Etiket arşivi: gündem

Ümit Zileli : Vallahi Pes !..

umit-zileli-2y.jpg

Pazartesi günü, İzmir’de “Fuhuş ve Askeri Casusluk” davasının duruşması vardı…

Aslında “İzmir’deki Balyoz davası” demek daha yerinde!.. 49’u muvazzaf asker toplam 357 sanıklı davanın önceki günkü duruşmasını izleyen CHP milletvekilleri, izlenimlerini “kara komedi” şeklinde aktardılar!.. Orada değildim ama duruşmayı izledim hissine kapıldım; çünkü anlatılanların ne Ergenekon’dan, ne Balyoz’dan, ne de Odatv davasından farkı vardı!..

İddianame, suçlamalar, suçlamalardaki tutarsızlıklar, delillerdeki “hatalar”, delil bulma yöntemlerindeki “sehven” yanlışlıklar(!), sanıkların arasındaki bağlantısızlıklar öylesine birbirine benziyor ki, “bi dakka ya, ben şimdi hangi davadayım, hangi mekândayım, bunlar hangi sanıklar…” bile diyebilirsiniz!..

Öylesine ciddi bi durum yani…

***

Duruşmada yaşananları CHP milletvekili Nurettin Demir, Milliyet’te Melih Aşık’a bakın nasıl anlattı:

“Müebbet hapis istemiyle yargılanan Albay Coşkun Başbuğ, savcıların iddianamesine göre örgütün 2 numaralı adamı, koordinatörü, eylemlerin planlayıcısı… Bütün bu eylemlerin çoğunu da büyük ölçüde bilgisayarı ile yapmış.

Ancak duruşmada Albay Başbuğ’un bilgisayarı olmadığı ortaya çıktı!..

Albay Başbuğ, birlikte yargılandığı 357 kişiden biri hariç hiç kimseyi tanımadığını, bir araya gelmediğini, aralarında telefon, mail vs. hiçbir iletişim olmadığını söyledi. Savcılar iddianamedeki iddialarının aksine bir kanıt ortaya koyamadılar.

İddianamede sanıklardan birinin, örgütsel faaliyet çerçevesinde bir bayanla bir kafede buluştuğu iddia ediliyordu.

Sanık, buluştuğu kişinin eşi olduğunu söyleyip bunu ispat edince savcıların yüzünü görmeliydiniz!..

Evinde sözümona örgütsel CD bulunan kız, savcı kararı olmadan yapılan aramada sadece mutfağa girildiğini, siyah poşet içinde CD bulunduktan sonra polislerin başka hiçbir odada arama yapmayıp çekip gittiğini anlattı.”

Nasıl buldunuz? Valla ben “deja vu” yaşıyormuşum gibi hissettim!.. Gözümün önünde, Gölcük’te çuvallar içinde “Balyoz” CD’lerini elleriyle koymuş gibi bulan polisler, buzdolabının motoruna saklanmış, yanmadan, erimeden kalabilmiş ve de şıp diye enselenmiş DVD’ler, Teğmen Mehmet Ali Çelebi’nin yediemindeki telefonuna “sehven” yüklenen yüz küsur telefon numarası, Balyoz davasındaki bin altı yüz (rakamla 1600) küsur “hata!”, sevgili Balbay’ın yeniden düzenlenen günlükleri bir bir resmi geçit yaptı valla!..

– Yani, benzerliğin böylesine pes!..

Ölü Akrepler Zamanı

“Ekmeğin bir Arap atının yelesine gizlendiği Urfa’da; babalarımız ‘kaçakçı pazarı’nda aş uğruna koştururken yorgun gelirlerdi, o iki göz, betonarme gecekondulara…

Yaşam, Urfa’nın Kötüler Mahallesi’nde yoksullukla umudun yarattığı çelişki içinde amansız bir kısırdöngüye dönüşür ve biz o mahallenin garip çocukları, terk edilmiş dünyamızda debelenip dururduk!..

Babalarımız pek harçlık veremezdi bizlere… Ekmeğini Suriye sınırındaki mayınlı arazilerden çıkaran insanların cebinde para olmazdı ki!..

Ekmek bir jandarma tüfeğinin namlusuna hapsedilmişti ve bizler akşam eve dönecek mi diye düşünürdük cepleri delik babalarımızı!..”

Bu satırlar, sevgili kardeşim Mehmet Faraç’ın, Urfa’nın terk edilmiş “Kötüler Mahallesi”ndeki yoksul ama soylu çocukluk anılarını anlattığı “Ölü Akrepler Zamanı” kitabından ufak bir alıntı. Faraç’ın öylesine sihirli bir kalemi var ki, okurken adeta orada, o yoksulluğu birlikte yaşıyormuş, jandarmadan birlikte kaçıyormuş duygusuna kapılıyorsunuz ister istemez..

Faraç, “Ölü Akrepler Zamanı” ile birlikte, “kefensiz mezarlara mahkûm” Doğu kadınının, töre karşısındaki çaresizliğini, ezilmişliğini ve kaybedişini anlatan kadın hikâyelerinden oluşan “Yağmur Bekleyen Kadınlar” kitabını aynı zamanda çıkardı.

Okurken, o hikâyelerdeki ezilen, öldürülen kadınların yanında olamadığım, onları koruyamadığım için öfkelendim, hüzünlendim, kendimi biçare hissettim…

“Ölü Akrepler Zamanı” ile “Yağmur Bekleyen Kadınlar”ı birlikte okuyun, aynı coğrafyada, şans ve şanssızlığın, ölüm ile yaşamın nasıl da iç içe geçmiş olduğunu göreceksiniz… (Kaynak Yayınları)

Cumhuriyet

Özcan PEHLİVANOĞLU : KUŞATMA ALTINDA DUMURA UĞRAYAN AKIL !

Türk Milleti, yüzyıllardır bir kuşatma altında olduğu için aklı dumura uğramış vaziyettedir. Yoksa içinde bulunduğu durumlardan, basit davranışlarla çıkacağını fark eder ve ona göre davranırdı.

Türkiyede ve dünyanın dört bir köşesinde, Türk Milleti saldırıya uğramış durumdadır. Bu saldırı akla hayale gelmedik yöntemlerle sürdürülmektedir.

Türkiye Cumhuriyetinde; Türk Milleti ve Türk Devleti, hem de iktidar yolu kullanılarak tarih sahnesinden silinmek isteniyor. Türkiyede bunu yapanlar, benzer oyunları Türk Dünyasında ve nerede Türk varsa orada da uygulamaya koyuyor. Hedeflerinde tek bir şey var o da Türk…

12 Mayıs 2013 tarihinde, yanıbaşımızdaki komşumuz Bulgaristanda erken genel seçimler var. Şu an Bulgaristanın nüfusunun % 15i Türk. Diğer müslüman nüfusla daha da artan bu oran, Bulgaristan ve bizim için çok önem arz ediyor.

Sadece 1877 1878 (93 Harbi) Osmanlı Rus Savaşında, Rusların; Bulgaristanın hristiyan Bulgarlara ait olduğunu ispatlamak için, bir anda 300.000 civarında Müslüman Türkü katlettiğini ve 1.5 milyon insanımızı o tarihlerde göçe mecbur bıraktığını bilirsek, ne demek istediğimiz daha iyi anlaşılır diye düşünüyorum.

Türk Milleti ile Türkiyede uğraşan ve görünürde ümmetçi ama aslında mikro ırkçı olan AKP iktidarı; aynı uğraşısını, Bulgaristan Türklerini siyaseten ve fikren bölmek için veriyor.

Türkiyede Türk Milletinin adını ağzına bile anmaktan imtina eden AKP iktidarının, Bulgaristan Türklerinin hayrına bir iş yapacağını düşünmek zaten büyük bir saflık olur.

Bulgaristan Türklerinin siyaseten elde ettiği güç, ABnin başkenti Brükselin isteği, Sofyanın ellerini ovuşturması ve Ankaranın bastırması ile sıfıra indirgenmeye çalışılıyor.

Bundan önceki seçimlerde, Türkiyedeki en küçük kıpırdanmaya, sözlü ve yazılı nota veren Bulgaristan; bu gün iktidarın milletvekili ve belediye başkanlarının Bulgaristanda cirit atmasına ve de Türkiyedeki vali ve kaymakamlıkların gazetelere düşen baskılarına nedense hiç ses çıkarmıyor (!).

Bulgaristan Türklerini ikiye bölmek için yine eski partide yıllarca çalışmış olanlara; parti kurduranlar ve maddi destek sağlayanlar kimlerdir? Amaçları nedir? Cevap çok basit; Bulgaristan Türklerini bölmek… Türkle; Türkiyede ve dünyada kim uğraşıyorsa, Bulgaristanda da onlar uğraşıyor.

Ancak Türk Milleti, Türkiyede kendi başına gelenleri anlamakta bir çaresizlik içindedir ki; Bulgaristanda olanları nasıl anlasın?

Halbuki Bulgaristanda olanlara ve Bulgaristan Türklerini alenen bölmeye çalışan, RTE ve AKP iktidarına, Türk Milletinin her evladının karşı çıkması gerekirdi…

Türkiyedeki en büyük sıkıntımız; küçük ayrıntılar sebebiyle binlerce bahane üreterek bir araya gelemeyişimizdir. Bu tesadüf değildir. Bir strateji ve plan; bizi bir araya gelmekten alıkoymaktadır. Bu nedenle kim ki; büyük çatı altında toplanmayı red ediyor ise, benim için onun üzerinde büyük bir soru işareti koymuşluğum vardır.

Bir araya gelemeyen topluluklarında, meselelerden haberdar olması ve meseleleri yorumlaması ve de tavır geliştirmesi neredeyse imkansız olmaktadır. Bu gün milli meselelere duyarlı olan insanlarımız bile, Bulgaristan Türklerine ne yapılmak istendiğinden habersizdir ve gidişatı önlemek için bir şeyler yapmamaktadır. Keza aynı bilgisizlik ve bunun getirdiği duyarsızlık Bulgaristan Türkleri üzerinde de etkili olmaktadır.

Gelin Türk Milletini; Bulgaristan Türklerini ufalıyarak yok etme operasyonundan haberdar edelim. Bu işin başında Ankaradaki iktidarın olduğunu bilelim. Ve de Bulgaristan Türklerinin 12 Mayısta sandıktan bir bütün halinde çıkmasına hep birlikte destek verelim. Yoksa gözü ve gönlü daima bizde olan Bulgaristan Türklerinin geleceğine dair vebali hepimiz üzerimizde taşırız. Haydi durmayın! Bir şeyler yapın, hiç bir şey yapamıyorsanızda dua edin…

Özcan PEHLİVANOĞLU

__._,_.___

Arslan Bulut : O çocuklara sordun mu Özkök ?

26182.jpg

Gün Sazak, 36 yıl önce, gümrük kapılarında uyuşturucu ve silah kaçakçılığını durdurduğu için karanlık güçlerin hedefi olmuştu.. Ardından gelen hükümetin Gümrük Bakanı, 12 Eylül’den sonra Yüce Divan’da mahkûm edilecekti. Fakat Gün Sazak, tam da kendisinden sonraki dönemde yolsuzluklar yapılırken, Dev-Sol’a verilen ihale sonucu şehit edilmişti.

Belki de MHP Genel Başkan Yardımcısı olarak bu yolsuzlukları açıklayacaktı..

Ertuğrul Özkök, rahmetli Gün Sazak’ın eşi Nilgün Sazak’ın ölümü dolayısıyla çocukları tarafından verilen ilan üzerinden “Ne mutlu o çocuklara” başlıklı bir yazı yazdı ve “Fotoğraf size şunu söylüyor: O kadın, acılarla dolu bir mazide, hayaletlerle dolu günlerde bile, kendisini işte bu harikulade fotoğrafla uğurlayacak çocuklar yetiştirmiş. Öyle bir fotoğraf ki elem dolu bir ölüm ilanını sevgi abidesine dönüştürmüş… Bu fotoğrafa bakınca bir de acı acı şunu düşünüyorum: Biz solcular 35 yıl önce böyle bir aileyle kavga ediyormuşuz. İşte bana en çok koyan da bu…” ifadelerini kullandı..

Yazının bu bölümü için “çok güzel” diyebilirsiniz. Fakat köşe yazısının başka bir bölümünde Özkök, “Bundan 36 yıl önce yaşadığım o kötü anları artık hafızamdan silmek istiyorum. O meydanı, 34 ölüsüyle birlikte bir nehre bırakmak istiyorum. Sen Dersim’in… Ben Pınarcık köyünün… Sen Sivas’ın… Öteki Başbağlar’ın… Sen Yassıada’nın… Öteki üç genç darağacının… Sen Bedrettin Cömert’in… O Gün Sazak’ın yasını her gün tutmaya devam ederse… Sen 28 Şubat’ı hiç unutamazsan… Öteki daha şimdiden Silivri’nin yaslarını, intikamlarını tasarlamaya başlarsa… Nasıl çıkacak bütün karanlıklar aydınlığa…” diyor..

***

Özkök, bir tek “40 bin ölüyü, köylerin basılarak bebeklerin katledildiğini unutalım ve devam eden müzakere sürecine destek verelim” dememiş..

Elbette intikam duygusu, insanı insan olmaktan çıkarabilir. Fakat “barış süreci” adı altında Türk Milleti savaşta mağlup olmuş gibi kimliğinden ve birliğinden vazgeçmeye, yani şerefsizliği kabul etmeye zorlanıyorsa, bu ortama adaletin pas pas edilmesi ve Türk Silahlı Kuvvetleri’nin terörle mücadele eden ve ABD’yi Karadeniz’e çıkarmayan kadrolarının tutuklanması ile gelinmişse, üstelik hukukun çiğnenmesine ve bu sayede vatan topraklarının pazarlanmasına halen devam ediliyorsa, burada söylenecek söz, “unutun” mu olmalıdır?

İftiralara maruz kalmış askerlerin, hocaların, aydınların eşlerine veya PKK’nın katlettiği Mehmetçiklerin, polislerin, öğretmenlerin, mühendislerin annelerine, babalarına, sevgililerine, çocuklarına, “unutun” diyebilir misiniz?

Diyelim ki hepsi unutuldu? Mesele bununla bitecek mi?

***

Adamlar, PKK üzerinden Türk Milleti’nin egemenlik haklarına son vermeye, namusunu, şerefini, haysiyetini çiğnemeye, onu tarih sahnesinden kaldırmaya çabalıyor; daha önce Amerikan tezlerine uyum sağlaması ile bilinen, Kuzey Irak’taki devleti, “Bushistan” diye magazinleştiren, Wall Street Journal’ın Türk kimliği ile ilgili psikolojik operasyonuna tam destek veren, yani büyük oyunun içinde rol alan Ertuğrul Özkök şimdi bize sevgiden, intikam duygusunun zerresini bile taşımamaktan bahsedebiliyor..

Nilgün ve Gün Sazak’ın mutlu günlerinde çekilmiş olan o fotoğraf, bize bu mesajı mı vermelidir?

O fotoğraftaki mutluluk, hemen hepimizin ailesinde yaşanmıştır. O mutluluğu, o sevgiyi, o saygıyı kurşunlarıyla veya kalemleriyle kana bulayanların; şimdi Türk halkına insanlık dersi vermeye kalkışmaları, üstelik bunu yaparken, şerefsizliği barış diye yutturmaya çalışmaları, kendisini çok akıllı sayıp, milleti aptal yerine koymak değil midir?
Nilgün ve Gün Sazak’ın ve bütün şehitlerin çocuklarına, haksız yere tutuklanmış askerlerin, aydınların çocuklarına “unuttunuz mu?” diye sorun bakalım..

Yeniçağ

Cevher Kantarcı : Mühim hem de çok mühim !

cevher-kantarci.jpg

Bizim Haluk’un rahmetli babası İbrahim Bey, prensip sahibi insandı.

Ömür boyu doğru bildiği her şeyi önemsedi, üzerinde durdu!

Ölümüne kısa süre kala da yatağından gözünü denize diker ve kendi kendisine konuşurdu:

“Mühim hem de çok mühim!”

Midilli Adası’nda başlayan ömrü Ayvalık’ta sona ererken bile, kafasına taktıklarını mühimseme peşindeydi.

Türkiye Ortadoğu’da mühim hem de çok mühim bir ülke!

Tüm dünya mühimsiyor, hatta çok mühimsediği için üzerinde her türlü tezgâhı kuruyor ve daha fazla mühimsememek için coğrafyadan silmek istiyor ama kendi halkının mühim bir kısmı ona karşı çok hoyrat!

Bu mühim ülkede ne olup ne bittiğine hiç dikkat etmiyor!

Şimdi bakın.

Cemil Çiçek, PKK için “Çoktan gittiler” diye konuştu!

Bülent Arınç, “Ne zaman silah bırakırlar bilmiyorum!” dedi!

Başbakan güvenceyi hangi mühim kaynaktan aldı ise dedi ki:

“Terör bitecek!”

Devletin üst katı PKK’nın çekilmesi için, farklı görüşlerde.

Genelkurmay da üçüncü defa “kararlılıkla” açıkladı:

“Teröre karşı keşif, gözetleme ve istihbarat faaliyetleri sürüyor.”

E, bu arada PKK’ya posta koyan 300 kişinin “Ne barışı lan!” diyerek Türkiye’de kaldığı söyleniyor!

Şimdi şu yukarıdaki “Saldım çayıra, Mevlâm” kayıra manzarasına, ağlar mısın, güler misin?

Gülersen, sinirinden mi gülersin!

Koskoca Genelkurmay Başkanı, “terör bölgesinde” inceleme yaptı, “mücadele” kararıyla döndü!

Mücadele edilecek kişiler, içeride mi, dışarıda mı, silah mı bıraktı, kaç tanesi mücadele için içeride kaldı, bilen yok!

Bu arada çekildiği var sayılan PKK’lıların termal kameralarla resimleri çekildi.

Benim bildiğim bu termal kamera Tahtakale’de tezgahta sayılmıyor ve sadece askeriyede bulunuyor.

Demek o resimler gerçekse asker çekti.

Çektiyse, teröristleri gördü ama enselemedi.

Genelkurmay ise mücadeleyi sürdürüyormuş.

Ben merak ediyorum.

Çekilen PKK’lılara “Genelkurmay Başkanı sınırda hâlâ mücadeleye devam ettiğini sandığı birlikleri gözetleyecek. Ona görünmeden tüyün!” diye tembih edildi mi?

Ya da Özel paşam, sınırı geçen PKK’lıları dürbünle gördüyse “Paşam onlar bizim PKK’lı kılığındaki askerlerimiz. Oralarda istihbarat yapıyorlar!” mı denildi.

Malum şu anda PKK’lı görüp yakalamamak, Genelkurmay Başkanı da olsan suç!

Başbakanımız, Esad’ın tepeleneceği konusunda, Haçlı ABD’ye ve Van Minit İsrail’e güvenerek yemin billâh etti!

Türkiye “mühim hem de çok mühim” bir ülke!

Aynen yukarıda anlattığım gibi!

YURT

Başbakan Erdoğan(1) : “Sen O Hükümette Bostan Korkuluğu Muydun ?”

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, devletin milli istihbarat teşkilatının bugün olduğu gibi geçmişte de İmralı ile görüştüğünü ve bunun da doğal olduğunu ifade ederek, "Eğer MHP Genel Başkanı hükümetin ortağı olduğu dönemde yapılan bu görüşmelerden"…

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, devletin milli istihbarat teşkilatının bugün olduğu gibi geçmişte de İmralı ile görüştüğünü ve bunun da doğal olduğunu ifade ederek, "Eğer MHP Genel Başkanı hükümetin ortağı olduğu dönemde yapılan bu görüşmelerden habersizse o daha da vahimdir Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, devletin milli istihbarat teşkilatının bugün olduğu gibi geçmişte de İmralı ile görüştüğünü ve bunun da doğal olduğunu ifade ederek, "Eğer MHP Genel Başkanı hükümetin ortağı olduğu dönemde yapılan bu görüşmelerden habersizse o daha da vahimdir. "Benim haberim yoktu’ diyene sorarlar; sen o hükümette bostan korkuluğu muydun?" dedi.

Başbakan Erdoğan partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, 10 yıl önce AK Parti‘yi kurduklarında kendilerine ömür biçenlerin, saman alevi gibi yanıp söneceklerini, dağılacaklarını, parçalanacaklarını iddia edenlerin yanıldıklarını ifade ederek, Kızılcahamam‘daki istişare toplantısının her şeyden önce AK Parti‘nin nasıl bir birliktelik içinde olduğunu dosta düşmana gösterdiğini belirtti.

Partisinin oy oranıyla ilgili de açıklama yapan Başbakan Erdoğan, şu anda anketlerde AK Parti‘nin oyunun yüzde 50’nin de üzerine çıkarak, yüzde 52 civarında göründüğünü kaydetti. Erdoğan, "Türkiye’nin en önemli meselesi olan terör meselesini çözdüğümüzde, kardeşliğimizi daha da pekiştirdiğimizde, engelleri kaldırıp her anlamda daha büyük hizmetleri gerçekleştirdiğimizde milletimizin teveccühü daha da artacaktır" diye konuştu.

-2053 HEDEFİ-

Başbakan Erdoğan konuşmasında, 2023 hedefine doğru ilerlerken, yeni hedeflerinin ise 2053 yılı olduğunu ilan etti. Erdoğan, "Bugünün gençlerinin, çocuklarının erişecekleri bir başka önemli yıl dönümünü de bir hedef olarak burada, bugün ilan etmek istiyorum. İstanbul’un 1453 yılındaki fethinin 600. yıl dönümünü, yani 2053 yılını da AK Parti olarak hedeflerimiz arasına alıyor, o büyük yıl dönümü için şimdiden hazırlıklara başlıyoruz. Muhtemelen şahsım dahil, bir çoğumuz o tarihe de erişemeyeceğiz. Ancak bugün 20-30’lu yaşlardaki gençlerimiz, çocuklarımız, torunlarımız için daha yaşanabilir, daha güçlü, daha müreffeh bir Türkiye inşa etmek, İstanbul’un fethedildiği dönemdeki gibi dünya lideri bir Türkiye imar etmek için şimdiden kolları sıvıyoruz" dedi.

– "MHP LİDERİ YİNE ARİTMETİK HESAPLAR YAPIYOR OLACAKTIR"-

Bugünkü muhalefetin, 2053 yılında ne durumda olacağını tahmin etmenin hiç zor olmadığını ifade eden Erdoğan, şöyle devam etti:

"Yine büyük ihtimalle MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, 2053’te yani 40 yıl sonra MHP‘nin 140. yılda nasıl iktidara geleceğinin aritmetik hesaplarını yapıyor olacaktır. İnşallah AK Parti, bugünün gençleri, çocukları yönetiminde dünyanın en büyük devleti yaptıkları Türkiye‘yi daha da büyütmenin, 2071 hedeflerine ulaştırmanın aşkı, şevki, mücadelesi içinde olacaktır. Şimdi 2053 için bize de yakıştırmalar yapanlar olacaktır. Allah ömür verir de 2053’e ulaşırsak, emin olun biz "durmak yok, yola devam’ diyenlerden oluruz. ya da 2053 yılında tek parti CHP döneminin zulümlerini hatırlatıyor olacağımızı iddia edenler olabilir. Ama hiç merak buyurmasınlar, biz Allah ömür verir, hayatta olursak, o gün yerimizi çoktan gençlere bırakmış, eserleriyle iftihar edilenlerden oluruz inşallah."

-28 ŞUBAT VAKIFLARINA İADE, ÇİFTÇİLERE KREDİ FAİZ ORANINDA İNDİRİM-

Erdoğan, grup konuşmasında kapatılan vakıflarla ve çiftçilerle ilgili yeni düzenlemelerin de haberini verdi. Erdoğan, 28 Şubat sürecinde, Milli Gençlik Vakfı, Sahabe Eğitim ve Kültür Vakfı, Zöhre Ana Ali Sosyal Hizmet Vakfı’nın da aralarında bulunduğu 9 vakfın kapatıldığını hatırlan Erdoğan, şimdi bu mağduriyeti gidermek, antidemokratik uygulamaya son vermek amacıyla kapatılan bu vakıfların yeniden kurulmasına imkan sağlayacak tasarıyı TBMM‘ye göndereceklerini belirtti. Bu vakıfların hayatta bulunan kurucularının başvurması halinde, adı ve amacı aynı olmak kaydıyla yeniden açılabileceğini, faaliyetlerine başlayabileceğini belirten Erdoğan, kapatılan vakıfların taşınmazlarının Vakıflar Genel Müdürlüğü tasarrufunda olduğunu, yasa tasarısıyla, bu taşınmazların mahkeme siciline tescilinden itibaren yeni vakıflara teslim edileceğini de kaydetti. Erdoğan, "Ayrıca taşınmazların, Vakıflar Genel Müdürlüğümüz tasarrufunda bulunduğu dönem boyunca elde edilen kira ve satış geliri de bu yeni kurulan vakıflara iade edilecektir. Özellikle de binlerce öğrencinin elinden tutmuş, binlerce gence çatı, umut, aile olmuş vakıflarımıza hakkını teslim edecek bu uygulama hayırlı olsun" dedi.

Çiftçilere de müjdeleri olduğunu söyleyen Erdoğan, çiftinin Ziraat Bankasından kullandığı faiz oranının iktidarlarından önce yüzde 59 olduğunu belirterek, "Çiftçiye kullandırılan faiz oranlarını çeşidine göre yüzde 0, yüzde 5 ve yüzde 9 aralığına kadar çektik. Bugünden itibaren Ziraat Bankası‘nın çiftçilerimize uyguladığı kredi faiz oranını birer puan daha düşürüyoruz. Yani yüzde 9 olanı yüzde 8’e, yüzde 5 olan kredi yüzde 4’e düşüyor. Yüzde 0 olarak uygulanan kredi faizleri de aynen devam ediyor. Çiftçilere, üreticilerime bu güzel gelişmenin de hayırlı olmasını diliyorum" diye konuştu.

– "MHP GENEL BAŞKANI ÇARKÇILIK KONUSUNDA SAĞ KULVARDAN, CHP GENEL BAŞKANINI ZORLUYOR"-

Erdoğan, çözüm süreci üzerinden ise CHP ve MHP liderlerine yüklenerek çözümün önünde durmak için ellerinden geleni yapmakla suçladı. Kızılcahamam‘daki istişare toplantısında da 1999 yılındaki süreci hatırlattığını söyleyen Erdoğan, "CHP, MHP ve diğer statüko partilerinin gözünde millet bidon kafalıdır, göbeğini kaşıyan adamdır. Bunlar milleti balık hafızalı zanneder, hemen her şeyi unuttuğunu zanneder. Millete bu nazarla baktıkları için de dün en güçlü şekilde savunduklarının bugün karşısında dururlar" diye konuştu. Kılıçdaroğlu için "CHP Genel Başkanı kısa süre içinde yaptığı onca u dönüşü sayesinde milletimiz tarafından çarkçıbaşı olarak vasıflandırıldı" ifadelerini kullanan Erdoğan MHP liderine ise şu sözlerle yüklendi:

"MHP Genel Başkanı ise çarkçılık konusunda sağ kulvardan, CHP Genel Başkanını ciddi ciddi zorluyor. Kızılcahamam konuşmamızda MHP Genel Başkanı bazı çok önemli sorular yönelttik. Şu saat itibariyle MHP Genel Başkanından sorularımıza cevap gelmedi. MHP Genel Başkanını şu son çözüm sürecinde ne kadar samimiyetsiz, ne kadar ilkesiz bir duruş sergilediğini kamuoyu ile milletimizle tekrar tekrar paylaşacağız. 1999 sürecini hatırlatarak MHP Genel Başkanını maskesini düşürmeye devam edeceğiz."

-"YAPILAN YENİ BİR İŞ OLAĞANSÜTÜ BİR DURUM DEĞİL"

1999 yılında, DSP, MHP, ANAP koalisyon hükümeti döneminde devletin kurumlarının İmralı ile görüşmeler yaptığını, ardından da İmralı’nın teröristlerin ülke dışına çıkması için çağrıda bulunduğunu belirten Erdoğan, "Bugün istihbarat örgütümüzün İmralı ile görüşmesini kıyasıya eleştiren, bizi ihanetle, bizi bölücülükle itham edecek kadar dengesini yitiren MHP Genel Başkanı, 1999 yılında hükümetin ortağıdır, başkan yardımcısıdır. MHP‘ye gönül veren kardeşlerimin bunu bilmesi, hatırlatması gerekir" diye konuştu. O gün İmralı’yla görüşmeleri yapan MİT Müsteşarı ile kendisinin de çalıştığını söyleyen Erdoğan, "Bunları biz kendisinden dinledik. Bunlara biz yabancı değiliz. Ama milletimizin bunu bilmesi lazım" dedi.

-"1999’DA ÜÇ MAYMUNU OYNAYAN BAHÇELİ"

Erdoğan bu sürecin yeni başlamış bir süreç olmadığını ifade ederek, Türk Silahlı Kuvvetlerinin yetkilerinin de bu tür görüşmeleri yaptığını belirterek şöyle devam etti:

"Dolayısıyla burada kimse bize çalım atmaya kalkamasın. Biz bunları hep biliyoruz, bunların hepsi kayıtlarda belgelerde mevcut. Yapılan yeni bir iş değildir ve olağanüstü bir durum da değildir. Bunların zaten yapılması gerekir. Bir hükümetin, devleti yönetenin de bunları yapmasından daha tabi bir şey olamaz. Bugün nasıl devletin istihbarat örgütü İmralı ile görüşüyorsa o gün de devletin kurumları İmarlı ile görüşmüş ve bir sonuca ulaşmıştır. Eğer MHP Genel Başkanı hükümetin ortağı olduğu dönemde yapılan bu görüşmelerden habersizse o daha da vahimdir. "Benim haberim yoktu’ diyene sorarlar; sen o hükümette bostan korkuluğu muydun? Payanda mıydın? Vitrin süsü müydün, neydin? O dönemde teröristiler ülke dışına çıkarken adeta süreci bozmak için sabotajlar yapılmıştır. Terör örgütü en zayıf zamanında olduğu halde tamamen bitirilmek için çaba sarf edilmemiş, tam tersine terör örgütüne adeta yeniden palazlanması için fırsat tanınmıştır.

1999 süreci için üç maymunu oynayan Bahçeli, o gün kuzu kesilen Bahçeli şu anda kükreyen aslan rolleri kesiyor. Sayın Bahçeli, 1999’da neden kükremedin? 1999’da neden "ihanet var’ diye ortalığı velveleye vermedin? Neden hükümetten çekilmedin? Madem İmralı’yla görüşmek senin dilinde ihanetti, bölücülüktür de o zaman 1999’da, sana göre ihanete, bölücülüğe niye ortaklık ettin?" (ANKA/DEVAM)

Levent BULUT : Boşa Okumuşuz

yazir51124b500.jpg

“Osmanlı Öcalan’ı paşa yapar, maaşa bağlardı.” Her fırsatta böyle diyor Zaman Gazetesi köşe yazarı Prof. Dr. Mümtaz’er Türköne.

Verdiği örnek Osmanlının dağılma ve yıkılma döneminden.

Kuruluş ve yükselme döneminde ne yapardı, işine gelmed…i herhalde, onu söylememiş.

Dağılma ve yıkılma döneminde, kendisine karşı isyan edenleri, eşkıyalık yapanları, çeteleri bastıracak gücü olmadığında tavizler verip paşa yapmıştır ama isyanların boyutu kat be kat güçlü olmuştur.

Örnek Kavalalı Mehmet Ali Paşa isyanı

Nasıl paşa olmuş, Osmanlı paşalıkla birlikte neler vermiş açıp bir zahmet okusun “Türk?öne”

Apo, çakma paşa yapılıp dışarı çıkartılmak istenirken, gerçek paşalar, vatanseverler neyle suçlandıkları bilmeden, iddianamesi binbir gece masallarını aratmayan davada hala içeride yatıyorlar.

Eğer suçsuzlarsa, içeride halen tutulmaları hukuk ve insanlık ayıbı. Yok eğer suçlularsa, zaten salıverilmeleri gerek…

Öyle ya Ergenekon bir terör örgütüyse PKK nedir? PKK terör örgütü… Eylemleri sabit, fiili, fiziki, siyasi ve askeri kanadı olan, alenen eylemler yapan örgüte üye olmak suç değilse;
Var mı yokmu, o bile hala kesin olmayan, bir hayali terör örgütüne, hayali üye olmakla suçlananlar neden içerideki o zaman?

Kahramanı kadar, gafilinin de bol olduğu ülkemde her şey olunabilir. Küçükken hepimizin bildiği ve söylediği bir söz vardı. Okuyup adam olacağım Ülkeme Milletime hizmet edeceğim diye.

Okuduk, halen de okuyoruz Yanlış yapmışız
Okuyanlar işsiz

Dağa çıkıp “PAŞA”, yandaş olup “PROF” olmak varken boşa okumuşuz…

Levent BULUT

İLK KURŞUN

Reşit Çağın : SIRTLANLARIN ASIRLARDIR TÜKENMEYEN ÇABALARI SÜRÜYO R !

ileri-demokrasi.jpg

-İyi ile kötüyü ayırdetmeksizin dindarlığı gericilik, laikliği dinsizlik olarak damgala ki inançlar bölünsün, zayıflasın, meydan aşırılara kalsın!

-Türk’e ait Bayrak, İstiklal Marşı, Atatürk gibi tüm değerleri aşağıla, yasakla ki aidiyet duygusu taşıyan insanlar tahrik olsun ve milliyetçilik alevlensin. Kendisinden başkasına hain gözü ile baksın. İnsanın ruhunu, kişiliğini besleyen duygular tepkiye dönüşüp etrafa zarar versin.

-Vatanını seven ve yaşananları hazmedemeyenlere gazla, sopa ile saldır. İşçiye “Taksim” diye, Valiliğe de “Hayır” diye ısrar ettir. Vatandaş polise düşman, polis vatandaşa terörist gözü ile baksın!

-TSK’yı en aşağılık iftiralarla lekele ki, milletin güveni ve tutunacak dalı kalmasın.

-Dinciyi bölücüye, bölücüyü kendine bağımlı ve muhtaç duruma düşür ki, hepsi birden bu devletin yıkılması için ne emredersen onu yapsın!

-Demokrasinin tek umudu olan siyasi partilerin yönetimini ele geçir ki, sadece konuşsunlar ve göstermelik bir iki mitingle gaz alsınlar.Ama asla umut olamasınlar!

-Umut olabilecek girişimleri, hareketleri de birbirine düşürerek zayıflat. Yalanlarla itibarsızlaştır.
Kısacası, böl, parçala, umutsuz bırak! Cehaleti körükle, Medya ile beyin yıka!

Yolsuzluk ve ihanetlerinin çetelesini tuttuğun yuları elinde olanlara aldırdığın kararlarla koskoca bir ülkeyi göz göre göre uçuruma sürükle!

Seyretmeyip farkında olanları da, yarala, öldür, tutukla!

Bu gidişle “güzel günler göremeyeceğiz çocuklar”. Hepimize hayırlı(!) yolculuklar!

Reşit Çağın

İLK KURŞUN

YÜKSEK STRATEJİ

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

Fight "Gang Stalking"

Expose illegal stalking by corrupt law enforcement personnel

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

The WordPress.com Blog

The latest news on WordPress.com and the WordPress community.

%d blogcu bunu beğendi: