Etiket arşivi: istihbarat

/// DUYURU /// ÖZEL BÜRO İSTİHBARAT GRUBU /// İSTİHBARAT HAKKINDA HER ŞEY BURADA /// TAVSİYE EDERİ Z ///

ur4pn.jpg

WEB : http://www.ozel-buro-istihbarat.com

BLOG : http://yuksekstrateji.wordpress.com

BLOG : http://istihbaratsahasi.wordpress.com

BLOG : http:// istihbaratalani.wordpress.com

BLOG : http:// istihbaratdunyasi.wordpress.com

TWITTER : https://twitter.com/TC_OZEL_BURO

FACEBOOK : https://www.facebook.com/ozel.buro

SKYPE : Private.Post

MAIL : Digi (.) Security (@) isnet (.) net (.) tr

Reklamlar

İSTİHBARAT /// CELAL KAZDAĞLI : MİT 17 Aralık’ta ne yaptı ?

O kavramı Türk siyasi hayatına Süleyman Demirel hediye etti.

“MİT Afrika’da filan ülkede gerçekleşen darbeyi haber verir ama bizim darbeleri haber vermez.”

MİT gerçekten Türkiye’de olan darbeleri haber vermiyor mu?

Darbelere muhatap olan Demirel haber vermediğini söylüyor.

Darbe olacağından dönemin Başbakanı Süleyman Demirel’in haberi yok muydu ki MİT’ten haber bekliyordu?

1980 darbesi olunca ABD Başkan’ına “Bizim çocuklar başardı” diye bilgi verildiğine göre, “Türkiye’de bizim çocuklar”dan haberdar olanlar vardı.

ABD’nin “bizim çocuklar” diye söyledikleri kimlerdi acaba?

Darbeyi askerler yaptığına göre darbeci komutanların “bizim çocuklar” olduğunu var sayabiliriz.

O dönem MİT askerden ayrı olmadığına göre MİT’i de “bizim çocuklar” dersek yanılmış olur muyuz?

Hayır.

12 Eylül’de darbe yapanlar ABD için “bizim çocuklar”dı.

17 Aralık’ta Durum Neydi?

17 Aralık’ta yine bir darbe girişimi vardı.

“Bizim çocuklar” o darbeyi “başaramadılar”.

Bu defa “bizim çocuklar” kimdi acaba?

16 yıldır bir ABD’li gibi düşünen, ABD’nin dışına çıkmayan Fethullah Gülen acaba “bizim çocuklar” kavramının içine giriyor mu?

Başbakan Erdoğan’a göre giriyor.

17 Aralık için ABD’nin Neoconları “bizim çocuklar başaramadı” diyor.

Birileri de buralarda “bütün bu işler oldu. MİT ne yaptı” diye soruyor.

Darbe hazırlığını neden haber vermedi diye eleştiriyorlar.

MİT uyudu mu diye soranlar var.

Bazıları da darbeyi önlemediği için MİT’i başarısız buluyor.

Bu darbe girişiminde MİT’in “bizim çocuklar” olmadığı anlaşılıyor.

Ordu da “bizim çocuklar” değil.

İki kurum da “bizim çocuklar”ın karşısında yer almış.

Devlet içinde paralel bir örgütlenme gerçekleştirenler, polis ve yargı içinde başarılı olanlar, iş MİT ve Asker’e gelince sert bir kayaya çarpmışlar.

“Bizim çocuklar”ın MİT ve Askeriye içinde ilerleyemedikleri, oralara nüfuz edemedikleri anlaşılıyor.

MİT madem “bizim çocuklar”ın yanında değil o zaman neden darbeyi önceden haber vermedi?

Soru bu.

Kartal Avını Sabırla Bekledi

Olayların geldiği noktaya baktığımızda bir şeyi fark ediyoruz.

Onca ince ayrıntısına kadar planlanmış bir darbe girişimi acaba neden gerçekleşmedi?

Doğrusu plan kusursuz hazırlanmıştı…

Başarıya ulaşmadı.

Neden?

“Bizim çocuklar” denilen bu Cemaat örgütlenmesini kim başarısızlığa mahkum etti?

Cemaat kime yenildi?

Nüfuz edemediği yer neresi ise oraya yenildi.

17 Aralık darbe kalkışmasını önleyen Milli İstihbarat Teşkilatı’dır.

Bugün dönüp baktığımızda şunu görüyoruz.

Cemaat’in içinde örgütlenmiş yapı, biz buna “Cemaat Ergenekonu” diyebiliriz, onlar eski yapı ile işbirliği yaptı.

Baronlar Konseyi ile ittifak kurdu…

Eski Yapı’nın bütün unsurları ile bir araya geldi… Genci Yaşlısı bütün Kurtlar buluştu…

Medya 14 Kasım’da işareti verdi.

Yargı ve Emniyet içindeki Paralel Yapı harekete geçti.

Lakin olmadı…

Oldurmayan MİT’ti…

Bu defa Bizim Çocuklar, onların çocuklarını yendi…

İSTİHBARAT /// İstihbarat Uzmanı Prof. Dr. Sıddık Yarman’dan flaş açıklamalar

TV NET’te Gazeteci-Yazar Ferhat Ünlü’nun modere ettiği ve Gazeteci Yazar Abdurrahman Şimşek’in de daimi konuğu olduğu ‘Haber-Analiz’ programının Prof. Dr. Sıddık Yaman oldu. Elektronik İstihbarat Uzmanı Prof. Dr. Sıddık Yarman birbirinden önemli açıklamalarda bulundu.

İNTERNETTE YAYIMLANAN TAPE’LERE İNANMAMAK LAZIM

Prof. Dr. Sıddık Yaman oldu. Elektronik İstihbarat Uzmanı Prof. Dr. Sıddık Yarman, "İnternette bir ses kaydı operasyonu dönüyor. Bunların gerçekten o kişi mi? Bunların doğrulanmaya ihtiyacı var. Özellikle kaynağının, sonra da içeriğinin doğrulanması lazım. Bir de bilgileri üretenlerin kişilikleri doğrulanmalıdır. Yani konuşanların kimliklerinin doğrulanması gerekiyor. Ben başka bir yerden girip senin telefonundan konuşabilirim.

MİT’E, MİLLİ DEVLETE BİR SALDIRI VAR

Milli İstihbarat, devletin resmi çalışan teşkilatı var. Kanun bu teşkilata birçok görev biçmiş. MİT’in kendisine göre çalışma usulleri vardır. Bu usullerde milli menfaatleri koruyarak bir çok istihbarat faaliyeti yapar. Bilgileri toplar ve gerekli makamlara ulaştırır. Şimdi MİT’in görevleri içerisinde destek verme görevi vardır. Her ihtiyaç duyan makama destek verir. MİT’in patronu Başbakan’dır. Başbakanlık kurallar doğrultusunda emirleri verir ve bunlar uygulanır. Eğer devlet içerisindeki sırlar açığa çıkartılıyorsa ve bu işler MİT’in işleri ise burada bir sorun vardır. Bölücü yıkıcı faaliyetler içerisinde olanlar bu MİT’e mal ederek devleti zor durumda bırakabilir. Ben hiçbir bilgiyi internette bulup almam. Sıradan bir adam istihbaratçı olamaz. Cahil adamdan istihbaratçı olmaz. Dünyayı tanımayan, teknolojiyi bilmeyenden istihbaratçı olamaz.

İNTERNETTEKİ BİLGİ TEYİT EDİLMEDEN KULLANILMAMALI

Sonuç itibari ile bu tür işler piyasaya döküldükten sonra akıl dediğimiz Bir şey var. Ben internetten bir bilgi aldığımda doğrulamasını yapmam lazım. Buradan aldığım bir bilgi başka bir yerde yalanlanabilir. Bilim insanı internette girmez.

ADANA’DAKİ MİT TIRLARINA MÜDAHALE OLAYI

Adana’da MİT tırlarına yapılan operasyonu ben hayatımda görmedim. Bu denli birşey olamaz. Milli İstihbarat Teşkilat gizli çalışan bir kurumdur. Ülkenin milli hassasiyetlerine bu denli bir saldırı olamaz. İktidarı sevin ya da sevmeyin. MİT elemanlarına silah çekmek hiç hoş olmayan bir görüntü"dedi.

ABDURRAHMAN ŞİMŞEK: MİT’İ SORGULAMAK SAVCININ İŞİ DEĞİLDİR

SABAH Özel İstihbarat Müdürü Gazeteci Yazar Abdurrahman Şimşek’de Adana’daki MİT tırları ile ilgili, "MİT kanunun 26 maddesini Başbakan kendisi açıkladı. MİT, Başbakan’ın özel iznine tabiidir. Devletin bir istihbarat kurumu bir operasyon yapıyor. Görevini ifaa ediyor. Başka bir kurum MİT’in bu tırlarından haber alıyor. 500 tane Jandarma eri ile operasyon yapılıyor. MİT elemanları kelepçelenerek yere yatırılıyor. Silah çekiliyor. TIR’daki malzemeler ifşaa edilmeye çalışılıyor. Bir Cumhuriyet savcısı devleti için görev yapar. Devletin savcısı derin sinir ucunda çalışan MİT’e operasyon yapıyor. Savcı’nın görevi bu değildir. 49 kişinin öldüğü Reyhanlı saldırısında kılı kıpardamıyor. Ne hikmetse MİT’e yönelik operasyon yapıyorsun" dedi.

İSTİHBARAT : MİT Başkanı’na şok telefon !

7 Şubat 2012’de MİT müşteşarına İstanbul’dan sürpriz bir telefon geldi. Müsteşarın özel hattı, "Hayırdır inşallah" dercesine açıldı. Telefondaki ses, "Ben, Özel Yetkili Savcı Sadrettin Sarıkaya. İfade vermek üzere makamıma bekliyorum" diyordu!

7 Şubat 2012. Ankara, Cumhuriyet tarihinde benzeri görülmemiş bir olayla sarsıldı.

Sabah gazetesinde yer alan habere göre; Telefondaki ses MİT personeline ne dedi? "Bu işleri sadece CIA yapar zannederdik. Vallaha göğsümüzü kabarttınız" diye övgüde bulunan Özel Yetkili Savcı, daha odasından çıkar çıkmaz MİT görevlilerini nasıl teknik takibe aldırdı? MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın çok gizli uçuş rotasını kim ele geçirdi? Başbakan’ın iki ayrı ofisinde bulunan ‘böcekler’ nasıl bulundu?

Gece yarısı MİT Lojmanları’na giren polis ne yaptı? "İmralı’daki kozmik tutanaklar" soruşturma dosyasına hangi yöntemle girdi? İstanbul’dan Ankara’ya gönderilen "ifade talimatını" kimler jet hızıyla işleme aldı? Diyarbakır BDP İl Başkanlığı’nda ele geçirildiği iddia edilen ve içinde Oslo görüşmelerinin bulunduğu söylenen hard disk hangi ülkenin istihbarat servisleri tarafından paralel yapının polislerine verildi?

Oslo ve Uludere bir senaryo muydu? MİT’in 85. kuruluş yıl dönümünde açıkladığı vizyon kimleri rahatsız etti? Düğmeye basmak için Başbakan’ın ameliyat olmasını bekleyenlerin asıl planı neydi? Başbakan, neden, "Alacaksanız beni alın?" deme gereği duydu? Ve MİT Kanunu değişikliği için zirvede nasıl bir trafik işledi? İki yıl önce yaşanan "devlet krizinin" bilinmeyen yönlerini, "paralel devlet operasyonunun" ayrıntılarını "akıl tutulmasının" sonuçlarını bir solukta okuyacaksınız…

Her şey, sürpriz bir ismin MİT Müsteşarlığı’na atanması ile başladı. Başbakanlık Müsteşar Yardımcısı Hakan Fidan’ın, MİT Müsteşarlığı’na önerilmesi, içeride ve dışarıda çok sayıda ezberi bozdu.

Geleneksel müttefikleri ile çalışmaya alışmış, istihbarat kurumu üzerinden Türkiye’yi kontrol altında tutmayı başarmış küresel güçler, Fidan ismine hazırlıksız yakalanmış gibiydi. Aslında TİKA’daki çalışmalarından, nükleer silahların yayılmasını önleme ve nükleeri barışçı amaçla kullanma müzakerelerinden biraz tanıyorlardı. Fidan, Erdoğan’ın özel temsilcisi olarak toplantılarda bulunuyordu. Ama kariyer olarak daha ileriye gidebileceğine pek ihtimal vermemişlerdi.

İşte o tarihlerde kesintiye uğrayan Oslo ve Habur süreçlerinden sonra Ankara, 30 yıllık kanlı çatışmayı bitirmek üzere oldukça önemli yeni bir inisiyatif başlatmıştı. Bu kez alınan karar, eskisinden çok ama çok farklı idi.

Türkiye, üçüncü ülkeleri doğrudan işin içine katmadan tamamen kendi milli imkanları ile "Çözüm Süreci’nde" karar kılmıştı. İmralı ile sürdürülen görüşmelerde ilerleme sağlanmış, artık kamuoyuna süreçle ilgili bilgi verme zamanı gelmişti. Türkiye’yi prangalarından kurtaracak bu süreç, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın talimatı ile başlamış ve MİT’te kurulan özel bir kadro bu amaçla görevlendirilmişti.

Sır gibi saklanan ameliyat

2011 yılı sonbaharında Başbakan Erdoğan, bir dizi konsültasyon yaptırmış ve sır gibi saklanan ameliyat için 26 Kasım 2011 gününe tarih alınmıştı. Erdoğan hastaneye yatarken ‘Paralel Yapı’ ilk ve en stratejik hedef olarak gördüğü MİT Müsteşarı Hakan Fidan için dosya hazırlıklarını son aşamaya getirmekteydi. Başbakan’ın sağlık durumu üzerinden spekülasyon yaratan çevreler dikkatleri bir başka noktaya çekerken MİT’ten bir ekip de Ankara’da iki kritik noktada ofis araması yapıyordu.

28 Aralık 2011’de, Başbakan Erdoğan’ın Subayevleri’ndeki ikametgâhı ile resmi konutundaki çalışma ofislerinde, güvenlik birimleri tarafından istihbarata karşı koyma faaliyeti kapsamında arama gerçekleşti.

Emniyet birimleri, oda içleri için "temiz raporu" vermişti. Ancak, Başbakan’ın yakın mesai arkadaşları bazı kuşkular duymaktaydı. Duyumları vardı. "Bir de MİT incelesin" denilerek iki ayrı binada MİT’ten de böcek araması istendi.

28 Aralık’ta Erdoğan’ın Subayevleri’ndeki evinde 30 Aralık’ta da resmi konutundaki aramalarda prizlere yerleştirilmiş "böcek" diye tabir edilen ve en az 100 metre yakınlardaki bir noktaya sinyal gönderen iki ayrı dinleme cihazı bulundu. Bu bilginin dışarıya sızmaması için sıkı tedbir alındı, MİT de araştırmayı derinleştirdi!

İlk operasyon

Ankara, Başbakan’ın evine kadar sızan köstebeklere odaklandığı sırada İstanbul’da polis, rutin gibi görünen bir baskın düzenlemişti. 20 Aralık 2011 sabahı KCK Basın Komitesi’ne yönelik operasyon kapsamında bir ajans bürosuna da girilmişti. Bilgisayarlara da el konulmuştu. Pek fazla kimsenin dikkatini çekmeyen bu olay, 7 Şubat MİT Krizi’ne giden yoldaki kilometre taşlarından birini oluşturuyordu.

Bu gelişme üzerine 2011 yılının son günlerinde MİT İstanbul Başkanlığı’nda hareketli saatler yaşanmaktaydı. Emniyetin operasyonuyla 44 kişi gözaltına alınmıştı. Polis, basılacak yerler listesinde olmayan ancak MİT’in irtibat elemanı bulundurduğu o haber ajansında da arama yapıyordu. Foto muhabiri M.Ö. de gözaltına alınan kişiler arasındaydı.

Savcı ile ilk tanışma

Baskını öğrenen MİT görevlileri, konunun anlaşılması için soruşturmayı yürüten Özel Yetkili Savcı ile görüşmeye karar verdi. MİT yetkilileri, 7 Şubat kriziyle adını duyuracak olan Özel Yetkili Savcı Bilal Bayraktar ve Sadrettin Sarıkaya ile o gün tanıştı.

MİT görevlileri soruşturma savcılarına, Milli İstihbarat Teşkilatı’nın özel çalışmasını anlattı. Konunun deşifre olması halinde pek çok MİT elemanının hayatının tehlikeye gireceği ifade etti ve ‘Ulusal güvenlik sorunu’ ortaya çıkabileceği kaygısını paylaştı.

"Canınız bize emanet"

MİT mensuplarını dinleyen Savcılar Bayraktar ve Sarıkaya’nın, "Canınız bize emanet, bu bilgiler bizden çıkmayacak" dediği ve istihbari çalışmaya zarar gelmemesi için özen gösterecekleri sözü de kayda geçti. Hatta anlatılanlar karşısında Savcı Bayraktar, bir ara şaşkınlığını gizleyemedi ve "Böyle çalışmaları biz CIA gibi istihbarat örgütlerinin yaptığını düşünürdük. Gerçekten göğsümüz kabardı’ diyerek MİT görevlilerini övmeyi de ihmal etmedi.

Uğurladı, dinlemeye aldı

İfadeyle birlikte yeni bir operasyon için düğmeye basıldı. MİT’in çalışmasına duyduğu hayranlığı dile getiren savcılar aynı gün, istihbarat faaliyeti yürüten MİT görevlileri için teknik takip kararı aldırdı. Savcıların özel seçtiği polis ekibi, terör gruplarını takip etmek yerine, terör gruplarına sızan MİT mensuplarını izlemeye özel öncelik verdi.

Günübirlik raporlarla savcılara bilgi aktarılırken kapsamlı operasyon için hazırlık devam etmekteydi. MİT mensupları büyük bir dava sürecinin parçası olduklarından habersizdi. KCK Basın Konseyi’ne yapılan operasyon sonrası hazırlanan dosya aslında Müsteşar Hakan Fidan’a odaklanmıştı. İstanbul ve Ankara’da açılan diğer soruşturmalar da aynı dosyada birleştirilerek tek operasyonla işlem tamamlanacaktı.

MİT’ten gelen avukat aldatması

"Devletin savcısı, devlete operasyon yapmaz" düşüncesiyle hareket eden MİT görevlileri iç huzuruyla ayrılırken büyük bir tuzağın parçası olacaklarından habersizdi. Gözaltına alınan M.Ö. ‘Paralel Yapı’ için Müsteşar Fidan’a gidecek kestirme yol olarak seçilmişti. Diğer sanıklardan ayrılan M.Ö. için itinalı bir yaklaşım gösterildi.

İfade için İstanbul Terörle Mücadele Şube Müdür Yardımcısı S.B.’nin odasına götürüldü. MİT’in, PKK-KCK yapılanması çalışması hakkında detay almaya çalışan polisler, taktik bir manevra uyguladı. Kendi ayarladıkları avukatı MİT’ten gelen avukat gibi tanıtıp M.Ö.’den iki yıl büyük bir emek harcanan KCK yapılanmasına yönelik çalışmayı aldılar. M.Ö. savcılıktan serbest bırakılırken onun çizdiği şema "paralel" ellere de geçti. Böylece, 7 Şubat 2012’nin altyapısı da kuruldu!

TSK : İstihbarat toplamaya aralıksız devam ediliyor

Genelkurmay: Teröristle mücadele kapsamında keşif, gözetleme,istihbarat faaliyetleri devam etmektedir.

PKK’nın sınır dışına çekilme sürecinde TSK’nın pozisyona ilişkin tartışmalar devam ederken Genelkurmay Başkanlığı’ndan bir açıklama geldi. Açıklamada, ‘Teröristle mücadele kapsamında yurt içinde ve sınır ötesinde keşif, gözetleme ve istihbarat toplama gayretlerine aralıksız devam edilmektedir.’ denildi.

TSK’DAKİ TESİSLERDE İÇKİ YASAĞI İDDİALARI

Cumhuriyet gazetesi, bazı askeri birliklerde alkol ruhsatlarının yenilenmediği belirtilerek üstü kapalı olarak askeri tesislerde alkol yasağına gidildiği iddia edilmişti. Bu iddialarla ilgili de açıklama yapan Genelkurmay, ‘Türk Silahlı Kuvvetleri sosyal tesislerinde; "Alkollü İçkilerin Satışına ve Sunuşuna İlişkin Usul ve Esaslar Hakkındaki" Yönetmelik hükümlerine uygun olarak işlemler yürütülmektedir.’ dedi.

Alman istihbaratı muhbirlere alternatif arıyor

Alman istihbarat yetkilileri, ırkçı grupları takip için neoanazi muhbir yerine başka alternatifler arıyorlar.

Almanya’da yıllar boyu cinayetler işleyen ve onlarca bankayı soyan ırkçı terör örgütü NSU ile ilgili olarak güvenlik yetkililerinin yaptığı büyük hatalardan ders alındığını göstermek isteyen Federal Anayasayı Koruma İstihbarat Teşkilatı, aşırı gruplardan kişilerin muhbir olarak çalıştırılmasından vazgeçmek istiyor. Gerek federal teşkilat ve gerekse eyalet teşkilatları bundan böyle radikal gruplar hakkında, daha çok içlerine sızdırdıkları kendi adamları aracılığıyla bilgi almayı hedefliyorlar.

Federal teşkilat ve eyalet şubelerinin temsilcilerinden oluşan bir çalışma grubu 22 Mayıs’ta Köln’de biraraya gelerek, başta neonaziler olmak üzere aşırı gruplar hakkında bilgi toplamak için ne gibi yolları kullanabileceklerini görüşecekler.

Özellikle Sachsen-Anhalt Eyaleti, aşırıların muhbir olarak kullanılmaması konusunda ısrar ediyor. Eyalet İçişleri Bakanı Holger Stahlknecht, aşırılardan göreve alınan muhbirlerin devlete sadık değil, paraya sadık olduklarını, bu tip kişileri ancak belirli şartlarda yönlendirebileceklerini söyledi. Stahlknecht, muhbirlik sistemini tamamen ortadan kaldırmak istemediklerini, ancak daha çok kendi istihbarat adamlarının gizli çalışmalarına ağırlık vermeyi amaçladıklarını belirtti.

Schleswig-Holstein Eyaleti’nin sosyal demokrat İçişleri Bakanı Andreas Breitner, aşırı gruplardaki bu muhbirlerden vazgeçmenin mümkün olmadığını söyledi. Yeşiller Partisi ise muhbirlik sisteminin tamamen ortadan kaldırılmasını istiyor.

FEDERAL İSTİHBARAT BAŞKANINDAN NSU UYARISI

Federal Anayasayı Koruma İstihbarat Teşkilatı Başkanı Hans-Georg Maassen, bugün başlayan NSU duruşması öncesi yaptığı açıklamada, internet üzerinden biraraya gelen neonazilerin olası ferdi eylemlerinden endişe duyduğunu dile getirdi. Maassen, buna rağmen herşeyin kontrolleri altında olduğunu, gerektiğinde eylemleri engelleyebileceklerini söyledi.
Maassen de, aşırı gruplarda istihbarat için çalışan muhbirlerin varlığının devam etmesi gerektiğini savunarak, bunlarsız aşırı grupların merkezlerine ulaşmanın imkansız olduğunu belirtti. Federal İstihbarat Başkanı, polis ve istihbarat teşkilatı olarak bu hücrelere ulaşabilmek için sınırlı araçlara sahip olduklarını ifade etti.

ARAŞTIRMA DOSYASI : TESEV’e göre; istihbarat, polis ve ordudaki sorunlar demokrasiye engel

TESEV RAPORU EK’TEDİR.

TESEV raporunda, demokratik bir hukuk devletinin kurgulanabilmesine yönelik adımları atma konusunda en büyük sorumluluğun hükümete düştüğü vurgulandı

T24

Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı (TESEV) son demokrasi raporunda ordu, polis ve istihbarat mercek altına aldı. Raporda devletin acilen demokratikleşmek zorunda olduğunu belirtildi.

TESEV, "Türkiye’de Ordu, Polis ve İstihbarat Teşkilatları: Yakın Dönem Gelişmeler ve Reform İhtiyaçları" başlıklı raporunu yayınladı.

İstanbul Üniversitesi Öğretim Üyesi Biriz Berksoy tarafından hazırlanan rapor; ordu, polis ve istihbarat teşkilatlarının işleyişlerine ilişkin hesapverebilirlik mekanizmaları, sivil ve demokratik denetim açısından var olan sorunları ortaya koydu. Rapor saptanan sorunların giderilmesi ve bunlardan kaynaklanan insan hakları ihlallerinin etkin bir şekilde önüne geçilebilmesi için gerekli olan yasal çözümlere ilişkin öneriler de sundu.

Raporda, "Ordunun siyasete müdahale edebilmesini sağlayan özerk konumu geçmiş yıllarda zayıflamış olsa da, hâlâ varlığını sürdürmektedir” denirken, polis için “Polisin gerçekleştirdiği insan hakları ihlalleri sistematik olarak cezasız bırakılmaktadır. Teşkilatın sivil denetimi için etkin bir kurum henüz kurulmamıştır” ifadeleri kullanıldı. MİT ile ilgili kısımda ise “MİT’in yetkileri ve görev alanı, başta siyasi muhalifler olmak üzere tüm yurttaşlar için insan hakları ihlallerine kapı aralayacak şekilde geniş tutulmuştur” tesbiti yer aldı.

Hüseyin İstemil‘in Taraf’taki haberine göre, TESEV “Güvenlik Sektörü Siyasa Analizleri” serisinin dördüncüsü olan “Türkiye’de Ordu, Polis ve İstihbarat Teşkilatları: Yakın Dönem Gelişmeler ve Reform İhtiyaçları” başlıklı raporda, demokratik bir hukuk devletinin kurgulanabilmesine yönelik adımları atma konusunda en büyük sorumluluğun hükümete düştüğü vurgulandı. Ayrıca raporda ortaya konulan sorunların giderilmesi için şimdiki hükümetin ve gelecekteki hükümetlerin ilgili kurumlara yönelik oluşturacakları politikalarını demokratik siyasi ilkeler üzerine temellendirmeleri gerektiği de belirtildi.

Berksoy, raporunda, “Siyasi irade, bu ilkeleri söylemleri aracılığıyla hem toplumsal alanda, hem de kurumların alt kültüründe hâkim kılmalı, devlet stratejilerini bir bütünlük içerisinde bu temelde kurgulamalı ve insan hakları ihlalinde bulunan her kamu görevlisinin yargısal denetime tabi tutularak cezalandırılmasını sağlamaya kararlı olmalıdır. Demokratik siyasi ilkelerin devlet kurumlarınca günlük hayatta uygulamaya geçirilebilmesi ancak bu şekilde mümkün olabilir” değerlendirmesini yaptı.

Demokratikleşmenin önünde engel teşkil eden sorunlar ve çözüm önerileri TESEV’in raporunda şöyle açıklanıyor:

Orduyla ilgili sorunlar:

– Ordunun siyasete müdahale edebilmesini sağlayan özerk konumu bazı açılardan hâlâ devam etmektedir.

– Genelkurmay Başkanı ile Milli Savunma Bakanı arasındaki “yetki, sorumluluk bozukluğu” sürüyor.

– Yüksek Askeri Şura kuruluşu ve kararların alınma biçimi bakımından anti-demokratik yapısını sürdürüyor.

– Yargıda çift başlılığa sebep olan askerî yargı, varlığı ile eşit ve adil yargılanma hakkını ve tabii hâkim ilkesini zedelemekle birlikte kendi içinde de birçok sorun içeriyor.

– Militer teşkilat olan ve sivil denetimi son derece kısıtlı olan Jandarma Genel Komutanlığı ile Sahil Güvenlik Komutanlığının polislik işinden çekilmediklerinden ordunun günlük hayata müdahale edebilmesini sağlamaktadır.

– Yine söz konusu kısmi özerkliği muhafaza edecek şekilde, ordunun parlamento ve parlamento dışı kurumlarca denetimi oldukça sınırlıdır. Özellikle, bütçe ve savunma politikalarının hazırlanma süreçleri ile silah alımları açısından sivil demokratik denetim son derece yetersizdir.

– Militarist bir kültürün sürdürülmesinde önemli rol oynayan zorunlu askerlik sistemi vicdani, dinî, politik veya diğer nedenlerle askerliğe karşı çıkanların haklarının ihlal edildiği bir süreci beraberinde getirmektedir. Askerlik sırasında yaşanan hak ihlalleriyle ilgili açılan davalar askerî mahkemelerde görüldüğünden, etkin ve tarafsız bir yargılama sürecinin gerçekleştiğini söylemek mümkün değildir.

Polisle ilgili sorunlar:

– Polise tanınan takdir yetkisi son derece geniş tutulmuştur. Bu yetki şiddet kullanımını, kişilere ve ötekileştirilen gruplara sıklıkla ve tacizkâr bir biçimde müdahale edebilmesini, telekomünikasyon yoluyla gerçekleşen iletişimin tespitinde keyfî bir tutum takınabilmesini beraberinde getirmektedir. Buda toplum üzerinde mutlak bir polis denetimini mümkün kılıyor.

– TMK kapsamında gözaltına alınanların ilk 24 saatte avukata erişiminin engellenebilmesi ve zorunlu müdafi hakkının kısıtlanması polisin cezai süreç üzerinde hâkimiyet kurmasını neden olduğu gibi, polis şiddetine de kapı aralamaktadır.

– “Risk önleme” ve “tehdit bertaraf etme” amaçlarını merkeze yerleştiren yeni bir “güvenlik” mantığı çevresinde polis teşkilatının 2000’lerin başından itibaren uygulamaya soktuğu istihbarata dayalı “önleyici” polislik stratejileri, agresif polislik tekniklerini beraberinde getiriyor. Bu stratejik yönelim ve kullanılan teknikler, tüm bireylerin birer “potansiyel suçlu” konumuna indirgenmesine ve risklerin önceden belirlenmesi adına polisin tacizkâr müdahalelerde bulunmasına yol açmaktadır.

– Polisin gerçekleştirdiği insan hakları ihlallerinin sistematik olarak cezasız bırakılması ve teşkilatın sivil demokratik denetimi için bağımsız, etkin bir kurumun kurulmaması, polisin uyguladığı yüksek dozda şiddete yeşil ışık yakmaktadır.

MİT ile ilgili sorunlar:

– MİT’in yetkileri ve görev alanı, başta siyasi muhalifler olmak üzere tüm yurttaşlar için insan haklarının korunması açısından tehlikeli sonuçlara yol açacak şekilde geniş tutulmuştur.

– Meclise sunulmuş olan Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı’nda “devlet sırrı” tanımı “milli güvenlik” gibi oldukça muğlak bir kavrama dayandırılmakta, her türlü bilgi ve belgenin devlet sırrı olarak gizlenebilmesi olanaklı kılınmaktadır.

– MİT’in hâlihazırdaki denetimi son derece kısıtlı sadece kendi iç teftiş kurulları yoluyla ve Başbakanın tasarrufuna bağlı olarak yapılabilmektedir. Teşkilata yargı denetimi karşısında sağlanmış olan koruma zırhı, Şubat 2012’de daha da sağlamlaştırılmıştır.

‘Askerlik, zorunlu olmaktan çıkarılmalı’

Orduya ilişkin sorunların nasıl çözülebileceğine dair olarak raporda şu öneriler yer aldı:

– Orduya dair planlamalar ile ilgili olarak Milli Savunma Bakanı yetkili kılınmalı; bakanın Genelkurmay Başkanlığı üzerinde denetim yetkisi olmalıdır. Ordunun siyasi müdahalelerine zemin oluşturan İç Hizmet Kanunu’nun 35. maddesi kaldırılmalı.

– Askerî yargı kaldırılmalıdır. Askerî Yargıtay ve Askerî Yüksek İdare Mahkemesi kaldırılmalıdır.

– Ordu etkin bir sivil demokratik denetime tabi tutulmalıdır.

– Jandarma Genel Komutanlığı polislik işinden alınmalıdır. Ordudan Sahil Güvenlik alınmalıdır.

– Ağır insan hakları ihlallerine yol açan koruculuk sistemi kaldırılmalıdır.

– Askerlik zorunlu olmaktan çıkarılmalıdır.

– Askerlikte gerçekleşen şüpheli ölümler, askerî yargı içinde değil, tabii hâkim ilkesine uygun olarak ve adil, bağımsız, tarafsız bir yargılamayı mümkün kılacak şekilde sivil mahkemeler tarafından ele alınmalıdır.

Trkiye’de Ordu, Polis ve stihbarat Tekilatlar.pdf

YÜKSEK STRATEJİ

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

Fight "Gang Stalking"

Expose illegal stalking by corrupt law enforcement personnel

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

The WordPress.com Blog

The latest news on WordPress.com and the WordPress community.

%d blogcu bunu beğendi: