Etiket arşivi: başkan

Kongre-Gel Başkanı ve Ergenekon sanığına da kırmızı pasaport

Üç bin eski vekil ile 10 bin eş ve çocuğuna kırmızı pasaport verilecek. Bunlar arasında Kandil’deki PKK yöneticisinden, Kongre-Gel Başkanına ve eroin kaçakçısına kadar çok sayıda isim var.

TBMM’deki 4 siyasi parti tarafından hazırlanan kanun teklifi ile 3 bin eski vekil ve 10 bin kişilik aileleri, diplomatik pasaporta kavuşuyor. Teklif kapsamına haklarında çeşitli suç iddiaları bulunan, mahkum olan ya da yurt dışında kaçak yaşayan eski vekiller de giriyor.

Yasa teklifi ile, eski vekiller ile dışarıdan atanan bakanlar ve bunların eş ve çocukları da diplomatik pasaport alacak. Eski vekillerin öğrenimi devam eden çocuklarına 25 yaşını bitirene kadar, bedensel, zihinsel ve ruhsal özürlerinden dolayı bakıma muhtaç durumda olan çocuklarına ise, yaş sınır aranmadan diplomatik pasaport verilecek.

KANDİL’DEKİ EŞ

Bu değişiklik haklarında çeşitli suç iddiaları bulunan, farklı suçlardan mahkum olan ya da yurt dışında kaçak olarak yaşayan eski milletvekillerini de ilgilendiriyor. Haklarındaki yasal sorun çözüldüğü taktirde bu kişiler de kırmızı pasaport alabilecek.

KCK davasından bir süre tutuklu kalan BDP’li eski vekil Fatma Kurtulan’ın eşi ‘’Piro’’ kod adlı Salman Kurtulan halen Kandil dağında bulunuyor. Hatay’daki bir çatışmada öldüğü öne sürülen Kurtulan’ın bir süre önce Murat Karayılan’la çekilmiş fotoğrafları bulundu. Fatma Kurtulan’ın eşinden boşandığı da öne sürülüken, Mersin Menteş Mahallesi 109 cilt, 215 hane numaralı nüfus kaydında, çiftin 21 Ocak 1992’den bu yana evli olduğu görülüyor.

‘’İSA MESİH’’

Diplomatik pasaport hakkı, yasal sorunları çözülürse Belçika ve bazı Avrupa ülkelerinde kaçak olarak yaşayan Kongra-Gel Başkanı eski milletvekili Zübeyir Aydar ile çeşitli davalardan aranan eski HEP ve DEP milletvekilleri Remzi Kartal, Nizamettin Toğuç, Ali Yiğit, Mahmut Kılınç ile Ergenekon davasından aranan eski AKP’li Turhan Çömez gibi isimler için de geçerli olacak.

Adı sık sık eroin kaçakçılığı olaylarına karışan eski ANAP ve RP’li bir milletvekilinin yanı sıra, geçmişte eroin kaçakçılığı yaparken yakalanan 2 eski vekil, dolandırıcılıktan tutuklanan 3 eski Bakan, kendisini ‘’İsa Mesih’’ ilan eden eski RP’li bir vekil ve aileleri de yasa teklifi kapsamına giriyor. Teklif eski ve yeni milletvekillerine trafikte geçiş üstünlüğü, temsil ve tedavi gideri, emekli maaşı, protokol önceliği, süresiz silah ruhsatı gibi bir çok ayrıcalık da getiriyor.

Reklamlar

Habur hakiminin önlenemez yükselişi

2009’da Habur’da PKK’lıları serbest bırakan hakim, hızla yükseldi.

habur-1.jpg

Kandil ve Mahmur’dan gelen PKK’lıları Habur’da kurulan mahkemede yargılayıp serbest bırakan hakim Asabil Yırtıcı, Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı oldu. Habur’daki yargılamadan sonra askere giden ve 2011’de Sakarya Akyazı’ya tayin edilen 7 yıllık hakim Yırtıcı, önceki günkü kararname ile de Gümüşhane Ağır Ceza Mahkemesine atandı.

Abdullah Öcalan’ın çağrısı üzerine, Kandil ve Mahmur’dan gelen 34 kişi, 19 Ekim 2009’da Habur’dan Türkiye’ye giriş yapmış, grubu on binlerce kişi karşılamıştı. Bu kişiler için gümrük sahasında salon hazırlandı. Sorguların ardından 34 kişiden 29’u serbest bırakıldı. Beş kişi ise tutuklanmaları istemiyle mahkemeye sevk edildi. Hakim Asabil Yırtıcı da, bu 5 ismi serbest bıraktı.

34 PKK’lı, Habur sınır kapısında kurulan mahkemede, “Pişman olduklarına yönelik beyanda bulunmamalarına’’ rağmen, TCK’nın “Etkin pişmanlık” hükümleri işletilerek serbest bırakıldı. Hakim Yırtıcı, ifadelerin güvenlik nedeniyle Habur’da alındığını, istihbari bilgiler doğrultusunda suç unsuru bulunmadığı için PKK’lıların serbest kaldıklarını söylemişti.

2009’da üç yıllık hâkim olan Asabil Yırtıcı, yargılama sonrası askere gitti. Daha sonra görevine döndü ve Haziran 2011’de Silopi’den, Sakarya Akyazı hakimliğine atandı. Bir yıl 10 ay da burada görev yaptı. Yırtıcı, önceki gün HSYK’nın yaz kararnamesi ile de Gümüşhane Ağr Ceza Mahkemesi Başkanlığına atandı.

Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden 2002′de mezun olan Yırtıcı, hakimlik stajı sonras. 2006’da mesleğe kabul edildi ve ilk görev yeri Yozgat’ın Çekerek ilçesi oldu. Burada 2 yıl kalan Yırtıcı, 2008’de Silopi’ye Sulh Ceza hakimi olarak atandı. 2011’de Akyazı Asliye Ceza hakimi, 2013’de ise Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı oldu.

SÖZCÜ

VİDEO : BİLGESAM Başkanı Doç Dr. Atilla SANDIKLI Barış Sürecini Değerlendiriyor

VİDEO LİNK :

Washington’da Çılgın Türkler ve Başkan Kırlıkovalı’nın Teşekkür Mesajı

Açıklama: https://i0.wp.com/www.turkishny.com/images/stories491/authors/010513-bain.jpg

TurkishNY

www.ataa.org

Bahar havası Türklere başka bir enerji veriyor. Yakın tarihimizin büyük güçlükleri yenme başlangıcı olan iki milli günümüz 23 Nisan ve 19 Mayıs baharda.

Çanakkalede Türk ordusunu zafere götüren savaşlar da 18 Mart ve 25 Nisan’da olmuştur.

Nedense Türk toplumu olarak başarılı bir adım attığımız zaman, yakın tarihimizin önemli günlerini hatırlarız, Şimdiki şartlar kıyaslanmayacak kadar kolay ve değişik olsa bile geçmiş kahramanlıklardan örnek almaya çalışırız, gayretlerimizi benzetiriz. En büyük ilhamımız o olağanüstü günlerden gelir.

Bu bahar da Amerika’daki Türk toplumunda nefes kesici bir "İLK" oluştu..

Uzun seneler Amerika’daki Türk derneklerinin güçlükleri birlik olamamaktan, küçük ve büyük kavgalar ile vakit ve enerji harcamalarından gelirdi.

2011’de o zamanki ATAA başkanı Günay Evinch ve yönetimi buna yeter dedi. ATAA 30 senedir düzenlediği büyük Konferansını New York merkezli Türk Amerikan Dernekleri Federasyonu (TADF) ile beraber yaptı.

2012’de ATAA, TADF ve Türk Amerikan Toplum Merkezleri (TACC) birleştiler, çatı derneği sayısı üçe çıktı ve çok başarılı bir Konferans yapıldı.

2012’nin ortasında ATAA başkanı Ergun Kırlıkovalı herhalde California’nın rüyali havasına kapılarak 10-12 çatı derneğini kapsayan bir "Türk Amerikan Davos"undan bahsetmeye başladı. Hepimiz nazikâne evet güzel olur dedik ama olabileceğini pek düşünmüyorduk. ATAA’nın Washington’daki merkez ofisinde çalışan bir profesyonel elemanı hariç, tamamiyle gönüllülerden oluşan bir takımla Amerika çapında10-12 derneği kapsayan son derece kompleks bir programı hazırlamak biraz hayal gibi geldi..

Nisan sonu o hayal hakikat oldu-hem de çok parlak çok başarılı bir hakikat..

Şimdi Başkan Ergun Kırlıkovalı’nın teşekkür mesajını paylaşıyorum:

"Sevgili Ortak Planlama Komitesi Üyeleri

ATAA Yönetim Kurulu Üyeleri

ATAA Mütevelli Heyeti Üyeleri

Öğrenci ve diğer Gönüllüler

Hepinize bu çok yüksek seviyeli konferansı inanılmaz çalışkan ve olağanüstü bir gönüllülükle düzenlediğiniz için en candan teşekkür ediyorum.

Türk Amerikan Davos hayali bir sene önce başladı. Bu hayal yedi ay yoğun çalışma ve 5000 elektronik mesajdan sonra hakikate döndü. Sonuç nefes kesici oldu: Politikadan diplomasiye, ilimden teknolojiye, ticaretten eğlence sektörüne, spordan edebiyata, müzikten tarihe, ..dünden, bugüne ve yarına… 65 konuşmacı 14 panelde üç gün içinde çok sayıda konular üzerinde konuştular, tartıştılar.

Yıldızlarımız arasında Coca Cola’nın başı Muhtar Kent, CITI’nin başkan yardımcısı C.R.Johnston, Brookings Enstitüsü’nden Kemal Derviş, Türkiye’den Avrupa Birliği Bakanı ve Baş Müzakereci Egemen Bağış, Washington Türk Büyükelçisi Namık Tan, Amerika’nın Ankara Büyük Elçisi F. Ricciardone, Türk Basketbol Federasyonu Başkanı Turgay Demirel, Türk Basketbol Takımının Menajeri Harun Erdenay, Silikon Valley İnternet liderleri Sinan Kanatsız ve Matthew Langie’i saymaktan gurur duyuyorum.

Şimdi aşağıdaki kimselere ve kurumlara özel bir sıralama yapmadan teşekkür etmek istiyorum. Her bir kimsenin, her bir kurumun katkısı Konferansa renk,çeşit ve zihin gücü kattı,

Konferansın müşterek başarısını pekiştirdi..

Ambassador Namik Tan

Ambassador Francis Ricciardone

Ambassador (ret) Alan W. Lukens

Ambassador (ret) James H. Holmes

Lincoln McCurdy

Lydia Borland

Zeynep Guven

JoEllen Byrnes

Louette Ragusa

Dr. Elizabeth W. Shelton

Dr. Javid Huseynov

Dr. Inci Bowman

Dr. Mark Meirowitz

Dr. Kemal Dervis

Prof Haluk Unal

Prof Hasan Ayaz

Prof Murat Gunel

Prof Sebnem Kalemli-Ozcan

Prof Cigdem Balim

C.R. Johnston

Mehmet Celebi

Esra Ugurlu

Demet Cabbar

Maria Cakiraga

Turgut Cakiraga,

William Cakiraga

Oya Bain

Emsu Gorpe

Gizem Salcigil White

Omer Ekinci

Gunay Evinch

Gamze Ergur

Hakan Dakin

Funda Tuncer Dakin

Faruk Cingilli

Feridun Bek

Mehmet Toy

Mehmet Celebi

Mazlum Kosma

Ibrahim Onaral

Ali San

Murat Tas

Kursad Dogru

Bonnie Kaslan

Nurten Ural

Kenan Caglar

Ali Manizade

Fevziye Manizade

Nurettin Sabuncu

Ulku Ulgur

Islom Shakhbandarov

Ali Cinar

Ekim Alptekin

Adem Buyukacar

Dr. Celal Secilmis

US Marines Color Guard

Fred Turner

Ambassador Sharon Wiener

YTB Yurtdışı Türkler Başkanlığı

THY Türk Hava Yolları

AAC Azerbaijani American Council

AFOT American Friends of Turkey

ASA Azerbaijan Society of America

ATAA Assembly of Turkish American Associations

ATACC Ahiska Turkish American Community Center

ATC American Turkish Council

FTAA Federation of Turkish American Associations

TABA Turkish American Business Association

TACC Turkish American Community Center

TACCI Turkish American Chamber of Commerce and Industry

TASSA Turkish American Scientists and Scholars Association

TCA Turkish Coalition of America

Congressman Jim Moran (D-VA)

Congresswoman Virginia Foxx (R-NC)

Republic of Turkey’s Minister for EU Affairs Egemen Bağış

Sinan Kanatsız

Matthew Langie

Hakan Taşçı

Gilbert Galanxhi

Sabir Rustamkhanli

Jadranka Negodic

Akan Ismaili

Oliver Krliu

Dr. Elmi Ahmed Duale

Ahmet Erdengiz

Senay Ataselim

Judy Light Ayyildiz

Yavuz Oruc

Engin Inel Holmstrom

Michael Jewell

Kenneth Hill

Elinor Le Baron

Dilek Arig

Mutlu Onaral

Nil Sismanyazici Navaie

Muhtar Kent

Dr. Ozlem Aslaner

Ufuk Kahya

Gizem Tunca

Merjan Bubernack

Ezgi Ustundag

Lela Ross

Banu Pamukcu

Beverly Houston

Gabriela Faria

Behic Hatipoglu

Turgay Demirel

Harun Erdenay

Esref Inceoglu

Cemil Ozyurt

Sierra Nevada Corporation

Fatih Ozmen

Eren Ozmen

Dr. Yalcin Ayasli

Dr. Serpil Ayasli

Robert Wexler

W.J. Coyne

Hashi Shafi

Admir Serifovic

Connie Morella

Meto Koloski

Avni Mustafaj

Soner Cagaptay

Hassan Warsame

Suat Kiniklioglu

Bulent Aliriza

Sevgin Oktay

Betty Oktay

Turkish Women’s Leagie of America

Turkish Culture & Tourism Office

Good Morning Turkey

İhlas Haber Ajansı

Oktay Enterprises International, LLC

Saltzman & Evinch, P.C.

TATV Turkish American TV

TurkofAmerica

Turk Network

TurkBirDev

US-Turkey Business Initiative

US Chamber of Commerce

Ibrahim Uyar

…tekrar Amerika’nın her yerinden gelen gönüllü öğrenciler..

IT TAKES A VILLAGE – BİR ÇOCUK YETİŞTİRMEK BİR KÖY ALIR – Ne kadar doğru değil mi?

Teşekkürlerle

Ergun Kırlıkovalı "

Laz Ziya’yı yakaladı, terfi etti

Cilvegözü Sınır Kapısı’ndaki saldırıyı aydınlatan ve ABD’li Sierra’nın yakalanma planlarını yapan Emniyet İstihbarat Dairesi Başkanı Ömer Altıparmak, genel müdür yardımcılığı seviyesinde bir görev olan “denetleme başkanlığı”na atandı.

Emniyet Müdürleri’yle ilgili atamalar İçişleri Bakanı tarafından imzalandı. Star Gazetesi’nin haberine göre Cilvegözü Sınır Kapısı’ndaki kanlı saldırının faillerini ve İstanbul’da fotoğraf çeken ABD’li Sarai Sierra’nın katil zanlısı Laz Ziya’nın yakalanma planlarını yapan Emniyet İstihbarat Dairesi Başkanı Ömer Altıparmak, genel müdür yardımcılığı seviyesinde bir görev olan “denetleme başkanlığı”na atandı. Altıparmak, artık Özel Güvenlik Denetleme Başkanı olarak görev yapacak. Altıparmak’ın yerine ise Engin Dinç getirildi.

Diğer önemli değişiklik Personel Dairesi’nde yaşandı. Personel Dairesi Başkanı Yüksel Çelik, Sağlık Dairesi Başkanı oldu. Sağlık Dairesi Başkanı Eyüp Kınacı ise Personel Dairesi Başkanlığına getirildi. Böylece iki daire başkanı yer değiştirmiş oldu.

Başkanlık Sisteminde Başkan, Kral Değildir

6394C77E-5A93-4EEC-8075-09625A27B532-6073-00000700E5313DDF_zpsdd849bc6.jpg
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, başkanlık sisteminin Türkiye’de yeteri kadar tartışılmadığını belirterek, "Başkanlık sisteminde başkan, kral değildir. Bizdeki bazı cahiller başkanı bir kral olarak takdim etme cüretine girerek yalan söylüyorlar." diye konuştu.

Başbakan Erdoğan, Kızılcahamam’da kamp yapan AK Parti il ve ilçe başkanlarına hitaben yaptığı konuşmada, başkanlık sistemine de değindi. Türkiye’de başkanlık sisteminin parti teşkilatında da yeteri kadar anlaşılmadığını söyledi. Erdoğan, "Genel Başkan bunu söyledi. Peki ilk defa bizim genel başkanımız mı söyledi bunu? Geçmişte rahmetli Turgut bey de söyledi, Demirel söyledi. Bu bize yabancı bir anlayış da değil. Ecdadımıza baktığımızda tarihe baktığımızda benzerini Osmanlı yaşamış. Dünyada en gelişmiş ülkeler bunu yaşıyor, ABD, Rusya aynı şekilde. Yarı başkanlık denilen sistem, Fransa bunu yaşıyor. Latin Amerika ülkeleri bunu yaşıyor. Dünyada 100’ü aşkın ülke bunu yaşıyor. Bizde muhalefetin propagandalarına eğer AK Parti’ye oy verneler aldanırsa onların iz suyundan giderse o zaman bize, şuna inanıyorum, bir defa tavrını koyamayan bir teşkilat, meselesine sahip çıkamayan bir teşkilat anlayışını getirir." dedi.

"AK PARTİ’NİN KENDİ OY TABANI BAŞKANLIK SİSTEMİ İLE İLGİLİ ÇALIŞMALARINI ÇOK DAHA İYİYE TAŞIMALI"

Bu konuda daha çok çalışılması gerektiğini belirten Erdoğan, "Sizlere gönderilen broşürler demek ki okunmuyor, verdiğimiz mesajlar iyi dinlenmiyor takip edilmiyor." diyerek de parti teşkilatını eleştirdi. Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: "Eğer bugün gelişmiş ülkeler başkanlık sistemini benimsemişse ülkelerini yönetiyorlarsa burada bir şey var. Ne diyorlar ‘parlamenter demokrasi başkanlık sisteminde yok’ diyor. Kim diyor bunu? Ana muhalefet partisi başkanı. Parlamentonun olmadığı bir başkanlık sistemi, kraliyetler hariç hepsinde vardır. Amerika’da parlamento yok mu, bugün Rusya da yok mu. ABD’de çift derecelidir, hem kongre hem senato. Rusya’da yok mu Fransa da yok mu? Var. Nasıl çalıştığı içeriği nasıl olacağı bu önemli. Biz bunları tartışalım diyoruz, toplum tartışmalı. Sonra da nihai kararı yine millet vermeli. Bundan kaçınmamalıyız. Partili cumhurbaşkanlığı gündeme getirdik onu bile farklı yerlere çektiler. Fransa şu anda onu uyguluyor. Amerika’da başkanlık sitemi de partilidir onu uyguluyor. Süreci ülkenin menfaatine, milletin menfaatine en ideal şekilde nasıl yürütebilirsek buna dikkat etmemiz lazım. Başkanlık siteminde başkan kral değildir. Bizdeki bazı cahiller başkanı bir kral olarak takdim etme cüretine girerek yalan söylüyorlar. Tam aksine Amerika’da başkan kongreden izin almadıktan sonra onların vermediği bir yetkiyi harcama noktasında yapamaz, bir helikopter hediye edemez, oradan izin alması gerekir. Biz bu noktada çok daha güçlüyüz. AK Parti’nin kendi oy tabanı başkanlık sistemi ile ilgili çalışmalarını çok daha iyiye taşımak suretiyle tüm kamuoyu araşatırmalarındaki dengeyi genel merkezini çalışarak oturttuğu bir yapı üzerine sürdürmelidir."

ARAŞTIRMA DOSYASI : Kuzey Kore’nin Genç Liderini Anlamak

EMİNE AKÇADAĞ

Son iki aydır tırmanan gerginlik sebebiyle Kore Yarımadası’ndaki durum dünya gündemini meşgul etmektedir. Bu krizin daha iyi anlaşılabilmesi için sert söylemleri ve tehditleri sonucu söz konusu gerginliği yaratan Kuzey Kore lideri Kim Cong-un’a ve 1948 yılından beri ülkeyi yöneten Kim hanedanlığına daha yakından bakmak uygun olacaktır.

Dünyanın Tek Komünist Hanedanı

2. Dünya Savaşı’nın sonunda Kore’deki Japon işgalinin sona ermesinin ardından Sovyetler Birliği ve ABD silahlı kuvvetlerinin ayrı bölgelere çıkartma yapması sonucu Kore Yarımadası’nın kuzeyi komünist rejimi güneyi ise kapitalist rejimi benimsemiştir. Kuzey Kore, 1948 yılında bugünkü lider Kim Cong-ın’ın dedesi olan Kim İl-sung tarafından Sovyetler Birliği’nin işgal ettiği bölgede kurulmuş ve böylece Kim hanedanlığı yönetimi başlamıştır.

Kuzey Kore’nin kurucusu ve ilk lideri olan Kim İl-sung ülkenin yönetiminde “Juche” olarak adlandırılan ideali temel almıştır. Sosyalist ideoloji ve yönetim şeklinin Kuzey Kore şartlarına uyarlanması olarak ortaya çıkan “Juche”, temel olarak üç prensip üzerine inşa edilmiştir: uluslararası alanda bağımsızlık, ekonomik bağımsızlık ve askeri bağımsızlık. Kökeni Marksist Leninist düşünce sistemine dayanan bu ideoloji halen ülke yönetimini şekillendirmektedir.

Stalin ve Mao örneklerini göz önünde bulunduran Kim İl-sung yönetim gücünün kendi tekelinde toplamasına ve kendisine yönelik muhalefetin oluşmamasına büyük önem vermiştir. Bu bağlamda 1992’de yaptığı anayasa değişiklikleri ile iktidarın oğlu Kim Cong-il’e devrini mümkün hale getirmiştir.(1) Rusya ve Çin ile ilişkilerini geliştiren Kim İl-sung “Songun” (önce askeriye) olarak adlandırılan bir politika uygulamaya koymuştur. Nükleer silah geliştirme fikri de yine Kim İl-sung döneminde filizlenmeye başlamıştır. Japonya’nın 2. Dünya Savaşı’ndan yenilgiyle ayrılmasına sebep olan bu yeni silahın gücü İl-sung’u oldukça etkileyerek nükleer silah geliştirme kararı almasında etkili olmuştur.(2) Ayrıca Sovyetler Birliği’nin Küba’dan nükleer silahlarını çekmesi ve ABD yönetimi ile anlaşması bu ülkeye duyulan güveni azaltmış ve Kuzey Kore’nin kendi güvenliğini sağlamak için nükleer silah geliştirmesi gerektiği inancını güçlendirmiştir.

1994 yılında Kim İl-sung’un ölümü bu ülkedeki rejimin çökeceği beklentilerini de beraberinde getirmiştir. Ancak parti, kamu bürokrasisi ve ordu kadrolarının bizzat Kim İl-sung tarafından atanmış olması, medyanın sıkı şekilde kontrol edilmesi ve ülkenin dış dünyadaki gelişmelere tamamen kapalı olması sebebiyle rejim ayakta kalmayı başarmıştır.

Babasının yerine geçen Kim Cong-il, bazen gerilimi tırmandırarak bazen de yumuşak politikalar izleyerek ABD, Japonya ve Güney Kore gibi ülkelerle ilişkilerde belirleyici taraf olmayı başarmıştır. Kim Cong-il, 2000’li yıllarda “Günışığı siyaseti” adı verilen girişimle, dönemin Güney Kore lideri Kim Dae Jung ile yakınlaşma yolunda adımlar atmıştır. İki liderin görüşmelerine paralel olarak ABD ile temaslar da artmıştır. Koreli sporcuların müsabakalara ortak takım yollaması, bölünen ailelerin birbirlerini ziyaret etmesi gibi iyi niyet göstergesi gelişmeler yaşanmıştır. Ancak Ocak 2002’deki ulusa sesleniş konuşmasında Amerikan Başkanı Bush’un Kuzey Kore, İran ve Irak’ı "şer ekseni" olarak tanımlaması ve 2003 yılında da Kuzey Kore’nin Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Antlaşması’ndan çekildiğini açıklamasıyla ilişkiler gerilmiştir. 2006 ve 2009 yıllarında gerçekleştirilen nükleer denemeler de Kim İl-sung döneminde başlayan nükleer faaliyetlerin oğlu Kim Cong-il liderliğinde de artarak devam edeceğini gözler önüne sermiştir.

Kim Cong-il’in 2011 yılında kalp krizi geçirerek ölmesi sonucu devlet başkanlığı görevine daha önce halefi olarak belirlediği en genç oğlu Kim Cong-ın gelmiştir. Uluslararası kamuoyu tarafından pek de iyi tanınmamakla birlikte yeni liderin yaş itibariyle genç oluşu, İsviçre’de eğitim görmüş olması ve Amerika’nın popüler sporları ve aktörlerine duyduğu ilgi dış dünyada reform beklentilerinin oluşmasına neden olmuştur. Ancak Kim Cong-ın’ın “Juche” idealine bağlılığını sürdüreceğinin, dedesi ve babasının izinden gideceğinin sinyallerini vermesi uzun sürmemiştir. Babasının ölümünün hemen ardından yeni lider ülkenin kuzey kıyılarında füze denemesi gerçekleştirmiştir. Kuzey Kore’nin en yüksek karar alma makamı olan Ulusal Savunma Komisyonu, ülkenin dış politikasında yeni dönemde de herhangi bir değişiklik beklenmemesi gerektiğini ifade etmiştir.(3) Bununla birlikte babasından farklı olarak Kim Cong-ın daha fazla halk arasına karışmaya, el sıkışmaya, daha güler yüzlü olmaya özetle halkını seven ve düşünen bir lider imajı çizmeye özen göstermektedir. Ayrıca Ocak 2013’de 19 yıl aradan sonra ilk kez devlet televizyonundan halka yeni yıl mesajıyla seslenmiş, Kore Yarımadası’nda barışın yeğlendiğini ifade etmiş ve ülkede ekonomik reformlar gerçekleştirileceğinin sinyallerini vermiştir.(4)

Aralık 2012’deki balistik füze denemesinin ardından Şubat 2013’te de nükleer deneme gerçekleştirilmesi nükleer çalışmalara Kim Cong-ın döneminde de devam edileceğinin göstergesidir. Söz konusu nükleer denemenin ardından BM Güvenlik Konseyi’nin aldığı yaptırımları sertleştirme kararından sonra ise karşılıklı hamlelerle bölgede ciddi bir kriz ortamı oluşmuştur. Pyongyang, BM kararına tepki olarak 1953’te imzalanan ve Kore Savaşı’nı bitiren ateşkes (saldırmazlık paktı) ile Kore Yarımadası’nın nükleer silahlardan arındırılmasıyla ilgili ortak bildirgeyi yürürlükten kaldırdığını ve acil durumlarda liderlere doğrudan görüşme imkânı vermesi için 1971’de kurulan kırmızı hattı iptal ettiğini açıklamıştır. 11 Mart tarihinde ABD ile Güney Kore’nin ortak askeri tatbikat başlatması ise Kuzey Kore’nin söylemlerini daha da sertleştirmesine yol açmıştır. Kuzey Kore’nin açıklamalarına cevaben ABD’nin Güney Kore semalarında nükleer kapasiteli B-52 bombardıman uçakları uçurmasının ardından Pyongyang, eğer tahrik edilirse ABD’nin Japonya ve Pasifik adası Guam’daki askeri üslerine saldırıda bulunacağını bildirmiştir. Daha sonra da Güney ile güven artırıcı önlemler kapsamında kurulan ortak sanayi bölgesini kapattığını açıklamış, akabinde de can güvenlikleri açısından tüm yabancıların Güney Kore’yi terk etmelerini istemiştir.

Tüm bu tehditler kısa süre öncesinde liderlik koltuğuna oturmasına rağmen Kim Cong-ın’ın bölgesel barış ve güvenliği tehdit eden lider olarak algılanmasına yol açmış ve reform yapabilecek bir lider olduğuna ilişkin inançları yok etmiştir. Bu noktada sorulması gereken soru, henüz Ocak ayındaki ulusa sesleniş konuşmasında barış ve ekonomik reform sinyalleri veren genç liderin neden kısa bir süre içerisinde bu denli tehditkar ve saldırgan bir üslup takındığıdır.

Kim Cong-ın’ın Amacı

Öncelikle genç yaşta başkanlık koltuğunu devralması, daha önce askeri görevlerde bulunmamış olması ve babasının ölümünden henüz iki yıl önce liderliğe hazırlanmaya başlaması dolayısıyla devlet yönetimi hususunda deneyimsiz olması Kim Cong-ın’ı bir an önce rüştünü ispatlamaya ve kendini halkına ve dünyaya kabul ettirmeye itmiştir. Zira göreve geldiğinden beri genç ve deneyimsiz olduğuna ilişkin pek çok yorum yapılmıştır. Askeri rejimle yönetilen ülkede askeri kesimin desteği olmadan uzun süre başta kalabilmenin güç olması Kim Cong-ın’ı bu kesimin takdirini kazanacak şekilde güçlü ve başı dik bir lider imajı vermeye itmektedir. Genç lider özellikle üst düzey generallerle arasını iyi tutmaya özen göstermektedir ki savaş durumunda veya hazırlığında olmak bu generallere önemli bir rol yüklemekte ve böylece toplum nezdinde meşruiyet sağlamalarını ve onurlandırılmalarını sağlamaktadır.(5)

Ayrıca Kim Cong-ın devamlı yanında gözüken Ri Yong Ho’yu genelkurmay başkanlığından ve birçok üst düzey askeri ‘hastalık’ nedeniyle görevinden uzaklaştırması da yeni liderin ülkeyi tek başına yönetme arzusunun yansıması olarak değerlendirilebilir. Zira Kim Cong-ın olası bir muhalefetin önünü keserek kendi askeri kadrosunu yaratma eğilimindedir.

Öte yandan Kim Cong-ın’ın sert söylemlerinin ve attığı adımların ardındaki asıl unsurun genç liderin halası Kim Kyong-hui olduğu ifade edilmektedir.(6) Generaller ve komünist parti liderleri arasında resmi fotoğraflarda görülen tek kadın çehre durumundaki Kim Kyong-hui’nin 40 senedir ülke yönetiminde etkin bir figür olduğu belirtilmektedir.

Diktatörlerin iç politikadaki sorunları maskelemek ve halk nezdinde otorite sağlamak amacıyla dış politikada sert söylem ve tavırlar benimsedikleri bilinmektedir. Dışta düşman veya düşmanlar yaratılarak halkın dikkati ulusal güvenliğe çekilmekte, böylece içte hoşnutsuzluğa ve başkaldırıya yol açacak unsurlar geri plana itilmektedir. Nitekim Kuzey Kore’de, halihazırda dünyadaki sayılı kapalı ekonomilerden biri olduğundan başta gıda olmak üzere temel ihtiyaçlarını karşılayamamakta ve uluslararası yardıma olan bağımlılığı sürmektedir. Son yıllarda ülkede, gübre yetersizliği ve soğuk hava koşulları nedeniyle tarımsal üretimin düşmesiyle birlikte ciddi bir açlık sorunu ile karşılaşılmıştır. Uluslararası sivil toplum örgütleri ile BM’nin yiyecek ve sağlık malzemesi temin etmeye çalışmaları da çoğu zaman yetersiz kalmaktadır. Dolayısıyla halk ciddi bir ekonomik ve tarımsal reform beklentisi içerisindedir.

Kim Cong-ın’ın tehditkar söylemleri ve sert tutumunun bir diğer nedeni ise askeri açıdan bir tehdit olarak algılanarak ABD’yi ve Güney Kore’yi kendisi ile barış anlaşması yapmaya itme, görüşme masasında elini kuvvetlendirme ve hatta kendisini nükleer bir güç olarak kabul ettirme amacıdır. Londra’daki düşünce kuruluşu Royal United Services Institute uzmanlarından Andrea Berger, "Büyükçe bir askeri güçleri olmadıkça görüşmelerde ciddiye alınmayacaklarına inanıyorlar. Bu, Pyongyang’ın tarihsel ‘önce askeriye’ politikasının ekseni." şeklinde görüşlerini dile getirmektedir. Güney Kore’deki Yonsei Üniversitesi’nden Prof. John Delury’e göre, “Kuzey Kore’nin tehditler savurmasının sebeplerinden biri de, Beyaz Saray tarafından görmezden gelinmek istememesidir.”(7)

Sonuç

Kore Yarımadası’nda Şubat ayından beri süre gelen kriz Kuzey Kore’nin yeni devlet başkanı Kim Cong-ın’ın dedesi ve babasının izinden gidecek, ülkenin geleneksel “önce askeriye” politikasını devam ettirecek ve nükleer çalışmalardan taviz vermeyecek bir lider olduğunu göstermiştir. Dolayısıyla yakın vadede açlık ve yoksullukla mücadele eden Kuzey Kore’de reform gerçekleştirebileceği beklentisi azalmaktadır.

Kim Cong-ın’ın söz konusu krizi tırmandırmasının temel sebepleri askeri kesimin desteğini kazanmak, dikkatleri iç politikadan dış politikaya çekerek yaşam koşulları nedeniyle hoşnutsuz olan halk nezdinde meşruiyet sağlamak, genç yaşına rağmen ciddiye alınması gereken, yetkin ve kararlı bir lider olduğu imajını vermek ve barış görüşmelerinde elini güçlendirmek için ve taleplerinin dinlenmesi gereken bir aktör olduğunu ABD ve diğer bölge ülkelerine kanıtlamaktır.

Nitekim Nisan ayı ortalarından itibaren gerilim azalmaya başlamış ve Kuzey Kore görüşmelere yeniden başlamak için BM yaptırımlarının kaldırılmasını ve ABD ile Güney Kore’nin askeri tatbikatlara son vermesini şart koşmakla birlikte diyalog yoluna başvuracağının sinyallerini vermiştir.(8) Böylece taraflar alışılagelmiş statükoya geri dönmeye başlamıştır.

YÜKSEK STRATEJİ

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

Fight "Gang Stalking"

Expose illegal stalking by corrupt law enforcement personnel

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

The WordPress.com Blog

The latest news on WordPress.com and the WordPress community.

%d blogcu bunu beğendi: