Etiket arşivi: Zahide Uçar

Zahide Uçar : Küresel Aynalar Sirki

mrjq6.jpg

İşgal medyası, çıkar kalemleri, devşirilmiş aydın, paçozlaşmış üniversite kadroları “sanal bir gerçeklik” yaratarak ülke gerçeklerini ters yüz etmektedir. Türk Milleti bütün olayları küresel aynalardan izlemektedir.

Küresel ayna ikiye ayrılır:

1-Çukur ayna,

2-Tümsek ayna

İki aynada gerçek görüntü vermez. Merkeze yakınlık durumuna göre görüntü küçülür, büyür, ters döner, ayna gerisine düşer…

Çukur ayna ve tümsek ayna görevi yapan küresel aynalar gerçekleri yutmakta, millete sanal bir gerçeklik sunmaktadır.

Çizilen yol askıdadır, bir zemine oturmaz, gerçek değildir. Gösterilen kişiler , olaylar, mekanlar gerçek değildir.

Millet bir illizyon gösterisi ile kontrol altına alınmaktadır.

Türk Milleti 10 yıldır “küresel aynalar sirkinde” oyalanıyor.

Bu yazımda düzlem(gerçek boyutlu) bir aynayı okur önüne koymaya çalışacağım.

Şeytanın “GÖRME” dediğine bir ayna tutup görünür yapalım.

Düzlem ayna tutmaya Irak’ın işgali ile işe başlayalım.

Türkiye;

Irak’a “Haçlı Savaşı başlattık” diyerek savaş açan “Kuru Kafa ve Kemikler tarikatının sapkın mensubu” Bush’a yardım ve yataklık etmek yerine;

“Saddam’dan kendi halkı sorumludur. Değiştirmek istiyorsa Irak Halkı değiştirmelidir. Biz işgale karşıyız. Bu işgali BM nezdinde engelleme imkanımız yoksa, Misak-ı Milli sınırlarımız içinde kabul ettiğimiz Musul ve Kerkük’ü koruma altına alırız.”

Deseydi ne olurdu?

“Arap Baharı” adıyla başlatılan karakışta;

Libya’ya sahip çıkıp;

“Libya halkının kendi milli kaynaklarını kendi kullanma hakkı vardır. Tıpkı ABD’de, AB ülkelerinde olduğu gibi… Kaddafi dostumuzdur. Türkiye’nin Libya ile tarihi derin bağları vardır.”

Dese ne olurdu?

“Suriye sınır komşumuz. Akrabalarımız var orada. Tarihi köklü bağlarımız var. Suriye Türkiye’dir, Türkiye Suriye’dir. Sınır komşularımızda yaşanacak karışıklık bizim ülkemizi, evimizi de etkiler. Suriye’de bir değişiklik olacaksa, bu değişikliği Suriye Halkının yapma hakkı vardır.”

Dese ne olurdu?

AB-D’nin özelleştirme dayatmalarına karşılık stratejik kurumlar için “ülke güvenliğini etkileyeceği gerekçesi ile” yabancılara satılamaz kararı alsaydı ne olurdu?

AKP;

“Ankara’nın şerrinden Bürüksel’in şefaati iyidir” politikası ile küresel güçlerin kucağına oturmak yerine; “Brüksel’in şefaatinden benim milletimin tokatı daha iyidir. Bu millete güveniyoruz. Önümüzde çetin bir yol var. Bu yolu hep beraber aşıp bürokrasi ile halkı kaynaştıracağız. Yolumuza kim taş koyarsa milletimizle birlikte o taşları kaldırıp yolumuza devam edeceğiz.” Deseydi ne olurdu?

İktidarda kalmak için;
“Bütün milleti soyan İstanbul dükalığı” ile bir olup ülkeyi soyup soğana çevirmek yerine, milli geliri bütün milletin hakça paylaşacağı bir sistemi geliştirseydi ne olurdu?

Anadolu tüccarlarını pozitif ayrımcılık yaparak desteklese, vatansız kalırsa ticaret yapamayacağını bilen “milli burjuvazi yaratma” politikası izleseydi, dış güçlerin Türkiye bayii konumunda olan iş adamı kılıklı “Galata Tefecilerinin” etkisi kırılmaz mıydı?

Küresel eşkiyanın tarım ve hayvancılığımızı bitirmek için dayattığı politikaları kabul etmek yerine;
“Gıda yakın geleceğin en önemli stratejik ürünüdür. Tarım alanlarımızı korumaya alıp, ülkemizi geleceğin insanlığını doyurmaya talip bir ülke haline getireceğiz. Köylünün şehre göçmesini engellemek için eğitim ve sağlık gibi hizmetleri ayağına götürecek gerçekçi projeler geliştireceğiz. İnsan soyunun devamı için sanayi tarımı değil, organik tarıma ihtiyaç vardır. Tarım topraklarımızın sanayi tarımı ile zehirlenmesini engelleyecek projeler geliştireceğiz. Tarım bölgelerine öğretmen, sağlık memuru ataması yaptığımız gibi veteriner ve ziraat mühendislerini sözleşmeli olarak atayacağız. Şehirlerde oturmayacak, seçilen merkez bir köyde oturup merkez köye bağladığımız diğer köylere hizmet verecektir. Atanan veteriner ve ziraatçılarımızın yıllık sözleşmesi, çalıştığı alanlarda gösterdiği performansa göre yenilenecektir.”

Deseydi ve bu doğrultuda projeler geliştirseydi ne olurdu?

Bütün ülkemizde olduğu gibi Güneydoğuda da 11 Kasım 1938’den beri ülkeyi yönetenlerce yapılan yanlışların küresel güçler tarafından kullanılarak yarattığı bataklığı gene küresel güçlerin reçeteleri ile çözmek yerine;

“Bataklığı derinleştiren ağalık sistemi ile mücadeleyi seçseydi. Ağanın topraklarında maraba olan insanları toprak reformu ile toprak sahibi yapsaydı. Yıllardır Doğu ve Güneydoğu insanını sömüren BDP’li ağa ve baronları ile birleşerek PKK’yı millete dayatmak yerine; toplumsal kabul görmüş akıllı, öncü insanları o bölgelere gönderip PKK gerçeğini ve arkasındaki güçleri millete anlatsaydı. PKK’nın arkasında İsrail’in vaat edilen topraklar projesi olduğunu… ASALA’nın PKK içine gizlendiğini ve büyük Ermenistan projesini gerçekleştirmek için PKK içinde yuvalandığını anlatsaydı.”

Ne olurdu?

“Batı şehirleriyle doğu şehirlerinin öncü insanlarını buluşturup “tek vatan” paydasında neden birleşmek gerektiğini anlatma projeleri geliştirilse idi…

Çok çocuklu ailelerin o kadar çocuğa hakim olması, ilgilenmesi, hatta sevgi verebilmesi nerede ise imkansızdır. Bu çocuklar için sevgi kursları açıp, gönüllü öğretmen ve anneler ile eğitilip, dağa gitmek yerine önlerine güzel hedefle konabilseydi… Yıllardır terör içinde yaşayan, terör ile devlet arasına sıkışmış, silahların gölgesindeki çocukların travmalarını atlatması için Psikologlar önderliğinde yaz kamplarına alınabilseleri…

Özelleştirme adı altında özelleştirilen Et Ve Balık kurumları, Sümerbank gibi kuruluşları Doğu ve Güneydoğu’da açık tutarak hayvancılık desteklenseydi. O hayvanların yünlerinden halı ve kilimler dokuyan Sümerbank üretime devam ederek istihdam yaratsaydı. Hayvancılığa bağlı dericilik üzerinden ucuz ayakkabı üretimi yapılsaydı.”

Ne olurdu?

O işyerleri sadece istihdam sağlamıyor, aşiret yaşantısına “duşuyla, spor alanlarıyla, sofra adabıyla, anaokullarıyla “ örnek oluyordu.

Bunları yapmak teröre harcanan, ihaleler ile ağalara peşkeş çekilen paradan daha fazla kaynak gerektirir miydi?

Ayrıca kendi insanımıza yapılacak yatırım sadece bu günümüze değil, geleceğimize de yapılan yatırımdır. O nedenle küçük hesap yapılmaz.

Şimdi diyecekler ki;

Bu adamların öyle bir niyeti yok.

Doğru, yok!!. Ben bizi bu güne getiren ihanet politikalarına düz ayna tutuyorum ki, küresel aynaya bakıp şaşı olanlar “gerçeği görüp” fikir yürütebilsin.

Taraftar olanların ne söyleyeceğini de biliyorum;

AKP sırtını Amerika’ya dayamasa “derin güçler ve Ordu AKP’yi çalıştırmazdı.”

Ben de diyorum ki;

“AKP Küresel güçler ile birleşip Ordu’nun milli kadrolarını tasfiye etmek yerine; milletinin şefaatine yaslanarak NATO’da devşirilmiş gayri milli unsurları tasfiye etseydi. Milli güçlerle işbirliği yapsaydı. Ülke içindeki yabancı istihbarat elemanlarını kontrol altına alsaydı.”

Ne olurdu?

Diyeceksiniz ki;

“İktidardan düşürülürdü. Faili meçhuller olurdu.”

İyi de kardeşim;

“AB-D+İsrail” çıkarlarını korumak adına “kefenimle yola çıktım” edebiyatına sığınanlar;

Kendi ülkesi adına kefeniyle yola çıkamıyorsa, sizlerin bu adamların arkasında ne işiniz var?

Çanakkale Savaşımızda, Kurtuluş Savaşımızda vatanımızı korumak için “kefeni bile olmadan” toprağın altında yatanlardan da hiç utanmıyor musunuz?

Başarmak için;

“AHLAKLI” olmak lazımdır vesselam.

Ankara’nın, yani kendi milletinizin şefaatinden Brüksel’in şefaatine sığınırsanız;

Sonunuz küresel fahişeliktir.

Kimi tatmin edeceğinize de patronlarınız karar verir.

Öcalan gibi bir sapığı tatmin etmekle işe başlarsınız.

UTANÇ VERİCİ!!.

İLK KURŞUN

Zahide Uçar : Dikkat !!. (S)Akiller Üzerinden Operasyon Yapılabi lir

20333_236630339102_66565699102_3332729_7888587_n.jpg

Sakil Sırrı Süreyya Önder;

“Silahı bırak demek bu alanları temizlemek demektir. Bu alanlar tam demokratik bir yapıya ne zaman kavuşursa silah o zaman gayrı meşru olur” dedi.

Kısacası; PKK’ya “silah bırakmayın” diyor.

Peki, Bursa Cumhuriyet(!) Savcısı “halkı düşmanlığa tahrik” soruşturmasını kime açıyor?

Devlet Bahçeli’ye…

Atatürk’ün 1933 Bursa Nutkunda dediği;

…Polis gelecek, asıl suçluları bırakıp, suçlu diye onu yakalayacaktır. Genç, “Polis henüz devrim ve cumhuriyetin polisi değildir” diye düşünecek, ama hiç bir zaman yalvarmayacaktır. Mahkeme onu yargılayacaktır. Yine düşünecek, “demek adalet örgütünü de düzeltmek, yönetim biçimine göre düzenlemek gerek.”

Uyarısı gerçek oldu.

Bebek katili sapık; 50 bin insanın ölümünden sorumlu. Yani; 50 bin insanın faili AÇIK KATİLİ…

Peki; faili MEÇHUL suçlamasıyla kim yargılanıyor?

Bebek katilini sorgulayan emekli Albay Hasan Atilla Uğur(!).. Üstelik “avukatının beyanına göre” bebek katili sapığın talebi üzerine yargılanıyormuş…

Peki; FAİLİ AÇIK cinayetlerin sahibi ne durumda?

Ahmet Takan’ın yazdığına göre;

3 Odalı tatil evine dönüştürülen ada evinde her gün spor yapıyor. LCD televizyon seyrediyor. Ve tabii denize girme imkanı var.

Deccal TBMM’nden yayın yapıyor.

Şeytanı kutsarken, Adem’i çarmıha geriyor.

Bütün değerler yer değiştiriyor. Ve halkın kimyası bozuluyor.

2005 yılında halk AKP siyasetine karşı tepki vermeye başladı. Cumhuriyet mitinglerine kadar uzanan süreçte “halkın tepki gücünün” ölçüsü alındı. Bir deli gömleği biçildi. Ergenekon projesi sahneye sürüldü. Erdoğan’ın savcısı olduğu bu davalar; aslında Türk Milletinin başına “F(AKP)+CİA” ortaklığında geçirilen bir çuvaldır.

Hrant Dink…

Birileri onu sahneye iteledi. Çok konuşması, milli kesimden tepki alması gerekiyordu. Aldı da… Türk Milletine hakaret içeren sözleri nedeni ile dava edildi.

Oysa Hrant Dink’i sahneye itenler onun biletini çoktan kesmişti.

Tanrılara kurban gerekiyordu.

Neden Hrant Dink?

Hrant Dink Diyarbakır’da;

“Emperyalist devletler bize yaptıklarını şimdi size yapıyor. Biz oyuna geldik. Vatansız kaldık. Oyuna gelmeyin.”

Demişti.

Bir büyük suçu daha vardı:

Ermeni Diasporası’nın “1.5 milyon Ermeni öldürüldü” iddiasına karşılık;

1915’te sürülmemek için Müslümanlığa geçen kripto Ermenilerin durumunu dillendirdi ve “asıl onların ruh durumları ile ilgilenilmeli” dedi. Bir anlamda 1.5 Milyon Ermeni öldürüldü iddiasını yalanladı. Üstüne üstlük birde Diaspora’ya; “siz bizim işimize karışmayın” dedi.

Hrant Dink koruma istedi, verilmedi. Bir tezgah göz göre göre geliyordu.

Ve Hrant Dink vuruldu.

O dönem İstanbul Emniyet Müdürü olan Celalettin Cerrah, daha Dink’in cenazesi soğumadan bir açıklama yaptı:

“Cinayet MİLLİ DUYGULARLA işlenmiş(!)..”

Elde bir veri yok. Hangi bilgiye dayanarak böyle bir suçlamada bulunmuştu?

Bu söz bile Dink cinayetinin bir proje olduğunu gösterir.

Aslan Bulut’un dediği gibi;

Dink’in öldürülmesi Türkiye’nin 11 Eylül’ü olmuştur. 11 Eylül İkiz Kulelerin vurulması Amerika’nın 3. Paylaşım savaşını başlatarak Irak’a saldırmasına nasıl meşruiyet kazandırdı ise, Dink cinayeti de Ergenekon adıyla başlatılan operasyonların meşruiyeti için kullanıldı.

Yetmedi;

Ermenistan açılımı yapıldı.

Milliyetçilik, Ulusalcılık “terör” suçuyla yan yana getirildi.

Yeni düşman belirlenmişti:

Milliyetçilik.

Ogün Samast’ın elindeki silahın tetiğine basan el, Ogün Samast’ın şerefli Türk Bayrağı önünde resmini çekerek medyaya servis ediyordu.

Türk Bayrağına operasyon “bir katille bayrak yan yana getirilerek” aslında o gün başlatılmıştı.

Bu günlerde Türk halkı yeniden hareketleniyor.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile sorunlu ne kadar isim varsa akil yapıldı. Araya bir iki garnitür serpiştirerek mayınlı alana sürüldü.

Dikkat ediniz, bu akiller gündem oluştururken asıl gündemi karartarak AKP’ye nefes aldırıyor.

Halk akiller kullanılarak kışkırtılıyor. Yaralar kaşınıyor. Nasırlara basılıyor.

Akiller “mayın eşeği” görevi yapıyor.

Korkum o ki;

Hrant Dink örneğinde olduğu gibi bu Sakiller üzerinden milliyetçi-ulusalcı kesime bir operasyon yapılabilir.

En sivri isimlerden biri kurban edilir. Milliyetçi kesimin üzerine yıkılır.

Ülkede CİA, MOSSAD, M16, BND gibi istihbarat elemanları cirit atıyor. Her birinin yerli işbirlikçileri vardır. 1980 öncesi Çorum ve Kahramanmaraş katliamları böyle gerçekleşti.

Elbette tepkimizi göstereceğiz. Meydanlara çıkacağız ama olası tuzaklara karşı da çok dikkatli olmamız gerekiyor.

Atatürk’e, Türk Bayrağına, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin toprak bütünlüğüne sahip çıkan milli kesimi “suçlu durumuna düşürmek” için tuzak kuracak düşman içimizdedir.

Ülkemizin parçalanarak tarumar edilme sürecine sokulmasına karşı mücadele etmek “vatan görevidir.”

Vatanımıza sahip çıkmak için mücadele eden örgütlü gruplar acilen bu konu üzerinde bir bildiri yayınlamalıdır.

“Gazetelere ilan vererek” topu provokatöre iade etmelidir.

Bu sefer “katil kiralamalarına” izin vermeyelim.

İLK KURŞUN

Zahide Uçar : Size Ayna Olmaya Devam Edeceğiz Erdoğan

m8pqz.jpg

Erdoğan “Sakillere” tepki koyan Türk Vatandaşlarına “çapulcu” dedi(!)..

Evet Sayın Başbakan;

Her yerde bizleri göreceksiniz. Bütün meydanlarda… Her ihanetin boy verdiği yerde göreceksiniz bizleri. İhanete ayna tutmaya devam edeceğiz…

Bakacaksınız o aynaya, koyacaksınız teşhisi.

Biz kendinizi nasıl tarif ettiğinizi ibretle seyredeceğiz.

“PKK’yı beleşten devlet sahibi yapma planına” karşı çıkanları; “kandan beslenenler” diyerek suçladınız ya? Vallahi bayıldım şu aynadaki tarifinize. Gene çok haklısınız Sayın Erdoğan(!).. Ülkenin yönetimine geldiğinizde terör minimize olmuş, terörist başı sapık hapse tıkılmıştı. Yönetiminiz PKK ile mücadeleyi engelledi. PKK’ya yaşam öpücüğü verdi.

Terörle mücadele eden kim varsa cezalandırdınız. Tolon ve Şener Eruygur Paşayı esir aldığınızda attığınız koğuş, PKK’lıların yan koğuşu idi. PKK’lılar Paşaları duvarlara vurarak günlerce sözlü taciz etti.

“Sincan’daki bütün KCK’lılar tahliye oldu. Giderken koridorda karşılaştıkları tutuklu bir komutanıma da takılmadan edememişler:

- Ohoo, siz daha çook yatarsınız! Bizim arkamızda siyasi güç var, ya sizin?..” (Saygı Öztürk)

İşte hakikat budur Pek Sayın Erdoğan.

Dağdaki katil sürüsüne moral verdiniz. Şemdinli’de 2005 yılında yapılan provakasyonda PKK’nın isteği ile Vali’yi görevden aldınız. Aslında o gün “görmek isteyene” kimin yanında yer alacağınız belli olmuştu. İlk ziyaret ettiğiniz kişi PKK’lı Seferi Yılmaz’dı… Oysa o gün orada PKK’lı caniler polis köpeklerinin gözlerini bile oyup kurşun dökmüştü.
Milli Savunma Bakanınız İsmet Yılmaz’ın verdiği bilgiye göre, 11 yıllık zulüm döneminizde;

“Son 10 yılda şehit olan TSK personel sayısının 601; intihar eden personel sayısı 965 tir.”

Gazilerimiz ve PKK tarafından kaçırılan vatandaşlarımızı da ekleyin.

Kanın yolunu kim açmış görürsünüz.

Eğitim tasması ile terbiye ederek uysallaştırdığınız medya vasıtası ile her Allahın günü evlerimize PKK reklamı pompaladınız. Yüzleri poşulu, her yeri yakıp-yıkan, namert, kahpe PKK’lıların alçak eylemleri reklama dönüştü. Halka verdiğiniz mesaj şuydu;

“Artık bu gelinen durumda PKK ile anlaşmaktan başka çaremiz yoktur. İstediklerini vermezsek çok daha fazla kan akar.”

Nihayetinde “dolma akıllı” bir sakil; milleti metropollerin kana bulanacağını söyleyerek tehdit etti.

Oysa Türk Milleti bir savaş kaybetmemiştir. Biz daha savaşımızı vermedik. Son kurşunumuzu atmadık. Son nefesimizi vermedik.

Bazı siyasilerin yaptığı yanlış bir yorum var.

Size;

“Terörle mücadelede yenildiniz” deniyordu.

Hayır, siz terörle mücadelede yenilmediniz. Mücadele etmediniz ki yenilesiniz.

Çünkü terör ile bırakın mücadeleyi, terörle mücadele edeni bertaraf edip teröristi korudunuz.

Dağdaki eli kanlı teröriste moral pompaladınız.

Ama Türk Halkı karşısında yenileceksiniz!!.

Tek hakikat budur!!.

Evet, CFR’nin gönderdiği parti programında olan şehir devletçikleri kurmak, yırtılıp çöpe atılan Serv’e yeniden hayat verebilmek için kana ihtiyaç vardı.

PKK bu ihtiyacı karşıladı.

Ankara’nın merkezinde patlatılan bombalarla, İstanbul’u kana bulayarak, arabaları yakıp milleti canından bezdirerek, okuluna giden Serap’ı yakarak Büyük İsrail Kürdistan’ına giden sürece yardım etti.

Habur denilen kepaze açılımı, Oslo süreci denilen ihanet sürecini, bebek katilinden Mandela çıkarma gayretlerini, dökülen o kanları bahane ederek yaptınız.

Yani;

Mehmetçiğimin kanından beslendiniz.

Şimdi sıra geldi asil Türk Anasının akıttığı gözyaşlarından sapık bebek katiline kanat takmaya…

Bu gözyaşlarında boğulacaksınız. Masum her damla gözyaşının; “bütün pislikleri temizleme gücü” vardır.

Hatırlatırım!!.

Anaların gözyaşıymış(!)..

Hadi ya, gerçekten mi?

Terörist kendi isteği, küreci güçlerin itmesiyle dağa çıkmış, Mehmetçiği devlet göndermiş, “Vatanı savun” demiştir. Biri öldürmek için dağa çıkmış, diğeri öldürene karşı öldürüleni ve vatan toprağını savunmak için görev yapmıştır. Mehmetçiğim vatan borcunu ödemiştir.

Bu ne alçak bir eşitlemedir?

Türk anaları asıl şimdi ağlıyor.

Kısacası çok Sayın Erdoğan;

Siz bütün kanunsuz açılımları “kanı dayanak yaparak”, yani “kandan beslenerek” yaptınız.

Kimmiş şimdi kandan beslenen?

Dedik ya Sayın Erdoğan;

Size ayna tutmaya devam edeceğiz.

Ve siz o aynaya bakıp bir bir itiraf edeceksiniz gerçek niyetinizi ve kimliğinizi.

Ayna ne kadar temiz ise görüntü o kadar nettir.

Size ne kadar temiz bir ayna sunuyoruz ki, kendinizi tarifiniz o kadar “net” oluyor.

“Bedeli olan HER adam”; “bedeli olmayan HER adamdan” korkar. Çünkü “TARİH YAZAN”, bütün Firavun tahtlarını yıkan bu “bedeli olmayan” kahramanlardır.

Korkun zaten!

Bu mazlum milletin ahından korkun!

Bütün zulme uğramış insanların sığınabildiği tek millet olan bu millete yaptıklarınızdan korkun!!.

Her zalim sonunda “kendini sokan” akrebe dönüşür.

Çevrenizdeki ateş çemberi daralıyor.

KORKUN!!.

İLK KURŞUN

Zahide Uçar : Paralı Orduya Ne Oldu ?

pkk-abd-akp-israil.jpg

Türk yurdunda ayrık otu olanlar, bütün Türk Halkının doğuştan asker olduğunu unutup, paralı askerlik icat etmişti. Nasıl sonuçlandığından haberi olan var mı?

Bu işsizlikte bile asil Türk Milletinin evlatları paralı askerliğe yazılmadı.

Yani, “Amerikan Kukla Partisi” hedefe ulaşamadı.

Soros’un “sizin en iyi ihraç malınız ordunuzdur” dediği Türk Ordusu Amerika’nın taleplerini karşılamayınca, paralı askerlik gündeme geldi. Amerika’nın katil ve talancı, ırz düşmanı güvenlik şirketi Blackwater(askeri eğitimli personel ve askeri donanım kullanır) gibi bir paralı ordu… Paralı ordunun ahlaki kuralları olmaz. Askerin savaş kurallarına bağlı kalmazlar. Onlar her şartta öldürmeye endekslenmiştir. O yüzden Blackwater elemanları Irak’ta bütün ahlaksız işlere bulaştı. Onlar Libya’dan Tunus’a, Tunus’tan Afganistan’a her yerde görev yaptı. Ahlaksız cinayetler işledi. Tecavüz ve hırsızlıklarla adları anıldı.

Türkiye’de de böyle alternatif bir ordu kurup Amerikan baharı başlatılan her yerde kullanmak istediler. Türk Halkı yemedi.

Şimdi PKK militanları küresel elit için Blackwater güvenlik şirketi gibi görev yapacak. Ahlaki yapıları da Blackwater güvenlik şirketinin sapkın katilleri gibi olmaya uygundur. Zaten PKK yıllardır MOSSAD ve CİA ajanlarınca eğitiliyordu.

“Büyük Kürdistan” yemiyle; hedef ülkelerde Amerikan elitleri için savaşacaklar.

Kürt kanı Amerikan çıkarları için akarken, küresel elit Nil’den Fırat’a “vaad edilen toprakları” kuracak. Bu paylaşımdan bir de Büyük Ermenistan çıkarılabilirse, Amerika ve İngiltere’nin 100 yıllık hayali gerçekleşmiş olacak.

Sonra Kürtlere ne mi olacak?

Cevap çok basit;

Koyun boğazlanır gibi boğazlanacaklar. İsrail Filistinlilere yaptığının bin beterini onlara yapacak.

İran, Irak, Suriye ve Türkiye’ye ihanet eden ayrılıkçı Kürtlere kimse sahip çıkmayacaktır. Küresel elit ve İsrail Doğu’nun zenginliklerini asla Kürtler ile paylaşmayacaktır. Bu arada PKK’yı desteklemeyen, AKP politikalarının PKK’ya mahkum kıldığı Kürtler çekecek en büyük acıyı.

Tosya’ya pirince giderken evdeki bulgurdan olacak olan ayrılıkçı Kürtler, Ermenilerden bin beter olacak, ihanetin faturasını sahiplerinin kurşunlarıyla ödeyecektir.

Çünkü bir defa ihanet eden bin defa daha ihanet eder. Kendi vatanını satanın kimseye faydası olmaz.

Bu gerçeği en iyi emperyalist devletler bilir. O yüzden başka ülkelerde kullandıkları maşaların kullanım süresi bitince ipini gene kendileri çeker.

Duruma göre konuşup yapılan pazarlıkları anlatacaklarını, aldatıldım diye ağlayacaklarını bilirler çünkü.

Kısacası;

Yeni lejyoner askerleri: PKK

AKP;

Obama’nın beyzbol sopası eşliğinde, verilen talimat gereği harekete geçti.

PKK sakillerce aklanacak, meşruiyet kılıfı geçirilecek. Amerikan baharı gelen ve gelecek olan bütün ülkelerde küresel elit adına savaşacak.

PKK yöneticisi, kandan beslenen uyuşturucu baronları ise ticaretlerini çok daha rahat yapacak.

YAKIŞIR AKP’ye….

Allah’a Şükür Türk değiller. En azından bu utanca bizi kimlik anlamında ortak etmediler.

Utancımız bu zihniyetin meclisi işgal etmesi ile sınırlı kaldı.

İLK KURŞUN

Zahide Uçar : Anadolu Şehir Devletçikleri Kurma Hayali

m23jb.jpg

Hırslarının kölesi, nefsinin hizmetçisi, Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti Devletinin düşmanı bir zatı kullanarak ulus devleti Anadolu şehir devletçiklerine dönüştürmek isteyenler, Baskın Oran üzerinden hedefini duyurdu.

Baskın Oran;

“İkiye bölmek yetmez, Türkiye’yi tümden bölelim! Özerklik sadece Kürtlerin yaşadığı bir yerde olmasın. Tüm Türkiye özerk yapılara ayrılmalı.Özerklik sadece Kürtlerin yaşadığı bir yerde olmasın. Tüm Türkiye özerk yapılara ayrılmalı. Özerklikle ilgili bir soruya ise, “Özerklik sadece Kürtlerin yaşadığı bir yerde olmasın. Tüm Türkiye özerk yapılara ayrılmalı.”

Diyor.

Cesarete bak(!)..

Bu adamlar geçmişte de “halklara özgürlük” sloganıyla “solcu aydın” adama oynamışlardı(!).

Ne demektir halklar? Erdoğan’ın sürekliği saydığı “Laz, Kürt, Çerkez, Gürcü “ gibi etnik milliyetçiliğin, yani bölücü faşizmin sol kılıf geçirilmiş şeklidir.

Din tüccarları ile emperyalizmin sol kılıf geçirdiği satış elemanları nasıl bir araya gelip iş birliği yaptı sanıyorsunuz? Kuklacı tek olunca, kuklaların aynı sahnede yer almasından daha doğal ne olabilir ki?

Erdoğan hükümeti bütün Anadolu’yu kiliselerle donattı mı? Donattı. Trabzon Sümela Manastırı Müzesini Rum Pontus Devletini yeniden hayata geçirme hedefi olanlar için ayine açtı mı? Açtı. Rumları tekrardan Anadolu’ya yerleşmeleri için davet etti mi? Etti. Oysa Rumlar mübadele ile gitmişlerdi. Yunanistan’daki Türkler de Türkiye’ye gelmişti.

Erdoğan ve Ahmet Davutoğlu Ermenileri “eski topraklarınıza geri dönebilirsiniz” diyerek davet etti mi? Etti. Van Gölünde Akdamar adasında bulunan Ermeni kilisesi onarılıp bir de çan takıldı mı? Takıldı. Ermenistan’a açılış için davet gönderildi mi? Gönderildi. Peki o Ermenistan en vahşi soykırımı 21. Yüz yılın başında Karabağ’da Azerbaycan Türklerine uygulamadı mı? Uyguladı. Karabağ’da camiler ne oldu? Yıkıldı. Ahır oldu. Domuz barınağı oldu. Kaldı ki Akdamar adası tarihe tecavüz adası olarak geçmişti. Van’da; kadın, çocuk, yaşlı dedeleri acımasızca katleden, kuyulara dolduran Ermenilerin zulmünden kaçan Türkler, Van gölü üzerinde çalışan Ermenilere ait gemilere çağırıldı. Can havli ile gemilere binen Müslüman Türkler tuzağa düştü. Erkekler göle atıldı. Kadınlara “Erdoğan hükümetince tamir edilen kiliseye götürülerek” günlerce tecavüz edildi. Kaçabilen Müslüman Türk kadınları Van Gölüne atlayarak intihar etti.

Yalova’da ASEF(Asılsız Ermeni İddiaları İle Mücadele Derneği) Başkanı Van Akdamar Adasında öldürülen, intihar eden Müslüman Türk kadınları hatırasına bir anıt yapmak için izin istedi. Ermenistan ile gelişen ilişkileri bahane ederek izin verilmedi(!)..

Erdoğan Gökçeada’da Rum vatandaşlarımıza kimliğinize sahip çıkın mealinde laflar etmişti. Ne gariptir ki, aynı Erdoğan Almanya’daki vatandaşlarımıza da “Alman Vatandaşı olmalarını” tavsiye etmişti(!)..

HES projeleri var ya? İşte o projelere çok dikkat etmeliyiz. 2000 civarında suyumuz HES adı altında küresel şirketlere kaynağından denize ulaştığı yere kadar 49 yıllığına veriliyor.

Türkiye’de doğa vahşi bir talana sunuldu. Akarsular üzerine HES’ler inşa ediliyor, daha sonra HES’ler uluslararası ve yerli dev şirketlere satılarak su kullanım hakkı, bölge halkının, doğal yaşamın elinden alınıyor.

Bu durumda suya erişemeyen köylüler yerlerini terk etmek zorunda kalacaktır. Hindistan’da köylüler 2012 yılında sularını kaybetti. Köylerini, arazilerini terk etmek zorunda kaldı. Şehirlerde sefalete sürüklendi.

Antalya köyleri 2B tezgahı ile boşaltılmak isteniyor. Antalya köylerinde Yörükler yaşar.

Mustafa Kemal Atatürk’ün;

“Arkadaşlar gidip Toros dağlarına bakınız; eğer orada bir tek Yörük çadırı görürseniz ve o çadırda bir duman tütüyorsa, şunu çok iyi biliniz ki bu dünyada hiçbir güç ve kuvvet asla Türk’ü yenemez.”

Dediği Yörükler… Atatürk’ün Yörükler hakkında bir sözü daha vardır;

“Yörüklere ve keçilerine dokunmayın! Onlar Osmanlı’ya boyun eğmedi, zulme rıza göstermezler haberiniz olsun!”

Yörükler(yürüyen Türk) atalarının toprağına sahip çıkmak için direniyor. Yörüklere mutlaka el vermeliyiz.

Sinsi bir proje yürütülüyor. Ermeniler, Rumlar Anadolu’ya geri dönsün diye davet ediliyor. Kiliseler hazırlandı. Türk toprakları “tarım arazileri dahil” yabancılara karşılık aranmaksızın satılıyor.

2002 yılında 1.2 milyon metrekare olan toprak satışı 2011’de 18.4 milyon metrekareye ulaştı. Sermayesi yabancı şirketlere satılan taşınmazların sayısı ise 13 bine ulaştı.(Kaynak: Yeniçağ Gazetesi)

Türkiye savaşmadan, örtülü bir savaşla sessizce işgal ediliyor. Bu işgal anlaşılmasın diye 2002 yılından beri siyasi iktidar suni gündemler yaratıyor. Gerçekte ise toplum mühendisliği görevini yürüten CİA elemanları, “Erdoğan’ın konuşmalarını yazdığı söylenen 3 Amerikalı” toplumu manipüle ederek karartma uyguluyor.

Artık sona geldiğini düşünen ihanet elemanları, ihanet fişeği atılmış gibi sahaya fırlıyor.

Türk Milleti’ni bölünmeye razı etmek için seçilen SAKİL görevliler, asıl oyunu açık ediyor.

Anadolu’da yerleşim yerleri değiştirilecek. Zorunlu nüfus kaymaları yaşanacak. Aralara yerleştirilecek farklı kimlikler koloniler oluşturacak. Milletin çimentosu kırılacak.

Hırsları ve kininin kölesi olan Erdoğan, zaaflarının ve bilgisizliğinin esiri olmuştur. Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Atatürk’e olan düşmanlıkları; küresel elit tarafından fırsata dönüştürülerek kullanılmıştır.

Erdoğan’ın yetkisi;

Amerika’nın işgal ettiği ülkelerde görevlendirdiği “Amerika Valisi” kadardır. Türkiye’nin yönetimi Erdoğan’ın elinden çıkmıştır. İnternet ortamında gezen “2 Erdoğan” başlıklı sunumda çelişkili kişilik olarak sunulan Erdoğan’ın asıl çıkmazı “esaretidir.” Bir konu hakkında önce kendi fikrini söylüyor. Kulağı çekilince, eline verilen ev ödevini okuyor.

Asil Türk Milleti için bundan daha ağır bir hakaret olamaz.

Kripto Ermeniler, Siyon dinciler el ele vermiş, küresel elitin rehberliğinde Anadolu’yu koloni çöplüğüne çevirip Türksüzleştirmek için var gücüyle çalışıyor.

“2013 tarihinde bu projeyi tamamlayın” diye talimat verilmiş olmalı ki…

Cemil Çiçek parçalanma anayasası için “acelemiz var” diyor.

Mevcut Anayasa ile ülke yönetilemiyormuş(!)..

Türk Milletinin yeni bir Anayasaya ihtiyacı yok ama AKP’nin var. Çünkü mevcut Anayasaya göre sürekli suç işliyorlar. Çok ağır Anayasa ihlalleri yaptılar. Yeni Anayasa sadece bölünmeyi getirmeyecek. AKP’nin suçlarına da “AF” getirecek. İşledikleri ağır suçlar suç olmaktan çıkarılacak. O nedenle seçimden önce kendilerini aklama Anayasasını çıkartmak

istiyorlar.

Olmayan muhalefetin olmayan dikkatinden kaçmış madem. O zaman biz söyleyelim:

AKP seçim sonuçlarından emin değil ve korkuyor. İstedikleri sonuçları alamamaları durumda yargılanacaklarını düşünüyorlar.

Muhalefet partileri Erdoğan ve ekibini kurtarma komisyonunda oturmaya devam ediyor.

Müzelik muhalefet. Dünyada başka benzerleri olmadığı için korumaya almalıyız(!)..

Not: Başı seccadeye değen başbakan diyen yandaşlara notumdur: Erdoğan hedefe ulaşmak için nasıl demokrasi trenine bindi ve hedefe ulaştığında ineceğini söyledi ise;

Dinin de “hedefe ulaşmak için bindiği bir tren” olduğu ortaya çıkmıştır. O dinler arası diyalog eş başkanı olduğunda din treninden indi ama gözüne perde inenler TRENE BAKMAYA devam ediyor.

Din Treninden inmekle kalmadı, o treni “Haçlı Savaşı” açan şeytanların yanında Müslüman dünyanın üzerine sürdü. Irak’tan Libya’ya… Afganistan’dan Suriye’ye kaç bin Müslüman öldürüldü biliyor musunuz? Kaç kadın tecavüze uğradı haberiniz var mı? Afganistan’da Amerikalı ve işbirlikçilerinin fuhuşta kullandığı 8-9-10 yaşlarındaki erkek çocuklarını biliyor musunuz? Fuhuşa sürüklenen Iraklı Müslüman kadınlardan sonra yaşı küçük Suriyeli kızların İstanbul’da satıldığından haberiniz var mı?

Türkiye’de AKP politikalarından utanç verici payını aldı. AKP’nin iktidara geldiği 2002’de 25 bin hayat kadını vardı. Bugün ise 100 bin civarında. Yani AKP döneminde 75 bin kişilik artış var. Bu rakam devletin telaffuz ettiği rakamdır. Evli binlerce kadın internet üzerinden yüzünü göstermeden sanal fuhuş yapıp para kazanıyor.

Kıblesi Amerika, pusulası Tel Aviv olan başbakanınızın başı seccadede imiş(!)..

Lawrıns’ta namaz kılmıştı(!).. Vahhabiliği kurdu.

Erdoğan’da Evangelist Kabala Müslümanlığı diye bir din kuruyor. Hayrını görün.

Sizlerin dininden ben Allah’a sığınırım.

İLK KURŞUN

Zahide Uçar : İHANET MÜZESİ

ly11w.jpg

T.B.M.M…

Geleceğin ihanet müzesi…

“Sakallı İngiliz, cübbeli hahamların koynunda yetişenlerin” yer aldığı 11 yıllık iktidar dönemi yıkım süreci oldu.

Mareşal Mustafa Kemal Atatürk; “Türkiye Cumhuriyeti Devletinin nüfus cüzdanı”nı çıkarıp, milletinin eline veren Atasıdır. Atatürk’e o yüzden düşmanlar.

21. yüzyılın savaş yöntemleri değişti. Küresel elit “hedef ülkeleri terör ile dizayn ediyor”.

PKK’yı kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Devletini dizayn etme hesabı yapanlar;

Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve devletin kurucusu ile kan davası olanları iktidara taşıdı. Baktı ki iktidar yaptıkları çapsız, bilgisiz. İş başa düştü. Savcılarını yolladılar. Ajanlarını yolladılar. Toplum mühendisliğini yaptılar. Suudi Arabistan, Katar gibi ülkeler üzerinden para pompaladılar. Ülkeye kara para girişini görmemezlikten geldiler. Medya terörü yaratarak Türk Milletine travma üzerine travma yaşattılar.

Lejyoner askeri olmayı kabul etmeyen Türk Ordusunu dağıttılar. Tatbikat yapamayacak duruma getirdiler.

Atatürk’ün milletine verdiği nüfus cüzdanını kayıttan düşürmek için son bir hamle kaldığını düşünüyorlar:

Anayasa değişikliği…

Yeni anayasa yapılırsa; T.C. Devleti defnedileceği için, nüfus cüzdanı dünya devletleri nüfusundan düşürülecektir. Böylece Lozan’ın da intikamı alınmış olacaktır.

Türk Milletini aşağılamak için de; bebek katili, tecavüzcü, uyuşturucu baronu bir sapık ile masaya oturtuyorlar.

İktidar partisi ve PKK’nın siyasi uzantısı BDP; terör örgütü üzerinden ülkeyi dizayn etmenin gönüllü maşası da… Bebek katilinin gölgesinin, direktiflerinin olduğu bir masada oturan muhalefet partileri bu ihanet masasını meşrulaştırıyor.

Türk Milleti nüfus cüzdanına sahip çıkacak, kimliğini yırttırmayacaktır. İç ve dış ihanet “geldiği gibi gittiğinde”, biz yeni doğum günümüzü “Ulus/ANKARA’da bulunan ilk meclis binamızda”, yani şerefli insanların kararlar aldığı meclisimizde kutlayacağız.

Ceylan derili, açıldı açılalı milletin verdiği vekaleti kötüye kullanan, bu mübarek toprakları ve bu mazlum milleti küresel elite pazarlayanların görev yaptığı meclisi “İHANET MÜZESİ” yapacağız.

İhanet müzesinde belli başlı en ünlü hainlerin mumyaları yer alacak. Her 29 Ekim’de bütün çocuklarımızı İhanet Müzesine götüreceğiz ki, çocuklarımız bir daha gaflete düşmesin.

NOT: Sevgili okurlar, sanal alemde mücadele etmek iyi de, artık sahalara inme zamanıdır. Hatta çok geç kaldık.

2B mağdurları. Herkes 2B arazileri tapusuz sanıyor. Hayır, öyle değil. Tapulu arazilerden de 2B yazılan araziler çok.

Topraklarını hiç terk etmeyen Yörük Türkmenlerin bulunduğu Antalya bölgesinden kötü kokular alıyorum. Homojen bölgeler 2B tezgahı ile bozulacak. Antalya bölgesindeki arkadaşlar, lütfen 2B tezgahına direnen köylülerimize destek versin. İşçilerimize, çiftçilerimize, HES için(sularımızın küresel güçlere terk edilme oyunu)direnen köylülerimize, sağlıkçımıza, esnafımıza destek verelim.

Doktor yürüyor. Diğerleri seyrediyor. İşçi yürüyor, diğerleri seyrediyor. 2B mağdurları yürüyor, diğerleri seyrediyor. HES mağduru köylüler direniyor, diğerleri seyrediyor. Çiğ süt üreticileri direniyor, diğerleri seyrediyor. Taşocağı mağdurları ayağa kalkıyor, diğerleri seyrediyor.

Dostlar, birlik olma zamanı. Atalarımızın dediği gibi;

“Bir elin nesi var, iki elin sesi var.”

Her direniş bir kalenin savunulmasıdır.

Unutmayın;

Bütün kalelerimizi savunmazsak, ülkemizi savunamayız.

Halk niye uyuyor diye soranlar;

Sorduğunuza göre siz uyumuyorsunuz demektir. O zaman sizleri biraz da sahalarda görelim değil mi ama?

“Hatt-ı müdafaa yoktur, sath-ı müdafaa vardır. O satıh bütün vatandır.” (Mustafa Kemal Atatürk)

İLK KURŞUN

Zahide Uçar : Sa-Kil Adamlar : Celladın Müshil İlacı…

ls76w.jpg

09 Eylül 2013 tarihli “İktidar Ermeni Ve PKK Diasporasının Neresinde?” başlıklı köşe yazımda; “İddia ediyorum, basına ve hükümetin politikalarına Ermeni ve PKK diasporası hakim.” diye yazmıştım. Ne yazık ki haklı çıktım. Gene 09 Aralık 2009 tarihli bir köşe yazımda süreci;

“AKP Ve Damat Ferit Hükümeti” başlığı ile analiz etmiştim.

Ancak uyanabilenlere “günaydın” diyorum. Eh, bu da bir şeydir(!)..

Şu sa-kil(kıl) adamlar listesine baktım da… Anladım ki; PKK açılımından sonra Ermeni Soykırım Açılımı da yolda, geliyor…

Listede PKK’lılar, PKK’nın (kendi açıklaması ile) dağda canı sıkılınca İstanbul’a inen teröristi, “Ermeni soykırımı yapıldı” diyerek Türk Milletine iftira eden ve özür dileyen Sevr ekibi yer alıyor… Yani PKK seviciler ile “Ermeni soykırımı yapıldı” diyen Diaspora görevlisi kanat(!)…

AB-D’nin 100 yıllık hayali Sevr: Büyük Ermenistan ve Büyük İsrail ayağı sözde Kürdistan…

Kıl adamlar operasyon için yola çıkıyor. Kıl adamları ambalajlamak için birkaç sanatçı bozması bulmuşlar. Araba satarken çıplak kadın resmi koymak gibi bir şey… Arabaya bakmak yerine birilerinin kıçına baktıracaklar ya?

Habur, Öcalan derken iyice dolan millete “müshil ilacı” kıvamında kıl adamlar gönderiliyor…

Psikolojik operasyon elemanları…

Recep ne demişti?

“Psikolojik operasyonla halk ikna edilecek” demişti değil mi?

Alın size Psikolojik operasyon elemanları: DDT(Kullanımı yasaklanan zehirli bir ilaç)

Bu topraklar 1919 yılında Damat Ferit’in psikolojik harp ajanları “Heyet-i Nasiha”yı nasıl kustu ise, yeni Damat Feritlerin psikolojik harp elemanlarını da kusacaktır.

10 Yıldır;

Yandaş televizyonunuz, yandaş akademisyeniniz, yandaş yargınız, yandaş polisiniz, yandaş paşalarınız, yandaş istihbaratçılarınız eli ile zehirlemeye çalıştığınız Türk Halkı bu müshil ilacını içip, tarihsel gerçeklerinden kopmayacaktır. Çünkü bizler bir çınar ağacı kadar görkemliyiz. Köklerimiz çok derinlerde… Kimliksiz, onursuz, kanserli hücre gibi metastas yapmış” GENETİĞİ DEĞİŞTİRİLMİŞ ORGANİZMALARIN KÖKÜ YOKTUR.” Sizler, genetiği değiştirilmiş organizmalar bunu asla anlayamaz!!. Çünkü sizler yabancı istihbaratların saksılarında yetişmiş zehirli köksüz bitkilersiniz. Köksüz bitkilerin bir rüzgarlık, bir tokatlık ömrü vardır.

Halleri Aslan avına çıkmış köstebeğin durumundan daha acıklı, daha komik, daha zavallıdır!!.

Değerli okurlarım. Kökleri yerin 7 kat altına inen, başı bulutlara değen onurlu Türk Milleti;

Bu gün Türklüğünle gurur duy!.. Türk olmadıklarını söyleyen “emperyalizmin ayak takımının” düştüğü sefil duruma bak ve bu ayak takımının Türk olmadığına çok sevin.

Bulunduğunuz bölgelerde “müshil ilacı” kıl adamların Sevr’i, yani bölünmeyi kutsayan toplantılarına ekipler halinde gidin ve her cümle sonunda lütfen “kahkaha ile gülün.”

Mümkünse yüzlerinize “arka resmi olan” maskeler takın. “Sizlere arkamızla gülüyoruz” mesajı yollayın.

Mademki Türk Milletine karşı bir savaş başlatıldı ve alçakça yürütülüyor…

O zaman bizler de;

Psikolojik operasyonlara “psikolojik operasyonla” cevap vereceğiz.

NOKTA!!.

İLK KURŞUN

Zahide Uçar : Hilal Kaplan Diye Biri(!) .. /// CC : @ZahideUcar

lnb7v.jpg

Bu kadın kimdir? Bu güne kadar bu ülkeye kaç kuruşluk hizmeti olmuştur da, her konuda konuşuyor belli değil… Böylelere benim köylüm;

“Aka da konar, boka da” der.

Maşallah; Atatürk düşmanlığından sonra Türk Bayrağı düşmanlığına da başlamış.

Hatun hangi karanlık mahfillerin kucağında emperyalizme gebe kaldıysa, şimdi ABD hastanesinde Erdoğan’ın ebeliğini yaptığı doğumhanede piçleşmiş fikirlerini sıçmakla meşgul.

Türk Bayrağına devlet bayrağı denecekmiş.

Bu devletin adı yok ya?

Bana bak kadın;

Biz bu devleti cami avlusunda bulmadık. Bu devletin bir adı var. Bayrağı da o adla anılacaktır. NOKTA!!!..

Neyzen Tevfik sağ olsaydı bu gibilere en güzel cevabı verirdi. Mademki Neyzen Tevfik yok,

O zaman ben de köyden Memed Emmi’nin dediği gibi;

Kızım sen paçalarını bağladın mı?

Diye sorayım.

Patır patır ortalığa saçılıyor da… Çevreye verdiğin zarardan dolayı illa Çevre İl Müdürlüğü ve belediyeye şikayet mi edelim?

İLK KURŞUN

Zahide Uçar : İSRAİL ÖZÜR DİLEMİŞ MİŞ (!) … /// CC : @ZahideUcar

lc0wy.jpg

Erdoğan Nil den Fırat’a vaad edilen toprakları kuruyor. İsrail’e bir ülke bağışlamak için var gücüyle çalışıyor. Dün Diyarbakır’da Büyük İsrail’in stardı verildi. Bir ülke armağan edecek adamdan “biz özür esirgenir mi hiç?”

Üstelik Öcalan palyaçosuna tepki verenlerin de gazı alınmalı değil mi?

Sıkışık zamanda Yahudi ödüllü Erdoğan’a yardım etmek siyonizmin olmayan şanındandır efendim…

Zahide UÇAR

İLK KURŞUN

Zahide Uçar : ROJ TV’nin Köçekleri /// CC : ZahideUcar

cila22Mart2013.gif

Binlerce yıllık Türk Bayramı olan Nevruz(yeni yıl), PKK’nın çalarak kutladığı bir bayram oldu. Kutladığı da denemez aslında, PKK kalkışmasının paravanı oldu.

E, tarih boyu bir devlet kurmamışsanız, oradan-buradan arakladığınız sınır diliyle bir millet olmayı hayal ediyorsanız, dününüz olmadığı için dünü olan kadim kültürlerden bir şeyler çalmanız kaçınılmazdır.

Bu gün AKPKK Türk Milletine olan hıncını bebek katili küresel fahişe üzerinden Diyarbakır’da aldı.

BOP eşbaşkanı Erdoğan, BOP eşbaşkan yardımcısı Öcalan… Biri Ermeni, öteki Ergün Poyraz’ın açıklaması ile ana tarafından Yahudi Gürcüsü(Yahudilerde Yahudilik ana tarafından yürür), baba tarafından Rum.

Ömer Çelik ile Ahmet Davutoğlu Rum, Yahudi ve Ermenileri Anadolu topraklarına davet ediyor. Şimdi anlaşıldı mı efendim;

Anadolu neden kiliselerle donatıldı? Misyonerlik niye serbest bırakıldı? Misyonerler çalışırken, kiliselere cemaat de dışarıdan taşınacakmış meğer.

Devletin kuruluşunda emekleri yok ya? Türk Milleti kanı-canı-malı pahasına bağımsızlık savaşı verirken bunların dedeleri Kuva-i İnzibatiye Ordusunun askeri, İngiliz’in ajanı, Amerika’nın göt yalayıcısıydı ya…

Savaş meydanında yok, kurarken yok…

Nerede var? Türk Milletine, Türk Devletine düşman, kinci mankurt yetiştirmekte, fitne-fesat üretmekte, milletin kurduklarını bozmakta, yaptıklarını satmakta, milletin parasıyla sefa sürmeye gelince varlar.

Türkmen vilayeti Diyarbakır, AKPKK’nın gövde gösterisine sahne oldu

Bebek katili, tecavüzcü sapık Artin Agopyan seviciler ROJ TV ekranlarında nerede ise göbek atacaktı…

ROJ TV dediysek, dışarıdaki ROJ TV’den bahsetmiyoruz. Türkiye’deki ROJ TV’lerden bahsediyoruz.

Haber Kürt Roj TV’nin ROJDA(Balçiçek) hatunu, Diyarbakır’da PKK’lı bir işçinin sorguladığı Belediye Başkanı ile ayıla bayıla röpotaj yaptı. Erdoğan’a övgüler düzdü.

Kanal D ROJ TV, STAR ROJ TV, ATV ROJ TV, S(ÖCALAN YOLU)ROJ TV, Kanal 7 ROJ TV, SHOW ROJ TV v.s.…

Bir iki parti kanalı dışında hepsi Öcalan’ın kerhanesine dönmüştü.

Bu gün ROJ TV Kanallarının köçekleri, aşufteleri(İbrahim Şahin) zil taktı oynadı ya?

Not alın bu günleri,

İhanet Pazarı kuruldu. Bu ihanet pazarı Türk Milleti için bir elektir.

Türk Milleti; elek kuruldu. Her elek kurulduğunda birileri dökülüyor.

İlk rüzgarda en çürükler dökülür. Rüzgar hızını artırdıkça örtülü çürükler de dökülmeye başlar. Hani bize kendini ulusalcı, milliyetçi diye kakalayanlardan bazıları.

Bakarsınız bir cümle arasında Kürt-Türk halkı diyerek bir milletin adını bir etnisiteye eşitleyiverirler. Oysa Kürt, Türk Milleti’nin içinde yer alan bir yapıdır. Kürt ve Türk beyinlerinin bir yerlerinde çoktan iki millet oluvermiştir. Dolayısı ile iki millet vurgusu yaptıktan sonra, iki ayrı millet arasında yapılan savaşı barış protokolüne bağlıyoruz diyebilirsiniz(!)..

Ulusalcı diye sahiplenilen Mümtaz İdil, Kürtlerin Kendi devletini kurmak hakkıdır diyiverir sözüm ona Öcalanlı gündemi eleştiren yazısında… Öcalan’ı solun doğal lideri ilan ederek belli etmişlerdi niyetlerini.

Erdoğan bu basın mensuplarının tasmasını çözdüğünü söylemişti ya? Evet, çözdü de ne taktı?

Eğitim tasması…

İki çeşit tasma vardır. Biri sadece bağlamaya, ipinden tutup dolaştırmaya yarar.

Erdoğan bu tasmayı çözdü.

İkincisi eğitim tasmasıdır ki, kullanılacağınız yere göre eğitim verilecek tasmadır. Demirlidir. Hayvan başını fazla oynatamaz, demirler batar.

Peki bu düşman medya Erdoğan’a korktuğu için mi biat etti?

Hadi canım sende…

Bunlar zaten küresel elitin eğitim tasması ile uysallaştırdığı kimliksiz uşaklarıydı.

Şimdi sahipleri aynı da o yüzden birlikte halay çekmeleri… Sufleyi veren bir, akortlarını yapan el bir olduğu için aynı şarkıyı söylüyorlar.

Abdullah Erdoğan Öcalan Kamhi medyası…

Yer Diyarbakır. Katiller paçavralar altında gösteri yapıyor. Kahpeler her şeye rağmen korkak. Dağdan gelmişler belli. Poşular ile yüzlerini saklamışlar. Açamıyorlar.

Kahpelik, kalleşlik böyledir işte. İnsanları ensesinden vuran kahpe pusunun sahipleri ortaya çıksalar bile yüzlerini açamaz. Namert duruşudur bu.

Bu rezillikleri;

“Türküm” diyerek seyretmeye devam ediniz efendim(!)..

İLK KURŞUN

YÜKSEK STRATEJİ

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

Fight Gang Stalking

Fight the corrupt elite and their Stasi puppets

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

WordPress.com News

The latest news on WordPress.com and the WordPress community.

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 2.814 takipçiye katılın

%d blogcu bunu beğendi: