Etiket arşivi: cumhuriyet halk partisi

CHP’li Kemalistlerden karşı bildiri

medya.php?mn=146468

“Birliğe çağrı” başlığı altındaki açıklanan karşı bildiride, 111 imzalı “barış ve özgürlükler bildirgesine” imza atan CHP milletvekilleri eleştirildi.

CHP İstanbul Milletvekili Nur Serter, CHP Mersin Milletvekili İsa Gök, CHP Uşak Milletvekili Dilek Akagün Yılmaz, CHP Antalya Milletvekili Gürkut Acar, CHP Kayseri Milletvekili Şevki Kulkuloğlu, CHP İzmir Milletvekili Birgül Ayman Güler, CHP Eskişehir Milletvekili Süheyl Batum ile TBMM’de basın toplantısı düzenledi.
CHP içindeki herhangi bir kanadın temsilcileri olarak basın toplantısında bulunmadıklarını ifade eden Serter, ”Bizler, Türkiye’nin yaşadığı bu son derece zor ve kırılgan süreçte, partinin birlik ve bütünlüğünün ancak CHP ilke ve politikalarına bağlı kalınarak sağlanacağına inanıyoruz. Bu sorumluluğun gereği olarak da birliğe çağrı yapıyoruz” diye konuştu.

Daha sonra ”Birliğe Çağrı” başlığı altındaki metni okuyan Serter, CHP’nin, terör örgütü PKK ile pazarlık sürecinin ve barış adı altında sergilenen çözülme senaryosunun paydaşı olmadığını belirtti. Serter, partinin birlik ve bütünlüğünü zedelemeden, tarihsel gücünü, Türk siyasetindeki önemini bilerek siyaset yapmanın, tüm milletvekilleri ve parti yöneticileri için bir yükümlülük olduğunu kaydetti.

Serter, CHP’nin ilkeleri ve ideolojisi ile bağdaşmayan, CHP’nin öncülük etmediği ve kurumsal kimliğini taşımayan bildirilere imza atmanın, partinin birlik ve bütünlüğüne zarar verdiğini savundu.

Serter, Barış için demokrasi adlı bildiride, Türk milleti ve Türk vatandaşlığı kavramının anayasadan çıkarılmasının öngörüldüğünü; parlamento çalışmalarını Türkçe dışındaki dillere açma girişiminde bulunulduğunu; özel yetkili mahkemelerin verdiği tüm kararlara karşı yeniden yargılama süreçlerinin işletilmesinin önerildiğini, yerel iktidarlardan söz ederek federasyonun da yolunun açılmasının öngörüldüğünü söyledi.

ATeröristbaşının taleplerinin anayasa çalışmasında yer almasını amaçlayan ve buna barış süreci adını veren anlayışın CHP politikalarında yeri olmadığını kaydeden Serter, ‘‘Bu milletvekilleri ve parti yöneticilerinin, partimizin resmi söylemi dışındaki arayışlara destek vermeleri, CHP’de izlenen politikanın etkinliğini ve güvenirliğini zaafa uğratmaktadır. Bu nedenle tüm vatandaşlarımızı ve partimizin yetkili kurullarını söz konusu bildirinin içeriğini yeniden değerlendirmeye ve partimizin ilke ve ideolojisiyle birlik ve bütünlüğünü korumaya davet ediyoruz” diye konuştu.

Reklamlar

CHP MİLLETVEKİLİ ATİLLA KART : Helallik Vermeyen Onbinler..​.

9 Mayıs 2013

TBMM Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın Başbakan Sn.R.Tayyip Erdoğan tarafından yazılı olarak cevaplandırılmasını Anayasa’nın 98 ve İçtüzüğün 96. maddeleri gereğince saygıyla talep ederim.

Atilla Kart

CHP Konya Milletvekili

AKP iktidarları döneminde; ağırlıklı olarak yurtdışında yaşayan yurttaşlarımızın tasarruflarını ve emeklerini istismar ederek, bundan haksız çıkar sağlayan sermaye grupları himaye edilmiştir. Bu grupların başında “İhlas Holding” gelmektedir.

Merhum Enver Ören döneminde , sayıları yüzbine yaklaşan bu mağdurların alacakları halen ödenmemiş ve tasfiye edilmemiştir. Mağdurlar çaresiz durumdadır. Enver Ören’in hakkın rahmetine kavuşmuş olması, bu grubun yasal sorumluluğunu ortadan kaldıramayacağı gibi, aksine bu gelişme mirasçıların yasal, vicdani ve dini sorumluluklarını daha da artırmıştır.

2002 seçimleri öncesinde , Enver Ören’e “Siz’in Ahiretiniz yok mu, Siz de Allah korkusu yok mu?.. diyen Başbakan’ın, 2002 seçimlerinden sonra bu grubu himayesine aldığı bilinmektedir. Başbakan’ın doğrudan müdahalesiyle, İhlas Finans Kurumu’nun borçlarının, Tasarruf Sigorta Mevduat Fonu tarafından takibi de engellenmiştir.

22 Haziran 2001 tarihinde Yeni Şafak Gazetesindeki makalesinde; “…İhlas Finans’ın, 1 milyar dolar üzerindeki parayı, paravan şirketler aracılığıyla belirli şirketlere aktardığı ve bir kısmını yurtdışına kaçırdığını…..” dile getiren ve bunu eleştiren AKP Grup Başkanvekili ve Giresun Milletvekili Nurettin Canikli de ; Başbakan gibi , bugün İhlas Finans mağdurlarının sorunlarına ve taleplerine duyarsız kalmaktadır. Bir başka ifadeyle, İhlas Finans Kurumu ve iştirakleri, Başbakan ve AKP tarafından kurumsal olarak himaye altına alınmıştır.

Onbinlerce İhlas mağdurunun hak ve hukukuna sahip çıkmayan, onları kandıran Başbakan ve AKP Yönetimi, tam kadro olarak , Enver Ören’in cenaze namazına katılmışlar ve dini vecibelerini yerine getirmişlerdir. Başbakan ve AKP yönetiminin , dini vecibesini yerine getirmesine elbette bir diyeceğimiz olamaz. Başbakan ve AKP Yönetiminin Enver Ören ile helalleştiği anlaşılıyor. Ancak ortada olan bir diğer gerçek şudur; bu vecibe yerine getirilirken, kendi sorumlulukları altında bulunan onbinlerce İhlas mağduru Enver Ören ile helalleşmemiştir. Başbakan ve AKP Yönetimi, onbinlerce İhlas mağdurunun hak ve hukukunu görmezden gelmişlerdir.

Öte yandan; İhlas Finans Kurumu mağdurlarının alacakları ödenmez ve bu Kurum , Hükümet tarafından özel olarak himaye edilirken ve bunun karşılığında da AKP siyaseten her türlü desteği alırken; Finans Kurumunun iştiraklerinin “Halka Arzı” yönünde de bir sürecin başladığı bilinmektedir.

Hükümet, suç üstüne suç işlemektedir.

AKP’nin ; hak ve hukuktan yana olmadığını, garip-gurebanın hukukunu korumak yerine ; kendisine Devlet nüfuzu yoluyla haksız çıkar sağladığını ve buradan beslendiğini gösteren acı bir tabloyla karşı karşıyayız.

Din istismarı üzerinden ticaret yapanları himaye eden Hükümet, onbinlerce İhlas mağdurunun hak ve hukukuna ise sahip çıkmamıştır.

Bu süreç ve değerlendirmeler ışığında soruyoruz;

(1)İhlas Finans Kurumunun 80 bine yaklaşan mağdurlarının hak ve alacaklarının son durumu nedir? Bu mağdurların hak ve alacaklarının tahsil edilmediği bilindiği halde; bu grup bünyesindeki şirket-şirketlerin halka arzına neden izin verilmektedir?

(2)İhlas Grubu bünyesindeki şirketlerin “Halka Arz” durumu hangi aşamadadır?

(3) Onbinlerce hak sahibinin mağduriyeti giderilmeden, Kurum bünyesindeki şirketlerin halka arzına izin verilmesi, Siyasi İktidar ile bu grup arasında haksız çıkar ilişkilerinin bulunduğu anlamına gelmez mi?

9 mayıs 2013 soru önergesi Sayın Başbakana İhlas Holding mağdurl arı hk.doc

25 CHP’liden bölünme sürecine destek

7124923431_608271549182862_1198087006_n.jpg

Radikal’de yayınlanan o bildiri ve imzacılar:

Kamuoyunda ‘Barış Süreci’ olarak bilinen görüşmeler Kürt sorununun çözümünün askeri yöntemlerle değil siyasi yöntemlerle sağlanabileceğinin anlaşılması açısından önemli bir adımdır. Bu süreç Türkiye için hayati bir imkandır. İlan edilen çatışmasızlık kararı ve silahların bırakılması niyeti Kürt sorununun artık tüm boyutları ile demokratik ve sivil bir şekilde tartışılmasının önünü açmıştır.

Sürecin kalıcı barış ve tüm Türkiye için özgürlükçü bir demokrasi sağlayacak şekilde sonlandırılması için sürmekte olan yeni anayasa hazırlama süreci de önemli bir fırsattır. TBMM’de grubu bulunan tüm partiler kapsamlı anayasa önerilerini kısa süre önce açıklamış bulunmaktadırlar. Kürt sorunu açısından bakıldığında Kürt siyasi hareketi anayasal taleplerini ilk defa bu netlikte ve kapsamda ortaya koymuş bulunmaktadır. Bu husus demokratik bir tartışma ortamı için büyük bir fırsattır.

Türkiye’de yaşayan Kürtlerin kendilerini tam anlamıyla eşit yurttaş olarak hissetmelerini sağlayacak ve üzerinde geniş bir uzlaşma sağlanabilecek birçok anayasal adım bulunmaktadır. Farklılıkları koruyan; çoğulculuk, özgürlükçülük ve eşitlik ilkelerine dayanan; etnisite temelli olmayan bir yurttaşlık tanımı ile eşit yurttaşlık anlayışını güçlendiren; Türkiye’de yaşayan her yurttaşın kendi dil ve kültürünü korumasını, geliştirmesini ve gelecek kuşaklara aktarmasını sağlayacak; yurttaşların demokratik süreçlere katılımını artıracak şekilde yerel iktidarları ve karar alma süreçlerini güçlendirecek değişikliklerin yapılması ve geçmişte Türkiye’de yaşanan insan hakları ihlallerini tüm çıplaklığı ile ortaya koyacak bir geçmişle yüzleşme mekanizmasının kurulması gibi adımların atılması sadece Kürt sorununun değil Türkiye’nin genel demokrasi sorununun çözümü için de hayati önemdedir. Barıştan ve demokrasiden yana olan tüm aktörler demokratik ilkeler temelinde bir anayasal uzlaşı sağlanması için çalışmalıdır.

Bu yönde anayasal uzlaşının sağlanmasına kolaylık sağlayacak, yol temizliği niteliğinde kısa vadede de atılabilecek birçok adım vardır. Kısa vadede bu adımlar atılarak sürece olan güvenin artırılması sağlanmalıdır. Seçim barajının düşürülmesi, özel yetkili mahkemelerin kaldırılması, bu mahkemelerin verdikleri tüm kararlara karşı yeniden yargılama süreçlerinin işletilmesi ve yol açtıkları mağduriyetleri giderecek adımların atılması, terörle mücadele yasasının kaldırılması, Siyasal Partiler ve Seçim Kanunlarında gerekli değişikliklerin yapılarak Türkçe dışındaki dillerde siyaset yapılabilmesinin önünün açılması gibi birçok değişiklik hiçbir anayasal değişiklik gerektirmeden çok kısa bir sürede gerçekleştirilebilir ve gerçekleştirilmelidir. Bu adımların hepsi temel hak ve özgürlükleri ilgilendirmektedir. Temel hak ve özgürlükler al-ver konusu yapılamayacak, müzakere malzemesi edilemeyecek hususlardır. Bu adımların atılması süreç açısından güven artırıcı bir işlev görecektir.

Bu hedefler ışığında incelenince sürecin mevcut ilerleyişi bazı kaygılara yol açmaktadır. Bu kaygıları dile getirmek ve sürecin bu kaygıları giderecek şekilde güçlendirilmesini sağlamak ise Türkiye’de kalıcı barışın tesis edilmesini isteyen her yurttaş için bir görevdir.

Bugüne kadar özellikle hükümet yetkilileri tarafından yapılan açıklamalarda hep çatışmasızlığın sağlanmasına yönelik taktik adımlar ön plana çıkarılmaktadır. Geldiğimiz aşamada eş zamanlı olarak hangi kalıcı demokratikleşme adımlarının da atılacağının konuşulması bir zorunluluktur. Türkiye’nin tüm yurttaşları için insan haklarının tam anlamıyla hayata geçirilmesini sağlayacak adımlar atılmadan Türkiye’de kalıcı barışın sağlanması mümkün olmayacaktır.

Bu açıdan bakıldığında, 1 Mayıs 2013 tarihinde uygulanan orantısız ve gayri-meşru devlet şiddeti haklı olarak demokratikleşme çabalarına dönük endişeleri artırmıştır. Eğer Türkiye siyasetine şiddet değil barışçıl tartışmalar hakim olacaksa, öncelikle hükümet ve kolluk kuvvetleri bu hedeflere uygun davranmalıdır.

Benzer şekilde, Kürt sorununun çözümü ile doğrudan bir ilişkisi olmayan ve geniş toplum kesimlerinde haklı otoriterleşme kaygıları yaratan başkanlık sistemi tartışmalarının bu sürece dahil edilmesi yukarda bahsedilen geniş anayasal uzlaşının sağlanması önünde tıkayıcı bir unsurdur. Yasama ve yargının çok büyük oranda yürütmenin kontrolüne sokulacağı bir değişiklik Türkiye’nin genel demokrasi sorununa ve Kürt sorununun çözümüne yönelik atılacak adımların kalıcılığı konusunda şüphe uyandıracaktır. Şeffaf bir şekilde halkın önünde yapılması gereken anayasal hazırlıkların gizli yürütüldüğü ve bir emrivaki ile halkın önüne sunulacağı izlenimi veren her türlü adım da sürece zarar verecektir. Dolayısıyla anayasaya ilişkin tüm görüşmeler TBMM çatısı altında kurulmuş olan anayasa uzlaşma komisyonunda yürütülmelidir. Kürt sorununun çözümü için atılacak anayasal adımların başkanlık sistemi gibi bağlantısız konularla birleştirilerek tek bir anayasal paket halinde referanduma sunulması ne demokratik etik ile bağdaşacaktır ne de toplumsal barışa hizmet edecektir. Türkiye’de barış ile demokrasiyi karşı kaşıya getirmek kimseye yarar sağlamayacaktır. Bu tarzda getirilen bir anayasa toplumsal kutuplaşmayı artıracak ve anayasanın toplumsal meşruiyetini azaltacaktır. Türkiye’nin ihtiyacı olan yeni kutuplaşmalar değil, kutuplaşmaları azaltacak uzlaşmalardır.

Kürt sorununun çözümü için gereken barış dili hiçbir etnik ve inanç grubunu ötekileştirmemelidir. Barış ve demokrasi için gereken yeni, herkesi içine alan gerçek bir çoğulcu, özgürlükçü ve eşitlikçi siyasal anlayıştır. Barış süreci geliştirilirken imtina edilmesi gereken bir diğer eğilim de barışın amacı olarak uluslararası politika hedeflerinin gösterilmesidir. Barış dili içte de dışta da ötekileştirici olmamalıdır. Yurtta barış bölgede barışla beraber düşünülmelidir. Türkiye’nin Ortadoğu politikasının emperyal ve mezhepsel saiklerle belirlenmesine son verilmelidir.

Sonuç olarak, Türkiye’nin önünde açılan tarihi fırsattan istifade edebilmesi için ivedilikle kapsamlı demokratikleşme adımlarını atmaya başlaması gerekmektedir. İçinde bulunduğumuz tarihi çatışmasızlık ortamının kalıcı barışa evrilmesi için bizlere gereken daha fazla demokrasidir. Barış sürecinde demokrasiyi zedeleyecek girişimler yürütülmesi tarihi bir hata olacaktır. Çatışmasızlık ortamı Türkiye’de demokrasi mücadelesi verenleri zayıflatan değil güçlendiren bir adım olmuştur. Bu ortam sürdürülebilir hale dönüştürülmelidir. Silahların konuşmadığı bir ortamda demokrasi tartışmaları çok daha anlamlı ve kapsamlı bir şekilde yapılabilecektir; böylece her geçen gün yeni yurttaşların demokrasi isteyenlerin saflarına katılması sağlanabilecektir.

Barışın teminatı çoğulcu, özgürlükçü, eşitlikçi demokrasidir.

CHP MİLLETVEKİLİ ATİLLA KART : 08.Mayıs.2013 (Bugün) Saat: 21.30 Kanal A Televizyonu katılımı hakkında Basın Duyurusu

8 Mayıs 2013

Basın Duyurusu ;

CHP Konya Milletvekili Atilla Kart;

Kanal A’da, Sayın Melih Altınok’un sunduğu “Hangi Taraf’ programına 8 Mayıs 2013 (Bugün) saat; 21.30’dan itibaren katılacaktır.

Programda güncel konuların değerlendirmesi yapılacaktır.

Kamuoyunun bilgilerine sunulur.

BARIŞ YARKADAŞ : Fethullah Gülen ve CHP’li adaylar

Pazar günü kaleme aldığım ”Milli Merkez ve Fethullah Gülen’in sohbeti…” başlıklı yazı gündemi sarstı. Yazıda yer alan analiz ile kulis bilgileri, ulusalcı kesimlerden Atatürkçülere, Fethullah Gülen Hareketi‘nden AKP tabanına uzanan geniş bir yelpazede tartışıldı. Medyadaki gelişmeleri haber veren internet siteleri ise özellikle yazıda yer alan "Fethulah Gülen’in sohbeti” başlıklı kısmı öne çıkardı. Birçok internet sitesi, "Gülen’in toplantısına hangi gazeteciler katıldı?” diye sordu.

DÖRT GAZETECİYİ YAZMIŞTIM

Zira; ben o yazıda, Gülen’in ABD’deki evinde bir süre önce gerçekleşen ziyarete, dokuz gazetecinin katıldığını, bunların dördünün Mahmut Övür, Mehmet Altan, Ekrem Dumanlı ve Amberin Zaman olduğunu yazmıştım. Diğer beş gazetecinin isimlerini ise öğrenememiştim!

BAKIN KİMLER VARMIŞ?

Dün gece sohbet ettiğim Fethullah Gülen‘e yakınlığıyla bilinen bir tanıdığım, "Keşke bana sorsaydın…” dedi. "Sorsaydın, herkesin bir sır gibi sakladığı isimleri ve sohbeti anlatırdım” diye de ekledi. Hemen ardından ise, benim eksik bıraktığım isimleri sıraladı: ”Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı’ndan Harun Tokak, Mustafa Yeşil, Erkam Tufan Aytav, Gazeteci Yavuz Oğhan ve Ardan Zentürk…”

ÇOK SERT SÖZLER

Gülen’in daveti üzerine ABD’ye götürülen bu dokuz gazeteci, yaklaşık 15 gün önce gerçekleşen bu ziyarete ilişkin hiçbir şey yazmadı! Belli ki; Fethullah Gülen’in "Türkiye bir diktatörlüğe gidiyor” tespitini yazmak istemediler… Çünkü; bunu en başta Ekrem Dumanlı’nın istemediği biliniyor.

Hatırlarsanız, bir önceki yazıda, Dumanlı’nın Fethullah Gülen’in yanında, "Bu sözler yazılmasın” dediğini aktarmıştım. Dumanlı, mevcut statükosunu koruma adına, Gülen’in sözlerini kamuya duyurmamaya ve ”AKP’yle yaşanan çelişkiyi derinleştirmemeye” çalışıyor.

GÜLEN’İN SÖZLERİ KAMUDAN SAKLANIYOR

Zira; Dumanlı ve çevresi, AKP ile açıktan girilecek bir kavganın, mevcut statükolarını sarsacağını görüyor. Bunun yerine, kendi tabanlarına "Her şey yolunda, AKP güzel şeyler yapıyor, merak etmeyin” mesajı veriliyor. Gülen’in "barış ve çözüm süreci”ne ilişkin dile getirdiği kaygılar ile çok sert eleştirileri ise ısrarla saklanıyor.

Oysa ki; Fethullah Gülen’in medyadan sır gibi saklanan sözlerine yansıyan öfke, işlerin Zaman Gazetesi ve çevresinin anlattığı gibi gitmediğini gösteriyor. Toplantıya katılan ancak buna ilişkin tek satır bile yazamayan gazeteciler, yakın çevrelerine "Gülen AKP ile gönül bağını tamamen koparmış” diyor. Tabii aynı kişilerin, bu gerçeği bilmelerine rağmen, köşelerinde tam tersini yazdıklarını da not düşmek gerekiyor…

ALTAN’I DİNLERKEN ŞAŞIRMIŞLAR

O toplantıdan dişarıya sızan bilgilere göre, sohbetteki en ateşli ismin Mehmet Altan olduğu görülüyor. İddiaya göre, Mehmet Altan, Gülen’in odasına girerken, "Hocaefendi”nin elini öpüyor! Yıllardan bu yana "Birey, birey, birey” ve "2. Cumhuriyet…” deyip başımızın etini yiyen Mehmet Altan’a ilişkin anlatılan bu iddia eğer doğruysa, Altan’ın bundan sonraki sözlerinin hiçbir hükmü kalmıyor…

GÜLEN’E SESLENİYOR

Altan’ın ”ateşli” tavrı, kuşkusuz bununla sınırlı değil… Altan, Fethullah Gülen‘e kendisi dışındaki sekiz gazetecinin yanında Türkiye’yi anlatırken, "Artık yeter, elinizi masaya vurun” anlamına gelecek sözler sarf ediyor. Yani; Gülen Hareketi’nin liderinin AKP’ye karşı harekete geçmesini istiyor. Diğer gazeteciler ise hem Altan’ı, hem de Gülen’i sessiz sedasız izliyor. (Geri döndüklerinde tek bir satır dahi yazmadıklarını hatırlatmama gerek yok sanırım…)

Gülen, yaklaşık iki sat süren toplantıda, Türkiye’de yaşanan gelişmelerden kaygı duyduğunu, Türkiye’nin dikta rejimine gittiğini ve Erdoğan’ın güç zehirlenmesi yaşadığını açık açık dile getiriyor. Harun Tokak, Mustafa Yeşil, Erkam Tufan Aytav, Gazeteci Yavuz Oğhan, Ardan Zentürk, Mahmut Övür, Mehmet Altan, Ekrem Dumanlı ve Amberin Zaman ise bunları biraz da şaşkınlıkla dinliyor. Ekrem Dumanlı, ”hocaefendi”nin sözlerinin dışarı yansıyacağını anlayınca, "Bunlar yazılmasın” diyerek müdahale ediyor. Mahmut Övür ise "Tabii ki; zaten aile içi sohbet ediyoruz” karşılığını veriyor.

TARAF BİRDEN BİRE KARIŞTI

Bu görüşmenin hemen ardından, Taraf Gazetesi‘nde ilginç gelişmeler yaşanıyor. TV Net‘teki Muhalif programında da anlattığım üzere, ”Taraf Gazetesi’ndeki operasyonun, Mehmet Altan tarafından gerçekleştirildiği” söyleniyor. Altan’ın gazetenin yeni yayın çizgisini belirlediği ve yeni dönemde kimlerin yazacağına karar verdiği iddia ediliyor. Cemaate yakın bir isim, bana bu gelişmeyi değerlendirirken, "Taraf’ın yeni misyonu, AKP’yi yerel seçimler öncesi terbiye etmek” sözlerini sarf ediyor. Görüşmeye katılan Amberin Zaman‘ın Taraf’a yazar olması, Mehmet Altan’ın demeçlerinin birinci sayfaya taşınması, ilginç gelişmeler olarak değerlendiriliyor.

ABD’DEKİ GÖRÜŞMEYE TEKRAR DÖNERSEK…

Ayrıntılarına dün ulaşabildiğim bu görüşme ve sohbet, AKP’ci ve cemaatçi yazarların, hem kendi tabanlarına, hem de kamuya doğru bilgi vermediklerini gösteriyor. Bunun medyadaki karşılığı, ”karartma”dır. Ekrem Dumanlı, bu tavrıyla, hiç kimseye medya etiği dersi veremeyeceğini bir kez daha gösteriyor! Zira; Ekrem Dumanlı haberi saklıyor ve kamuya karşı olan görevini yerine getirmiyor. Aynı tespit, diğer yazarlar için de geçerli…

Gazetecinin görevinin kamuya doğru bilgi vermek olduğunu hatırlatmaya gerek duymak çok acı… Dokuz gazetecinin bulunduğu bir ortamda, haberin saklanması ve gerçeğin üzerinin örtülmesi, medyamızın içine düşürüldüğü durumu göstermesi açısından net bir tablo olarak karşımızda duruyor…

FETHULLAH GÜLEN KİME ”KÜSTAHLAŞIYOR” DEDİ?

Neyse ki; ben pazar günü bu görüşmenin bir kısmını yazdıktan 24 saat sonra internet sitesine bir video yükleyen Fethullah Gülen, düşüncelerini artık içinde saklamayacağını ilan ediyor.

Fethullah Gülen, benim önceki yazımda yer alan ifadeleri doğrularcasına, "Küstahlaşma ve edindiği güç yüzünden kendini kaybetme” üzerine esaslı bir vaaz veriyor. Gülen’in sözlerinin hedefinin kim olduğu çok açık… Egemen Bağış bu yüzden, Gülen’in ismini vermeden, Başbakan’ı koruyan bazı tweetler atmak zorunda kalıyor. Mehmet Baransu ise Bağış’ın sözlerinin yer aldığı tweetlerin, Fethullah Gülen‘e karşı yazıldığı tespitini yapıyor. Baransu, tweetinde bunu açıkça söylüyor.

Bu meseleye; gerek duyarsak önümüzdeki günlerde yeniden devam ederiz…

CHP’LİLERİN BEKLEDİĞİ HABER

Biliyorum; başlıkta yer alan ”CHP’li adaylar” kısmının yazıyla ilgisinin ne olduğunu merak ediyorsunuz…

Merak etmenize gerek yok:
Fethullah Gülen ile CHP’li belediye başkan aday adaylarının bir ilgisi yok… İki ayrı başlığı aynı cümle içinde yazmak zorunda kaldım.

Şimdi gelelim merak ettiğiniz diğer konuya:

Yaklaşan yerel seçimler öncesi tüm partilerde olduğu gibi CHP’de de hareketlenme başladı. CHP MYK, belediye başkan aday adaylarının ortaya çıkması için önümüzdeki günlerde düğmeye basma kararı aldı. MYK’nın mevcut kurullarda görev alan CHP‘lilere yönelik bir genelge yayınlama hazırlığı yaptığı belirtildi. Bir iki hafta içinde çıkması beklenen genelge sonrası, belediye başkan aday adayı ya da belediye meclis üyesi adaylığı için başvuracak olan CHP’liler, yaz aylarının sonlarına doğru, görevlerinden istifa edecek.

BOŞLUKLAR DOLDURULACAK

Böylece, tüzük gereği, il ve ilçe yönetim kurulları da boşalan koltuklara atama yaparak örgütün boş kalmasını engelleyecek. Örgütlere yönelik atamalar gerçekleşirken, aday adayları ise enerjilerini yerel seçime harcamaya başlayacak.

Tabii bu arada 2014 yılının Mart ayında yapılması planlanan seçimlerde belediye başkan adayı olmak isteyen CHP’lilerin ”yükü” biraz daha artacak. CHP’li adaylar, genel merkezin ”tüm üyelere açık olan eğilim yoklaması”na tabi tutulacak.

Bunun anlamı şu:

Adaylar, ”tüm üyelere açık olan eğilim yoklaması”nda öne geçebilmek için hem parti tabanına, hem de kamuoyuna kendisini ve projelerini daha çok anlatmak zorunda kalacak. "Genel merkezden birini bulur, kendimi aday yaptırırım” dönemini kapatmak isteyen Kılıçdaroğlu, bu yüzden "eğilim yoklaması” yöntemine başvuracak ve aynı zamanda örgütün röntgenini çekme fırsatı da yakalayacak. Hangi ilçe başkanının kaç üyeyi sandığa getirebildiğini ölçecek olan Kılıçdaroğlu, yol haritasını da buna göre belirleyecek. Bazı adayların ”ön seçim” talebi ise ”bir başka bahara” kalacak…

Yazıyı çok uzattık; bu meseleye bir ara yine devam ederiz…

www.twitter.com/barisyarkadas

CHP İzmir Milletvekili Birgül Ayman Güler, çağrıda bulundu

1367839592_normal.jpg

İsrail Hava Kuvvetleri’nin Cemraya Askeri Araştırma Merkezi füzeyle vurmasının ardından Suriye, İsrail’e savaş ilan etti. Savaşa karşı çıkan devletlerin yanı sıra destek veren devletler de var. CHP İzmir milletvekili Birgül Ayman Güler, Tweetter’den tüm insanlığa çağrıda bulundu ve ‘savaşa dur deme zamanı’ İsrail’in, Suriye’ye düzenlediği iddia edilen ikinci hava saldırısının ardından CNN televizyonuna konuşan Suriye Dışişleri Bakan Yardımcısı Faysal El-Mikdad, bugün düzenlediği saldırının, bu ülke tarafından Suriye’ye karşı yapılmış bir savaş ilanı olduğunu söyledi.

CHP İzmir Milletvekili Birgül Ayman Güler, Tweetter’den tüm insanlığa çağrıda bulundu. Suriye Muhaliflerinin ülkeyi bombaladıkça ABD’nin coştuğunu belirterek “SAVAŞA ve İŞGALE HAYIR” diyerek tüm dünyaya seslendi.

İzmir Milletvekili twetter’den savaşa dur deme zamanın geldiğini belirterek şu ifadeleri kullandı: “ABD kimyasal silah bulmadı, İsrail saldırıya geçti. Suriye ‘muhalifleri’ ülkeleri bombaladıkça coşuyor. SAVAŞA ve İŞGALE HAYIR! Deme zamanı.”

1367835735.jpg

İran Ordusu Kara Kuvvetleri Komutanı Tuğgeneral Ahmed Rıza Purdestan,”Suriye ordusuna yardıma hazırız” açıklamasında bulundu. Gazetecilere konuşan Pourdastan, “Suriye ordusu İsrail ile savaş yıllarında tecrübe kazanmıştır. Kendini savunmak için yeteneğe sahiptir. Fakat biz dost ve Müslüman bir ülke olarak Suriye’nin yanındayız ve eğitim için bir gereksinim duyarlarsa yardıma hazırız” açıklamasında bulundu.

ABD Dışişleri Bakanlığı ise “2 Mayıs’ta Beyda ya bağlıBanyas beldesinde 100’den fazla insanın öldürüldüğüne” ilişkin ellerinde raporlar bulunduğunu açıkladı.

Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Jennifer Psaki yaptığı açıklamada, “İnanç ve etnik kökeni ne olursa olsun, herhangi bir gruba karşı yapılan bu yasadışı cinayetlerden Suriye sorumludur,” dedi.

CHP MİLLETVEKİLİ ATİLLA KART : Taşeronlaş​ma, işsizlik ve sosyal patlama vakıası…​.

3 Mayıs 2013

TBMM Başkanlığına

Aşağıdaki sorularımın Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Sn.Faruk Çelik tarafından yazılı olarak cevaplandırılmasını Anayasa’nın 98 ve İçtüzüğün 96. maddeleri gereğince saygıyla talep ederim.

Atilla Kart /// CHP Konya Milletvekili

11 yılı bulan AKP İktidarlarında çalışanlar, emeğiyle geçimini sağlayanlar ; ağırlaşan ekonomik şartlar karşısında perişan durumdadır.

Taşeronlaşma ve geçici sözleşme ilişkileri sebebiyle iş güvencesinden yoksun olan; iş cinayetleri boyutuna varan iş kazaları sebebiyle de can güvenlikleri tehlikede olan çalışanlar tedirgin haldedir. Medya üzerindeki oto sansür ve toplumda yaratılan korku ve baskı iklimi sonucunda; toplum ve çalışanlar tepkilerini her ne kadar açık bir şekilde dile getiremiyorlar ise de , Türkiye’de , Hükümet eliyle “sosyal patlamanın” sosyo-ekonomik şartları büyük ölçüde yaratılmış durumdadır.

Hükümet, artık bu temel gerçeği görmeli ve yüzleşmelidir. Hükümet, gelir dağılımı adaletsizliğini giderecek kalıcı çözümleri ivedi olarak hayata geçirmek zorundadır. CHP olarak, bu yöndeki somut önerilerimizi , Anayasa Uzlaşma Komisyonu dahil olmak üzere tüm Komisyonlarda dile getiriyoruz.

Bu süreçte, şimdiki hal , Karayolları çalışanlarıyla, SSK emeklilerindenyapılan kesintiler konusunu dile getiriyor ve soruyoruz;

(1) Karayolları bünyesinde, taşeron işçisi olarak görev yapmakta olan ve açmış oldukları davalar Yargıtay aşamasından da geçmek suretiyle işçiler lehine sonuçlanan Yargı kararları da gözönüne alınarak; Yargı kararları doğrultusunda, bu işçilerimizin kadro kapsamına alınması yönünde, Bakanlık ve Hükümet tarafından sürdürülen herhangi bir çalışma var mıdır?

Çalışma varsa, hangi aşamadadır?

Yoksa, hangi gerekçeyle bu çalışmalar yapılmamaktadır? Yargı kararlarının uygulanması Anayasal zorunluluk olduğu halde , bu yönde neden herhangi bir çalışma yapılmamıştır?

(2) Karayolları bünyesinde taşeron işçisi olarak çalışan kaç kişi vardır? 9.000 kişinin çalıştığı yönündeki bilgiler doğru mudur?

(3) SSK ve Bağ-Kur emeklilerinin , ağırlaşan hayat şartları sebebiyle , emekli olduktan sonra ikinci bir işte çalışmaları (genellikle taksi işletmecisi olarak) üzerine , elde ettikleri ücretlerinden yapılan kesintinin yasal dayanağı nedir?

Bu kesintiler sebebiyle elde edilen Bütçe geliri nedir? Bu yolla kaç kişiden kesinti yapılmaktadır?

Anayasa Mahkemesi kararına göre bu kesintinin yasal dayanağının olmadığı açıklık kazanmış olmasına rağmen, bu kesintiler hangi yasal ve takdiri gerekçeyle yapılmaktadır?

3 Mayıs 2013 Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanına.doc

YÜKSEK STRATEJİ

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

Fight "Gang Stalking"

Expose illegal stalking by corrupt law enforcement personnel

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

The WordPress.com Blog

The latest news on WordPress.com and the WordPress community.

%d blogcu bunu beğendi: