Etiket arşivi: Necati Doğru

Necati Doğru : Baştan aşağı çürük kokuyor !

f4de1_Necati_DoC49Fru_07.01.2011_2954982_sondakika-hakkinda-haber.jpg

TV’den yayınlanan “tarihin en şeffaf ihalesini yaptık” propagandasına malzeme çıkıyor. İstanbul’da şimdi yeni bir havaalanı yapmaya ihtiyaç kalmayacak şekilde genişlemeye müsait Atatürk Hava Meydanı kapatılacak. Onun gelirleri (inen uçak-kalkan uçak-gelen yolcu-giden yolcu- gelen kargo- giden kargo başına alınan ücretler- duty free dükkanları, mağazalar, cafeler- hangarlar-bakım ve tamir gelirleri-benzin satışları-otopark kazançları) yeni yapılacak havaalanı ihalesini alacak firmalara transfer edilecek.

Zarflar masaya konuldu.

Ne kadar da şeffaf!

İzlesin 73 milyon halk 4 grup firma yarışıyor.

Zarflar açıldı.

MAKYOL: 4 milyar Euro.

TAV: 9 milyar Euro.

BEŞLİ (Limak-Mapa- Kalyon-Cengiz- Kolin): 12 milyar 682 milyon Euro.

İÇTAŞ: 20 Milyar Euro teklif yazdıkları görüldü.

* * *

Zarf içinde zarf.

İhale içinde tuhaflık.

Teklifin biri 4 milyar.

Diğeri 20 milyar Euro.

Biri 9 milyar yazmış.

Diğeri 12 milyar Euro.

Bu şirketler hepsi Ankara merkezli. Hepsi Başbakan’ı, bakanları, yüksek bürokratları çok yakın mesafeden tanıyor.

Hepsi devletle iş yapıyor. Acaba bu ihalede devlet bunlara farklı bilgi mi, torpilli bilgi mi, yandaşça bilgi mi verdi ki arada bu yüksek teklif farkı doğdu?

Aklımıza şeytan düşüyor.

Allah’ım aklımızı koru!

Ne oluyor? İhale TV’den yayına başladı. 4 milyar veren çekildi.

9 milyar veren de 21 milyar Euro’ya kadar çıktı, o da çekildi. Ve kapalı zarfına 12 milyar Euro yazmış olan BEŞLİ (Limak-Mapa- Kalyon-Cengiz- Kolin) teklifini 22 milyar 152 milyon Euro’ya çıkartıp ihaleyi alıverdi.

* * *

12’den 22’ye zıplıyor.

Çakıl taşı değil bu!

22 milyar para..

Hem de Euro para.

Partisi Başbakan’a sorsun:

Bu özel şirketler beşlisi; 12 milyar Euro’ya alırım dediği devlet imtiyazını (devletin havaalanı yaparak ve işleterek gelir elde etme, vergi toplama hakkını) hangi gelir-kazanç-büyüme projeksiyonlarına dayanarak 22 milyar Euro’ya kadar çıkartabildi? Devlet, 25 yıllık ne kadar gelirini peşin paraya bu BEŞLİ firmalar grubuna satıyor ki, bu adamalar, yaptıkları hesaplardan 10 milyar Euro daha yükseğe çıkabildiler? Bizi nasıl olsa yardımsız bırakmaz
diyerek Başbakan’a mı güvendiler? Başbakan bu güveni vermek için onlardan bir şey mi aldı?

Muhalefet de Bakan’a sorsun:

Bütün ileri demokrasilerde “şehirlerin ana yapısını derinden etkileyecek büyük projeler, bütün getirisi-götürüsü-olumlu katkısı-olumsuz etkisiyle” halka açıklanıp görüşü sorulmasına rağmen siz halkın görüşüne baş vurmadınız. Bu projede devletin kaç liralık gelirini sattığını size oy vermiş 21 milyon seçmenden bile gizlediniz.

Siz ileri demokrat değil misiniz?

* * *

Ben de vatandaşım.

2 soru soracağım.

Biri Başbakan’a.

Diğeri Bakan’a.

Başbakan Erdoğan’a sorum şu:

Devlet Türk. Başbakan Türk. Bakan Türk. Hava alanı Türk. 25 yıl işletecek firmalar Türk. Fakat siz ihaleyi Türk Lirası ile değil başka ülkelerin parası olan Euro ile bağladınız. Neden? 11 yıldır Başbakanlık yapan devlet adamı kendi parasına güvenmiyor. Çok tuhaf bir durum değil mi?

Bakan Yıldırım’a ise sorum şu: En yüksek fiyatı veren beş firmanın beşinin de ilk sermayelerini (ilk can sularını) “Karadeniz Otoyolu’nun adrese teslim ihalesi”nden beş parça devlet ikramı almış şirekteler olması tesadüf müdür? Ve bu firmalara ihaleye girerken banka kredisi almak için (sundukları finansman modellerinde) Hazine garantisi sözü mü verildi? Bu sözü siz mi verdiniz?

* * *

3. Havaalanı ihalesi karanlık.

Çürük kokuyor.

Baştan aşağı…

SÖZCÜ

Reklamlar

Necati Doğru : Cumhuriyet tarihinin en karanlık ihalesi !

f4de1_Necati_DoC49Fru_07.01.2011_2954982_sondakika-hakkinda-haber.jpg

Aydınlık değil, karanlık. Şeffaf değil, kapalı. Hesap verilebilir değil, gizli. Üstelik; “Cumhuriyet tarihinin en şeffaf ihalesi” diye propaganda yaptılar. Tam tersi; “Cumhuriyet tarihinin en karanlık ihalesi” oldu.

Halka karşı terbiyesizlik!

Jakoben bir devletçilik.

Seçilmiş diktatörlük.

Çocuklar bile anlasın.

O kadar sade anlatayım.

Cumhuriyet tarihi; “Türk Hava Yolları Devlet İşletmesi” adıyla ilk 1933 yılında (80 yıl önce) bir kamu şirketi kurdu. Başlangıçta bu devlet şirketi; hem uçakları işletti. Hem hava meydanları inşaatını yaptı (veya yaptırdı), çalıştırdı. Sonra uçak uçuran bölüm (THY) ve meydan yapıp işleten bölüm (DHMİ) iki ayrı devlet şirketi oldu. Bugünkü hava meydanlarının hemen hepsini devlet yaptı. Birkaç kriz ve kötü yönetim yılı hariç hiç zarar etmedi, sürekli kâr etti.

* * *

1997 yılına gelindi.

İstanbul Atatürk Hava Meydanı terminal binası yetersiz kalmıştı.

İhaleyi kazanan özel şirket ya da şirketler; hem Atatürk Hava Meydanı terminalini artan ihtiyaca göre yeniden yapacak, 25 yıl işletecek, gelirleri kendi toplayacak ve devlete de “sahiplik hakkı olarak” her yıl kira ödeyecekti.

“Yap-İşlet-Devret” bu demekti.

O zaman yasalar yeniydi.

Henüz AKP gelmemişti.

Yasalar henüz delinmemişti.

Çürüme bu denli azıtmamıştı.

Sivil diktatörlük hortlamamıştı.

Halkta şeffaflık isteği yükseliyordu.

* * *

Yasaya göre önce “Değerlendirme Heyeti” oluşması gerekiyordu.

Bu meydana: 25 yıl içinde gelen yolcu-giden yolcu-gelen kargo-giden kargo-gelen uçak-giden uçak ne kadar olacak? Yolcu başına, uçak başına, kargo başına alınacak ücretler nereye kadar çıkacak? Vergisiz satış mağazası geliri, havayolu şirketlerine benzin satışından kazançlar, hangar tamir-bakım gelirleri, yemek ve bakım servisi kârları, otopark
kazançları nereye varacak?

Hepsinin hesabı çıkartıldı.

Devletin malının değeri bulundu.

Devletin malını (Atatürk Hava Meydanı işletmeciliği geliri) özel şirketlere (TAV’a) satacak olan ihale komisyonuna bildirildi.

Satış böyle yapıldı.

Yasa gereği satıştan hemen bir gün sonra; değerlendirme heyetinin bulduğu devlet malının değeri ile ihale komisyonunun sattığı devlet malının fiyatı arasındaki fark halka açıklandı. Şeffaf ihale böyle oldu.

* * *

Şimdi geldik 2013 yılına.

Devlet altın yumurtlayan tavuğunu; ben yiyemiyorum, buyur sen ye diyerek özel şirketlere sunuyor.

Başbakan Erdoğan, övünüyor.

Bakan Yıldırım, kabarıyor.

DHMİ Müdürü de onların övünme ve kabarmasını; “Cumhuriyet tarihinin en şeffaf ihalesini yaptık” diye tekrarlıyor.

Nerde şeffaflık?

İhaleyi kazanan şirketler topluluğu (5 firma) devlete yeni bir hava meydanı yapacak ve 25 yıl boyunca da KDV dahil 26 milyar Euro ödeyecek.

Tamam da devlet bunun karşılığında ne kadar gelirini bu firmalara bıraktı? Bir tespit heyeti kurulmadı.

Devlet, halkın malı altın yumurtalarını, peşin paraya kaça sattı?

Halka açıklanmadı.

* * *

Çünkü AKP iktidarı 2005 yılında bir torba kanunun içine bir madde koyarak; “Devlet malı satılırken değeri tespit edilir, sonra satılır, satıştan sonra da halka ikisi de ilan edilir” diyen saydamlık maddesini kaldırdı.

Kapkaranlık ihaleler yolu açıldı.

Yarın devam edeceğim:

Teklif zarfına 12 milyar Euro yazan şirket, hangi ölçüye göre 22 milyar Euro’ya çıkabildi?

SÖZCÜ

Necati Doğru : AKP belediyeciliği çok fena kirlendi !

f4de1_Necati_DoC49Fru_07.01.2011_2954982_sondakika-hakkinda-haber.jpg

Buna tam olarak “AKP Belediyeciliği” demek yerine aslında “ANAP Belediyeciliği”nin devamı demek daha doğru olur. Kökünü “Menderes Belediyeciliği”nden alıyor.

Ağızlarda Allah inancı!

Birkaç Peygamber hadisi!

Şehir arsalarını özele sat.

Betonu, gökdeleni kıble yap.

Büyük bina projeleri üret.

Kendi zenginini yarat.

Şehir rantından “Sermaye birikimi yapan muhafazakar kapitalist peydahlayarak” belediye rantlarını siyasetin finasmanında, partinin ve liderinin propaganda masraflarında kullan.

AKP Belediyeciliği kirlendi.

Çok kirlendi.

Şehirler de elden gitti.

* * *

Bu kirlenmeyi ilk dile getirenlerden biri, İstanbul Belediye Meclisi’nin üyesi iken kendi partisi CHP’nin ilçe belediyelerindeki “rant peydahlama yolsuzluklarına” karşı da bayrak açan Hüseyin Sağ adlı genç, idealist bir adam oldu. Geçenlerde Hakan Atalay adlı bir gençle tanıştım.

Elinde yolsuzluk dosyaları.

Çıkageldi.

Önümüzdeki yerel seçimlerde Beşiktaş CHP Belediye Başkanı olmak için adaylığını açıklamış.

Kendisi mali müşavir ve sivil toplum örgütlerinde uzun yıllar çalışmış. Hakan Atalay, bütün Avrupa kentlerinin, özellikle “Şehir rantından kişi zengin etmeyi sıfıra indirmiş, imar çirkinliğine hiç bulaşmamış, çevre kirliğini ve gürültü kirliliğini başlamadan yok etmiş Finlandiya, Norveç, İsveç, Hollanda belediyeciliğini” incelemiş.

Hakan Atalay diyor ki:

Temiz belediyecilik şart.

* * *

Hakan Atalay’a göre “Temiz Belediyeciliğe” yönelmenin ilk yolu; kendi partinden de olsa “şehre karşı suç işleyenlerden” hesap soracak adımı atmaktan geçiyor.

Örneklerle anlatıyor.

Başbakan’ın tıraşlanmasını istediği 36 katlı gökdelen. Bu gökdelen bir şehir suçu… Suçu işleyenler bu binayı yapan ve yapılmasına izin veren belediyeler.

Yasalar izin veriyor.

Onlardan hesap sorulabilir.

Gökdelenin 15 katı yıkılabilir.

Kadıköy’de Özgürlük Parkı’na hançer gibi giren 45 katlı beton bina var.

Bu da şehir suçu.

Ataköy’de TOKİ binaları.

17’nci katları da çıktılar.

80 metre yükseklik.

Otel gibi gösterdiler.

Apartman dairesine dönüştü.

Yüksek rantlar peydahlandı.

Ataköy sahillerine el konuldu.

Çok büyük şehir suçu işlendi.

İşlenmeye devam ediyor.

* * *

Ataköy’ün deniz kıyısında yeşil parklarla donatılmış halka açık alanlar olması gereken bu arasalar “örnek şehircilik sergilesin” diye devlet bankası Emlak Bank’a verilmişti.

Emlak Bank, içinden hortumlandı.

Battı, batırıldı. Kapandı.

Bu arazilerin bir kısmı doğal plaj kumu içeren kumsallar; İstanbul şehrinin doğal servetiydi.

Arsalar TOKİ’ye geçti.

TOKİ’de imar izni çıkarttı.

5-6 özel şirkete verdi.

İktidar yandaşı firmalar.

Şehir rantı yağması var.

Kentin her yanı elden gidiyor.

“Temiz Belediyecilik” geliyorum diye bağırıyor.

Satılık kalemlere yine alıcı yok!

Kemal Kılıçdaroğlu’nun son konuşmasında geçen bir bölümü gazeteler yayınlamadı. O bölümde “Sadece iktidar ağzıyla CHP’yi eleştiren fakat AKP için bir tek aleyhte yazı yazmayanlara” şöyle sesleniliyordu: “Siyasi yazı yazacaksın. AKP’yi eleştirmekten korkacaksın. Ne olacak? Tek seçeneğin kalıyor CHP’yi eleştireceksin. Ve kendine gazeteci diyeceksin. Kusura bakma senin kalemin satılıktır. Ama ben senin kalemini satın almak için asla para vermeyeceğim.”

SÖZCÜ

Necati Doğru : Ateşle oynamanın ilk adımı !

f4de1_Necati_DoC49Fru_07.01.2011_2954982_sondakika-hakkinda-haber.jpg

Dini istismar ede ede iktidar olanlar, zenginleştiler. Mevki kaptılar. Güç elde ettiler. Güçleri devam etsin diye başkan olmak istiyorlar. Din sömürüsü bayatladı. Pörsüdü.

Yeni bir sömürü gerekliydi.

Buldular.

Akan kan sömürüsü!

Göreceksiniz.

Aylar sürecek.

Mevsimler bitecek.

Üç seçim yaşayacağız.

Hep “kan akmasından mı yanasın” suçlaması ve “kan dökmeyi durdurma görüşmesi” konuşulacak. Yalanı örtmek için “kandan beslenenler, kan dökme devam etsin isteyenler” suçlamasını hep canlı tutacaklar.

* * *

Kaç aydır kan dökülmedi.

Analar ağlamıyor.

Yoksa sen kan dökülmesinden yanamısın diye söze başlayan kimse ister başbakan, ister bakan, ister akil adam, ister profesör, ister gazeteci, ister film oyuncusu, ister tiyatro sanatçısı, ister din hocası olsun, bilin ki o yalancıdır.

Kan sömürüsü yapıyor.

Yalanını gizliyor.

Toplumu aldatıyor.

Verileni bilerek aklıyor.

Bölünmekten yana ve kararlı Kürtçüler de almayı umduklarını gizlemek için Milletvekili Sırrı Süreyya Önder gibi konuşup “işte çekilme başladı, bu sürecin sonunda bölünme olmayacak, Türk ile Kürt birbirinden kopmayacak. Hadi gelin bu başlangıcı hep birlikte halay çekerek bir şölene çevirelim” diyorsa o da yalancının babasıdır, şahıdır, padişahıdır.

* * *

Kimse vampir değil.

Kimse ne kendi kanını döktürür ne başkasının kanının dökülmesini ister.

Ne veriliyor da çekildiler?

Bu soruya cevap aranıyor.

İki ay geçti.

Mektuplar, görüşmeler.

50 bin kişiyle kanlı isyan başlatırız tehditleri yapıldı. Bu soruya cevap verilmediği için ülkenin bölünmesi, parçalanması korkusu giderilmedi.

Türkiye’nin geleceği ne olacak?

Sürecin sonunda nereye varacağız.

Türkiye Irak mı olacak.

Irak’ın Kuzeyi ayrıldı.

Irak bölünmüş ülke oldu.

Şimdi bu “akan kan sömürüsü yapan iktidar sözcüleri ile PKK sözcülüğünü soyunmuşlara” sormak gerekli: Sizce Irak bölünmüş bir ülke değil midir?

Biz Irak’a bakıyoruz.

Bölünmüş bir ülke görüyoruz.

Biz kan aksın istemiyoruz,

Türkiye, Irak olmasın istiyoruz

* * *

Irak, bölünmüş bir ülke değilse nedir? Sürecin sonunda “Türkiye’nin bugünkü bölünmüş Irak’ın haline gelme ihtimali” yüzde yüzdür. Değil mi? Türkiye sürecin sonunda bugünkü bölünmüş Irak’ın haline gelmeyecekse; İmralı’da Öcalan, Kandil’de Karayılan, Meclis’te Kürtçülük davası güdenler neye seviniyorlar ki, kendilerinden geçip “haydi herkes halaya tutuşsun, akan kan duruyor” yalanına sarılıyorlar.

Çekilme yalanı!

Ateşle oyunun ilk adımı.

Türkiye eyaletlere bölünecek.

Bölünme haritası dayatılacak.

Bölünme haritası etnik kavga başlatacak. Türkiye, Bosna-Hersekleşerek etnik bir kaçma-kovalamanın pençesine düşebilecek.

Akan kan sömürüsü yapanlar.

Korkumuz Türkiye’nin bölünmüş Irak haline gelmesine sizin koltuk kapma uğruna su taşımanız.

Akil adam da bilgisiz!

Atatürk Kültür Merkezi’nde düzenlenen ve “Akil İnsanlar Heyeti”nden bazı isimlerin de katıldığı toplantıda Güneydoğu’da mayın patlaması sırasında iki bacağını da yitiren Gazi Selçuk Çelik, takma bacağını çıkartarak katılımcıların suratına fırlattı. Anlayana tokat gibi cevap oldu. Toplantıda akil adamlardan Hayrettin Kahraman, “Herkes ne verdiniz de bunlar bırakıp gidiyor diyor. Vallahı siz ne biliyorsanız ben de o kadarını biliyorum. Bize söylemediler” dedi.

SÖZCÜ

Necati Doğru : Kestaneden küsüşme !

f4de1_Necati_DoC49Fru_07.01.2011_2954982_sondakika-hakkinda-haber.jpg

10 yıldır tanıyoruz.

Böyle kibarlık görmedik.

Tayip Erdoğan, lafını esirgemeyen, sözün en keskini, kelimenin en ağırını bulup bağırarak söylemekten zerre kaygı duymayan hırs ve öfke atına binmiş bir süvari.

Ya hep. Ya hiç.

Kodu mu oturtuyor.

Aydın Doğan’a Al Capone demişti.

Gazeteleri ve TV’leri, lüks otelleri, fabrikaları, sayısız şirketleri, şehir arsaları olan işadamını, Amerikalı mafya liderine benzetmişti.

Haysiyet kırıcı bağırıyor.

Daha önceki gün söyledi.

Yandaş olmayan, kendine dalkavukluk yapmayan, demokrasinin muhalefet ihtiyacını dile getiren gazetecilere “çapulcular” diye çamur sıvadı.

* * *

Küsmek onun kitabında yok.

“Söyledim. Yapmadı. Darıldım” demek Tayyip Erdoğan’ı anlatan bir davranış değil. Sultanahmet Camii siluetini (tarihi görüntüsünü) delici ve TMSF’den alınmış devlet arazisinin üzerine 36 kat gökdelen dikici Mesut Toprak adlı işadamı;

Başbakan’ın İstanbul İmam Hatip Lisesi’nden okul arkadaşı, yoldaşı, Sütlüce’de yükselen AKP il binasının müteahhidi ve arsanın sahibi…

Başbakan İstanbul sevdalısı.

Tarihi görüntü aşığı.

Siluet seviyor.

kadaşı, siluet deliyor.

Tarihi görüntü katili.

Bu durumda Tayyip Erdoğan gibi sözünü zehirli hançer gibi kullanan birisi; “…(!) kendisi ile görüşüp binaları traşlaması için ricada bulunduk…

Baktım hiçbir şey yapmadılar. Çok kırıldım. Şimdi o insanlarla konuşmuyorum…” türü nazik, kibar cümlelerle “küsmüşlüğünü” basın önünde halkla paylaşır mı?

* * *

Kesinlikle takiyye!

Gerçeği gizleme.

Gündem değiştirmek.

Bu gerçek bir küsme olmaz. Şehir rantını; “yeyin efendiler yeyin bu yağma sofrası (han-ı iştaha) sizin” dercesine iktidar zenginlerinin önüne koymuş Tek Adama “küsmek gibi bir pasif tepki” yakışamaz.

Arkadaşıdır diyelim.

En azından “Siluet celladı…” diyebilirdi, kibarlaşıyor; “sözümü dinlemedi, darıldım” diyor.

* * *

Kesinlikle inandırıcı değil.

Siluet hassasiyeti önemli.

İstanbul Mimarlar Odası, Zeytinburnu’da bu siluet delici 36 kat binaların yapımı için daha temel toprağına kazma vurulduğu gün rapor yazıp bizzat Başbakan’a ve bakanlara gönderip, uyarmıştı.

Dinlemediler.

36 kat yüksekliğe izin verdiler.

Açıkça göz yumdular.

Şimdi; “gerçekten siluet hassasiyeti taşıyorlarsa” ellerinde kanun var. Bu binaları “kent suçu işlemiş” kapsamına alıp (2863 sayılı Kültür Varlıklarını Koruma Yasası) yıkabilirler.

CHP’yi beğenmiyorlar.

Nurettin Sözen bunu yapmıştı.

Park Otel’in üst katlarını yıkmıştı.

Belediye Başkanlığı görevini Nurettin Sözen’den devralan “Siluet sevici Başbakan”ın, siluet delici arkadaşı işadamı ile küsüşmesi kestane.

Kestaneden küsüşme!

SÖZCÜ

Necati Doğru : Kanlı Apo ! Kirli para !

f4de1_Necati_DoC49Fru_07.01.2011_2954982_sondakika-hakkinda-haber.jpg

63 çıplak! bir hamam!

Bizim Adana’da bir halk tekerlemesi var. Şöyle söylenir:

Zaman zaman içinde.

Kalbur saman içinde.

Deve delleklik eder.

Sıçan berberlik eder.

Eski hamam içinde.

“Hamamcının tası yok” diye devam eden uzun tekerlemenin hangi durumlar doğduğunda söylendiğini bilmek istiyorsanız, bir Adanalı dostunuzu bulun o size anlatsın. Veya Abidin Dino’nun (şu mutluluğun resmini yapan ünlü ressam) Adana Yazıları’nı toplayan kitabını (Hazırlayan Murat Bayraktar- Karahan Kitapevi) okuyun. Tekerlemeyi ilk kez 1944 yılında Adana’da Türksözü Gazetesi’nde Abidin Dino yazıya geçirdi.

69 yıl olmuş.

Tekerleme yine geçerli.

Bugünü kucaklıyor.

* * *

Bir hamam kuruldu.

İki kurnası var.

Birinde kanlı Apo yıkanıyor.

Adına “Barış Süreci” denildi.

Dellekler 63 akil adam yapıldı.

Apo keseleniyor.

Yıkanıp, paklanıyor.

Sıçanlar berberlik eder oldu.

Öcalan tıraşlanıyor.

Kanlı Apo’ya yeni ayar!

Özerklik verilecek.

Hamamın diğer kurnası da hazırlandı. Müşterisini bekliyor.

Hükümet gazetelerinden Hürriyet, Sabah, Milliyet, Zaman, üç günden beri birinci sayfalarından “Varlık Barışı Süreci”nin de başlatılacağını sevinçle, coşkuyla, övgüyle haber yapıp yayınlıyorlar.

Bakan Ali Babacan açıkladı.

Kirli para hamama alınacak.

Dellekler bulunacak.

Berberler belirlenecek.

* * *

Türkiye’de kazanılmış, devlet kayıtlarına geçmemiş, vergisi ödenmemiş Malta, İsviçre, Güney Kıbrıs, Anguilla, Andora, Antiqua, Aruba, Bahamalar, İngiliz Virjin Adaları, Seyşeller, Cayman, Bermuda gibi kirili para merkezlerine kaçırılmış ya da Türkiye üzerinden yurt dışına PKK kontrolünde giden eroin, uyuşturucu satışından elde edilen kanlı dövizler, “Varlık Barışı Süreci” ile hamama gelecekler.

Yıkanıp, yunacaklar.

Keselenip, paklanacaklar.

Ekonomiye büyük katkı!

* * *

168 milyar dolar, Türk-Kürt fark etmez işadamlarının, tüccarların, politikacıların, üst kademe bürokratların kirli paraları ile 60 milyar dolar da PKK’nın uyuşturucudan birikmiş kanlı parası, bu “varlık barışı ilanıyla” ülkeye geri dönüş yapacak.

Girerken soran olmayacak.

Nereden kazandın?

Niçin kaçırdın?

Denmeyecek.

Hoş geldin hamama!

Dellekler seni bekler.

Keselerimiz çok özel.

Bu sıcağa kir dayanmaz.

Temizlen işadamımız!

Sembolik bir vergi alınacak.

O da hamam parası sayılacak.

* * *

Kirli paraya cennet ayarı!

Apo’ya da özerklik ayarı!

Aynı hamamda verilecek.

Ülkemiz uçuşa geçecek.

Tarih şu kaydı düşecek:

Kanlı Apo!

Kirli Para!

63 Çıplak!

Bir Hamam!

Traşlanacak gökdelende kaç AKP’linin dairesi var?

İstanbul silüetine (tarihi görüntüsüne) arkadan “Hoyrat bir beton gibi” diklenerek Başbakan’ı kahreden Zeytinburnu’nda 36 katlı gökdelenler, tıraşlanacak mı? Başbakan, “Bu gökdelenleri diken işadamı Mesut Toprak yakından tanıdığım biri…

Söyledim…

Tıraşlamalarını beklerken yapmadılar, kırıldım, küstüm” diyor. 36 kata izin veren kendi arkadaşı, yoldaşı, fikirdaşı, partidaşı, namazdaşı, Büyük Şehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş… Acaba bu 36 katlı gökdelenlerin en hoş manzaralı olduğu için en pahalı olan katlarında kaç tane seçilmiş, seçilmemiş AKP’linin dairesi var? Bu yüzden mi tıraş yapacak ustura sahibi sünnetçi bulunamıyor? Küsme Başbakanımız, araştır!

SÖZCÜ

Necati Doğru : Kürtçe monolog !

f4de1_Necati_DoC49Fru_07.01.2011_2954982_sondakika-hakkinda-haber.jpg

40 yıldır beklemiş. Acısını içine gömmüş. Oğlunu şehit vermiş. Yakını gazi olmuş. Onlara; “barış gelsin istiyor musun?” diye soruyorlar.

Kim istemez?

Yüzde 100’ü ister.

Onlar sabırla beklemişler.

Akan kan dursun.

7 bölgeye “akil insanlar” adıyla yayılan “63 Hükümet Adamı”na gittikleri bölgede bu sabırlı insanlar, görüşlerini efendice anlatıyorlar.

Bayrağı tartışmayız.

Toprağı tartışmayız.

Cumhuriyeti tartışmayız.

Biz zaten kardeşiz.

Türk ile Kürt’ün çatışması yok. Kan döken bizler değiliz. Kan döken dağdaki silahlı terörist. Siz akil adamlar “kanın durmasına yardımcı olacaksanız, kan dökücülere ve onların önder, lider, temsilci kabul ettiklerine gidin” demek istiyorlar.

* * *

Çok affedersiniz.

Yazmak zorundayım.

Galiba Başbakan’ın “Akil Adam” olsunlar diye seçtiği 63 kişi “Dar Kafalı Adam” çıktı.

Kanı akıtan dağdaki terörist.

Karakol basan o.

Öğretmen kaçıran o.

Otobüs yakan o.

Silahı bırakacak olan o.

Ülkeyi terk edecek olan o.

Akil adamlar, dar kafalı. Zamanı boşa harcıyor. Yanlış adreslere; Düzce’ye, Konya’ya, Malatya’ya, Diyarbakır’a, Mersin’e, İzmir’e, Urla’ya, 40 yıldır kanın durmasını sabırla beklemiş insanları dinlemeye gidiyorlar.

* * *

Önceki gün Ege Akil Heyeti’nin gazetelerde fotoğraflı haberi vardı.

Haberden okudum.

Heyet İzmir’e gitmiş.

Urla’ya ulaşmış.

Kemalpaşa’da bir kahvede masa etrafında oturmuşlar. Heyet Başkanı (Tarhan Erdem) yardımcısı, sekreteri, heyetin 7 üyesi ayakta başında imamların camide giydiği türden beyaz bir takke Sabri Nehir adlı vatandaşı dinliyorlar.

Sabri Nehir, İzmirli değil.

Muş’tan göç etmiş.

Kürtçe konuşuyor.

Heyette Kürtçe bilen yok.

* * *

İzmir’in Kemalpaşa’sına kadar giden Ege Akil İnsan Heyeti Başkanı ile üyeleri bula bula Muşlu Sabri Nehir’i bulmuşlar, onun Kürtçe olarak; “barış sürecinin artık engellenemeyeceğini anlatan” nutkunu dinliyorlar. Ve heyet üyelerinden Prof. Dr. Baskın Oran da Muşlu Sabri Nehir’in Kürtçe konuşmasını dinledikten sonra masa üzerindeki bardağı göstererek; “bardağın tamamı kanla doldu” vurgulu konuşmasını Türkçe yapıyor.

Gazete şu başlığı koymuş:

Kürtçe Diyalog.

Diyalog iki kişi aynı dili konuşursa olur. Tek kişi, kendi dinler kendi konuşursa monolog olur. Muşlu Sabri Nehir’in yaptığı Kürtçe monolog.

Akil Heyet İzmir’e gitmiş.

Bula bula Muşlu buluyor.

Kürtçe monolog dinliyor.

Bardağı kanla dolduran da sanki Ege halkıymış gibi Heyet’in profesörü de “bardak kanla doldu” diye monolog nasihat çekiyor.

Dar kafa heyet olmuş.

Halkla kafa buluyor!

Monolog heyeti!

SÖZCÜ

YÜKSEK STRATEJİ

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

Fight "Gang Stalking"

Expose illegal stalking by corrupt law enforcement personnel

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

The WordPress.com Blog

The latest news on WordPress.com and the WordPress community.

%d blogcu bunu beğendi: