Etiket arşivi: SURİYE

Uğur Dündar : Esad be­bek ka­ti­li de, Apo ne ?..

image001119.jpg

Türk si­ya­set ta­ri­hi böy­le bir muk­te­dir gör­me­di.

Bu öy­le bir muk­te­dir ki, bir de­di­ği, di­ğe­ri­ni tut­mu­yor, bu­gün ak de­di­ği­ne ya­rın ka­ra di­ye­bi­li­yor!

Hat­ta ba­zen ay­nı gün için­de bi­le söy­lem de­ğiş­ti­re­bi­li­yor!

Çe­liş­ki­ler zin­ci­ri­ne her gün ye­ni bir hal­ka ek­li­yor.

* * *

Ör­ne­ğin muk­te­dir, Su­ri­ye­’nin Ban­yas ken­tin­de­ki kat­li­amı la­net­li­yor:

“Ban­ya­s’­ta­ki soy­kı­rım ta­ham­mül edi­le­mez se­vi­ye­ye ulaş­tı. Ora­dan ge­len ha­ber ve gö­rün­tü­ler ger­çek­ten iç­ler acı­sı. Bel­ki o re­sim­le­ri gör­dü­nüz; kat­le­di­len­ler ara­sın­da ço­cu­ğu­nun gö­zü önün­de ka­fa­sı­na kur­şun sı­kıl­mış an­ne­ler, ba­ba­lar var. Top­lu hal­de ya­kıl­mış in­san gö­rün­tü­le­ri var. ‘Her kim alı­nır­sa alın­sın. Han­gi CHP’­li yö­ne­ti­ci, han­gi ül­ke alı­nır­sa alın­sın şu­nu açık açık ifa­de ede­ce­ğim: Kal­bin­de zer­re ka­dar mer­ha­met olan bir in­san böy­le bir kat­li­am ya­pa­maz. Kal­bin­de zer­re ka­dar inanç olan bir in­san, bu ço­cuk­la­ra öy­le kı­ya­maz. Emin olun ‘in­sa­nı­m’ di­yen bi­ri böy­le vah­şe­te or­tak ola­maz. He­le, al­tı­nı çi­ze­rek ifa­de edi­yo­rum: Ker­be­la acı­sın­dan yü­re­ğin­de zer­re mis­kal ta­şı­yan, kal­bin­de zer­re mis­kal Eh­li­beyt sev­gi­si olan bi­ri böy­le bir vah­şet ser­gi­le­ye­mez. Böy­le bir vah­şe­tin ar­ka­sın­da du­ra­maz, bu­nu gör­mez­den ge­le­mez. Ban­ya­s’­ta­ki man­za­ra en az Ker­be­la­’da­ki ka­dar acı­dır. Ka­til­ler de en az Ye­zid ka­dar al­çak­tır. Ha­sa­n’­a, Hü­se­yi­n’­e, sev­gi­li Pey­gam­be­ri­mi­zin o gü­zel to­run­la­rı­na ölü­mü la­yık gö­ren­le­ri Ye­zid ilan eden­ler, bu­ra­da on­la­rın izin­den gi­den, o Müs­lü­man­la­ra, o yav­ru­la­rı şe­hit eden­le­ri ni­çin Ye­zid ilan et­mi­yor­lar. On­lar da bi­rer Ye­zi­d’­dir.”

Muk­te­dir bir baş­ka ko­nuş­ma­sın­da da şun­la­rı söy­lü­yor:

“Ey Be­şar Esad, val­la­hi bu­nun he­sa­bı­nı ve­re­cek­sin. Baş­ka­la­rı­na gös­ter­me­di­ğin ce­sa­re­ti ağ­zın­da em­zik olan kun­dak­ta­ki be­be­ğe gös­ter­me­nin be­de­li­ni çok ama çok ağır öde­ye­cek­sin. O ço­cuk­la­rın ar­şı in­le­ten fi­ga­nı in­şal­lah se­nin üze­ri­ne kut­lu bir in­ti­kam ola­rak ine­cek­tir. Al­lah izin ve­rir­se bu ca­ni­nin, bu ka­ti­lin dün­ya­da he­sa­ba çe­kil­di­ği­ni gö­re­cek ve bun­dan do­la­yı da ham­de­de­ce­ği­z”

Muk­te­di­ri din­ler­ken göz­le­ri­min önü­ne ba­na yıl­lar­ca ka­bus ya­şa­tan gö­rün­tü­ler ge­li­yor.

* * *

Mer­hum Tur­gut Özal Baş­ba­kan’­dı.

Ga­ze­te­ci­le­re GA­P’­ı (Gü­ney­do­ğa Ana­do­lu Pro­je­si) gez­di­ri­yor­du.

GA­P’­ın bit­me­siy­le böl­ge­nin ma­kus ta­li­hi­nin de­ği­şe­ce­ği­ni söy­lü­yor­du.

Ço­cuk­lar gi­bi se­vi­ni­yor, mut­lu­lu­ğu göz­le­rin­den oku­nu­yor­du.

Ge­zi­nin son gü­nün­de Di­yar­ba­kı­r’­da mi­ting ya­pa­cak­tı.

Ama ol­ma­dı.

Çün­kü PKK, bir kö­ye bas­kın yap­tı.

He­men he­li­kop­ter­ler­le ko­şul­du, o kö­ye uçul­du!

Kar­şı­mı­za çı­kan gö­rün­tü an­la­tı­la­cak gi­bi de­ğil­di:

Ev­ler ya­kı­lıp yı­kıl­mış, er­kek­le­rin ço­ğu kur­şu­na di­zil­miş­ti.

Ka­dın­lar ce­set­le­rin üze­ri­ne ka­pan­mış­tı.

Baş­ta Baş­ba­kan, bu vah­şe­te ta­nık olan her­kes ağ­lı­yor­du.

O sı­ra­da ya­nı­ma 2 özel ha­re­kat po­li­si yak­laş­tı. Bi­ri­nin elin­de ga­ze­te ka­ğı­dı­na sa­rıl­mış bir şey du­ru­yor­du.

Aç­tık, aç­tık, aç­tık… Ka­ğı­dın için­den en faz­la 3-4 san­tim bü­yük­lü­ğün­de bir be­bek aya­ğı çı­kar­dık.

Ba­ka­ma­dım… Don­dum kal­dım… Kah­rol­dum…

Da­ha son­ra do­ğan be­bek­le­ri­min ayak­la­rı­nı ne za­man öp­mek is­te­sem, göz­le­ri­min önü­ne hep, ga­ze­te ka­ğı­dı­na sa­rıl­mış o ta­lih­siz yav­ru­nun mi­ni­cik aya­ğı ge­li­yor­du.

Bu ka­bus­tan yıl­lar­ca kur­tu­la­ma­dım.

* * *

Şu ha­zin çe­liş­ki­ye ba­kın.

Muk­te­dir, bir yan­dan be­bek ka­ti­li Be­şar Esa­d’­ı la­net­li­yor, ama di­ğer yan­dan yüz­ler­ce be­be­ğin ka­ti­li Öca­la­n’­la pa­zar­lık ma­sa­sı­na otu­ra­bi­li­yor!

Be­şar Esa­d’­ı be­bek ka­ti­li ol­du­ğu ge­rek­çe­siy­le yok et­me­ye ça­lı­şı­yor, ama la­net­li be­bek ka­ti­li Apo’­dan bir No­bel Ba­rış Ödü­lü ada­yı ya­ra­ta­bi­li­yor!

* * *

Hi­ka­ye bu ya!

Mak­ya­vel ye­ni­den dün­ya­ya gel­miş!

Muk­te­di­ri ta­nı­yın­ca “E­ma­ne­tim olan Mak­ya­ve­lizm emin el­ler­de! Ar­tık ra­hat­lık­la öle­bi­li­rim!” de­miş!..

SÖZCÜ

Reklamlar

Suriye’li çeteler Reyhanlı’yı ele geçirdi

suriyeli_ceteler_reyhanliyi_ele_gecirdi_h34561.jpg

Hatay’ın 70 bin nüfuslu sınır ilçesi Reyhanlı, yaklaşık 80 bin Suriyeli muhalif tarafından adeta işgal edildi. Kentte sık sık olaylara karışan Suriyeli çeteler nedeniyle halk sokağa çıkamaz hale geldi

ÖMER ÖDEMİŞ – Suriye’deki olaylar nedeniyle Hatay’a giden sığınmacılar, kenti adeta işgal etti. Suriye’ye geçip eylem yaptıktan sonra tekrar sınırda bulunan Reyhanlı kampına dönen cihatçılar nedeniyle halk geceleri sokağa çıkamaz, caddelerde rahatça dolaşamaz oldu. Hangi ülkeden ne için geldiği bilinmeyen on binlerce insanın karargâhı haline dönüşen Reyhanlı’da vatandaşların can güvenliği de tehdit altında.

DEVLET GÖZ YUMUYOR

Önceki gün ABD vatandaşı bir Suriyeli’nin işlettiği restoranda, hesap tartışması sonrasında çıkan kavga, olaya müdahale eden polislerin de tartaklanmasıyla, bir anda bütün bir kente yayıldı. Binlerce motosikletli ve araçlı Reyhanlı sakini, sloganlar atarak, sığınmacıların kasabalarını terk etmelerini istedi. Emniyet müdürlüğü önünde gösteri yapan Reyhanlı halkı, devletin yaşananlara göz yummasını, “muhalif” diye Suriye’den gelenlere kol-kanat germesinden şikâyetçi oldu.

KASABAYA POLİS TAKVİYESİ

Halk, Suriyeli silahlı çetelere karşı geceleri sokaklarda nöbet tutmaya başladı. Vatandaşlar Hatay Valisi’nin konuya acil çözüm bulmasını istedi. Reyhanlı sınırının kontrol edilemediğini, kaç kişinin hangi amaçlarla Türkiye’ye girip çıktığının denetlenmediğini belirten yerel kaynaklar ise bir kıvılcımın, sonu alınamayacak olaylara neden olabileceğini ifade etti. Reyhanlı halkının dayanma sabrının tükendiğini, ekonomik ve sosyal olarak yıkıntı yaşadıklarına dikkat çeken kaynaklar, devletin zaman geçirmeden çetelere karşı tedbir alması gerektiğinin altını çiziyor. Bu arada önceki gün çıkan olaylar nedeniyle kasabaya çevre illerden polis takviye edildi. Sükunetin şimdilik sağlandığı, Suriyelilerin kentin caddelerine çıkmalarına izin verilmediği de gelen bilgiler arasında.

YURT

SURİYE TOPRAKLARINDA 15 HİZBULLAH MİLİTANI DAHA ÖLDÜRÜLDÜ

İRAN ANALİZ / Humus ve kırsalı başta olmak üzere başkent Şam’da, sahil şeridinde ve Suriye içinde farklı bölgelerde Esed terör rejimine destek veren, katliamları yürüten Lübnan Hizbullah örgütüne mensup 15 teröristin daha dün Humus el-Kusayr bölgesinde Suriyeli direnişçilerce başarılı bir operasyonda öldürüldüğü bildirildi.

Binlerce Hizbullah militanının kuşatması altında bulunan, bir yılı aşkın süredir ağır silahlarla vurulmasına rağmen ele geçirilemeyen Humus ile el-Kusayr bölgesinde Özgür Suriye Ordusu savaşçılarının düşman hedeflere vurduğu darbeler sürüyor. Son olarak Kusayr Operasyonlar Merkez Komutanlığından yapılan açıklamada Şii terör örgütü mensubu 15 militanının çatışmalarda öldürüldüğü bildirildi.

Öte yandan direniş kaynaklarının aktardığına göre dünkü çatışmalarda rejime ve milis güçlerine ait ülke genelindeki 136 noktayı hedef alan başarılı operasyonlar yürüttü. Buralarda yüzlerce düşman unsurunun yok edildiği, birçok noktanın içindeki zırhlı araçlar, mühimmat ve esirlerle ele geçirildiği kaydedildi. Operasyonlarda Grad tipi uzun menzilli füzelerle Hama şehrindeki hava üssünün de vurulduğu belirtildi. Yine Halep’teki hava savunma noktalarının da yerel yapım füzeler, havan topları ve ağır silahlarla hedef alındığı bildirildi.

KİTAP TAVSİYESİ : DARAĞACI /// (BOP) TÜRKİYE – İRAN – SURİYE

YAZARLAR :

1. YRD. DOÇ. DR. MURAT KÖYLÜ

2. RIFAT SERDAROĞLU

3. ZAHİDE UÇAR

4. LEVENT BULUT

DÖRTLÜSÜNDEN MÜKEMMEL BİR ANALİZ KİTAP.

Darağacı : Farklı alanlardan dört yazarın Büyük Ortadoğu Projesi’ni Türkiye açısısından mercek altına aldığı bir solukta okuyacağınız bir kitap.. Ortadoğu’nun tarihi geçmişi ve bugünü arasında Türkiye Olayların neresinde olacaktır?

· Peki Türkiye ne yapacak, ne yapmalı?

· 2013 yılında Türkiye’yi hangi tehlikeler bekliyor?

· “Arap Baharının” hedefi hangi ülke?

· Suriye’de yaşananların iç yüzü ne?

İşte bu sorulara cevap bulabileceğiniz bir kitap Darağacı: (Bop) Türkiye, İran, Suriye

Bütün kitapçılardan temin edebilirsiniz.

ARAŞTIRMA DOSYASI : ABD Suriye Konusunda Neyi Bekliyor ?

Oytun Orhan

ORSAM Ortadoğu Uzmanı

Suriye’deki çıkmazın temel sebeplerinden biri rejimin değişmesini arzulayan aktörler arasında çözüme nasıl ulaşılacağı konusundaki görüş farklılıklarıdır. Söylem düzeyinde ve nihai hedef açısından bakıldığında söz konusu ülkelerin ortak görüşe sahip olduğu görülmektedir. ABD, İngiltere, Fransa, Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar gibi ülkelerin başı çektiği cephe Suriye’de Esad rejiminin meşruiyetini kaybettiğini, bundan sonra ülkeyi yönetmesinin mümkün olmadığını ve Beşar Esad’ın iktidarı devretmesi gerektiğini savunmaktadır. Ancak her bir ülkenin bu hedefe nasıl ulaşılacağı konusunda izledikleri yol, kullandıkları dış politika araçları, destek verdikleri gruplar, muhalefete verilen desteğin niteliği ve miktarı gibi faktörler açısından farklar bulunmaktadır. Askeri seçenekleri öne süren ülkeler dahi kendi içinde doğrudan askeri müdahaleyi savunanlar ile Suriye’nin belli bölgelerinde uçuşa yasak bölgeler oluşturulmasını savunanlar şeklinde ayrılmaktadır. Bazı ülkeler rejim – muhalefet dengesini muhalifler lehine değiştirecek çapta muhaliflere ağır silah yardımı yapılmasını, bazı ülkeler rejimin tamamen yıkılmasının daha büyük can kaybı ve güvenlik riskleri doğuracağı düşüncesi ile sorunun siyasi çözüm yöntemi ile çözülmesini savunmaktadır. Bunun yanı sıra muhalefete destek veren ülkeler de kendilerine daha yakın gördükleri gruplara para ve silah desteği vermeyi tercih etmektedir.

Suriye’de rejim değişikliğini savunan ülkelerin politikalarını koordine edememesi Esad rejiminin yaşam süresini uzatan faktörlerin başında gelmektedir. Söz konusu aktörler içinde ABD’nin pozisyonu ise sahip olduğu askeri ve ekonomik kaynaklar, siyasi ve diplomatik güç çerçevesinde düşünüldüğünde daha büyük önem arz etmektedir. Birçok ülke Suriye’de değişim için çaba sarf etse de, ABD’nin iradesini net şekilde ortaya koymaması durumunda değişimin zor gerçekleşeceği ortadadır. ABD’nin Suriye politikasına bakıldığında ise son derece temkinli hareket ettiği görülmektedir. Bazı faktörler ABD’yi Suriye’deki sorunu bir an önce sonlandırmak konusunda motive ederken bazı faktörler politikalarını sınırlamaktadır. Ancak ABD açısından ortaya çıkan sonuç Suriye’yi henüz tüm iradesini değişim yönünde kullanmaya yetecek kadar stratejik bir sorun olarak algılamadığıdır. Ancak istikrarsızlığın bölge geneline yayılması, İsrail’in güvenliğini doğrudan tehdit etmesi Suriye sorununu stratejik boyuta taşıyabilir ve ABD’yi daha etkin bir politika izlemeye yönlendirebilir. Bu durumda doğrudan askeri müdahale, muhaliflere ağır silah yardımı yapılması ya da Rusya ile anlaşarak siyasi bir çözüm bulma şeklindeki değişik seçeneklerden biri hayata geçirilebilir.

ABD’yi Suriye meselesini sonlandırma konusunda sınırlayan faktörler şu şekilde sıralanabilir:

Esad sonrası istikrarsızlık ve daha kanlı iç savaş korkusu:

Suriye’de hali hazırda bir iç savaş yaşanmakla beraber rejimin yıkılması ve ordunun dağılması durumunda farklı etnik ve mezhepsel gruplar arasında daha kanlı bir sivil savaş yaşanması olasılığı mevcuttur. Bu argüman Esad rejiminin meşruiyet temelini oluşturan “ya ben ya kaos” ikilemi yaratarak ABD’yi temkinli davranmaya itmektedir.

Radikal İslamcıların güçlenmesi:

ABD özellikle son dönemlerde El Kaide bağlantılı El Nusra Cephesi’nin güçlenmesini Suriye konusunda adım atmamanın en başta gelen nedeni olarak öne sürmeye başlamıştır. Suriye askeri muhalefeti içinde oranı az olmakla birlikte en etkili gruplardan biri olan El Nusra Cephesi ABD tarafından Irak El Kaidesi ile bağlantılı olduğu gerekçesi ile terör örgütü olarak ilan edilmiştir. ABD rejimin yıkılması durumunda bu örgütün Suriye’de etkinlik kazanacağı argümanını sık sık kullanmaktadır.

Siyasi ve askeri muhalefetin dağınık yapısı:

İstanbul’da kurulan Suriye Ulusal Konseyi’nin içeriyi temsil etme, iç muhalefet üzerinde etkin olma, kendi içindeki rekabet sorunlarını aşma gibi unsurlar açısından başarısız olduğu sürekli dile getirilmişti. Bunun ardından ABD’nin öncülüğünde Katar’da Suriye Ulusal Koalisyonu adı ile yeni bir siyasi muhalif oluşuma gidilmişti. Ancak neredeyse Suriye Ulusal Konseyi için dile getirilen eleştirilen aynıları Koalisyon için dile getirilmektedir. Antalya’da kuruluşu ilan edilen ve askeri muhalefeti tek çatı altında toplamayı amaçlayan Yüksek Askeri Konsey de henüz dağınık askeri güçleri tek komutanlık altında toplamayı başaramamıştır. Bu açılardan ABD Esad rejimine alternatif olabilecek düzenli ve etkili bir siyasal ve askeri muhalefetin olmadığını öne sürmektedir.

ABD’yi Suriye’de değişimi sağlamak konusunda motive eden ve önümüzdeki dönemde stratejik bir soruna dönüşmesini sağlaması ihtimali bulunan faktörler ise şu şekildedir:

Mülteci meselesi insani bir konu olmanın ötesinde stratejik bir tehdide dönüşmektedir:

1 milyonu aşkın Suriyeli mülteci Ürdün, Lübnan, Türkiye, Irak ve Mısır’a yerleşmiş durumdadır. Bu sayı ülkede istikrarın her geçen gün daha da bozulması ile giderek artmaktadır. Bu durum insani açıdan çok büyük sorunlar doğurmaktadır. Tüm yardım çabalarına karşın mülteciler son derece zor koşullar altında yaşamalarını sürdürmeye çalışmaktadır. Sorunun insani boyutu ABD’yi Suriye konusunda ikna için yeterli olmamaktadır. Ancak mülteci sorunu giderek tüm Ortadoğu bölgesini etkileme potansiyeline sahip stratejik bir soruna dönüşmekte, Suriye sorununun bölgeselleşmesine neden olmaktadır. Türkiye ekonomik ve siyasi gücü ile bu sorunun bir şekilde üstesinden gelebilir ve mülteci meselesinin Türkiye’nin istikrarını olumsuz etkileme potansiyeli sınırlıdır. Ancak Ürdün ve Lübnan gibi iki kırılgan ülke her birinde yarım milyona yaklaşan Suriyeli mülteciyi daha fazla barındırma konusunda zorlamaktadır.

Ürdün neredeyse bir mülteciler ülkesine dönüşmüştür. Zaten var olan Filistinli ve Iraklı mültecilere Suriyeliler eklenmiştir ve ülke toplam nüfusunun büyük çoğunluğunu mülteciler oluşturur hale gelmiştir. Bunun yanı sıra yaklaşık 4 milyon nüfusa sahip Lübnan’da kamplar dışında yaşayanlar ile birlikte yarım milyonun üzerinde Suriyelinin yaşadığı tahmin edilmektedir. Lübnan’da mezhepler arası hassas dengeye dayalı siyasi ve sosyal bir yapı mevcuttur. Ülkedeki temel siyasi dinamik Sünni – Şii çatışmasıdır. Lübnan’a göç eden Suriyeli mültecilerin çok büyük çoğunluğu ise Sünni kökenlidir. Bu durum Lübnan’daki hassas dengeleri kökten sarsmakta ve ülkeyi her an patlamaya hazır bir bomba haline getirmektedir. Dolayısıyla Suriye’de bir şekilde istikrar sağlanmazsa mülteci akını söz konusu ülkelere devam edecek ve bir noktada istikrarsızlık İsrail’i güvenliğini olumsuz etkileyecek şekilde bölgeselleşecektir.

Kimyasal silahların merkezi kontrolden çıkması:

Suriye yönetiminin kendi ifadesi de ülkede kimyasal silahların var olduğunu göstermektedir. Son dönemde bazı çatışmalarda kimyasal silahların kullanıldığına ilişkin iddialar hem rejim hem de muhalifler tarafından dile getirilmiştir. Suriye’de çatışmaların uzun süre devam etmesi durumunda bu silahlar rejim tarafından kullanılabileceği gibi bazı muhalif güçlerin eline geçmesi ihtimali de bulunmaktadır. Ayrıca rejim tarafından Hizbullah gibi müttefiklere verilmesi de ihtimal dahilindedir. Her iki şekilde de İsrail’in güvenliği açısından tehlikeli bir durum oluşacaktır. Bu değerlendirme ABD’yi Suriye sorununa çözüm bularak kimyasal silahların güvenli bir şekilde imha etmeye yönlendirebilir.

ABD açısından henüz Suriye sorununu sonlandırma konusunda ikna olmadığı, sorunu stratejik bir tehdit olarak algılamadığı, hatta bazı açılardan mevcut dengenin belli bir süre daha korunmasını fırsat olarak algıladığı şeklinde değerlendirme yapmak mümkündür. Bu şartlar altında yakın dönemde ABD’nin hayata geçirebileceği politika alternatifleri şunlar olabilir: “İyi muhalefeti” destekleyerek “kötü muhalefeti” zayıflatmak, muhalefetin kontrolü altındaki bölgelerde Esad sonrası kaos ortamını engellemek için yönetim altyapısını oluşturmaya çalışmak. Daha ileri aşamada ise sivillerin korunmasına yönelik olarak bazı bölgelerde uçuşa yasak bölge ilanı gündeme gelebilir.

ABD temkinli tavrına gerekçe olarak en fazla El Kaide’nin askeri muhalefet içinde güçlenmesini öne sürmektedir. Ancak Suriye’de ayaklanma başladığında radikal grupların etkisi son derece sınırlıyken aradan geçen sürede etkinliklerini artırmışlardır. Suriye’de çözüm için daha fazla beklenmesi durumunda ülkede radikal grupların daha fazla güçlendiği görülecektir.

AKSİYON DERGİSİ : Suriye’de ateşkes Esed’in devrilmesinden daha önemli

SELİM SAVAŞ GENÇ

Uzun zamandır, Suriye’de önceliğin Esed’i devirmekten ziyade makul bir ateşkese verilmesi gerektiği fikrini savunuyorum. Bunu savunmanın yeterli olmadığının farkındayım.

Hem Esed hem de muhalifler ateşkesin, uzlaşmanın ya da bir şekilde anlaşmanın masa üstünde alternatif olarak görülmesine bile sert tepki veriyorlar. İki seneyi aşkın sürede ülkede 80 binin üzerinde sivil katledildi. Sokak gösterilerine ateş açan düzenli ordunun uyguladığı şiddet ülkeyi iç savaşa soktu. Bir tarafın pes etmesini ya da yenilmesini beklemek ezberimde olan tüm insani değerlere aykırı. Suriye’de meskun mahallerde savaş yapılıyor. Bu cümlenin ne anlama geldiğini ancak yaşayanlar ve savaş suçları ile ilgilenenler bilebilir. Çoluk çocuğun yaşam mücadelesi verdiği ortamlarda gerçekleşen çatışmalar, acımasız katliam ve işkenceler iki ordu askerleri arasında vuku bulan savaştan çok daha farklı ve dramatik bir durum.

Hava kuvvetleri ile bombalanan bölgelerde canlarını kaybeden çocuk görüntüleri anlaşılır olmasa da kanıksanmaya başlanmıştı. Esed askerleri artık baskın yaptıkları köylerde küçücük çocukların canlarını bıçaklayarak alıyorlar.

Düzenli ordu ile muhalifleri susturamayan Esed, sivillere işkence ve katliamlar yapan Şebbiha milislerine yasal statü kazandırırken onları kuvvetlendirecek yeni bir oluşuma yöneliyor. Türkiye’deki koruculuk sistemine benzer bir yapılanma ile rejime destek veren halkı silahlandırmaya başlayan Esed, ayda 150 dolar maaş karşılığında ‘gönüllü’ topluyor.

Savaş’ın uzun sürmesinden şüphesiz mutlu olanlar da var. Efraim İmbar gibi bazı İsrailli uzmanlar için Sünni ya da Şii’si ile bir tehdit unsuru olarak görülen Suriye’nin başını kaldıramayacak ve güvenlik sorunu teşkil edemeyecek kadar zayıflaması arzulanıyor. Rusya ve İran’ın açık desteğini alan Esed yönetimine Lübnan’daki Şii lider Hasan Nasrallah da destek verdiğini ve sonuna kadar bu desteğin arkasında olacaklarını açıkladı. Geçen hafta farklı bir ülkede yaşayan İran kökenli bir siyaset bilimci ile Suriye’nin geleceğini ve bu desteği konuştuk. İran yönetimi kendi toplumuna Suriye’de, ABD, İsrail ve yandaşları ile savaştıklarını, bu ülkenin bir ön karakol olduğunu, orası düştüğü takdirde bu güçlerin İran’a saldırıya geçecekleri propagandasında bulunuyormuş.

Şüphesiz geçen hafta Esed cephesinden gelen en çarpıcı haber bunlar değildi. ABD’nin, ‘kimyasal silahların kullanılması kırmızı çizgimizdir’ açıklamasına rağmen Esed’in, elinde bulunan tonlarca kimyasal silahın bir kısmını muhaliflere karşı kullandığı iddia edildi. Muhaliflerin basınla paylaştığı görüntüler ve Pentagon’un açıklamaları bu haberleri doğrular mahiyetteydi. Suriye’ye müdahale etmek istemeyen Washington şimdilik ‘kimyasal silah kullanıldı ama kimin kullandığını bilmiyoruz’ kaçamak yanıtı ile topu taca atmayı tercih etti. Görünen o ki Esed, ‘şayet kimyasala başvurursam Batı nasıl tepki verir’ diyerek şansını denedi ve gelen cılız tepkiler neticesinde yoluna devam etme kararı aldı. ABD ise kırmızı çizgilerini revize etmekle kalmayıp büyük prestij kaybına uğrayabilir. Suriye’den yeterince sağlıklı bilgi alamıyoruz. Uzun süren çatışmalar neticesinde muhalifleri geri püskürtmeyi başaramayan Esed yönetimi finali kimyasal silahlarla yapmayı denerse uluslararası örgütler, küresel güçler ve Suriyeli muhaliflerin dostları hangi tepkileri verecekler?

Yine geçen hafta Suriye jetleri sınırımızdaki bir kampı bombalarken Türkiye’ye giriş izni verilmeyen Suriyeliler, bir polisimizi şehit etti. Esed’in kullandığı kimyasal silahlar ve gazlar benzer şekilde sınırımızı aştığı takdirde Türkiye’nin tepkisi ne olacak? 4 milyonluk Lübnan 400 bin sığınmacı Suriyeliye kucak açarken Türkiye’de rakamın en son 200 bini geçtiğini duymuştuk. Mülteci akınında komşu ülkelerin miktar ve zaman olarak kırmızı çizgileri ne olacak? Muhalif birliklere zafere ulaşacak kadar silah vermeyen ‘Suriye’nin dostları’nın’ süreçten nasıl çıkılacağına dair bir planı var mı? Hava kuvvetlerine, kimyasal silahlara ve sürekli takviye edilen düzenli orduya karşı yeryüzünde zafer kazanma şansı olan paramiliter bir yapı var mı?

Suriye arenasında sadece muhalifler ile Esed birliklerinin çarpıştığına inanmak artık çok güç. Farklı çıkar grupları, küresel ve bölgesel güçler Suriyeliler üzerinden birbirleri ile savaşıyor. Netice alınma şansı olmayan bu savaşı durdurmak uluslararası toplumun ilk hedefi olmalı. Esed’in gitmesi ya da kalması artık bu hedefi gölgelememeli.

AKSİYON DERGİSİ : SURİYE – Şebbiha’ya yasal kılıf

Suriye lideri Beşşar Esed, rejim karşıtı sivilleri bastırmada kullandığı Nusayri çeteleri (Şebbihalar) gönüllü orduya dönüştürüyor.

‘Ulusal Savunma Kuvvetleri’ adı altında kurulan güç, rejim karşıtlarıyla mücadele edip ‘kurtarılmış’ bölgeleri savunacak. Ayda 150 dolar maaş alacak olan bu gönüllü askerler çatışmaların ön cephesinde savaşacak. Suriyeli muhalifler, söz konusu adımı ‘sivilleri işkenceyle öldüren Şebbiha milislerine yasal kılıf hazırlama’ olarak görüyor. Esed’in bu yolla, zayıflayan Suriye ordusunu güçlendirmeye çalıştığını belirtiyorlar.

YÜKSEK STRATEJİ

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

Fight "Gang Stalking"

Expose illegal stalking by corrupt law enforcement personnel

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

The WordPress.com Blog

The latest news on WordPress.com and the WordPress community.

%d blogcu bunu beğendi: