Etiket arşivi: savaş

CEMAAT & AKP SAVAŞLARI /// YENİ ŞAFAK GAZETESİ : Sandığa paralel tuzak

Paralel yapı 30 Mart’taki yerel seçimlerde AK Parti’nin başarısız olması ve sandığa şaibe karışması için 5 maddelik kaos eylem planı hazırladı. “Seçim çalışması” adı altında görevlendirilecek 100 bin kişinin manipülasyon amaçlı kullanılacağı belirtiliyor.

Erdoğansız AK Parti ve Türkiye için harekete geçen ve 17 Aralık darbe girişimiyle ortaya çıkan ‘Paralel devlet’, 30 Mart seçimleriyle ilgili 5 maddelik kaos planı yaptı. 30 Mart yerel seçimlerinde AK Parti’nin seçimleri kaybetmesi için tüm hazırlıklarını sürdüren paralel yapı, algı operasyonları ile vatandaşları AK Parti’den soğutma çalışmalarına devam edecek. Paralel yapı, internet ortamında ve sosyal medyada yürüttüğü kampanyaya yenilerini ekleyerek kara propagandasına devam edecek.

Oylar en güçlü rakibe
Seçim kampanyası boyunca AK Parti’nin aleyhinde çalışılması

İl il, ilçe ilçe, belde belde seçim analizleri yapan Gülen Hareketi, AK Parti’nin adaylarının karşısındaki en güçlü adayı belirleyecek. En güçlü karşı rakibin partisine bakılmaksızın o adayla ilgili propaganda yapılacak ve seçimde ona oy verilmesi çalışma yürütecek. İstanbul’da Mustafa Sarıgül, Ankara’da ise Mansur Yavaş’a destek isteyen grup, diğer il ve ilçelerde de AK Parti’nin karşısında seçimi kazanma ihtimali olan adaylar için çalışacak.

100 bin kişilik rica ekibi
AK Parti’nin il il ilçe ilçe en yakın rakip adaylarının tespit edilmesi

Paralel yapının en kritik planı ise seçim günü uygulamaya konacak. Bir haber ajansı adına haber takibi yapacak 100 bin kişilik ‘Rica ekibi’ oluşturuldu. Bu kişiler, seçim günü sandıkların kurulacağı okul bahçelerinde eş-dost ve kararsız seçmenleri etkileyip, AK Parti’ye oy vermemeleri ricasında bulunacaklar. Seçim günü seçmenlerin iradesine bu şekilde ipotek koyacaklar.

Hile karıştı denilecek
100 bin kişilik ‘Rica ekibi’yle seçim günü, oylama öncesi ve oylama sırasında eş dost ve kararsız seçmenin yakın markaja alınması

Paralel yapının bir diğer kaos planı ise ‘yalan yanlış seçim sonuç haberleri’ olacak. Ajans aracılığıyla servis ediecek haberlerde, İstanbul başta olmak üzere pek çok ilde AK Parti’yi seçim yarışında geride göstermek üzere hazırlık yapılıyor. 30 Mart akşamı için hazırladığı en büyük senaryo ise AK Parti’nin yüzde 43-yüzde 48 aralığında olması beklenen seçim zaferine gölge düşürmek. AK Parti’nin olası seçim zaferine karşı ‘algı’ operasyonu hazırlığının temel argümanı ise ‘Hükümet sandık sonuçlarına müdahale etti’ iddiası olacak. AK Partili belediye başkan adayları seçim yarışında rakiplerinin gerisindeymiş gibi gösterilecek. 2-3 saat boyunca yayın ekranlarında oyları az tutulan AK Partili adayların gerçek oyları, daha sonra sisteme aynı anda girilecek. Ardından da fısıltı gazetesi aracılığıyla ‘Hükümet, YSK’nın seçim sistemine müdahale etti’, ‘AK Parti oyları gerideyken, birden bire öne geçti’ dedikoduları, facebook, twitter üzerinden bot hesaplar aracılığıyla yayılacak. Seçim süreci boyunca AK Parti’nin aleyhinde karalama kampanyasını sürdürecek olan paralel yapı bütün bunlara rağmen istediği neticeyi elde edemezse, sandıklar açılır açılmaz yayacağı yalan haberlere dayanarak, AK Parti’nin seçim zaferini gölgeleyecek hatta seçimlerin iptal edilmesi için kampanya başlatacak. Kaos planın 5’inci ve son maddesi ‘seçimlere hile karıştı’yaygarası olacak.

800 bin kişi görev yapacak
Kasıtlı bir şekilde yalan yanlış seçim sonucu haberlerinin yapılması

AK Parti, 30 Mart yerel seçim sandıklarında 800 bin kişilik bir ordu görevlendirecek. Geçmiş seçimlerden farklı olarak 800 bin kişinin elinde sandık başına giderken içinde özel geliştirilen yazılım yüklenen akıllı telefonlar olacak. Sandıklar açılır açılmaz ilk sonuçlar telefonla görüntülenip program üzerinden genel merkeze ulaştırılacak. Sayım bitip sonuçlar kesinleşince de oy tutanağının fotoğrafı çekilip genel merkeze gönderilecek.

Sandık görevlileri eğitiliyor
Bütün bunlara rağmen AK Parti’nin istenilen oranın altına düşürülememesi halinde seçimlerde hile var propagandasının yapılması

AK Parti, sandık görevlilerinin eğitimlerini uzun süredir devam ettiriyor. Son aşamada sandıklardan gelen bilgiler, imzalanmış tutanak sonuçları ve Yüksek Seçim Kurulu’ndan yapılacak resmi açıklamayla 2009 yerel seçimindeki sonuçların sandık bazında karşılaştırmalı analizi yapılacak. Belirgin oy sapması görülen sandıklar ile parti veya aday bazında olağan üstü sonuçlar çıkması halinde YSK’dan yeniden sayım yapılması talep edilecek.

AK Parti’den 3 aşamalı önlem
Kaos planından haberdar olan Başbakan Erdoğan’ın verdiği talimat doğrultusunda AK Parti yönetimi, ‘meşruiyet krizi’ çıkarma hazırlıklarına karşı, önlemler geliştiriyor. Çoğunluğu öğrencilerden oluşan gençlerin sandık çevrelerinde çalıştıracağı bilgisine karşı il ve ilçe örgütlerine ‘sandıklara sahip çıkın’ genelgesi gönderildi.

AK Parti Genel Merkezi, sandıklara sahip çıkma ve sandıklardan çıkan sonuçların sağlıklı şekilde Genel Merkez’e ulaştırılması için 3 aşamalı önlem planı hazırladı. Her bir sandığın sonuçlarının tam ve doğru olarak kaydedilerek AK Parti Genel Merkezi’nde değerlendirilmesi için özel bir program geliştirildi. Bu program sayesinde AK Parti sandıklar ile ilgili sonuçlar hakkında anında ve sağlıklı bilgi alma, buna paralel olarak da spekülasyonları önleme şansına sahip olacak. Sonuçların birilerinin müdahalesi ile değiştirilmesinin de önüne geçilecek. Sandıklardan çıkan sonuçlar ile İlçe Seçim Kurulu’ndaki birleştirme tutanakları arasında çelişki görünmesi halinde İlçe ve İl Başkanlıkları sonuçlara derhal itiraz edip, yeniden sayım isteyecek.

2009’daki küçük hata akıllarda
2009 yerel seçimlerinde Cihan Haber Ajansı, İstanbul ve Ankara’daki seçim sonuçlarıyla ilgili yaptığı bir haberde sehven kaosa neden olmuştu. CHA, Beşiktaş’ın verilerini yanlışlıkla Beyoğlu’na girmişti. Böylece ilk sonuçlara göre Beyoğlu’nda seçimi CHP’nin kazandığı zannedilmişti. Yanlış veri girişi, AK Parti ve CHP teşkilatları arasında uzun süre tartışmalara neden olmuştu. CHP seçimlere şaibe karıştırıldığını iddia etmişti.

(YENİ ŞAFAK)

Reklamlar

Ayşenur Arslan : Barış sürecinde miyiz, savaş arifesinde mi ?

aysee.jpg

YURT Gazetesi manşete çekmiş. Medya Mahallesi’nin kalanı ya görmemiş ya da sakin bir köşede yer vermekle yetinmiş. BBC’nin bölge gazetelerinden yaptığı alıntılarda bu, öyle net görünüyor ki. Nitekim BBC analizinde, Türkiye’den sadece YURT Gazetesi’ne atıfta bulunulmuş. Başyazısından alıntı yapılmış.

Yanı başımızdaki savaştan söz ediyorum. YURT, önceki günkü manşetinde, İsrail’in Şam’a saldırısını “SAVAŞ İLANI” diye yorumlamıştı. Ve başyazısında, BBC’nin yer verdiği şu tespiti yapmıştı:

“İsrail’in Suriye’ye karşı başlattığı füze saldırısı, bölgede cehennemin kapılarını açabilecek tehlikeli bir gelişmeye işaret ediyor… Bütün bölgeyi kapsayacak kanlı bir savaş ve dinsel çatışma istikametinde yol alınıyor.”

Bu yorumu, lütfen Başbakan Erdoğan’ın son Suriye açıklamasıyla birlikte okuyun. Her sözcüğü, adeta Kur’an’daki üslubu hatırlatır biçimde seçilmiş. Bu bakımdan insanın aklına “cihat çağrılarını” getiriyor. “Hedef, bölgede Sünni / Müslüman Kardeşliği ” diyenleri doğruluyor. Zaten yoruma bile gerek bırakmadan, kendisi buna açıkça işaret ediyor. “Bizi ilgilendiren ancak ‘inananlar kardeştir’ ölçüsüdür” diyor.

Erdoğan’ın bununla, “gerçek Müslüman” saydıkları Sünnileri kastettiği açık. Sonraki sözleri de aynı açıklıkta. Yorum falan gerektirmiyor:

“ALLAH’IN KILICI” SLOGANI YAKINDIR!

“Ey Beşar Esad, vallahi bunun hesabını vereceksin. Başkalarına göstermediğin cesareti ağzında emzik olan kundaktaki bebeğe göstermenin bedelini çok ama çok ağır ödeyeceksin. O çocukların arşı inleten figanı inşallah Rabbimin ‘Müntakim’, Rabbimin ‘Kahhar’ sıfatı mucibince senin üzerine kutlu bir intikam olarak inecektir. Allah izin verirse bu caninin, bu katilin dünyada hesaba çekildiğini görecek ve bundan dolayı hamt edeceğiz. Allah’ın yardımı ne zaman diye soran Suriyeli kardeşlerime bir kez daha sesleniyorum; Hiç kuşkusuz Allah’ın yardımı yakındır.”

Evet, bayanlar, baylar! Çok yakında… Çok yakında.. Ama ne/nasıl/niçin..

Savaşır mıyız? Yoksa seçimler arifesinde atılacak heyecanlı sloganlarla mı yetiniriz? Bilmiyorum. Hatırlayın! Daha geçen hafta Akçakale’de Esad’ın muhalifleri Türkiye’ye girmeye çalışırken ateş açtı ve bir polis hayatını kaybetti. Ama Türkiye hiçbir şey yapmadı. Hani, misillemeden katiyen söz etmiyorum da, hiç değilse iki gün haber yapılırdı falan.. O bile olmadı. Haber kanalları birkaç heyecanlı cümleden sonra (her nedense!) birden sakinleşiverdi.

Türkiye / Erdoğan yerine de, perdeyi İsrail açtı. Erdoğan Kızılcahamam kampında ateşli nutuklar atarken İsrail uçakları Şam’ı vurdu. YURT’un tespit ettiği gibi, cehennemin kapısını açtı.

BİR WASHİNGTON’A GİDELİM DE…

Türkiye’nin / Erdoğan’ın ise belli ki ABD harekete geçmeden sınırı geçme niyeti yok. Başbakan 17 Mayıs’ta Obama ile buluşacak. O’nu ikna edebilirse, o zaman sahaya çıkacak. Amerikan askeri ya da Batı koalisyonu yardımıyla Allah’ın kılıcını indirecek!

Tabii, bu aşamada önemli bir “engel” var. Obama, Esad’ın “kimyasal silah kullandığı” yolunda kesin delil istiyor. Ne de olsa, ABD’nin Irak işgalinden dili yandı. Saddam’ın kimyasal silahı olmadığı anlaşıldı. “Demokrasi götürüyoruz” palavrasının mumu ise yatsıya bile kalmadı.

Şimdi sıra Suriye’de. Esad’ın kimyasal silah kullandığı iddiası haftalardır tedavülde. Türkiye de Suriye’den getirilen yaralılar üzerinde araştırma yapıyor, kimyasal silah izi arıyor.

Ama işe bakın! Tam da bu sırada BM Uluslararası Bağımsız Suriye Araştırma Komisyonu Başkanı Carla del Ponte çıktı, “Muhaliflerin sinir gazı sarin kullandığı yolunda somut şüpheler var” deyiverdi. Peki ya Esad güçleri? Carla del Ponte, buna dair bir kanıta rastlamadıklarını belirtti.

İsrail’in bunu dikkate almayacağı ortada. Tıpkı Türkiye gibi, ABD’yi “müdahale etmek zorunda” bırakmaya çalışıyor. Saldırılarını sürdürüyor.

Yine de Suriye’ye müdahale kararı kolay değil. Hem de hiç! İsrail Başbakanı Netanyahu’nun Çin gezisinde karşılaştığı soğuk ve tepkili tavır, Rusya’nın bilinen tutumu.. Obama’nın karar vermesini zorlaştıracaktır.

Türkiye’ye / Erdoğan’a gelince; her seçeneğin yarayacağı hesabı yapılıyor. Savaş ya da gerilim.. Her ikisi de seçmene slogan, AKP’ye oy olarak dönecektir. Hesap, bu!

El Kaide’nin burnumuzun dibinde kendisine yeşerebileceği yeni bir “bereketli toprak” bulması.. Daha şimdiden Suriye’nin kuzeyinde, şeriat mahkemelerinin kurulmuş olması.. Toptan bir savaş çıkmasa bile, bölgeyi saracak bir “iç savaşlar, karışıklıklar” döneminin patlak vermesi.. Bunlar “yan etkiler”. Önemli olan, Erdoğan’ın “bölgenin abisi” unvanını alması ve Başkanlık koltuğuna oturabilmesi.

Güvendikleri de, içerde barış süreci nutukları atılırken Suriye ile savaşın şart olduğuna “inandırabilecekleri” medya ve seçmen..

HAFTANIN TWEET’İ “BAŞBAKAN FENERLİ DİYE Mİ…”

1 Mayıs’ta Taksim, insanlar çukura düşmesin diye kapatıldı. Ama 4 gün sonra Galatasaray’ın erken şampiyonluğunu kutlayanlar Taksim’e aktı. “Nasıl yani!” diye soran gazetecilere İstanbul’un valisi Mutlu, “bu iki konuyu aynı sepete koyup, bunun üzerinden değerlendirme yapmak haksızlıktır” diye yanıt verdi.

Bir zamanlar solun umudu denilen Ufuk Uras, “yeter de artar bile, evet evet” diye desteklediği Erdoğan’ı tweet vasıtası ile eleştirdi: (Yoksa espri mi yaptı, bilemedim.. )

“Başbakan Fenerli olduğu için mi Galatasarayılar’ı Taksim çukurunda can güvenliği riskine sokuyor?”

YURT

Türker Ertürk : 24 ve 25 NİSAN

kmf9b.jpg

1 Mayıs’ı dünya nasıl kutladı, İstanbul’da ise neler oldu? Gazetelerde daha öncesinde İstanbul’da sıkıyönetim ilan edildiğini ve yaşamın bilerek felç edildiğini yazıyor. Ben ise İstanbul’da sıkıyönetimin değil düşmanca yönetimin ilan edildiğini iddia ediyorum. Ne yazık ki ülkemiz düşman işgali altındadır ve iktidarda onun işbirlikçisi vardır. Ülkemizde egemen olan faşizmdir, baskıdır, zulümdür, hukuksuzluktur, adaletsizliktir ve tam gaz parçalanmaya doğru gidiştir. İşgal sona erdirilmeden ve AKP yıkılmadan çektiğimiz acılar asla dinmeyecektir.

Bugün size geçmişte gerçekleştirilemeyen bir emperyalist projenin iki başarısız operasyonunun anma günü ait olarak geçen ay yaşadıklarımı ve bazı değerlendirmelerimi aktaracağım; İlki sözde Ermeni soykırımıydı. Emperyalizmin desteği ile Ermeni diasporası dünyanın her yerinde 24 Nisan’da “Ermeni soykırımının” 98. Yıldönümü ile ilgili anma toplantıları yapıyor ve 2015’deki yüzüncü yıla hazırlanıyordu. AKP liderliğinde Türkiye ise adeta uyuyor belki de bu sözde iddianın arkasındaki emperyalist hedefe ulaşılması için üstü kapalı bir biçimde destek veriyordu.

İşte bu ortamda Talat Paşa Komitesi sözde Ermeni soykırımı ile ilgili olarak “ Türk tezleri nasıl savunulmalı “ konulu panel düzenledi. Ben de bu panele uluslararası ortamda Ermeni iddialarının en büyük çürütücüsü olan ve bu konuda ürettiği bilimsel eserlerle tek kişilik bir ordu gibi çalışan Şükrü Server Aya, Azeri kökenli öğretim üyesi Yard.Doç. Gökmen Kılıçoğlu ve Dr. Cüneyt Akalın’la beraber konuşmacı olarak katıldım. İstanbul Bakırköy’de Demirtaş Ceyhun Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilen panelde gördük ki Ermeniler bu konuyu tartışmak istemiyorlar ve “ Ermeni soykırımını “ kabul etmemizi istiyorlar. Arkasından da toprak ve tazminat taleplerinin geleceğini açık açık söylüyorlar.

Osmanlı vatanını savundu

Halbuki Ermenileri Osmanlı’ya karşı kışkırtan, isyan ettiren ve yaşadıkları bölgelerde Müslümanlara karşı acımasız kırım yaptıran emperyalizmdir. Bu nedenle azmettiricinin bugün hakemliğini talep etmek gaflettir ve delalettir. 1915’de Osmanlı soykırım yapmamış vatanını savunmuş, tehcir bu nedenle yapılmıştır. Bunu anlamak için II. Dünya Savaşı’nda hiçbir isyan hareketine girmemiş Japon asıllı Amerikalılara ABD’de neler yapıldığına bakmak yeterlidir sanırım.

İşin en acı tarafı dünyada soykırıma uğradığı halde soykırımla suçlanan tek millet Türklerdir. Yunanistan’ın Osmanlı’dan bağımsızlığını kazandığı 1829’dan itibaren başlayan ve 1922’ye kadar olan süreç içinde Balkanlar’dan ve Osmanlı Avrupası’ndan çok büyük bir bölümü Türk olmak üzere 5,5 milyon Müslüman soykırıma tabi tutulmuş ve yaklaşık 5,5 milyon Müslüman Anadolu’ya sürülmüştür.

Bu yapılanlar gerçekte emperyal planların gereği olan operasyonlardı. İşte bu planları anlatmak için Bakırköy’de katıldığım panelin ertesi günü İngiltere Atatürkçü Düşünce Derneği’nin davetlisi olarak Londra’ya gittim. Konferansta anlatmam için İngiltere ADD tarafından bana “ Emperyalizmin kıskacında Türkiye “ konusu verilmişti.
Dilimizin döndüğünce ülkemizin başına örülen emperyalist çorapları ve geçmişten bugüne kadar olan gelişimini anlatmaya çalıştık. Herkesin merakla yanıtını beklediği soru ise “ Ne yapılması gerektiği? “ ve “ Bu emperyalist saldırı ile nasıl mücadele edileceği? “ idi.

Merakla ve büyük bir endişe ile sorulan soruların cevabı esasında gizemli değildi ve çok basitti. Sağcısıyla, solcusuyla ve yüreği vatan sevgisi dolu mütedeyyin insanımızla bütün Milli güçler birleşmeliydi. Yoksa epeyce mesafe almış olan topraklarımız üzerindeki emperyal projeler, “ Bizim bu duruma gelmemizde kim daha fazla suçluydu? “ ve “ Bizi kurtarması gereken silahlı melekler niye kanatlanmadı? “ tartışmaları arasında gerçekleşir ve ülkemiz elimizden kayar gider.
Konferansa ilgi ve katılım çok yüksekti. Sonrasındaki sorular bitmek bilmedi. Bana söylenen son 10 yıldır Londra’da siyasi anlamda yapılan konferansların en canlısı ve iştirakçi sayısı en fazla olanıydı. Konferansta dikkati çeken en önemli husus katılanların temsil ettiği siyasi yelpaze çok genişti. Sanırım bunda benim 23 Nisan Kurultayı ile yeni kurulan Milli Merkez Yürütme Kurulu üyesi olmamda etkili oldu. Çünkü Milli Merkez konusunda da çok soruya muhatap oldum.

Beni dinlemeye CHP, MHP, İP, DSP hatta HEPAR’a destek vermiş insanlarımız gelmişti. Hatta İngiltere’de CHP bölünmüş durumda olmasına ve bir araya gelmemeye özen göstermelerine rağmen her iki grupta konferansımızı dinlemeye gelmişti. Onlara da zamanın ayrılma değil birleşme zamanı olduğunu bu bölünmüşlüğe son vermeleri gerektiğini anlatmaya çalıştım.

Kırmızı gelincikler

Konferans, bir dizi görüşme ve Londra Türk Radyosu ile yaptığımız program haricinde Londra caddelerinde dolaşırken 25 Nisan’da yapılan anma töreninin izlerini iki gün sonrasında bile her yerde görmek mümkündü. Tüm anıtlar ve meydanlar kırmızı gelincikler ( Red Poppy ) ve kırmızı gelinciklerle süslenmiş çelenklerle doluydu. Evet, bu anma töreni her yıl 25 Nisan’da tekrar edilen ANZAC ( Avustralian and New Zeland Army Corps ) günüydü.

Biliyorsunuz I.Dünya Savaşı ( Birinci Paylaşım Savaşı ) içinde yer alan Çanakkale Savaşları iki savaştan oluşur. Birincisi 19 Şubat’ta başlayan ve 18 Mart 1915’da zaferimizle sonuçlanan İtilaf Devletleri Donanması’nın toplarla ve mayınlarla Osmanlı tarafından tahkim edilmiş Çanakkale Boğazı’nı zorlayarak geçme, İstanbul’u işgal etme ve Osmanlı topraklarını paylaşma girişimiydi. Biz her yıl bunu 18 Mart’ta kutlarız.

İkincisi ise 25 Nisan 1915’de Gelibolu’ya amfibi harekat ile başlayan ve yine İtilaf Devletleri’nin yenilgisiyle biten, çok kanlı geçen ve 8-9 Ocak 1916’da geri çekilmeleri ile sonuçlanan diğer savaştı. İngilizler ve özellikle Avusturalyalılar ve Yeni Zelandalılar her yıl Çanakkale’deki ikinci savaşın başlangıcı olan 25 Nisan’da anma günü düzenlerler. Bunun için dünyanın öbür ucundan Türkiye’ye Çanakkale’ye bile gelirler. Çünkü yenilgi alınmış olsa bile savaşları, milli günleri ve milli bayramları anmak veya kutlamak ulus olmanın ve birlikte yaşama duygusunun çimentolarıdır.

Şimdi anladınız mı emperyalist işbirlikçisi AKP’nin niçin bayramlarımızı kutlamamızı yasakladığını?

Saygılar sunarım.

İLK KURŞUN

Emin Çölaşan : Yoksa savaş mı var ?

emincolesan-84C9-94B1-710B.jpg

Sevgili okuyucularım, dünkü 1 Mayıs olayları boşuna gerçekleşmedi. Türkiye’nin başında emek düşmanı, işçi düşmanı bir iktidar var.

Onlar sadece şeriatçıların, Atatürk düşmanlarının, Kürtçülerin ve büyük sermayenin dostu. Yarattıkları yandaş işadamlarını görüyorsunuz.

Konakları, rezidansları, gökdelenleri, AVM’leri, özelleştirme vurgunları ve memleketin peşkeş çekilmesinde hep onlar ön planda. Hepsi köşeyi döndü, döndürüldü.

Vurgunların ve soygunların haddi hesabı yok. İktidar, gücünü onlardan alıyor.

Onlardan olmayan hiçbir işadamına hayat hakkı tanınmıyor.

Dikkat ediniz, bir tek işadamının ortaya çıkıp bunlara bir eleştirigetirmesi mümkün oluyor mu?

Çalışanların ve emeklilerin durumu ise tam bir felaket.

Memlekette 4 milyon resmi işsiz var, bu konular asla gündeme gelmez…

Çünkü konuşanı, eleştireni, böyle konuların üzerine gideni bu hükümet mahveder.

* * *

Dün 1 Mayıs, emekçilerin bayramı idi. Bütün dünyada kutlanan bir bayram.

Günler öncesinden özellikle İstanbul’da önlem aldılar, Taksim meydanını yasakladılar.

Hiçbir gösteriye izin vermiyorlar…

Çünkü korkuyorlar.

Bir kıvılcım parlar, toplum ayağa kalkar ve bunları devirir diye korkuyorlar. Siz bakmayın bu hükümetin öyle afra tafra yaptığına, gerçek bu.

Baskınlarla, hapishanelerle korkutulmuş ve sindirilmiş olan toplumun bir gün uyanmasından korkuyorlar.

1 Mayıs İstanbul!..

Sabahın köründe bütün vapur seferleri yasaklandı.

Metro, metrobüs, otobüs seferleri de yasaklandı, köprüler kapatıldı ki, hiç kimse Taksim Meydanı’na gelemesin.

İstanbul’a çeşitli illerden binlerce takviye polis getirdiler.

Gaz bombaları, gaz ve basınçlı su sıkacak araçlar hazırdı… Kendi gazlarından korunmak için polisler maske takmıştı…

Ve kimi gördülerse üzerine sıktılar!

Özellikle bu biber gazı olayı, AKP iktidarının bir numaralı koruyucusu durumuna getirildi.

En küçük bir olayda bile insanların üzerine biber gazı sıkılıyor. Geçen hafta sonu Gaziantep-Galatasaray maçında aynı rezalet sergilendi, yediden yetmişe insanlar futbol sahasının içine kaçmak zorunda kaldı.

Manzara korkunçtu. Kadınlar, çocuklar, yaşlı insanlar yeşil sahada kıvranıyordu. Çoğu hastaneye kaldırıldı.

Biber gazı bu hükümet için alışkanlık oldu.

Aciz iktidar emrindeki polis gücüne ve özellikle de biber gazına sığınmış durumda.

* * *

Dün İstanbul’da yüzlerce masum insan hastanelik oldu. Öyle bir manzaraydı ki, hastaları almaya gelen ambulans görevlilerine bile gaz maskeleri dağıtılmıştı!

Gaz yiyen CHP milletvekilleri başta olmak üzere kadınlar, çocuklar, gençler, herkes yerlerde kıvranıyordu.

Ben Ankara’da yaşayan biriyim.

Yaşananları ekranlardan izlerken midem bulandı, vatandaş olarak üzüldüm.

Kurdukları polis devleti kendi vatandaşını eziyordu.

Oysa Ankara ve öteki illerimiz sakindi. Kutlamalar şenlik havasında yapılıyordu.

İstanbul’da ise milyonlarca insanın ulaşım yolları kesilmiş, herkese bu yolla işkence yapılıyordu. Neymiş?..

Taksim Meydanı’na çıkılmayacakmış!

Çıkılsa ne olacak?.. Çok büyük olasılıkla hiçbir şey olmayacak.

* * *

Dün İstanbul’da yüz karası, utanç verici olaylar yaşandı. Milletin karşısına çıkıp “İleri demokrasi” diye nutuk atan sahtekarların, yalancıların ve korkakların ileri demokrasisini (!) herkes gördü.

İnsanlık dışı olaylar yaşanıyordu.

O sahtekarların şimdi tu kaka ilan ettiği sıkıyönetim rejimlerinde bile bunların olması mümkün değildi.

Teröristlerle gizli pazarlık masalarına oturan, Apo’yu hapisten çıkarma konusunda söz veren, terör örgütüyle çaktırmadan iş bitirmeye kalkışan, terör karşısında teslim bayrağını çekme onursuzluğunu sergileyen bu aymazlar, dün İstanbul’da işçilerin, emekçilerin ve masum halkın üzerine gaddarca saldırdılar.

Bunların hesabı bir gün elbette sorulacak, başka çaresi var mı?

Bu sorunun yanıtını Antikapitalist Müslümanlar ekibinin Fatih Camii’nde namaz kıldıktan sonra yürüyüşe geçip köprülere astıkları iki büyük pankart veriyordu: “Zulmedenler nasıl bir
devrimle devrileceklerini yakında görecekler.”

“Cehenneme kadar yolunuz var.”

Devletin Valisi

Yıl 1986. Başbakan Turgut Özal en debdebeli, en güçlü dönemini yaşıyor. Özal Malatya’da bir miting düzenliyor. ANAP’ın bütün önde gelen isimlerinin katıldığı bu miting Özal’ın gövde gösterisine dönüşecek. Planlar ona göre yapılmış.

Partinin miting otobüsü Malatya meydanına geliyor. Turgut Özal otobüsün üzerine çıkıp konuşacak. Protokol gereği kendisini karşılayan Malatya Valisi Naim Cömertoğlu’na direktif veriyor:

“Gel, sen de çık otobüsün üzerine benimle…”

Valinin “Efendim ben devletin valisiyim, orada olmam uygun kaçmaz” demesi hiçbir işe yaramıyor ve Başbakanla birlikte otobüsün üzerine çıkmak zorunda kalıyor.

Miting meydanı kalabalık.

Otobüsün üzeri daha da kalabalık! Meydandakiler boyu kısa olan Özal’ı aşağıdan bakınca göremiyorlar.

Meydandan otobüse doğru “Çök, çök, çök” sesleri duyulmaya başlıyor. Otobüsün üzerindekiler çökecek ki, meydandaki partililer başbakanlarını iyice görebilsin!

Özal yanında duran bakanlarından dayısının oğlu Yetim Hüsnü’ye (Hüsnü Doğan) “Sen çömel bakalım Hüsnü” diyor. Mikrofon elinde, bu sözleri herkes duyuyor. Yetim Hüsnü yere çömeliyor.

Birkaç kişi daha böylece çöküp çömeliyor.

Özal bu kez yanındaki Vali Naim Cömertoğlu’na sesleniyor. Elinde mikrofon var, kendisine özgü umursamazlıkla söylediği bu sözleri binlerce insan duyuyor: “Vali Bey, sen de çök, çömel şuraya.” Vali Bey’den gelen ve Malatya meydanına mikrofondan yankılanan ses aynen şöyle: “Sayın Başbakanım, ben devletin valisiyim. Vali çökmez, vali çömelmez. Vali çökerse devlet çökmüş olur. İzin verirseniz ben aşağıya ineyim…”

Bu sözleri duyan Özal çok bozuluyor ama renk vermiyor. O sırada meydanda olan vatandaş Turan Ekin bu dakikaları şöyle anlatıyor:

“Vali’nin bu sözleri duyulunca kalabalıktan inanılmaz bir alkış koptu.” Vali Naim Cömertoğlu, boynuna “şeref madalyası” takmış olarak aşağıya iniyor. Bu olay, Vali Bey’in bu onurlu davranışı, o günlerde gazetelerde yer buluyor. Vali kısa süre sonra merkeze alınıyor, sonra da emekli oluyor.

* * *

Devletin Valisi Naim Cömertoğlu, günümüzün badem bıyıklı Tayyip valilerinden biri değildi. Görevini onurla ve sadece devlet adına yapmıştı. Dün gazetelerde bir ilan vardı:

“Kırklareli, Kahramanmaraş, Mersin, Eskişehir ve Malatya’da uzun yıllar yaptığı valilik süresi boyunca her zaman hükümetlerin değil, devletin valisi olan Naim Cömertoğlu’nu kaybetmenin derin üzüntüsü içindeyiz…”

O saygın insanla hiç tanışmamıştım, üzüldüm.

Allah rahmet eylesin.

SÖZCÜ

Alper Tan : PKK Suriye’de Esad’a karşı savaşıyor mu ?

F05F0128-2A30-44F8-8313-3B3CFFFB5765-8092-0000092A80EDAA27_zps3fce0866.jpg

Terör meselesinin ülke gündeminden çıkıyor olması ülkemizde ve dışarıda bazı çevreleri son derece tedirgin etmeye başladı. “Hükümet hangi tavizleri verdi de silahlar bırakılacak?” “Hükümet yanılıyor, terör bitmeyecek” “PKK terörü bitse bile başka bir terör başlayacak” “PKK, Öcalan’ın tahliyesi karşılığında silah bırakıyor” “Silah bırakıyor görünerek dışarı çıkıyorlar ama tekrar gelecekler” gibi korku ve endişe pompalayan cümleler devam ediyor.

Her zaman ifade ediyoruz. Cumhuriyetin başından beri bu ülke sürekli olarak korku siyaseti ile yönetildi. Birinci Dünya Savaşı ve İstiklal Savaşı sonrası, o dönemin psikolojik ve sosyolojik atmosferi de kullanılarak halka hep korku mesajları verildi. “3 tarafımız denizlerle, dört tarafımız düşmanlarla çevrili,” “içeride de başka hainler ve iç düşmanlar var, devleti her an yıkabilirler” korkusu bilinçli olarak yayıldı. Halka bir taraftan bu korkular empoze edilirken diğer taraftan bu halkın yüzyıllarca kullandığı alfabesi değiştiriliverdi. Bu milletin İslam dünyasında liderliğinin sembolü olan hilafet kaldırıldı. Müslümanların başına zorla frenk şapkası geçirildi. Şapka giymek istemeyenler halkın gözü önünde darağacında sallandırıldı. Derin bir kurgu ile sahnelenen sözde “irtica” olayları bahane edilerek halk sindirildi.

Halkın kimliği, kişiliği ve öz güveni yok edilmeye çalışıldı. Haçlıların bile yapmaya cesaret edemedikleri işler yapılmaya çalışıldı.

Bu halk, artık bütün bu korku duvarlarını bir bir yıkıyor. Bu millet yeniden öz güven kazanıyor. Oynanan oyunların adreslerini öğrendi. Kazılan tuzaklara düşmüyor. Nasıl ki bu ülkedeki derin yapılanmalar bugün yargı önünde hesap veriyorsa, nasıl ki Cumhuriyet boyunca hüküm süren gizli “Üst Yapı” alaşağı edildi ise, bundan sonra önüne çıkan engelleri de kolaylıkla aşacaktır.

Yaklaşık 30 yıldan beri süren PKK terörü artık bitme zemininde.. Örgütün tepesindekiler bu işin sonunun geldiğini kendileri açıklıyor. Ülke içinde bulunan PKK’lılardan siciline suç kaydı girmemiş olanlardan yaklaşık 1100 kişi silahlarını terk ederek evlerine döndüler bile. Ülke içinde olup da sicilinde suç kaydı olan veya aranan 850 civarında PKK’lının ise sınır dışına çıkacağı anlaşılıyor. Dışarı çıkarken silahlarını yanlarında götürecekleri belirtiliyor. Daha önce başbakanın da açıkladığı gibi aslında silahları belli yerlere bırakarak dışarı çıkacaklardı. Ancak uygulanacak olan yeni formül daha mantıklı görünüyor. PKK’lıların Kuzey Irak’a silahlarıyla geçmeleri ve burada silahları Barzani’nin askerlerine teslim etmeleri.. Böylece Türkiye topraklarında çeşitli yerlere gömülmüş olan silahların kontrol dışı başkalarının eline geçmesinin engellenmiş olması, PKK silahlarının da Barzani vasıtasıyla kontrol altına alınmış olması..

Bu noktada hem Türkiye’de hem de Irak ve İran’da silah bırakacak PKK’lıların daha sonra ne olacakları konusu hemen akla geliyor. Bunun cevabı olarak en kolay ve mantıklı iş, bunların Barzani idaresindeki bölgede asker ve polis olmaları. Yani bildikleri en iyi işi resmi bir disiplin ve hukuk içinde yapmaları. Bu durumun bizde bazılarını çılgına çevireceğini tahmin etmek zor değil. Teröristten asker mi olur, polis mi olur diye.. Ülkedeki bu kadar şehitten ve gaziden sonra çoluk çocuk demeden katleden bir örgütün mensupları için bu tür çözümleri hazmetmek zor olabilir. Ancak duygularımızla değil aklımızla ve mantığımızla hareket etmek zorundayız.

Terörü gerçekten bitirmek istiyorsak terör yapanların mantığını bilmek, onlara destek verenlerin desteğini bitirmek ve insani zaviyeden bakmak durumundayız. Terör için dağa çıkanlar sadece kendilerinden ibaret değil. Bunların aileleri var. Hiçbir anne, hiçbir baba evladının dağda terörist olarak ölmesini, kendisinin de terörist anne-babası olarak anılmasını arzu etmez. Devletin, bu anne-babalar hatırına, en başta da suça bulaşmış vatandaşlarını yeniden topluma kazandırma ve benzer hataların önünü kapatma adına makul formüller geliştirmesi gerekir. Bu konuda Türkiye’nin en büyük şansı, yanıbaşında Kuzey Irak gibi bir bölgenin ve buranın yönetiminin destek oluyor olması. Çünkü Kuzey Irak bir taraftan Türkiye’ye entegre olmuş önemli bir merkez ve bir yönüyle Türkiye’nin içi sayılır. Diğer yönüyle de ayrı bir siyasi realite ve Türkiye’nin dışı sayılır. Yani suçlu PKK’lılar Kuzey Irak’ta sivil hayata adapte olabilirlerse bir süre sonra zaten Türkiye’ye tamamen entegre olacak Kuzey Irak’la birlikte kendilerini Türkiye’nin içinde bulabilirler.

Geçen yıllardaki analizlerde sık sık PKK içindeki çatışmacı gruplardan söz etmiştik. Bunların terörü bırakmak istemediklerini detayları ile izah etmiştik. 6 ay önce, burada detaylarını veremeyeceğimiz bir yöntemle PKK içindeki bu grupların da silah bırakma noktasına geldiklerini görüyoruz. Daha önceleri PKK’nın Kandil’deki başı Murat Karayılan’la karşı karşıya olan bu kişiler, şimdilerle Karayılan’la yan yana medyaya poz verme noktasına geldiler. Yani PKK’nın tüm grupları terörü bitirme konusunda şu an hemfikir noktada.

Ancak bu konuda biraz temkinli olmakta fayda var. Çünkü uzun süredir PKK içindeki bu hizipleşmenin Çözüm sürecinde sona ermiş olması bazı şeylere engel olamayabilir. Bu süreci içine sindiremeyen 50-100 kişilik bir grubun veya kişisel hareket edecek birilerinin DHKP-C gibi terör gruplarına katılmaları veya başka türlü itirazları ihtimal dahilinde olabilir.

Öte yandan yıllarca PKK’ya destek vermiş olan bazı aşiretlerin de çözüm sürecinde sıkıntılı oldukları anlaşılıyor. İlerleyen sürecin kendilerini nasıl etkileyeceği konusunda rahat değiller. Suriye’de Beşşar Esad yönetimi, Irak’ta Maliki hükümeti ve İran’ın devlet içi radikalleri de Türkiye’nin PKK terörünü bitiriyor olmasından son derece kaygı duyuyorlar. Türkiye’de terörünün devamı için başka fikirler düşünebilirler.

Suriye’de Baas rejiminin on yıllardır Türkiye’ye karşı kullandığı PKK’nın çözüm süreciyle birlikte farklı hareket etmeye başladığına dair haberler geliyor. Yıllarca Türkiye’ye karşı terör yapmış Suriye kökenli PKK’lıların Türkiye’den ayrılıp Suriye’ye geçip PYD saflarına katılarak Muhaliflerle birlikte Baas rejimine, Beşşar Esad’a karşı savaşmaya başladıklarına dair medyada sık sık haberler çıkıyor. Sayısının ne olduğunu kestirmek çok zor olmakla beraber bu haberlerin doğru olma ihtimali çok yüksek. Böyle bir durumun sadır olması Türkiye’deki Baas destekçisi kesimleri son derece rahatsız etmiş durumda. PKK askerimize, polisimize karşı terör yaparken bu terörü istismar etmekten mutlu olanlar, PKK, Beşşar Esad’a yönelince rahatsız oluyorlar.

Yapılan çeşitli değerlendirmelere göre Türkiye dışında 5500-6000 civarında PKK’lı var. Bunların yaklaşık 2000’inin suçlu ve aranan kişiler olduğu tahmin ediliyor. Şu aşamada bunların Türkiye’ye dönmeleri mümkün görünmüyor. Ama yurt dışında bulunan ve siciline suç kaydı henüz girmemiş PKK’lılardan 3500-4000 arası sayının ülkeye dönebilecekleri anlaşılıyor.

Şöyle ya da böyle PKK terörü artık bitiyor. Türkiye’nin kendine güvenmesi gerekir. En başta da ülkeyi yönetmeye talip siyasetçilerin, Türkiye’nin büyüklüğüne yakışır bir siyaset ve söylem içinde olmaları gerekir. Lafta “Büyük milletten, Büyük Türkiye’den” söz edenlerin gölgesinden korkan bir dille ve tutumla varabilecekleri en önemli yer muhalefetten öteye gitmez.

30.04.2013

ARAŞTIRMA DOSYASI : Yeni Nesil Zararlı Yazılımlarla Savaşta Dinamik Analiz Cephesi /// Yakup Korkmaz (TÜBİTAK)

Yeni Nesil Zararl Yazlmlarla Savata Dinamik Analiz Cephesi – Yakup Korkmaz (TBTAK).pdf

Avrupa Birliği : ‘Suriye’de yüzlerce Avrupalı savaşıyor’

Avrupa Birliği Terörle Mücadele Koordinatörü Gilles de Kerchove, BBC’ye yaptığı açıklamada yüzlerce Avrupa vatandaşının Suriye’de isyancılarla birlikte Beşar Esad rejimine karşı savaştığını söyledi.

De Kerchove, Suriye’deki Avrupa vatandaşlarının sayısının 500 civarında olduğunu belirtti.

İstihbarat kurumları, Avrupa’dan Suriye’ye gidenlerin El Kaide bağlantılı gruplara katılıp, Avrupa’ya döndükten sonra ‘terör saldırıları gerçekleştirmelerinden’ endişe ediyor.

Suriye’deki Avrupa vatandaşı savaşçıların büyük bir bölümünün İngiltere, İrlanda ve Fransa’dan geldiği tahmin ediliyor.

BBC’de konuşan de Kerchove, “Bunların hiçbiri ülkelerinden ayrılırken radikal değildi ama büyük ihtimalle orada radikalleşecekler, eğitilecekler” dedi.

Terörle Mücadele Koordinatörü, “Daha önce de gördüğümüz gibi, geri döndüklerinde ciddi bir tehdit oluşturabilirler” diye devam etti.

BBC Avrupa Muhabiri Duncan Crawford, Avrupa’daki istihbarat kuruluşlarının soruşturma başlattığını söylüyor.

İngiltere ve Belçika’da, bu kişilerin nasıl ‘seçildiği ve kazandırıldığının’ anlaşılması için araştırmalar yapılıyor.

Hollanda’da da yetkililer, Suriye’den ülkeye geri dönebilecek ‘radikal vatandaşlarına’ karşı, ‘sınırlı’ olan terör tehdidi seviyesini ‘önemli’ye çıkarmıştı.

YÜKSEK STRATEJİ

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

Fight "Gang Stalking"

Expose illegal stalking by corrupt law enforcement personnel

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

The WordPress.com Blog

The latest news on WordPress.com and the WordPress community.

%d blogcu bunu beğendi: