Etiket arşivi: Şİİ

İSLAM DÜNYASINDA NEFRET TOHUMLARI EKEN Şİİ UYDU KANALLARI

İRAN ANALİZ /Suudi Arabistan ve Bahreyn gibi ülkeler başta olmak üzere Sünni düşmanlığı temelinde yayım yapan Nebe adlı Şii uydu kanalının Lübnan Hizbullah’ınca desteklendiği belirtildi. Hizbullah yörüngesindeki Lübnan Hükümeti makamlarının resmi açıklamalarında kanalın güney taşra bölgesinden yayım yaptığı kaydedildi. Benzer şekilde Türkiye ve Sünni düşmanlığıyla öne çıkan birçok farklı Şii gruba ait uydu kanalı Hizbin destekleriyle Lübnan’dan yayım yapmayı sürdürüyor.

Devlet içinde devlet gibi çalışan İran uydusu Hizbin kontrolündeki güney bölgelerinde üslenen Nebe Şii Uydu kanalının aşırı Sünni düşmanlığı ve İslam ülkelerine saldıran bir politika güttüğü biliniyor. Benzer şekilde Lübnan üzerinden yayım yapan Husi terör örgütüne ait el-Mesire adlı uydu kanalı, Irak Hizbullah’ı adlı terör örgütüne ait el-İtticah adlı kanalı da bulunuyor. Bunların birçoğuna lojistik destek ve teknik altyapı hizmetlerini ise Hizb temin ediyor.

Bu kanallar aracılığıyla Şii fanatizminin, İslam ülkelerindeki terör faaliyetlerinin propagandası yapılıyor ve örgüt temsilcilerine sürekli yer veriliyor. Örneğin Suudi Arabistan’ın doğusunda kargaşa, terör eylemleri ve taşkınlık yapan marjinal grupları destekleyen Suudlu Şii aktivist Fuad İbrahim Nebe kanalının gözde isimlerinden.

Hizbin kontrolü altındaki Lübnan hükümetinin ilgili makamlarından çalışma ruhsatı alarak yayım yapan bu uydu kanallarının programları sebebiyle Lübnan ile birçok İslam ülkesinin karşı karşıya geldiğine dikkat çekiliyor. Bunun bilinmesine rağmen mezhepçi temelde yayın yapan kanallara Hizbin baskısı üzerine izin verildiği yorumları yapılıyor. Nebe kanalı ile aynı çizgide yayım yapan el-Alem Kanalı (İran), el-İhbariyye Kanalı (Esed), el-Feyha Kanalı (Irak), el-Biladi Kanalı (Irak), el-Menar (Hizbullah) ve el-Meyadin (Gassan bin Cido/Cedu/Ceddo/Ciddo gibi farklı şekillerde Türkçe ifade edilen İran-Hizbe yakın Şii şahsiyet. Bu uydu kanallarıyla ilgili olarak dosyalar kısmında daha detaylı bilgilere ulaşılabilir.

EL-MEYADİN KANALI: SİNSİ BİR ŞAHSİYET GASSAN EL-CİDO

TRT Arapça kanalının yöneticisinin çeşitli mevkilere getirtmeye,üzerinden projeler yürütmeye çalıştığı Gassan bin Cido öncesinde el-Cezire kanalında çalışmaktaydı. Burada çalıştığı ve yaptığı programlara bakıldığında enteresan bir şekilde bugün Esed terör rejimini destekleyen şahsiyetlerin her nedense hep konuk edildiği görülüyor! Bu da aslında çok öncesinde varolan, iyi planlanmış bir ideolojik program dahilinde çalışan şahsiyetin ipuçlarını vermekteydi.

Farklı bir zaman diliminde yapılan bir diğer program

Arap Baharının İslami hareketleri (özellikle Sünni İhvanı) iktidara getirmesi, patlak veren Suriye devrimine yönelik vahşette İran-Hizb ve Şii örgütlerin desteğinin ortaya çıkması Cido gibi İran-Şii ekseni doğrultusunda çalışanların da ipliğini pazara çıkardı. Lübnan ofisinde çalışan Şii kökenli kesimler Cezire’yi de suçlayarak çok önceden planlanan proje çerçevesinde ayrılarak İran-Hizb destekli el-Meyadin kanalına geçti.

Kanalın yayın politikasına bakıldığında Ulusalcı, Kemalist, Solcu ve derin yapılarla işbirliği içinde bulunan Türkiye vatandaşı kişilere sürekli başvurulduğu, bunların programlara çıkartıldığı, bunlar üzerinden Türkiye hükümetine, devletine ve kamuoyuna saldırıldığı ve farklı bir imaj oluşturulmaya çalışıldığı görülüyor. Tam bir Türkiye düşmanlığının yürütüldüğü el-Meyadin kanalı Suriye’deki katliamları meşrulaştırma, Esed terör rejimini destekleme yönünde inanılmaz bir dezenformasyon siyaseti güdüyor. Bu noktada İstikbal gibi dünya markası halini alan Türkiyeli şirketlerin de böylesi tehlikeli ve terör propagandası yapan kanallarda reklamlarının yer aldığı görülüyor.

Suriye devrimi ile tam olarak ortaya çıkan Türkiye-Sünni düşmanlığının merkezi olan İran’ın bu çerçevede birçok ülkede açtırdığı uydu kanallarına Türkiye’yi de eklediği biliniyor. Bu noktada On4 TV adlı bir fanatik Şii kanalı Nisan 2012′de test yayına, bir süre sonra tam yayıma başladı. Buradaki programlara bakıldığında ise başta İran uzantısı Caferi (Şii) örgüt temsilcileri olmak üzere (gizli veya açık) Şiileşmiş şahsiyetlerin, sonrasında İran’a yakın kişilerin ve dördüncü kademede ise hedef kitle bünyesinde yer alan, olayları analizden yoksun siyasi partiler, STK veya farklı grup temsilcilerinin, uzmanlarının katıldığı görülüyor.

AKSİYON DERGİSİ : IRAK – Şii-Sünni ayrışması bölünmeye gidiyor

Şii Başbakan Nuri El Maliki’nin kendine bağlı özel Dicle Gücü ile Kerkük’teki Sünni mahallelere düzenlediği kanlı operasyon ülke çapında Sünni-Şii çatışmalarına kapı araladı.

Son bir haftada Irak ordusu ile silahlı Sünni gruplar arasında yaşanan çatışmalarda 230 kişi hayatını kaybetti, yüzlerce kişi yaralandı. Şii ve Sünniler arasında giderek derinleşen şiddet dalgası ‘bölünme’ söylemine dönüştü. Olaylar üzerine açıklama yapan Irak Meclis Başkanı Usame El Nuceyfi, kabineyi istifaya çağırdı. Laik Sünnilerin önde gelenlerinden Nuceyfi, ülkenin iç savaştan veya mezhep temelli bölünmeden kurtulması için erken seçime gidilmesi gerektiğini söyledi. Irak’ın eski ulusal güvenlik danışmanı Muvaffak El Rubai de, Bağdat’taki liderlerin ilk defa ciddi ciddi ülkenin bölünmesinden söz ettiğini aktarıyor.

Şİİ HUSİLERDEN YEMEN’İN KUZEYİNDE FEDERAL BÖLGE ÇALIŞMALARI

İRAN ANALİZ /Yemen’in kuzeyindeki Sa’da bölgesinde İran destekli Şii Husi örgütünün kendisine ait bağımsız bir federal bölge kurma yönündeki çalışmalarını yoğunlaştırdığı kaydedildi. Devrim sonrası oluşan otorite boşluğunu fırsat veren Şii örgütün uzun süredir bu bölgedeki Sünni aşiretleri hedef aldığı, yüzbinlerce kişiyi bölgeden sürdüğü, birçok yerde kontrol noktaları oluşturarak fiili hakimiyetini tesis etmeye çalıştığı biliniyor.

Sa’da ve Haref Süfyan Halkı Birliği Genel Sekreteri Dr. Ömer Mecli konuyla ilgili olarak bir uydu kanalına katıldığı programda önemli bilgiler paylaştı. Haliç Girişimini reddeden, rejimi devirme talebinde bulunan Husi örgütünün taktiksel olarak Milli Diyalog Konferansına katıldığını belirten Dr. Mecli bu noktada iki yüzlü davranan örgütün arkaplanına işaret etti. Bu konferansa katılarak devletin imkanlarından faydalanmaya çalışan Husilerin öte yandan Sa’da halkını hedef alan saldırılarını da sürdürdüğünü sözlerine ekledi Mecli. Geçtiğimiz hafta içinde Sa’daki üç camiyi hedef alan Husi teröristlerinin burayı kapatmakla tehdit ettiklerini söyleyerek mezhepçi yüzlerini ortaya çıkardıklarını kaydetti.

Sa’da bölgesinde gerçek anlamda devlet otoritesinin bulunmadığına dikkat çeken Dr. Mecli sözde valinin ise Husi terör örgütü tarafından atandığı gerçeğini vurguladı. Bunların şimdi el-Beke gibi sınır kapılarını açmaya çalıştıklarını, buradan giriş-çıkış yapan insanlardan vergi alındığını, bu da yetmezmiş gibi diyalog konferansında bunu normalmiş gibi yansıtmaya çalıştıklarını söyledi. Oysa Suudi Arabistan ile sınır bu kapının yarı açık olduğunu, Yemen sınır muhafızlarının bulunmadığını, aksine Husi milislerinin buraya hakim olarak, uyuşturucu, silah ve el-Kat denilen (uyuşturan bitki) kaçakçılığı yaptıklarını belirtti.

Husilerin kendilerine has bir havayolu şirketi kurma hazırlığıyla ilgili olarak da konuşan Dr. Mecli bu noktada Sa’da havalimanının onarım çalışmaları yapıldığını, böylece özellikle İran başta olmak üzere örgüte destek verecek herhangi bir tarafla direk hava köprüsü oluşturulmaya çalışıldığını kaydetti ve ekledi: “Bildiğiniz üzere Husiler maddi, manevi, silah veya mühimmat olsun İran’dan çok büyük destek ve yardım almaktadırlar. Yine Hizbullah örgütü de Husi cemaat unsurlarını eğitim ve yetiştirilmesini sağlamaktadırlar. Bu destekler aracılığıyla da birçok basın-yayın teşkilatı kurmuş, bunları finanse etmiş, kendilerine yardımcı yapılar oluşturmuşlardır. Yine bir uydu kanalı açma hazırlığındaki örgütün kendisine has havayolu şirketi açması da uzak bir şey değildir.Sa’da havalimanıyla ilgili olarak bu projeyi devlet yürütmüştü veAirbus gibi büyük uçakları alabilecek genişlikte yenilenme yapılmıştı. Ancak mevcut emniyet durumu istikrarlı değil, böylesi bir durumda Sa’daya uçak hareketinin yapılması da mümkün görünmemektedir.”

Silah zoruyla bölgeyi kontrolünde tutan Husi örgütünün aynı zamanda kendisine ait kanun dışı cezaevlerini bilinen bölgelere nakletmeye çalıştığını kaydeden Dr. Mecli bunun Milli Diyalog Konferansı çalışmaları çerçevesinde bölgeyi ziyarete gelecek heyet öncesinde göz boyama amaçlı bir adım olduğuna dikkat çekti.

SUDAN’DA Şİİ TEHDİDİ KONFERANSI VE ÖNEMLİ GELİŞMELER

İRAN ANALİZ / Sudan İslam Fıkıh Teşkilatı Başkanı meşhur alim Prof. Dr. İsam el-Beşir yaptığı açıklamasında yetkililere seslenerek Hartum’daki İran Elçiliğine ait Kültür Merkezinin ilga edilmesi ve ülkesinde paganist ritüellerin, propaganda içerikli faaliyetlerin ve Şii mezhepçiliğine ait programların dini kisve altında yürütüldüğü Hüseyniye denilen yerlerin kapatılmasını istedi. “Sudan’da Şiiler: Tehditler ve Karşı Koyma Yolları” başlıklı yakın tarihinde bir ilk olan Şii tehdidinin ve yansımalarının ele alındığı konferans, Afrika’nın Şiileştirilmesi için uzun süredir Sudan’ı sıçrama tahtası olarak kullanan İran için önemli bir meydan okuma anlamına geliyor.

Sudan İrşad ve Vakıflar eski bakanlığı da yapan meşhur İslam alimi Prof. Dr. İsam el-Beşir Ensarüs Sünne adlı hareketin düzenlediği uluslararası konferansa katılarak burada önemli konulara değindi. İslam’ın sahih öğretilerine ters, akidesi bozuk sapkın bir fırka olarak adlandırılan Şii akımının tehditlerine dair akademik ve ilmi konuların ele alındığı konferansta konuşan allame el-Beşir Sudanlı yetkililere seslendi. Şii propagandası ve çalışmaları yürüten okulların ve merkezlerin müfredatını elden geçirmesi yönünde Eğitim ve Öğretim Bakanlğına çağrıda bulunan Prof. el-Beşir bu noktada ülkesindeki Şiileştirme faaliyetlerinin nasıl tehlikeli boyutlara geldiğini gözler önüne serdi.

Foto: Allame Prof. Dr. İsam el-Beşir

Şii fikrinin yayılması için Sudan’da dağıtılan 8 milyon kitabın dağıtımı ve yayılmasıyla ilgili olarak devletin ne tür bir rol üstlendiğini soran Allame el-Beşir Şii kitaplarının tehlikesine dair çalışması gereken ilgili kurumların ortada olmamasından duyduğu üzüntüyü dile getirdi.

Foto: Şii din adamları ve bazı Şiileşen Afrikalı şahsiyetler

Şiileştirme tehdidiyle savaşmak için hükümetin, sivil toplumun ve cemaatlerin gösterdiği gayretlerin koordinasyon halinde olması ve geliştirilmesi talebinde bulunan Sudanlı Allame Prof. Dr. el Beşir bu noktada Ehli Sünnetin aralarındaki tüm ihtilafları bir kenara bırakarak, saflarını sıklaştırmaya, Sudan’daki Şiileştirme tehdidine karşı durmak için ortak hareket etmeye, teşkilatlanmaya davet etti.

Öte yandan Ensarüs Sünne Cemaati lideri Şeyh Ebu Zeyd Muhammed Hamza ise konferansa söz alara katılımcıları selamladı ve Şiilerin örgütlü çalışmalarının şu an tüm İslam ülkelerini kapsayan bir işgale benzediğini söyledi. Sudan halkının Şiileştirilmesinden duyduğu endişe ve korkuyu dile getirerek bazı sinsi çevrelerin sözde mezhepler arasında yakınlaşma gibi çağrıların arkasında yatan gerçek nedenleri hatırlattı.

Bilindiği üzere merkezi İranda bulunan sözde Uluslararası İslami Mezhepleri Yakınlaştırma Kurulu adlı resmi kuruluş otuz yıla yakın bir süredir Sünnilerin Şiileştirilmesinden, Şii propagandası yapmaktan, Şii ideolojisini ihraç etmek için kuruluşlar, yayınevleri ve paravan teşkilatlar kurmaktan başka bir şey yapmadı. Bu kuruluşta onlarca yıl yer alan, tüm konferanslarını ve programlarını takip eden ancak sonrasında Şianın ve İran’ın yıkıcı rolünü tam olarak kavrayan Prof. Dr. Yusuf el-Karadavi gibi alimler şimdi bu sözde yakınlaştırma kurulu tarafından çirkin saldırılara maruz kalıyor. Bahreyn’deki 2011 Şii isyanının mezhepçi terörü, akabinde sapkın Nusayri mezhebinin liderliğindeki Esed rejimiyle tam ittifak kurup korkunç katliamlar işleyen İran’ın, yedeğindeki Hizbullah ve sair Şii terör örgütlerinin fitnesine işaret çeken Karadavi gibi meşhur alimler, Sünni ulema ve şahsiyetler bu kuruluş ve İran-Şii eksenince kafir, uşak ve benzeri akıl almaz iftiralar ile hedef alınıyor.

Sözde yakınlaştırma kurulu adlı İran rejiminin kurduğu bu yapının altbirimlerinden ABNA (Ehli Beyt Haber Ajansı) vs bir sürü haber ajansı, sitesi ve Türkiye’de kurdurtulan paravan dernek, teşkilat, internet sitesi ve yayınevlerine bakıldığında bunların nasıl Sünni düşmanlığı, Türkiye ve Osmanlı düşmanlığı temelinde yayın yaptıkları görülüyor.

Bu çerçevede tehlikenin farkında olan Sudanlı alimler ve şahsiyetlerin düzenlediği Şii tehdidinin boyutlarını gözler önüne seren konferans ciddi önem taşıyor. Konferansa katılan Mısırlı Dr. Yasin Berhami de Şiileştirme siyasetinin ve İran’ın attığı adımların bölgesel-küresel denklemde ne anlama geldiğine dair kapsamlı bir konuşma gerçekleştirdi.

İran siyasetinin bölgeyi nükleer silahlardan arındırarak tek nükleer güç olarak kendisini hakim kılmaya çalıştığını, böylece bölge ülkelerine nüfuz etmeyi hedeflediğini kaydeden Dr. Berhami önemli mesajlar verdi. Sudan’da ilk defa düzenlenen Şii tehdidi ve bununla başa çıkma yolları başlıklı konferansın ciddi önem taşıdığını kaydeden Mısırlı alim Ensarüs Sünne el-Muhammediyye teşkilatını konferansı tertibinden dolayı tebrik etti.

İran’ın İslam dünyasının Şiileştirilmesi ve Sünnilik ile savaşında büyük ekonomik kaynakları seferber ederek 51 farklı Şii uydu kanalı aracılığıyla çalışmalar yürüttüğünü kaydeden Dr. Berhami: “Bunların yanı sıra İran rejimi dev mali kaynaklarını Hüseyniyeleri (mesela İstanbul’daki İsra Kültür Merkezi adlı yer bir Hüseyniye olarak faaliyet görüyor) açtırarak, Şii mezhebini yaymak isteyen devletlere imkanlar sağlanarak çalışmalarını yürütüyor. ” dedi.

TÜRKİYE VE SÜNNİ DÜŞMANLIĞIYLA PARLAYAN IRAKLI Şİİ SİYASİLER

İRAN ANALİZ / Fiili başkanlığını Maliki’nin yaptığı sözde Savunma Bakanlığı vekili Saadun ed-Duleymi yaptığı çirkin açıklamalarıyla milyonlarca Iraklının Aralık 2012 tarihinden bu yana barışçıl şekilde sürdürdüğü gösterileri suçladı. Bunların hakkından gelinmesi gereken teröristler için barınak yuvası olduğu sözlerini dile getiren Duleymi ve benzeri siyasilerin açıklamaları sebebiyle Şii ordu güçleri 23 Nisan 2013 tarihinde Kerkük, Havice’deki meydanı basarak onlarca sivili korkunç şekilde katletmişti. Türkiye’ye de çirkin şekilde saldıran Duleymi ve benzeri Şii siyasilerin depreşen korkuları, gün yüzüne çıkan düşmanlıkları ne anlama geliyor?

Sözde Savunma Bakan Vekili Şii siyasi ed-Duleymi yaptığı buram buram mezhepçilik kokan konuşmasında “gösteri meydanlarında ordular kuranlar bilsinler ki Irak rodusu vatanı ne pahasına olursa olsun savunacaktır” şeklinde cümleler kurdu. Ramadi şehrindeki gösteri meydanına yakın bir yerde öldürülen beş hükümet askeri için Bağdat Savunma Bakanlığı binasında düzenlenen törende konuşan ed-Düleymi arkaik zihin yapısını gözler önüne seren cümleler kullandı.

Sokakları dolduran ve Aralık ayından bu yana tek bir kişinin burnun dahi akmadığı barışçıl gösterilere katılan milyonlarca Iraklı’nın kahir ekseriyeti Sünnilerden oluşuyor. Sünni düşmanlığıyla beslenen İran uzantısı Maliki ve iktidardaki Şii siyasilerin açıklamaları da bu düşmanlığın kodlarını bünyesinde taşıyor. Maliki’ye en yakın isimlerinden birisi olan Şii siyasetçi ed-Düleymi konuşmasında: “Gösteri meydanları teröristlerin ve katillerin sığınağı halini almıştır. Durum buraların mezbahane ve savaş meydanına dönüştüğünü gösteriyor. Bunların hakkından gelmek gerekiyor.” diyerek içlerinde çocuklar, kadınlar, alimler, yaşlılar ve yüzbinlerin bulunduğu meydanları hedef gösterdi.

Konuşmasına devam eden ed-Düleymi: “Bunlar katiller için barınak olmayı geçiniz bir adım öne giderek diğer ülkelere uşaklık eder hale gelmişlerdir.” şeklinde tıpkı diğer birçok Şii siyasetçinin dile getirdiği gibi Türkiye ve Sünni düşmanlığının ipuçlarını verdi.

el-Medey Press’in Duleymi’den naklen aktardığı haberinde onun: “Gösteri meydanının girişinde öldürülen bu askerlerin cesetleri yetmezmiş gibi meydan içinde hançerler ve kılıçlarla paramparça edilmiştir. Dinimizi kaldırmak isteyen kişilerin tabi olduğu yeni bir din” diyerek çirkin ve sinsi konuşmasını yazdı. Bizzat Maliki, Duleymi, Hekim, Bolani vs vs gibi terör geçmişiyle dolu kişilerin iktidarındaki Irak’ta ve aynı şekilde Suriye’deki Esed diktasında dile getirilen korkunç vahşetler işleniyor. Kılıçlar, satırlar ile doğranan Suriyeli bebeklerin, anne-babaların görüntülerini bunu yapan Şebbihalar ve Esed askerleri dünyaya servis ediyor.

Sünnilik ve İslam düşmanlığını “yeni bir din” veya “vahhabilik, tekfircilik, selefik” vs isimlerin arkasına gizleyerek izhar eden bu zihniyetin iktidarda olduğu Irak ve Suriye’de yüzbinlerce masum katledildi. Hala Sünnilere yönelik etnik temizlik ve vahşet saldırıları tüm hızıyla devam ediyor.

Nuri Maliki, Ammar el-Hekim, Hadi Amiri, İbrahim Caferi, Ahmed Çelebi, İyad Allavi vs vs farklı isimlerin tahakkümünde el değiştiren Irak’taki siyasilerin “zihinsel-ideolojik” arkaplanını bilmeyen, okumayan birisinin, bir ülkenin gelişmeleri tahmin etmesi, doğru stratejiler belirlemesi ve muhtemel senaryolar üretmesi imkansız. Bu noktada örneğin Temmuz 2008 tarihinde Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yanına çok büyük bir heyeti alarak gerçekleştirdiği Irak ziyaretinde muhatap kabul ettiği Maliki’ye tam meşruiyet verme anlamına gelen otuzu aşkın anlaşmanın imzalanması, sonrasında üst düzey ilişkilerin devam ettirilmesi bu derin yanlış algının stratejik bir hatasından ibaret. Maliki’nin ve mevcut elitlerin tamamına yakının İran veya farklı ülkelere çalışan, kişisel ve partizan çıkarların ötesinde hesapları olmayan, aşırı Şii ve mezhepçi fanatizm temelinde bir hayat süren kişiler olduğu gerçeği bilinmeli.

Tam da burada Maliki ile aynı zeminde hareket eden ed-Düleymi’nin yaptığı Türkiye ve Sünni düşmanlığının derin izlerini ifşa eden şu konuşmaları öne çıkıyor: “Günler öncesinde İstanbul’da tüm İslam dünyasından fitnenin liderlerinden oluşan 150′den fazla kişinin katılımıyla Irak Baharı Konferansı düzenlendi. Asıl şaşırtıcı olan bu konferansın gösterilerin yapıldığı alanlarda canlı verilmesi oldu.”

Gösteriler başladığında koskoca meydanlarda bir kişinin elindeki Recep Tayyip Erdoğan posteri üzerinden milyonlarca Iraklı’ya saldıran Maliki ve Şii siyasiler bir akıl tutulmasının vardığı noktayı gözler önüne seriyor. Tüm uydu kanallarında, kendi tv ekranlarında veya tartışma programlarında Irak’taki barışçıl gösterileri konu alan konuşmalarda bu Şii siyasilerin milyonları gözardı edip “bunlar dolar karşılığı sokağa çıkan insanlar, Türkiye’nin para verdiği Erdoğan’ın posterlerini dalgalandıran ajanlar vs” gibi çirkin ve abartılı cümleler kullanmaktalar. Bu küçücük bir hadisenin dahi derin tarihi-akidevi düşmanlığın ortaya çıkmasında nasıl önemli bir işlev gördüğü görülüyor.

Düleymi de konuşmasında düşmanlığını es geçmiyor ve: “Türkiye bizim içişlerimize karışmasın, çünkü bizler de sizin içişlerinize karışmıyoruz. Türkiye günlük olarak Kürdistan’ı bombalıyor, burada çocukları öldürüyor. Bizler halen sabrımızı zorluyoruz. Ancak onlar bundan razı olmuyor. Onlar Musul ile Anbar’ın Osmanlı devletinin bir parçası olduğuna inanıyorlar.” diyerek derin korkularını ve Safavi-Fars-Şii ekseninin dile getirdiği gerçek düşünceyi belirtiyor.

Bu cümleleri kullanan Düleymi’nin hedef aldığı ve “fitne” liderleri olarak tanımladığı kişilerin kimler olduğuna iyi bakmak gerekiyor. İstanbul’da düzenlenen bu konferansı Türkiye’den bir iki kişi dışında kimsenin izlemediği görülüyor. Bir araştırma yapıldında bu haberle ilgili ciddi bir bilgiye ulaşmak da bu sebeple mümkün olmuyor. Bununla birlikte Arapça kaynaklara bakıldığında Düleymi’nin suçladığı bu kişilerin Irak’ta ve İslam dünyasında “mezhepçi fitneyi, terörü ve kargaşayı besleyip yürüten İran rejimiyle uzantılı” oluşumların önünde en büyük engel teşkil ettikleri görülüyor.

Foto: İşgalin 10. yıldönümü münasebetiyle yapılan “Irakın İşgali, Halkın ve Medeniyetinin Yıkımı: Irak Baharı Konuşma Buluşması” başlıklı programın afişi.

Bu kişi ve yapıların gerçekte ne anlam taşıdığını, Irak halkı ve İslam dünyasında nasıl gerçek bir gücü olduğunu iyi bilen Duleymi ve beslendiği Tahran rejiminin aksine Türkiye’nin hala bu kesimleri, şahsiyetleri “dış politikasının” bir parçası haline getirmediği gözlemleniyor.

Irak konulu İstanbul’da düzenlenen konferansa katılan isimlere bakıldığında ise bunlar arasında Irak Müslüman Alimler Heyeti (Heyetül Ulema adlı Şeyh Haris ed-Dari’nin başkanlığını yaptığı oluşum), Ehli Sünnet Alimleri Rabıtası, Küresel Saldırganlığa Karşı Hamle, Suriye Milli İttifakı’nın, körfez ülkelerindeki çeşitli muhalif partilere, oluşumlara mensup akademisyen ve ilim adamlarının, Irak direniş güçlerinin, Nakşibendi Tarikatı Ordusu gibi önde gelen oluşumların katıldığı görülüyor. Katılımcılar arasında Cezayir, Bahreyn, Lübnan, Suriye, Irak, Suudi Arabistan, Yemen, Kuveyt, Fas ve Mısır’dan önde gelen alimlerin konuşmacı olarak yer aldığı dikkat çekiyor.

Ed-Düleymi gibi kişilerin saldırdığı Türkiye Cumhuriyeti Devletinin, Adalet ve Kalkınma Partisinin, Ahmed Davutoğlu başkanlığındaki Dışişleri Bakanlığı’nın hala bu kişileri muhatap kabul etmediği, en azından bilmediği veya yanlış bildiği, tanımakta geciktiği müddetçe bunun zararlarının tamiri zor bir süreci beraberinde getireceği, geç olmadan bu yapıları derinlikli olarak tahlil edip Irak veya Ortadoğu politikasında farklı stratejiler geliştirmesi gerekliliği bir kez daha ortaya çıkıyor.

Sahada gücü bulunan gerçek aktörleri tanımadığı yönündeki acı gerçekliğin Türkiye düşmanı kesimlerce dile getirilmesine, ısrarla vurgulanmasına rağmen hala mevcut hükümet, devletin ilgili kurumları tarafından somut adım atılamaması yakın dönemde Irak’ta patlak veren hadiselerde/muhtemel gelişmelerde Türkiye’nin rolünün son derece kısıtlı, kendi çıkarlarına ters gelişmeler karşısında manevra alanı en az bir ülke olmasını beraberinde getirecektir.

Şİİ HUSİ ÖRGÜTÜ CUMA NAMAZINDA BİRÇOK CAMİYİ BASTI

İRAN ANALİZ/ Şii Husi örgütüne ait militanların Cuma günü Yemen’in kuzeyindeki Sa’de eyaletinde birçok camiye baskınlar düzenlediği, camilerin içinde namaz kılmakta olan birçok genci tutuklayarak kendilerine bağlı açık-gizli cezaevlerine götürdükleri kaydedildi. Geçtiğimiz hafta içerisinde gözlemlerde bulunmak üzere bölgeye hareket eden hukuk teşkilatları ulaşmadan önce Husi örgütü kendisine ait birçok cezaevini kapatarak sayısı bilinmeyen mahkum sivilleri farklı yerlere nakletmişti.

es-Sahve Net adlı yerel kaynağın aktardığı haberde: “Husiler birçok ilçedeki camiyi işgal etti. Bazılarında caminin içerisine silahlarını soktu. Yine birçok kez Cuma hutbelerinin okunmasını engellediler ve bilindik sloganlarını attılar.” şeklinde bilgiler paylaşıldı.

Husilerin silah zoruyla gerçekleştirdiği cami işgalleri, Allah (cc)’ın evi olan camilerin hürmetinin çiğnenmesi, imam ve hatiplerin engellenmesi, camilerdeki gençlerin tutuklanması gerek cami cemaati gerekse bölge halkında öfkeye sebep oldu.

Tüm bunlar yaşanırken, İran destekli Husi terör örgütü militanlarının Habdan bölgesinde de benzer baskınlar ve saldırılar gerçekleştirdiği kaydedildi. Yemen devriminine katılan Yahya Abbad ile Abdulbari eş-Şaviş adlı iki gencin tutuklanarak örgütün elinde esir olduğu bildirildi. Habdan’a bağlı Azime bölgesi sakinlerinden olan bu iki gencin dışında bir üçüncü gencin daha tutuklandığı bilgisi paylaşıldı. İsmi henüz öğrenilemeyen üçüncü gencin ise aracıyla birlikte Haydan, Mezarim noktasında durdurulup Husilerce kaçırıldığı aktarıldı.

Haydan bölgesinde devrim saflarında yer alan iki gencin daha öncesinde kimliği belirsiz kişilerce ölüm tehditleri aldığı, birisinin evinin önünde bomba patlatıldığı, diğerinin ise evinin önünde kurşulanma yoluyla hedef alındığı hatırlatıldı.

MALİKİ’Yİ ELEŞTİREN Şİİ DİN ADAMI SUİKASTTAN KURTULDU

İRAN ANALİZ / Şii araştırmacı ve din adamı Reşid el-Hüseyni geçtiğimiz günlerde Maliki Hükümetine yönelik şiddetli eleştirilerinin akabinde suikasta uğradı. Babil eyaletindeki bir konferansta Maliki Hükümetini, başarısızlıklarını ve uyguladığı siyaseti şiddetli bir şekilde eleştiren, bu konuşması sosyal medya aracılığıyla geniş kitlelere ulaştırılan Şii din adamının bombalı saldırıdan kurtulduğu belirtildi.

İnternet ortamında geniş şekilde yayıldığı Şeyh el-Hüseyni’nin konuşmasıyla ilgili olarak da tartışmalar sürüyor. Maliki Hükümeti başta olmak üzere siyasi süreci reddeden, katılmama çağrısı yapan, ciddi yolsuzluk ve çürümelere dikkat çeken Iraklılar milli servetin kimler eliyle, nasıl ve neden çarçur edildiğini sorguluyor.

“Nerede paralarımız, nerede milli servetimiz, bu kadar zamandır iktidarda olanlara sormak gerekiyor? Nerede hani hizmet? Nerede elektrik, nerede iş, nerede güvenlik?” diye sorular yönelterek milyonların duygularına tercüman olan Şii din adamı el-Hüseyni mevcut Irak’ın ne durumda olduğunu gözler önüne seriyor.

Maliki Hükümeti’ne bağlı tüm devlet kurum ve kuruluşlarını kemiren inanılmaz yolsuzluklara işaret çeken el-Hüseyni’nin konuşmasında Irak halkının yaşadığı sıkıntıların, mevcut durumun ve boyutlarının neler olduğu açık ve net bir şekilde kamuoyu ile paylaşılıyor. Kelimenin her anlamıyla yolsuz bir hükümet olarak tavsif ettiği Maliki başkanlığındaki yapının ülkede aslında neleri başarmadığına dair vurgular yapılıyor. Hata üstüne hata yapan bir hükümet olarak tanımladığı yapının attığı adımlara değiniliyor.el-Hüseyni’nin birçok açıdan Maliki hükümetini hedef alan acıtıcı açıklamalarının sonucu ise silahlı suikast saldırısı oldu. Necef’te Çarşamba günü sabahı yapışkan türü bombanın aracına yerleştirilmesi sonucu basit bir yara ile saldırıdan kurtulduğu kaydedildi.

el-Hüseyni’nin de konuşmasında dile getirdiği bir husus altı şehri kapsayan göstericilerin taleplerine cevap verme olarak gördükleri Baasçılarla ilgili atılan adım. Bu iddilara göre sözde Baasçılar ve Saddam Fedayilerinin görevlerine geri getirilmesi yönünde şu an sadece iddiadan ibaret olan Maliki’nin taktiksel adımına yönelik şiddetli tepkiler olduğu belirtiliyor. Sadr Grubu ve diğer birçok Şii grubun şiddetle karşı çıktığı bu iddiya göre Maliki tarafından sözde Baasçıların eski görevlerine getirtilmesi, el konulan malvarlıklarının geri verilmesi veya emekli maaşlarının bağlanması gibi hususların yapılacağı öne sürülmüştü. Oysa Dava Partisi liderlerinden İzzet Şabender yaptığı açıklamasında Baasçıların bir devlet dairesinde genel müdür dahi olamayacağını, bu yönde yasa bulunduğunu, dahası beşli filtreleme sistemi ile bu kişi veya kişilerin her halükarda yoğun bir oto-kontrol mekanizması ile zaten engellendiğine dikkat çekti. Bu da aslında 2003 işgaliyle birlikte Baassızlaştırma yasası çerçevesinde üst düzey devlet makamlarında Kürt veya Şii kökenli Baasçılar dururken neden diğer Baasçıların tasfiye edildiği sorusuna cevap teşkil ediyor. Zira Sadr grubu ve diğer Şii yapıları temsil eden devlet görevlilerden birçoğunun Saddam döneminde Baas Partisi yöneticisi ve kadrolarını oluşturduğu biliniyor.

YÜKSEK STRATEJİ

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

Fight "Gang Stalking"

Expose illegal stalking by corrupt law enforcement personnel

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

The WordPress.com Blog

The latest news on WordPress.com and the WordPress community.

%d blogcu bunu beğendi: