanabileceğinin not edildiği kararda, bu nedenlerden yola çıkılarak, Türkiye’nin denetim sürecinden tamamen çıkarılmasıyla ilgili kararın 2014 ve 2015 yıllarında yapılması öngörülen yerel, cumhurbaşkanlığı ve genel seçimleri sonrasında verilmesi benimsendi.

SİYASİ DAVALARDA KAYGI SÜRÜYOR

Kararda, özellikle ifade özgürlüğü alanında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihadıyla uyum sağlanması ve yeni anayasanın Venedik Komisyonu ile istişare içinde hazırlanması isteniyor. Laiklik ilkesi, eşcinsel hakları, azınlık hakları, Alevilerin hakları, sendikal haklar ve Ergenekon, Balyoz ve KCK davalarında savunma hakları gibi konularda kaygılar dile getiriliyor.

KÜRKÇÜ’NÜN DEĞİŞİKLİK ÖNERGELERİ

Kürt sorununa “ulusal azınlıklar” başlığı altında yer verilen kararda, “Türk makamlarının PKK lideriyle yürüttüğü” ifade edilen “barış sürecinin” “kırılgan” olduğu ve “desteklenmesi gerektiği” ifade edildi. Bu arada, AKPM’nin Türk heyeti üyelerinden Ertuğrul Kürkçü (BDP) tarafından oylama sırasında sunulan iki önergeyle karar metninden “Türk halkı” ve “PKK terörizmi” ifadeleri çıkarıldı. Söz konusu önergeyle “Kürt sorunu ve 40 binden fazla insanın ölümüne neden olan PKK terörizmi” ifadeleri , “Kürt sorunu ve Türk devleti ile PKK arasında 40 bin kişinin ölümüne neden olan mücadele” olarak değişti.

Yine Ertuğrul Kürkçü tarafından sunulan bir değişiklik önergesiyle, “Ülkenin gelecekteki demokratik sistemini ve yönetim şeklini belirlemek Türk halkı ve Türkiye’nin karar vereceği bir konudur” cümlesi, “Ülkenin gelecekteki demokratik sistemini ve yönetim şeklini belirlemek Türkiye’nin kurumları ve vatandaşlarının karar vereceği bir konudur” şeklinde değiştirildi.

ARTIK "AKTİVİST"

AKPM Denetim Komisyonu tarafından oylama sırasında sunulan ve oy çoğunluğuyla kabul gören bir başka değişiklik önergesiyle de Türkiye topraklarından çekilecek PKK’lılar için, “terörist” yerine “aktivist” terimi benimsendi. Aktivist teriminin kullanımına gerekçe olarak “uluslararası planda müşterek bir terörist tanımlaması bulunmaması” gerekçe gösterildi.

TÜRK PARLAMENTERLERİN TUTUMU FARKLI OLDU

Rapor ve karar, AKPM üyesi Türk parlamenterleri de böldü. AKPM’nin AKP’li üyelerinin çoğunluğu karar aleyhinde oy kullandı. Türk heyetine başkanlık eden Liberal Grup üyesi AKP milletvekili Nursuna Memecan ise rapora ek olarak verdiği eleştiri belgesine rağmen nihai oylamada çekimser kaldı. AKPM’nin CHP’li üyelerinden Deniz Baykal ve Gülsün Bilgehan karar lehinde oy kullanırken, diğer CHP’li üye Haluk Koç çekimser oy kullandı. AKPM’nin AKP’li üyeleri tarafından oylama sırasında verilen değişiklik önergelerinin çoğu da reddedildi.

AKPM tarafından kabul edilen karar, siyasi, hukuki ve kurumsal açıdan Türkiye açısından Avrupa Parlamentosu’nun (AP) geçen hafta yine Strasbourg’da oyladığı karara oranla çok daha önemli. Türkiye, demokrasi, insan hakları ve hukuk devleti konularında Avrupa Konseyi üyeliğinden kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirmediği gerekçesiyle 1996 yılında Avrupa Konseyi’nde siyasi denetime alınmış, 2004 yılında bu süreçten kısmen çıkarılıp, “denetim sonrası diyalog sürecine” dahil edilmişti. Şimdi bu süreçten çıkmak ve demokrasisi “sabıkasız” Avrupa ülkeleri ligine dahil olmak istiyor. Bu konuda da karneyi AB değil, Strasbourg merkezli Avrupa Konseyi veriyor. Dolayısıyla Avrupa Konseyi düzeyinde siyasi açıdan “normalleşmeden” AB’den de olumlu not almak mümkün değil. (Deutsche Welle Türkçe)

İran’dan Ergenekon ve Balyoz değerlendirmesi

"Görev örgütlü mücadele" diyen Eski Genelkurmay İstihbarat Başkanı Korgeneral İsmail Hakkı Pekin’le ilgili olarak İranlı yetkililerden çarpıcı bir değerlendirme geldi.

İranlı üst düzey askeri kaynaklar, Pekin’i yakından tanıdıklarını belirtti, "bölgesel işbirliği için önemli hizmetleri oldu" dedi. İranlı yetkililere göre tutuklanan subaylar, Amerika’nın bölgedeki planlarına karşı tavır alan isimler.

Balyoz tertibiyle tutsak edilen subaylarla ilgili İranlı yetkililer, Ulusal Kanal’a konuştu. Üst düzey askeri yetkililer, "pek çoğunu yakından tanıyoruz, Amerika’nın bölgedeki planlarına karşı tavır alan komutanlar" değerlendirmesini yaptı.

Eski Genelkurmay İstihbarat Başkanı Korgeneral İsmail Hakkı Pekin’i yakından tanıdığını belirten İranlı üst düzey askeri yetkili, Pekin’le birçok kez görüştüklerini belirtti. İranlı yetkili Korgeneral Pekin’le ilgili olarak "bölgesel işbirliği için önemli hizmetleri oldu" değerlendirmesini yaptı.

Süreci kaygıyla izlediklerini belirten İranlı yetkililer, "tutuklanan subayların ortak noktası amerikan politikalarına alet olmamaları" dedi.

ulusalkanal.com.tr

NACİ KAPTAN : ERGENEKON ve BALYOZ davalarının ardında Amerikan/C IA tertibi vardır. /// @vardiyabizde @BalyozGercekler @rodrikdan i

ŞİMDİ NELER OLDUĞUNU ANLADINIZ MI ?

Türkler Kemalizm’i terk edip ılımlı İslam’ı benimsemelidir. Ilımlı İslam, Kemalizm’i silmeye yönelik bir karşı devrimdir.


Bu devrimin karşısındaki tek güç, Türk Ordusu ile ulusalcı aydınlardır ve TASFİYE EDİLMELERİ gerekir”

Graham FULLER; CIA eski yöneticisi, ABD Dışişleri Bakanlığı görevlisi

***

BALYOZ GERÇEĞİ :

ERGENEKON ve BALYOZ adı verilen davaların ardında Amerikan/CIA tertibi vardır.

Uluslararası bu tertip TSK’yı sindirmek, Henry Barkey’in deyişiyle ;

"Amerika Türk Ordusu’nu AKP eliyle kafesledi." Kürt açılımının fikir babası ve CIA’nın Türkiye uzmanı Henri Barkey, Amerika’nın AKP hükümetiyle birlikte Türk Ordusu’na operasyon düzenlediğini açıkladı.Bu operasyon "TSK’yı kafese almak planıdır."

Bu plan işbirlikçi siyasetçiler,tertipçi ve sahteci cemaat ve Emniyet ile yargı içine sızmış cemaat mensupları tarafından yürütülmüştür.

ABD Dışişleri Bakanlığı mensubu ve CIA Ajanı Henry J. Barkey ;

"Açılımı 2007’de başlatacaktık. Büyükanıt ve ekibi karşı çıktı. Sonrasında onları tasfiye ettik. "

Barkey, PKK nın siyasallaşma sürecinde çok aktif bir rol oynamıştır. Terörist örgütün Türkiyede yasallaşması için yoğun bir propaganda yürütmüştür. Barkey, Türk Silahlı Kuvvetleri aleyhine Washington da lobi yapan Türkiye’deki radikal dinci gruplara destek vermiştir. Onların ABD programlarım hazırlamış, ABD Dışişleri Bakanlığı ile görüşmeleri için randevular ayarlamıştır.

Hatırlatmak isterim ;

CIA eski yöneticisi, ABD Dışişleri Bakanlığı görevlisi Graham FULLER şöyle demişti ;

"Türkler Kemalizm’i terk edip ılımlı İslam’ı benimsemelidir. Ilımlı İslam, Kemalizm’i silmeye yönelik bir karşı devrimdir.

Bu devrimin karşısındaki tek güç, Türk Ordusu ile ulusalcı aydınlardır ve TASFİYE EDİLMELERİ gerekir”
Ergenekon ve Balyoz pusularıyla bu tasfiye gerçekleştirilmiştir.

Genel Kurmay Başkanı Necdet Özel ve Kuvvet komutanları, bu tasfiye operasyonuna katkı veren pasif unsurlar olmuşlardır.

TSK kafese kapatılmadan demokratik açılım adı verilen Türkiye’yi bölmek planının uygulamaya sokulması ve PKK ile Öcalan’ı meşrulaştırmak olası değildi.Türkiye’de siyaset çok kirlenmiş ve vatana ihanet boyutuna gelmiştir.Devlet Terör örgütü ve terörist başıyla masaya oturmuştur.Terörist başı ,Türk Devletinin yol haritasını çizer duruma getirilmiştir.

TSK’ya karşı başlatılmış olan örtülü savaşın nedenleri Henry Barkey ve Graham Fuller’in açıklamalarındadır.

Naci KAPTAN

25 Mart 2013

BALYOZ GERÇEĞİ :

1.Darbe teşebbüsü suçlamasına esas teşkil eden sözde Balyoz planının tek dayanağı olan 11 numaralı CD sahtedir. Sahteliği bilirkişi raporlarında gösterilen yüzlerce örnekle ispatlanmıştır. CD’nin gerçek olduğuna yönelik somut hiçbir kanıt da yoktur. Ancak savcılar ve mahkeme heyeti bu açık, yalın, kesin ve net gerçeği ısrarla görmek istememekte ve bu sahte delillerle herkesi peşinen suçlu kabul etmektedir.

2. 11 numaralı CD’nin imajı, defalarca talep edilmesine rağmen CMK esasları ısrarla ihlal edilerek savunma avukatlarına verilmemektedir. Kanaatimiz odur ki istenen CD’ler verildiği takdirde;

a) 11 numaralı CD’nin sahteliği kısa sürede teyit edilerek hazırlanan komplo ortaya çıkarılacak ve dava çökecektir.

b) Sahte belge üreten şebeke, yeni deliller(!) üretebilmek için zaman bulamayacak, böylece dava süresini uzatmak isteyen komplocuların oyunu bozulacaktır.

3. İddia makamı çeşitli kurum ve kuruluşlardan gelen ve 11 numaralı CD’nin sahteliğini gösteren ve sanıkların lehine olan belgeleri adli emanete(!)almak suretiyle savunmadan ve mahkemeden saklamakla kalmamış,aynı zamanda bu belgeleri çarpıtarak, bilerek ve yanlış yorumlayarak Mahkemeyi yanıltmıştır. İnternet sitelerindeki öğrenci tezlerinden dahi alıntıların olduğu, soruşturma savcılarının sanıklar aleyhine tek taraflı olarak hazırladığı iddianame bir ucubedir. Bu garabet iddianamenin kabul edilmesi başlı başına bir skandaldır.

4. Sözde Balyoz Planı ve buna paralel ve sahte olarak düzenlenen diğer planlara dayanarak hazırlanan iddianamede gösterilen mağdurlar; ne cebren ıskat veya vazife görmekten men edileceği iddia edilen hükümet, ne de sözde planlarda ismi geçen kişilerdir. Olayın gerçek mağdurları Türkiye Cumhuriyetine ve Türk Silahlı Kuvvetlerine yıllarca canı pahasına hizmet vermiş olan emekli ve muvazzaf 194 askerdir.

5. Savunmaya verilmeyen 11 numaralı CD ve dosyaların varlığı; kutsal savunma hakkımızı özellikle kısıtlamakta, gerçeklerin ortaya çıkarılmasını engellemekte, yapılan tutuklamalar ile süreç, mesleki kariyerleri hukuken sonlandırılmak suretiyle tutuklu askerler aleyhine dolaylı cezaya dönüştürülmekte, bu şekilde bir tasfiye gerçekleştirilmekte ve hukuka saygı kavramının arkasına saklanarak Türk Silahlı Kuvvetleri’ne saldırılar sürdürülmektedir..

6. 11 Şubat 2011 tarihinde evrensel hukuk normları yok sayılarak savunma hakkı verilmeden ve lehte deliller göz ardı edilerek 163 kişi için tutuklama kararı verilmiştir. Üst mahkemeye yapılan itiraz, mahkeme Başkanının hukuk ve adalet adına büyük bir cesaretle kaleme aldığı ve iddianameyi tümüyle çürüten çok haklı gerekçeleri görmezden gelinerek oy çokluğu ile reddedilmiştir. Bu karar mahkeme öncesi yapılan hakim atamaları hakkında kamuoyunda oluşan şüpheleri haklı çıkarır mahiyettedir.

7. 196 sanık ile başlayan dava sürecinin ilk adımı olan Kimlik Tespiti esnasında iddianamenin gayrı ciddi hazırlanması sonucu yanlış kimlik tespiti nedeniyle sanık sayısı 194 ‘e düşürülmüştür. Zaten Temmuz 2010’da 102 sanık için verilen yakalama kararının yanlışlığı da üst mahkeme tarafından düzeltilmişti.İddianamenin okunmasından sonra Mahkeme Savcısı tarafından 181 sanığın tutuklanması talep edilmiş, iki üyesi değişmeyen Mahkeme Heyeti tarafından gerekçesi anlaşılmayan nedenlerle 163 sanığın tutuklanmasına karar verilmiştir. Daha önce soruşturma safhasında bir kez tutuklanan ve yakalama kararı verilen 102 sanık içerisinde de yer alan bir sanık her nedense bu kez tutuklama kararı dışında bırakılmıştır. Bu uygulamalar, yakalama ve tutuklama kıstaslarının tutarsızlığını ve keyfiliğini göstermektedir.

8. Mahkeme heyeti tarafından tutuklama nedenlerinden birisi olarak da delillerin henüz toplanmamış olması gösterilmektedir. Sekiz yıl önce icra edilen bir seminere dayalı sözde delillerin hala toplanamamış olması hiçbir şekilde kabul edilemez. Deliller tamamlanmadan, tamamen sahte deliller ve kişisel kanaatlerle bu iddianame nasıl hazırlanmış ve nasıl kabul edilmiştir? Bu kabul hukuk kurallarına ve mevcut kanunlara göre mi yapılmıştır? Daha toplanacak delil mi vardır? Yoksa komplocuların yeni sahte delil üretip yine bir yerlere saklamaları mı beklenmektedir? unutulmamalıdır ki ; Gölcükte çıkanlar yeni delil değil 11 numaralı sahte CD’nin aynısıdır. Bu husus 11.ci Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı tarafından açıkça ifade edilmiştir.

9. Her kışlasında cami veya mescidi bulunan Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarını, kendi camilerini bombalayan ve kendi uçağını düşüren birer cani gibi gösteren iddianamenin tamamen gerçek dışı olduğunu Türk milletine doğrudan anlatabilmek için; daha önce 10.cu Ağır Ceza Mahkemesi tarafından reddedilen duruşmaların bir televizyon kanalından canlı olarak yayınlanması talebimizi tekrarlıyoruz. Çünkü 2003 yılında icra edilen plan seminerinin tüm konuşmaları Ordu Komutanının emriyle kayda alınmış ve muhafaza edilmiştir. Bu seminerin üst komutanlıklar tarafından emredilen katılımcı ve gözlemci personelin iştirakiyle açıkça ve legal olarak yapıldığını Türk Milleti görmelidir. Müvekkillerimizin uğruna canlarını feda edeceklerine dair namus ve şerefleri üzerine ant içtikleri Yüce Milletimizden saklayacak hiçbir şeylerinin olmadığını ve tüm suçlamaların asılsız olduğunu tüm dünyaya haykırıyoruz.

10. Sonuç olarak ;

a) Mevcut durumu itibariyle bir garabet olan bu iddianame bir iftiranamedir. Ve iddianameye esas teşkil eden sözde Balyoz Planı 194 sanık için açık bir komplo ve bir dijital terördür.

b) İddianamedeki suçlamaları tümüyle reddediyoruz.

c) Mahkeme Heyetini Balyoz Güvenlik Harekât Planı denen komployu kimlerin hazırladığını bulmaya davet ediyoruz.

d) Duruşmaların televizyonlardan canlı yayınlanmasını talep ediyoruz.

e) Mahkeme Heyetinden herhangi bir lütuf değil, Türk Milletinin kendilerine verdiği yargılama yetkisini, evrensel hukuk kuralları ve mevcut kanunlar çerçevesinde,vicdanlarının sesine kulak vererek kullanmalarını, hukukun gereklerine ve ettikleri yemine uygun kararlar vermelerini bekliyoruz.

TSK Muvazzaf ve Emekli Asker Tutukluları Adına

‎(E) Orgeneral Şükrü Sarıışık

Kur.Alb.Yılmaz Çongar

ARAŞTIRMA DOSYASI : Balyozu kim indiriyor? / Bahçeli’den çalım / Gülen İmralı sürecine neden des tek verdi ? / @vardiyabizde

Bu blogun amacı iç politikayı yorumlamak değildi, ancak Türkiye’de öyle şeyler oluyor ki değinmeden geçmek mümkün değil. Doğal olarak asıl değinmem gereken konulara bir türlü değinecek vakti bulamıyorum.

Balyoz davasında 1435 sayfalık gerekçeli karar geçtiğimiz gün açıklandı. Biliyorsunuz, Balyoz davasındaki sanıkların neredeyse tüm itirazları belgeler üzerineydi. Çünkü belgelerin neredeyse hepsi dijitaldi. Yani bilgisayar ortamında üretilmişti. Mahkeme de "gerekçeli karar"da buna cevap vermiş. Aslında bu bir gerekçeli karar değil, savunma metni…

Kararda en dikkat çekici bölümler şunlar: “Tüm dijital belgelerin gerçek olduğu kanaatine varıldığı için bilirkişi heyeti oluşturulmadığı…”

"Davadaki belgelerin, Genelkurmay başkanlığı tarafından askeri birimlerde asıllarının bulunduğunun belirtilmesiyle, sanıkların aksi yöndeki savunmalarını bertaraf ederek, mahkemede tam bir kanaat oluşmuştur."

Bu Türk hukuku açısından bir utanç metni olsa gerek.

Mahkeme dijital yani teknik bir konuda nasıl kesin sonuca varıp "bilirkişi"ye gerek duymaz?

TSK’dan yapılan açıklamada, Balyoz’daki belgelerin asıllarının Genelkurmay’da olduğu iddiası yalanlandı. (Bkz.) Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz da "TSK diyorsa, doğrudur" açıklamasını yaptı. (Bkz.)

"Nereden baksan tutarsızlık, nereden baksan ahmakça…"

Balyoz davası biliyorsunuz şu meşhur "bavulla" başlamıştı. Taraf belgeleri manşetine taşımış sonra konu yargıya intikal etmişti. Toplumda infial uyandıran o manşetlerden biri şuydu:

Taraf gazetesi çok okunmadığı için, bu iddia Taraf üzerinden tüm gazete ve televizyonlara yayıldı. Tamam normaldir, çünkü iddia çok büyük. Ama biraz insaf, biraz şeref. İddia büyük olunca manşetler atıp, iddia çürütülünce iç sayfalarda bile gösterilmemek orospu çocukluğu değil de nedir? (Cami bombalama yalanı için bkz)

Balyoz belgelerinin çürütüldüğü bir site var, sanık yakınları tarafından kurulan, onu takip ederseniz; burada tek tek çürütmek gibi bir amacım olmayacak. Adres şu :

Web Site Link : http://www.balyozdavasivegercekler.com

4 Temmuz 1980 tarihinde Çorum’da Cuma saati sırasında hoca Ulucami’de vaaz verirken içeri giren biri, “Alaaddin Camii’ni yaktılar” diye bağırmış, bir çok camide de yine “Komünistler, Aleviler, Alaaddin Camii’ne bomba koydular!” yalanı dillendirilmişti. Camilerde bunlar olurken, Alevi mahallelerinde de "faşistler sizi öldürmeye geliyor" yaygarası kulaktan kulağa dolaştırılıyordu.

TRT’de saat başı “Çorum’da Alaaddin Camii’ne bomba atılması ve dışarıdan ateş edilmesi üzerine meydana gelen olaylarda ilk belirlemelere göre dört kişi öldü” haberi veriliyordu…

Bu haber yalandı. Amaç, "darbeyi çağırmak"tı. Bu komployu kuran yani senaryoyu yazan kişi ise CIA ajanı Alexander Peck‘ti.

Kahramanmaraş, Hatay, Malatya, Çorum olaylarını unuttuğumuz için, bugün bunları bize tekrar yediriyorlar.

Türk Silahlı Kuvvetleri, bu şerefsiz iddiaların altında bırakılmıştır. Çünkü asıl Balyoz’u bu ülke 12 Eylül öncesi yaşadı ve ne yazık ki ders çıkaramadı..

Fatih Camii’ni bombalama senaryosu, CIA tezgahıdır!

80’de darbeye zemin hazırlarken "cami yakma, bombalama" senaryosunu dillendiren CIA, 1998’de de bugün Balyoz planı dediğimiz senaryoları devreye sokmuştu. 30-31 Mayıs 1998 tarihlerinde ABD’de Amerikan Ulusal Savunma Enstitüsü bir toplantı düzenledi. Hazırlanan senaryoya göre;

“Kahramanmaraş, Sivas, Erzincan, Kayseri ve Çorum’da cuma namazında camilerde bombalar patlayacak. Ayaklanan halk, valiliklere, kaymakamlıklara yürüyecek. Polis halkın önüne geçemeyince askeri birlikler devreye girecek. Laik-anti laik, Alevi-Sünni çatışması patlak verecek. Ağırlıklı olarak Sünnilerin safına geçen polis, askeri birliklerle çatışmaya girecek. Radikal İslamcılar, ayrılıkçı Kürtlerle birleşerek orduya karşı silâhlı mücadeleye başlayacaklar. Orduda çözülmeler baş gösterecek.”
Bu plan, yüzünü Avrasya’ya dönen ve NATO’ya diş bileyen Türk Silahlu Kuvvetleri’ne tehdit niteliğindeydi. O dönem medyaya da yansıdı üstelik… Yine bir CIA tezgahı olan "Arap Baharı" gibi bu da bir "Türk Baharı" projesiydi. Fakat AKP gibi teslimiyetçi bir iktidar başa getirilince, bu planı devreye sokmaktansa, Türkiye’yi Ortadoğu’da ABD’nin görünmez eli haline getirmek, ABD’nin daha çok işine geldi ve hazırlanan bu senaryo, Türk Ordusu’nun üzerine yıkıldı.

İbadethanelere saldırı emperyalist devletler ve onun desteklediği terör grupları haricinde kimsenin yapacağı bir şerefsizlik değil. Irak’ta Sünni-Şii kavgası, ABD destekli terör gruplarının mescid, cami ve türbe bombalamaları üzerine başlamıştır.

Öcalan’a itibar kazandırılan şu günlerde, Ergenekon ve Balyoz davaları iyice vicdanları kanatmaya başladı.

Bakın, daha önce söylediğimiz temel olarak üç şey var.

1. Ergenekon ve Balyoz davaları tamamen siyasi davalardır ve operasyon niteliği taşımaktadır.
2. Bu davalarda hedef, yüzünü Avrasya’ya dönen Türk Ordusu ve Türk halkında yükselen Anti Amerikancılık ve Ulus olma(milliyetçilik,ulusalcılık) bilincidir.
3. İlk iki maddenin devreye sokulmasının akabinde Türkiye’nin bölünme projesinin başlatılması.

Bugün kamuoyunda bu davalara 3 farklı yaklaşım var. Birincisi, davaların ve davalardaki iddiaların gerçekliğine inananlar. İkincisi, davalara inanmayanlar, komplo olduğunun farkında olanlar. Üçüncüsü ise "bana dokunmayan yılan bin yaşasıncılar"

Sonuç olarak, Balyoz Türk devletine ve Türk milletine iniyor. Bu yüzden herkesin artık hayatında bir kez de olsa ülke konusunda şerefli davranıp, gavatlık yapmayı bırakması gerekiyor.

Türkiye’de tüm darbelerin arkasında ABD olduğuna göre, neden ABD bağlantısı kurulmuyor ve aksine neredeyse tüm tutukluların ortak paydası Amerikan karşıtlığı? Bu sorunun cevabını kendi vicdanınıza vereceksiniz, bana ya da bir başkasına değil.

Bugün Bahçeli uzun zamandan sonra ilk kez omurgalı davrandı. Şöyle bir açıklama yaptı:

“Madem İmralı’ya ziyaret sıklaşmıştır, terörist başına gitmek kutsallaşmıştır. O imralı teröristi sizin olsun. Ben de Silivri’ye gidip terörist olmakla ve terör örgütü kurmakla suçlanan, bize göre de terörle mücadelede tarihi vazife üstlenen ve bu konuda eşsiz hizmetleri bulunan 26’nci Genelkurmay Başkanımızı ziyaret edeceğim ve onunla Allah’ın izniyle kucaklaşacağım.”

Bu açıklamayı eleştirenler var. Öcalan’la Başbuğ’u aynı cümle içinde kullanarak aslında "Genel afçı" ve kamuoyuna "Paşaları istiyorsanız Öcalan’ı verirsiniz" mesajını verenlerin ekmeğine yağ sürdüğünü söyleyenler var. Kamuoyu bunu öyle okumaz… MHP, Ergenekon ve Balyoz konularında gereksiz bir şekilde sessizdi, tavır alması bu davaları milletin vicdanında daha da bitirecektir.

CHP’nin kredi verdiği bir süreçte, Devlet Bahçeli, hem AKP hem de CHP’ye yılın golünü atmıştır.

Gülen neden İmralı sürecine destek verdi?

Günün dikkat çeken bir diğer açıklaması Fethullah Gülen’den geldi. İmralı sürecine destek veren Gülen, özetle şu iki cümleyi kurdu:

  • "Sulh hayırdır, hayır sulhtadır"
  • "Milli onur, milli gurur ayaklar altına alınmama kaydıyla, o mefkureye saygı devam ettiği müddetçe -bence- el de öpülebilir, etek de öpülebilir."

Gülen’in bu açıklaması oldukça önemli. Çünkü Gülen’in terörle müzakere değil mücadeleyi desteklediği öne sürülüyordu bugüne kadar. Cemaatin yayın organlarının da PKK’ya karşı sert tutumu bu görüşü desteklemekteydi. KCK davasını da emniyet ve yargı içinde örgütlenen cemaatin başını çektiği bir grubun yürüttüğü göz önünde bulundurulursa, cemaatin bu konudaki uzun süredir devam eden tarafı gayet açık ortadaydı. Ayrıca Oslo görüşmelerini sızdıranların da cemaatle bağlantılı istihbarat görevlileri olduğu PKK tarafından ortaya atılan bir iddiaydı. Bu iddiayı güçlendiren realite ise, Oslo görüşmelerini yürüten MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ı yargılamaya çalışan gücün arkasında cemaat olmasıydı. Başbakan Özel Yetkili Savcılar için "devlet içinde devlet oldular" ve "hedef benim" sözlerini de bu yüzden dile getirmişti. Bu ülkede artık küresel güçler ve dış istihbarat haricinde sadece iki güç var; birincisi devlet ikincisi "devlet içinde devlet olmuş" cemaat.

Peki ne oldu da Fethullah Gülen bu sürece destek verdi? Gerçekten bu kez İmralı sürecinin barışı getireceğine inandığı için mi? Bak aslanım, bak koçum, bak yavrum. Bu ülkede geçmişe yönelik hiçbir haber durduk yere gündeme getirilmez. Bak şimdi;

Tarih: 21 Aralık 2012

Konu: Bayram değil seyran değil Tayyip amca neden bir yıl önceki "böcek" konusunu açtı.

VİDEO LİNK :

Tuhaf değil mi? Asıl tuhaf olan, bu açıklamadan sonra cemaate yakın isimlerin bu konuya yaklaşım şekliydi. Bir ülkenin Başbakanı "ben dinleniyorum" diyordu ve buna normal şartlarda balıklama atlaması gereken "demokrasi havarileri" buna inanmadığını dile getiriyordu.

Şimdi Mehmet Baransu’nun şu sözlerini dikkatli okuyun:

"İmajını düzeltmek için olmayan böcek tartışmasını MİT başlatmış olabilir mi? Böcekleri arama yaparken MİT koymuş olabilir mi?" (Yazının tamamı için tıklayın)

Ve tabii ki Emre Uslu:

“Başbakan’ın ofisinde dinleme böcekleri bulunmuş. Medyaya yansıyan bilgilere bakılırsa bu böcekler geçen şubat ayında bulunmuş. Benim merakım şu: Acaba böcek aramasının kamera kaydı var mı? Kamera kaydı yoksa, pekâlâ o aramayı yapan kurum da olmayan böcekleri çıkarıp Erdoğan’ı maniple etmek isteyebilir. Dünya siyaset tarihi bunun yüzlerce örneğiyle dolu. Erdoğan umarım varsa o video kaydını incelemiştir. Yoksa bir başbakanı, odanda böcek bulduk deyip maniple etmek kadar kolay bir şey yoktur. Bunu dış istihbarat servisleri de yapar Başbakan’ı bir yöne kanalize etmek isteyen başka servisler de… Bu bağlamda sorulması gereken soru şu: Böceklerin çıktığı tarih ile Erdoğan’daki değişimin tarihi örtüşüyor mu? Erdoğan’da son bir yılda görülen tuhaf değişimin, giderek Ergenekoncu çizgiye doğru kayışının ofislerinde çıkan böceklerle ilişkisi olabilir mi? Varsa nasıl?”

Emniyet ve Cemaate yakın iki "derin" gazeteci neden "böcek" konusunda MİT’i suçlayıcı tavır takındı dersiniz?

Böcekler konusunda "derin devleti tamamen bitirdik diyemem" diyen Erdoğan, bu sözleri ile "devlet içinde devlet oldular" dediği Özel Yetkili Savcılar ve onların arkasındaki Cemaati mi işaret ediyordu acaba?

Peki Erdoğan, 2012 başlarında ofisinde bulunan "böceği" neden bir yıl sonra kamuoyu ile paylaşma gereksinimi duydu?

Babam böyle pasta yapmayı nereden öğrendi? Eheh.

Şimdi diğer konuya gelelim müdür. Haberleri kest.

31 Aralık 2012 Milliyet gazetesi

1 Ocak 2013 Posta gazetesi

28 Aralık’ta TRT’ye katılan Erdoğan, "İmralı ile görüşülüyor" açıklamasını yapıyor, yeni "açılım"ın sinyalini veriyor, 31 Aralık’ta Milliyet "MİT Raporundaki Çiller Örgütü" manşeti ile çıkıyor… 1 Ocak 2013’te Posta "700 kişilik Çiller Örgütü" haberini yapıyor, ve yeni İmralı süreci de bu süreçte başlıyor…

Ne oldu da 16 yıl aradan sonra bu haber gündeme getirildi? 1 Haziran 1996 tarihli Aydınlık gazetesi manşeti neydi biliyor musunuz? "Çiller’in 700 kişilik gizli örgütü"ydü. Çiller Örgütü’nün süreçle alakası nedir? Burası çok önemli. Her ne kadar Milliyet’in haberinde ismi geçmese de, Çiller Özel Örgütü’nün Fethullah Gülen ile bağlantıları var. Öncelikli olarak bunu bilelim. Ayrıca Amerika’nın Türkiye’de yarattığı derin devletin Gladio olduğunu, Gladio’nun da o dönemki Çiller Özel Örgütü olduğunun altını çizelim.

Milliyet’in Fethullah Gülen ismini adeta sildiği o raporu, 1 Ocak’da Aydınlık gazetesi sürmanşetine taşımıştı.

1 Ocak 2013 Aydınlık gazetesi

1996’da Doğu Perinçek, Çiller Özel Örgütü dosyasını TBMM Başkanı Mustafa Kalemli’ye vermiş, Kalemli içerisinde Çiller-Fethullah-Çatlı bağlantılarının bulunduğu 600 sayfalık dosyayı bir ay sonra "yanmamak" için Perinçek’e geri vermişti. Perinçek 18 Ekim 1996’da Çankaya Köşkü’ne çıkarak dosyayı bu kez Süleyman Demirel’e vermişti. 16 gün sonra "Susurluk olayı" meydana gelmiş ve olaydan 5 gün sonra Demirel, Perinçek’in hazırladığı dosyayı Başbakan Erbakan’a göndermişti. Bunun üzerine "TBMM Susurluk Araştırma Komisyonu" kurulmuştu. Komisyon 24 Aralık 1996’da Doğu Perinçek’i dinlemişti. Komisyon, 19 Kasım’da konu ile ilgili MİT’ten bilgilendirme istemiş, bunun üzerine Müsteşarı Sönmez Köksal da Başbakan Erbakan’a 60 sayfalık "Çiller Özel Örgütü" raporunu sunmuştu. Raporda Fethullah Gülen hareketi de yer almaktaydı.

MİT’in "Çiller Özel Örgütü" raporunda (Susurluk Raporu) Fethullah Gülen ve cemaati ile ilgili bölüm :

  • Çiller’in kara para aklama işindeki gizli ortağı Fethullah Gülen
  • Fethullahçılar, CIA’in bölgemizdeki en önemli sivil toplum kuruluşu

Raporda Azerbaycan eski Cumhurbaşkanı Haydar Aliyev’e suikast girişiminin yer alması ise olduıkça dikkat çekici bir diğer konu. Hatırlarsanız, Özbekistan Cumhurbaşkanı İslam Kerimov’a yönelik darbe ve suikast girişiminde bulunanların ülkedeki Gülen okulları ve CIA ile bağlantılı oldukları iddia edilmiş, ilerleyen süreçte Özbekistan’daki Gülen okulları kapatılmış, cemaatin 50’den fazla iş adamı tutuklanmıştı.

Geçtiğimiz yıl öldürülen MİT Orta Asya Sorumlusu Kaşif Kozinoğlu, Sırlar kitabında Gülen okulları ile ilgili “ABD adına istihbari faaliyet gerçekleştirdikleri ve anılan okulların ABD’li istihbaratçıların barınma yuvaları olduğunu” ifade etmiştir.

Zaten Fethullah Gülen’i Green Card sahibi olması için kefil olan isimlerden biri de CIA Türkiye Eski İstasyon Şefi Graham Fuller’dir.

Konumuza dönersek, Susurluk konusunun yeni İmralı süreci ile aynı tarihlerde gündeme getirilmesi, Gülen cemaatine açıkça aba altından sopa gösterildiği anlamını taşıyordu. Fethullah Gülen de durumu farketti ve İmralı sürecine açık desteğini beyan etti.

Serdar Akinan, 25 Aralık tarihinde iki önemli tweet attı.

Hükümeti birkaç günde istifaya zorlayacak üç manşet ve hükümetin buna karşı elinde koz olarak tuttuğu "Yeşil Ergenekon" soruşturmasını açacak bir dosya… Yoksa Erdoğan’ın elindeki kudretli dosya yukarıda sözünü ettiğimiz dinlemelerle ilgili mi?

Bu dosya acaba Susurluk Dosyası olabilir mi? Ya da Susurluk’tan yola çıkarak cemaatin açığını bulan Erdoğan’ın, kendisine yavaş yavaş sorun çıkarmaya başlayan cemaat hakkında MİT’e hazırlattığı iddia edilen ‘Gülen Cemaati Raporu’ mu söz konusu dosya? (MİT’in Gülen Cemaati Raporu için bkz.)

Kıran kırana AKP-Cemaat savaşı var ve ikisi de birbirine hiçbir şey yapamıyor…

SELMAN UYGUN

ÖZEL BÜRO GRUBU ÜYESİ

Ergenekon ve Balyoz tertiplerine karşı HSYK’ya dilekçe kuyruğu /// CC : @vardiyabizde @BalyozGercekler @rodrikdani

Ergenekon ile Balyoz tertiplerini yürüten hakimler hakkındaki yüzlerce şikayet Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’na iletildi. İşçi Partisi Ankara il örgütü şikayet dilekçelerini vermek üzere HSYK önünde toplandı, Ankara İl Başkanı Osman Yılmaz 8 Nisan’da tüm yurttaşları Silivri’ye çağırdı.

İşçi Partisi Ankara İl Başkanı Osman Yılmaz, Ergenekon – Balyoz davalarını yürüten hâkim ve savcılar hakkında şikayet dilekçesi vermek için geldikleri Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu önünde yaptığı açıklamada şunları söyledi:

Dün, Türkiye bir garabeti yaşamıştır. Diyarbakır’da bölücülüğe sınırsız özgürlük, ellerinde Türk bayrakları ve dilekçeleri ile HSYK’ya dilekçe vermek isteyen yurttaşlarımıza ise, barikatlar, biber gazları layık görülmüştür. Anayasal bir hak olan dilekçe verme hakkımız Ankara Emniyeti tarafından zor kullanılarak engellenmiştir. Bugün buradayız. Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun önünde. Hukuksuzlukları ve kanun tanımaz tuttumlarına bütün Türkiye’nin tanık olduğu Ergenekon ve Balyoz davalarında görevli hakim ve savcıların görevden alınması ve meslekten ihraç edilmeleri için dilekçelerimizi vereceğiz.

Genel Başkanımız Sayın Doğu Perinçek’in Ergenekon tertibiyle tutukluluğunun 6. yılına girmiş bulunuyoruz. Tam beş yıldır kanunsuz bir şekilde başta Genel Başkanımız Doğu Perinçek olmak üzere, Türkiye’nin yurtseverleri, değerli komutanları Silivri’de tutsaktır. Ergenekon savcıları üç gün önce okudukları mütalaada bu devrimci ve yurtseverler için ağırlaştırılmış müebbet hapis cezaları istemiştir. Mahkûm etmek istedikleri Türkiye’dir. Türk milletini ayaklar altına almak isteyenler, Türkiye’nin kahramanlarına müebbet hapis cezası verilmesini istemektedirler.

TÜRKİYE’Yİ BÖLMEK MİLLETİ PARÇALAMAK İÇİN

Yürütülen Ergenekon ve Balyoz davalarının büyük bir Amerikan tertibi olduğu, delil diye iddianamelere konu olan belgelerin sahte ve düzmece olduğu, tanık diye mahkemelerde dinlenenlerin tertipçilerin elemanları olduğu artık herkesin malumudur. Beş yıldır devam eden tutsaklık ve istenen ağırlaştırılmış müebbet cezaları, Türkiye’yi bölme ve milleti ayaklar altına alma planları kapsamındadır.

HSYK’YI UYARIYORUZ VE GÖREVE ÇAĞIRIYORUZ

“Türkiye Cumhuriyeti ve Türk Milleti adına” görev yaptığını iddia eden her iki mahkeme heyeti de, savunma hakkını hiçe saydığı, savunma kanıtlarını toplamadığı, hazır bulunan savunma tanıklarını dinlemeyi reddettiği, mahkeme salonuna çağırdığı robokoplarla sanıklar ve avukatlarına şiddet uygulattığı gibi, ara kararlarına açıkça yazarak vereceği hükmü peşin olarak açıklamıştır. “Ergenekon Davası”na bakan İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi ve “Balyoz Davası”na bakan İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi başkan ve üyeleri ile bu soruşturmalar ve kovuşturmalarda görevli savcıların derhal görevden alınması ve meslekten ihraçlarına karar verilmesini talep ediyoruz.

BARİKATLARA, SİLİVRİ DUVARLARINA GÜVENMEYİN!

Bu kanunsuzluğa müdahale etmeyen herkes, Türkiye’yi bölme ve milleti ayaklar altına alma girişimine, vatana ihanet suçuna ortak olmaktadır. Bu dava için düğmeye basan ABD’ye, davanın savcılığını üstlenen BOP Eşbaşkanlarına kimse güvenmesin. Öcalan – Tayyip Erdoğan – Abdullah Gül koalisyonuyla Türkiye’yi böleriz, milleti ayaklar altına alırız diye hesaplar yapanlar, büyük bir yanılgı içerisindedir. ABD’nin bozgununu paylaşacaklardır. Tayyip – Gül iktidarının yıkımını paylaşacaklardır. Bağımsız Türk mahkemelerinde yargılanacaklardır.
Kurduğunuz barikatlar, biber gazınız, tazyikli suyunuz sizi kurtaramaz. Silivri’nin, Hasdal’ın, Hadımköy’ün, Şakran’ın duvarları, tertipçileri ve onların patronlarını kurtaramayacaktır. Yıkacağız.

İSYAN EDİYORUZ

Madem ki vatanseverliği müebbet hapisle cezalandırmaya kalktınız. Öcalan – Tayyip Erdoğan koalisyonuyla Türkiye’yi parçalamaya, Türk milletini ayaklar altına almaya kalktınız. O halde millete düşen asi olmaktır. Meşru direniş hakkını kullanmaktır.

8 NİSAN’DA SİLİVRİ’YE ZİNDANLARI YIKMAYA GİDİYORUZ!

Ergenekon savcıları daha operasyonlar başlamadan önce, 5 Kasım 2006 günü Oval Ofis’te verilen karar doğrultusunda mütalaalarını vermişlerdir. Şimdi söz Türk milletinindir. Sıra Türk milletinin mütalaasındadır. Bu yargılamayı da, mütalaayı da tanımıyoruz. 8 Nisan’da saat 8’de Silivri’deyiz. Zindanlarınızı yıkmaya geliyoruz.

ulusalkanal.com.tr

YÜKSEK STRATEJİ

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

Fight "Gang Stalking"

Expose illegal stalking by corrupt law enforcement personnel

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

The WordPress.com Blog

The latest news on WordPress.com and the WordPress community.

%d blogcu bunu beğendi: