Etiket arşivi: nuri MALİKİ

KÖŞEYE SIKIŞAN MALİKİ GRUBUNDAN FEDERALİZM ÇIĞIRTKANLIĞI

İRAN ANALİZ / Nuri el-Maliki’nin başkanlığını yaptığı tamamı Şiilerden oluşan Kanun Devleti Koalisyonu Zi-Kar eyalet meclisinden federal güney bölgesi ilan etmesini istedii. 2003 işgaliyle birlikte başta Abdulaziz (şimdi Ammar) el-Hekim liderliğindeki Irak İslam (Devrim) Yüksek Konseyi gibi çeşitli İran güdümündeki fanatik örgütler Irak’ın güneyinde bağımsız Şii federal yapı kurmak için yoğun çalışmalar yürütmüşlerdi. Ancak başarısız olunca, konjonktüre bağlı olarak taktik değiştiren bu Şii örgütler yeniden Irak’ın bölünmesi için düğmeye bastı.

İran güdümündeki Irak İslam Yüksek Konseyi’nin (el-Hekim Grubu) uzun süre çalıştığı, ancak kamuoyu yoklamaları ve birkaç oylama girişiminde şiddetli tokat yiyerek geri adım attığı güney bölgelerinde Şii federalizmini sağlamaya yönelik girişimler yeniden günyüzüne çıkmaya başladı. Irak’ın bölünmesi için geniş kapsamlı Sünni etnik temizlik saldırıları yürüten, vatansever Şii alimleri ve çeşitli şahsiyetleri suikastlara öldüren Bedir Tugayları adlı İran destekli Şii terör örgütünün bağlı bulunduğu yapılar başarısız oldu. Bu grubun BOP projesini yürüten aşırı İslam düşmanı Evanjelist Bush ve ekibiyle ciddi müttefik olduğu hatırdan çıkartılmamalı.

Aşağıdaki fotoğrafta Sünni düşmanı (makbur) Abdulaziz el-Hekim ile Bush’un sağ kolu görülüyor.

Açıkça federalizm çağrısı yapan, bu yönde büyük miktarlarda kaynaklarla elindeki tüm imkanları seferber eden İran uzantısı oluşumların dedikleri İran-Şii lobisine bağlı karapropaganda siteleri tarafından tam tersi şekilde aktarıldı. Sanki el-Hekim ve diğer Şii partiler Irak’ın parçalanmasına karşı bir politika yürütüyormuş tarzında verilen haberlerin bir müddet sonra farklı ajanslar, resmi kanallar ve İngilizce kaynakların ifşa etmesi ile yalan olduğu ortaya çıktı.

Ülkeyi bölmeye çalışan İran uzantısı bu oluşumların Türkiye’deki benzeri uzantılarının “milli birlik ve beraberlik” yönündeki çağrılarının takiyyeden ibaret olduğu zamanla daha iyi anlaşıldı. Yine Hekim gibi farklı farklı ülkelerde İran uzantısı olarak çalışan fanatik Şii örgütlerin şimdi Suriye’de bir Alevi Federal devleti kurulması için altan alta yoğun çalışmalar yürüttükleri biliniyor. Federalizm ve Şii bölgesi çağrısında bulunan Maliki’nin bir önceki seçim kampanyasında tek Irak sloganlarının şimdi işe yaramaması nedeniyle yeniden federalizme sarıldığı görüldü.

Bu çerçevede Maliki’nin başkanlığındaki Şii Kanun Devleti Koalisyonu Zi Kar Eyalet Meclisinden güney bölgelerinde federalizm talebinde bulunarak burasının “Sünni eyaletlerden tamamen azledilmesini” istedi.

Batı bölgelerindeki dört eyaletin “Şii düşmanı” olduğunu söyleyen Kanun Devleti Koalisyonu “mezhepçi” diye yaftaladığı milyonlarca Sünni Iraklıdan kurtulmak için güney bölgelerini ayağa kalkmaya davet etti!

Yöneticileri, kadroları ve unsurlarının tamamının Şiilerden oluştuğu yüzde 100 mezhepçi Dava Partisinin Zi Kar eyalet meclisindeki temsilcisi Abdulhüseyin Hicran konuşmasında Anbar’da askerleri öldürülen operasyonların sonucunun Şiilerin hedef alınması olduğunu ileri sürdü. Bir adım ileri giden Hicran batı Irak’taki dört eyaletin açık bir şekilde Şii düşmanı olduklarını, güneydeki halkı hedef almak için mezhepçi temellerde kışkırtma yapılan konuşmalar olduğunu söyleyerek kendisinin alenen yaptığı şeyi başkasına nisbet etti.

Oysa 2003 işgaliyle birlikte Amerikan ve batı güçlerinin tanklarıyla birlikte Irak’a dönen çoğu Şii örgüt yıllarca İran’da ve Suriye’de eğitilen, burada beslenip terör faaliyetleri yürüten yapılar olarak öne çıkmıştı. Bunların 2003′ten bu yana işgalcilerle birlikte iktidarda olduğu Irak’ta çoğunluğunu Şiilerin oluşturduğu güney bölgelerindeki halk da şiddetli yoksulluk, fakirlik, açlık, eğitimsizlik, altyapı ve diğer hizmetlerdeki ihmaller ve beceriksizlik ile karşı karşıya. Batı veya Sünni nüfusun yoğun olduğu bölgelerde aynı sıkıntıları yaşayan halk bu duruma ilaveten, fanatik mezhepçi iktidarın Sünni düşmanlığı ile karşı karşıya. Bu noktada dile getirilen adaletin tesisi, zulmün kaldırılması talebi, işgal hükümetinin mezhepçi ve kanlı siyasetine eleştiriler, işgal anayasası ve siyasi sürecin baştan ele alınarak yeniden dizayn edilmesi gibi taleplere aklı başında Şii din adamları, aşiretler ve halk da destek veriyor.

Taklid merci Ayetullah el-Uzma Mahmud es-Sarhi gibi din adamları da mezhepçi fanatizmden beslenerek ülkeye en büyük zararı veren İran rejimini eleştiriyor, ülkedeki Şii-Sünni ve diğer ırk-din mensuplarının binlerce yıldır burada yaşadığı gerçeğine dikkat çekiyor.

Reklamlar

ARAŞTIRMA DOSYASI : Irak’ta “Yeni” Sünni Ayaklanması: Maliki’nin Sonu mu Başlangıcı mı ?

Yrd. Doç. Dr. Serhat Erkmen

ORSAM Ortadoğu Danışmanı

Bilgay Duman

ORSAM Ortadoğu Uzmanı

23 Nisan 2013 günü sabah erken saatlerde Kerkük’te uzun süreden beri devam eden gösterilerde açlık grevine başlayan göstericilere Irak ordusunun müdahalesi sonucunda şimdiye kadar 85 kişinin öldüğü ve yüzlerce kişinin yaralandığı bildirilmektedir. Olaylar Kerkük’ün tamamında değil Sünni Arapların çoğunlukta yaşadığı Havice İlçesi ve Selahattin Vilayeti’ndeki Tuzhurmatu ilçesine bağlı Süleymanbeg Nahiyesi’nde gerçekleşmektedir. Halen devam eden olayların nasıl başladığı konusunda çeşitli spekülasyonlar bulunmaktadır. Bazı kaynaklar, önce göstericilerin ordu birliklerine ateş açtığını ileri sürerken, bazı kaynaklar da ordunun gösteriyi dağıtmak için başlattığı operasyonun şiddet eylemine dönüştüğünü iddia etmektedir. Ordunun gösteri alanlarında çeşitli silahlara el koyması göstericilerin olası bir çatışmaya önceden hazırlıklı olduğunu göstermesine rağmen olayların Irak’ta son dönemdeki siyasal gelişmelerden bağımsız olmadığı söylenebilir.

Olayların başlangıç noktası 2012 yılının sonunda Anbar, Musul ve Selahattin’de başlayan daha sonra Kerkük’e ve kısmen Diyala’ya ulaşan gösterilerdir. Bu gösterilerde Sünni Araplar temel olarak; ülkedeki Sünni Arap siyasetçilere yapıldığını iddia ettikleri baskılara son verilmesini, yeni terör yasasının güvenlik güçlerine tanıdığı keyfi uygulama ayrıcalığının iptal edilmesini; Maliki hükümetinin izlediği iddia edilen mezhepçi politikaların sonlandırılmasını; tutukluların serbest bırakılmasını ve Sünni bölgelerdeki yetersiz devlet hizmetlerinin artırılmasını talep etmişlerdir. Gösteriler zaman zaman şiddet eylemlerine sahne olsa da son günlere kadar önemli bir şiddet dalgası yaratmamıştır. Ancak Havice ve Süleymanbeg olayları ülkeyi hem yeni bir şiddet dalgasına hem de ciddi bir siyasi krize sürüklemektedir. Nitekim Havice ve Süleymanbeg’de Sünni Araplar kamu binalarını ele geçirmiş ve ordunun kuşatması altındaki bölgelerde ciddi bir direnişe hazırlık yapmaya başlamışlardır.

Aynı şekilde Diyala’ya bağlı Celevle ve Karatepe’de ordu ve aşiret güçleri arasında çatışmalar başlamış, Kuzey Irak’taki peşmerge güçleri Kerkük civarına doğru hareketlenmeye başlamıştır. Anılan bölgeler Kerkük Bağdat yolu üzerindeki en stratejik geçiş noktaları olması, 2008 ve 2012 yıllarında gerek merkezi hükümet ile IKBY gerekse merkezi hükümet ile Sünni Arap aşiretleri arasında çatışmaların merkezi olması nedeniyle son derece önemli bölgelerdir. Dahası bu bölgelerdeki Havice ve Süleymanbeg’in bağlantı yolları olması ve çatışmaların etnik ve mezhepsel karakteri bu bölgelerin bağlantılı Musul, Anbar ve Selahattin gibi yerlere çatışmaların yayılma eğiliminde olmasına neden olabilir.

Bununla birlikte bu olayların daha spesifik olarak statüsü tartışılan Kerkük’teki istikrarsızlığı arttırması ihtimal dahilindedir. Zira Haviceli Sünni Arapların akrabalarının bir kısmı da Kerkük’ün merkezinde yaşamakta ve zaman zaman burada da gösteriler yapmaktadır. Merkezi hükümetin Kerkük’teki ağırlığını arttırma çabası içerisinde Sünni Araplardan aldığı destek, son gelişmelerle birlikte tükenmiş gözükmektedir. Bu durum Kerkük üzerinde IKBY’nin etkinliğini artırmasını beraberinde getirecektir. Kerkük üzerindeki mücadele güvenlik boşluklarını ortaya çıkarmasının yanı sıra siyasal çekişmeyi de derinleştirecek ve bu hükümet içerisindeki istikrarsızlığı da körükleyebilecek niteliktedir.

Olayların bu boyutunun yanı sıra hükümet içinde yarattığı kriz de bir erken seçimi tetikleyebilecek ölçüdedir. Zira uzun süredir bakanlar kurulu toplantılarına katılmayan Sünni Arap bakanların yanı sıra bir süredir bakanlar kurulu toplantılarını protesto eden Kürt bakanların da geçici olarak yeni bakanlarla değiştirileceğinin ilan edilmesi Irak hükümetinin neredeyse sadece Şii bakanlardan oluşur hale gelmesine neden olmuştur. Zaten hükümetin kurulmasından bu yana atanamayan bakanların (İçişleri, Savunma vb) durumu nedeniyle mevcut olan sorunlar iyice artmıştır. Üstelik son olaylar sonrasında istifa eden Sünni Arap bakanlar son aylarda Maliki’ye yakın olmakla suçlanan kişilerken, Irak Dışişleri Bakanı Hoşyar Zebari de ılımlı karakteriyle bilinmektedir. Dolayısıyla Maliki Sünni Araplar ya da Kürtlerin neredeyse tamamıyla sorunlu hale gelmiştir. Bu durum Irak’ta hükümetin ömrünü büyük ölçüde tamamladığını göstermektedir. Güvenlik sorunları bahane gösterilerek kısa bir süre içinde erken seçime gidilmesi güçlü bir olasılık olarak görünmektedir. Eğer siyasi ve güvenlik nedenleriyle erken seçime gidilmezse Maliki’nin liderliğinde daha dar çaplı bir desteği olan ve Sünni Arapların ve Kürtlerin çoğunluğunun dışarıda kaldığı yeni bir çoğunluk hükümeti kurulması olasılığı artmıştır.

Özetle, bu gelişmeler Maliki’nin siyasi geleceğini belirleyecektir. Maliki’nin bu süreçten rakiplerini bastırarak tek bir güç olarak çıkması onun 3. Başbakanlık dönemi çerçevesinde yürütülen yasal tartışmaları aşmasını ve Şiilerin büyük bir kısmını peşinden sürüklemesini sağlayabilir. Bu Maliki açısından yeni bir dönemin başlangıcının işareti olabilir. Ancak olayların kontrolden çıkması ve güvenlik sorunun ülkenin geniş bir coğrafyasını kapsaması Maliki’nin bir daha başbakan olamayacağı ve ülkedeki siyasi denklemin baştan aşağı değişebileceği bir dönemi başlatabilir.

MALİKİ’Yİ ELEŞTİREN Şİİ DİN ADAMI SUİKASTTAN KURTULDU

İRAN ANALİZ / Şii araştırmacı ve din adamı Reşid el-Hüseyni geçtiğimiz günlerde Maliki Hükümetine yönelik şiddetli eleştirilerinin akabinde suikasta uğradı. Babil eyaletindeki bir konferansta Maliki Hükümetini, başarısızlıklarını ve uyguladığı siyaseti şiddetli bir şekilde eleştiren, bu konuşması sosyal medya aracılığıyla geniş kitlelere ulaştırılan Şii din adamının bombalı saldırıdan kurtulduğu belirtildi.

İnternet ortamında geniş şekilde yayıldığı Şeyh el-Hüseyni’nin konuşmasıyla ilgili olarak da tartışmalar sürüyor. Maliki Hükümeti başta olmak üzere siyasi süreci reddeden, katılmama çağrısı yapan, ciddi yolsuzluk ve çürümelere dikkat çeken Iraklılar milli servetin kimler eliyle, nasıl ve neden çarçur edildiğini sorguluyor.

“Nerede paralarımız, nerede milli servetimiz, bu kadar zamandır iktidarda olanlara sormak gerekiyor? Nerede hani hizmet? Nerede elektrik, nerede iş, nerede güvenlik?” diye sorular yönelterek milyonların duygularına tercüman olan Şii din adamı el-Hüseyni mevcut Irak’ın ne durumda olduğunu gözler önüne seriyor.

Maliki Hükümeti’ne bağlı tüm devlet kurum ve kuruluşlarını kemiren inanılmaz yolsuzluklara işaret çeken el-Hüseyni’nin konuşmasında Irak halkının yaşadığı sıkıntıların, mevcut durumun ve boyutlarının neler olduğu açık ve net bir şekilde kamuoyu ile paylaşılıyor. Kelimenin her anlamıyla yolsuz bir hükümet olarak tavsif ettiği Maliki başkanlığındaki yapının ülkede aslında neleri başarmadığına dair vurgular yapılıyor. Hata üstüne hata yapan bir hükümet olarak tanımladığı yapının attığı adımlara değiniliyor.el-Hüseyni’nin birçok açıdan Maliki hükümetini hedef alan acıtıcı açıklamalarının sonucu ise silahlı suikast saldırısı oldu. Necef’te Çarşamba günü sabahı yapışkan türü bombanın aracına yerleştirilmesi sonucu basit bir yara ile saldırıdan kurtulduğu kaydedildi.

el-Hüseyni’nin de konuşmasında dile getirdiği bir husus altı şehri kapsayan göstericilerin taleplerine cevap verme olarak gördükleri Baasçılarla ilgili atılan adım. Bu iddilara göre sözde Baasçılar ve Saddam Fedayilerinin görevlerine geri getirilmesi yönünde şu an sadece iddiadan ibaret olan Maliki’nin taktiksel adımına yönelik şiddetli tepkiler olduğu belirtiliyor. Sadr Grubu ve diğer birçok Şii grubun şiddetle karşı çıktığı bu iddiya göre Maliki tarafından sözde Baasçıların eski görevlerine getirtilmesi, el konulan malvarlıklarının geri verilmesi veya emekli maaşlarının bağlanması gibi hususların yapılacağı öne sürülmüştü. Oysa Dava Partisi liderlerinden İzzet Şabender yaptığı açıklamasında Baasçıların bir devlet dairesinde genel müdür dahi olamayacağını, bu yönde yasa bulunduğunu, dahası beşli filtreleme sistemi ile bu kişi veya kişilerin her halükarda yoğun bir oto-kontrol mekanizması ile zaten engellendiğine dikkat çekti. Bu da aslında 2003 işgaliyle birlikte Baassızlaştırma yasası çerçevesinde üst düzey devlet makamlarında Kürt veya Şii kökenli Baasçılar dururken neden diğer Baasçıların tasfiye edildiği sorusuna cevap teşkil ediyor. Zira Sadr grubu ve diğer Şii yapıları temsil eden devlet görevlilerden birçoğunun Saddam döneminde Baas Partisi yöneticisi ve kadrolarını oluşturduğu biliniyor.

MALİKİ’DEN Şİİ MERCİLERE DARBE GİBİ KARAR

İRAN ANALİZ / Necef’teki en büyük Şii dini mercilerden birisi olan Beşir en-Necefi’nin resmi sözcüsü Ali en-Necefi yaptığı açıklamasında başbakan Nuri el-Maliki’nin babasının talebeleri de dahil Pakistanlılardan oluşan havza talebeleri için ikamet başvuru dairesine talimat geçti. Talimata göre Iraklılar dışındaki Şii havza öğrencilerinin kendi ülkelerine geri gönderilmesi isteniyor. Bu karar Şii havzalar özellikle en-Necefi nezdinde şok etkisi yaptı.

Ali en-Necefi Cuma günü müridleriyle yaptığı konuşmasında gündemdeki bazı gelişmelere dair açıklamalar yaptı. Buna göre Maliki geçtiğimiz günlerde yabancılara ikamet veren ilgili daireye gönderdiği talimatında Şii havzalarda okuyan Iraklılar dışındaki öğrencilerin ikametlerinin iptal edilmesini istedi. Şii merciler arasında şok etkisi yapan kararla ilgili olarak değerlendirme yapan en-Necefi: “Maliki’nin yaptığı bu icraatlar bize Saddam’ın icraatlarını hatırlatıyor. O da Havzayı sınırlandırmayı, siyasi hayata müdahale etmekten onları uzaklaştırmayı hedeflemekteydi.” dedi.


Merci olan babasının yaptığının hükümetin işlediği yolsuzluk gibi herkesin gözleri önünde cereyan eden şeyleri eleştirmek olduğunu söyleyen oğlu bunun halka yönelik (Şii) mercilerin görevleri olduğunu belirtti.

AŞIRI Şİİ BURATHA AJANSINDAN MEZHEPDAŞI MALİKİYE SALDIRI

İRAN ANALİZ / Şeyh Celaleddin es-Sağir adlı fundamentalist Şii din adamının denetimindeki Buratha Haber Ajansı yayımladığı makalesinde Maliki’yi yerden yere vurdu. Muhammed Casim imzalı makalede Dava Partisine ait Afak adlı uydu kanalının iktidar partisince finanse edilmesinden, İran müdahalesine kadar malum olan; ama çeşitli çıkar çatışmaları nedeniyle şimdi gündeme getirilen hususlar yazıldı.

Fars veya Mehr Haber Ajansı gibi yalanlarıyla, uydurduğu haberlerle ve tekziplerle meşhur olan, aşırı Sünni düşmanlığıyla öne çıkan sitenin sahibi Celaleddin es-Sağir adlı Şii din adamı. Kendisi Ammar el-Hekim başkanlığındaki Irak İslam Yüksek Konseyinden olan es-Sağir Kürt bölgesinden aday olmuş, sadece yüzlerce oy almış, buna rağmen nasıl olduysa milletvekili seçilmişti!

Yazıda verilen bilgiler kanalda çalışıp ayrılan bir şahsa dayandırılıyor. Buna göre mezkur şahıs şunları söylüyor: “İktidardaki Dava Partisine ait Afak uydu kanalında 2006 yılından 2013 Şubat ayının ortalarına kadar çalıştım. Burada birçok şey gördüm ve onları şimdi okuyucular ile paylaşıyorum…

Kanal Müsenna Havalimanı Üssünde 2006 yılı başlarında kuruldu. İranlı ekip kanalın ekipman ve sistemini, yeni ekibin yetiştirilmesi işlemlerini Tahran’daki Seher Kanalı binasında yürüttü. Kanalın ekibi toplamda 512 kişi. Bunlar aylık olarak maaşlarını Başbakanlık Ofisinden almaktadırlar. Maaşları aldığımız imzalanan belgelerde ise görev yapılan ünvan ve isimlerin karşısında Başbakanlık Basın Birimi veya Bakanlar Kurulu Basın veya bir kısmında Bakanlar Kurulu Genel Sekreterlik kısmı yer almaktaydı…”

Güvenirliliği yüzde yüz tartışılsa da Buratha News adlı sitenin kendi mezhepdaşlarına yönelik verdiği haberlerin doğru olma ihtimali bulunuyor. Zira kendileri arasında takiyye yapmaları tavsiye edilmiyor! Sözlerine şu şekilde devam ediyor kanalın eski çalışanı:

“Kanalın İran, Suriye, Lübnan, Filistin, Mısır, Türkiye, Amerika, İngiltere ve İsveç’te ofisleri bulunuyor. Bu ofislerde toplam 36 kişi çalışıyor. Çoğunluğu Iraklı değil. Buna rağmen bu kişilere Irak Bakanlar Kurulu Basın çalışanı gibi maaşları dolar üzerinden verilmektedir…”

Maliki başkanlığındaki Afak Uydu Kanalının aylık olarak harcadığı para ise milyon doları aşıyor. NileSat, ArabSat, HotBird, Avustralya, Türkiye ve İran gibi ülkeler üzerinden canlı yayın kiralaması mevcut.

2008 yılında Başbakanlık (Maliki) Ofisi canlı yayın yapmaya imkan tanıyan donanımlı dört araç satın alır. Her bir aracın fiyatı ise 290.000 (ikiyüzdoksanbin) dolardır. Bunlar VAN tipi Mercedes marka SNG cihazı da içeren kanallar olup, satın alınarak Kanala hediye edildi. Bunlardan ilki kanal binasında, ikincisi konferanslar sarayında, üçüncüsü Tahran ofisinde ve dördüncüsü ise Beyrut ofisinde bulunmaktadır.

2009 yılına gelindiğinde kanal Müsenna Havalimanı arazisinde 20 dönüm sahibi olmuştur. Burada bir metre karşılığı sadece 100.000 Irak dinarıdır. Oysa el-Mansur belediyesine ait araziye bakıldığında metresinin 3000 dolar olduğu görülmektedir. Kanalın tüm çalışanları tam bir ay boyunca dışarıda Tahran, Beyrut, Kahire, Paris’te dış eğitim kurslarına gönderildi. Bu çerçevede örneğin bu bilgileri aktaran şahsın Amman’da Başbakanlık Sekretaryası hesabından 25 kişilik ekibe 750.000 doların yatırılmasını beklediğinden ötürü Paris’teki eğitime üç hafta geciktiklerini kaydetmektedir.

Yine verdiği bilgiler arasında şunlar yer almaktadır:

el-İttihad Gazetesi, ed-Da’va Gazetesi, Afak Radyosu, Bintül Hüda Radyosu, Kabdetul Hedy Dergisi gibi Şii Dava Partisine ait basın-yayın kuruluşlarında çalışan personelin maaşları Maliki’nin başbakanlığındaki genel sekreterlikten ödeniyor.

İran uzantısı olan Irak İslam Yüksek Konseyi adlı oluşuma bağlı Buratha adlı haber sitesinin bunu “yolsuzluk, fesat ve iltimas” çerçevesinde vermesi uzmanlar tarafından “tencere dibin kara, seninki benden kara” atasözü ile yorumlanıyor. Zira Maliki hükümetinde el-Hekim başkanlığındaki yüksek konsey de birçok önemli devlet makamını işgal etmiş durumda. Tıpkı Mukteda Sadr ve diğer Şii partilerde olduğu gibi hepsi de Meclis Şeffaflık Komitesi ve bağımsız Şeffaflık Komisyonun belgeleriyle kanıtladığı gibi yolsuzluklar, rüşvet ve iltimas dosyalarında yer alıyor.

MALİKİ’NİN RESMİ KANAL ÜZERİNDEN SALDIRI POLİTİKASI

İRAN ANALİZ / Maliki’nin denetimindeki el-Irakiyye Kanalı içinden bir kaynak ülkedeki gelişmeleri özellikle Şii kamuoyunu tahrik edecek şekilde farklı yansıtmak, Sadr grubu başta olmak üzere Sünni kökenli siyasileri hedef almak yönünde bir yayın politikası yürütülmesi için yeni talimatlar aldıklarını belirtti.

Maliki’nin basın danışmanı Ali el-Musavi’nin günlük olarak kanalı arayıp talimatlar geçtiğini belirten kaynak bu çerçevede geçtiğimiz günlerde yeni talimatlar geldiğini nakletti. Kanalı arayan el-Musavi ülkenin batısındaki gösterilerin karalanması, ülkede güvenliğin çok kötü olduğu ve Sünnilerle karşı karşıya, meydan okumalara yönelik yoğun haberler, programlar yapılması talimatı geçtiği bildirildi. Özellikle Şii kamuoyunun marjinalize edilmesi, Maliki iktidarının gerekli olduğunun vurgulanması, terör ve şiddet eylemlerinin müsebbinin Sünniler olduğu, Şiilere iktidarın başkalarının eline geçerse nelerle karşılaşabilecekleri gibi korku pompalayan yönde yayın politikası yürütülecek.

Bu yayın politikasını güçlendirmek için özellikle Maliki başkanlığındaki Şii Kanun Devleti Koalisyonu milletvekilleri, maaşlı olarak çalışan sözde bağımsız yazar, çizer, araştırmacı gibi tiplerin konuk edildiği, haberlere, canlı yayınlara bağlandığı programlar yapılacak. Kanalda Sünnilerin yanı sıra hedef tahtasına Mukteda Sadr grubunun ve Kürt siyasilerin de konulduğu belirtildi. Sadr karşıtı haber&programlarda daha çok onlardan ayrılan Asaib Ehlil Hak terör örgütü öne çıkartılacak.

Şattul Arab Haber Ajansının aktardığı bu haberin içeriğinde yer alan yayın politikaları halihazırda İran’ın el-Alem kanalı, Hizbullah’ın el-Menar’ı ve Şii televizyon kanalları başta olmak üzere Türkiye’deki İran&Şii lobisine ait On4 TV, haber siteleri ve Caferilerin çıktığı televizyon programlarında çok yoğun bir şekilde yürütülüyor.

MALİKİ ÜÇÜNCÜ KEZ DAVA PARTİSİ BAŞKANI

İRAN ANALİZ / Lider kadrosu, yöneticileri ve müntesiplerini Şiilerin oluşturduğu Dava Partisi genel kurulunda Nuri el-Maliki bir kez daha parti liderliğine seçildi. Genel kurulda delegelerin çoğunluğunun oyunu alan Maliki’nin karşısında aday olarak giren Ali Edib ise kaybetti.

Şii Dava Partisi genel kuruluna vekaleten Savunma Bakanlığı görevini yürüten Sadun ed-Duleymi, İran-Şii hattı için çalışan ancak Sünni sıfatı öne çıkartılan Halid Molla ve diğer siyasiler iştirak etti.

Talabani’nin yardımcılığını yapan Hıdır el-Hazai’nin başkanlığındaki Dava Partisi Irak Örgütü ile Abdulkerim el-Anzi’nin başkanlığını yaptığı Dava Partisi İç Örgütü de genel kurula katılanlar arasında. Her iki örgüt de tamamen Şiilerden oluşuyor ve ikisi de Dava Partisi’nden ayrılarak kuruldu.

Hatırlanacağı üzere 2003 işgalinde Amerika öncülüğündeki batılı güçlere en büyük desteği veren Şii partiler arasında yer almaktaydı Dava Partisi. Bu hizmetlerinden ötürü işgal sonrasında ilk başbakanlık görevine Dava Partisi resmi sözcüsü İbrahim el-Eşgar el-Caferi getirtildi. Hala kendisi çok önemli görevlerde bulunan Caferi’nin başbakanlığı döneminde on binlerce Sünni kökenli Iraklı ve masum korkunç işkenceler, tutuklama ve tasfiyeler ile öldürülmüştü. Belgesellere konu olan katliamlar ve etnik temizlik saldırılarını Caferi’ye bağlı Şii terör örgütleri, “ölüm tugayları” yürütmekteydi.

YÜKSEK STRATEJİ

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

Fight "Gang Stalking"

Expose illegal stalking by corrupt law enforcement personnel

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

The WordPress.com Blog

The latest news on WordPress.com and the WordPress community.

%d blogcu bunu beğendi: