Kategori arşivi: Terör

Emin Çölaşan : Çıktılar, çıkmadılar !..

emincolesan-84C9-94B1-710B.jpg

Terörist kafileleri ellerinde silahları, çantalarında bombalarıyla birlikte sınır dışına çıktılar mı, çıkmadılar mı? İçlerinde katiller var, mayınları patlatanlar, askerimizi ve polisimizi pusuya düşürüp şehit edenler var.

Ne oldu? Gidiş başladı mı?

Başladıysa, bunlar sınırlarımızı buharlaşarak mı geçtiler?

Beyefendilere dağ başlarındaki inlerinden sınıra kadar kimler eşlik etti?

Onları kimler uğurladı?

Valiler mi, komutanlar mı?

Onlara bu konuda Ankara’da hangi makamlardan kanunsuz emirler verildi?

Başbakanlık mı, MİT mi, Genelkurmay mı?

* * *

Lütfen çok dikkat ediniz, bu soruların yanıtları Türk Milleti’nden ısrarla gizleniyor. Hiç kimse hiçbir şey bilmiyor.

Bilinen tek şey, terörist kesimden ve onların Ankara’daki temsilcileri olan Kürtçü milletvekillerinden gelen sürekli tehditlerdi:

“Çıkışlarda operasyon yapmaya kalkışırsanız fena olur. O zaman operasyon bölgesine 100 bin kişiyle gelip biz de çatışmaya gireriz.”

Bir devlet bu durumlara düşürüldü.

Koskoca bir devlet iki bin teröristle baş edemedi, teslim bayrağını çekmek zorunda kaldı.

Askeri ve sivili ile o devleti yönetmekte olan herkese yazıklar olsun. Bu tarihi utancın altında hep ezilecekler.

* * *

Anladık, siyasetçinin gizli hesapları var. Siyasetçi oy peşinde. O kafanın herhangi bir köşesinde “Devletin saygınlığı, milletin onuru” diye bir kavram yok.

İyi de, Genelkurmay bu konuda ne yapıyor?

Sınırlarımız terörist kafileleri için yol geçen hanı mı oldu? Elini kolunu sallayan içeri girdiği gibi dışarı mı çıkıyor?

Genelkurmay Başkanı Necdet Bey ve öteki komutanlar ne diyor?

Bugüne kadar hiçbirinden tık yok! Onlar da Tayyip’in dümen suyuna girmişler, “Duymadık, görmedik, bilmiyoruz” oyunu oynuyorlar.

Emirler verildi, polisler karakollarına, askeri birlikler kışlalarına çekildi. Keskin nişancı özel harekat polisleri ağaç dikmeye gönderildi!

İnsansız hava araçlarının uçuşları durduruldu.

Sınırlarımız askerden arındırıldı.

Bunlar yapıldı da, geçişlerin başlayıp başlamadığını Türk Milleti bilmiyor.

Bana soracak olursanız geçişler falan başlamadı. Başladığını söyleyen, bu iddiasını kanıtlamakla yükümlüdür.

Bu tezgahı kuranlara yuh olsun!

Yandaşın isyanı!..

Sevgili okuyucularım, Türkiye’de en büyük yolsuzluklar dönemini yaşıyoruz. Buna sizler de çevrenizde şu veya bu biçimde mutlaka tanık oluyorsunuz.

Sadece yolsuzluk değil, insanlara gaddarca yapılan haksızlıklar da en üst düzeyde.

Hortumculuk yandaşlar için geçerli.

Dikkat ediniz, bu iktidar döneminde biti kanlanan, ya da eskiden beri büyük olan işadamlarından en ufak bir tepki gelmiyor.

Neler olduğunu, o korkunç rantın kimlere aktarıldığını hepimizden iyi onlar biliyor. Ama ağızlarını açıp konuşmaları mümkün olmuyor.

Konuşma aşamasına gelenlerin ağzına ise bir parmak bal çalınıyor.

Bakanlar, müsteşarlar, genel müdürler derseniz, hepsi bu iktidarın seçmece kadroları. Yolsuzluklar onlar tarafından yapılıyor, göz yumuluyor, rant onlar tarafından dağıtılıyor ama hiçbir şey duyulmuyor…

Çünkü askeriye dahil devletin istisnasız bütün kurumları artık AKP’nin elinde.

Yandaşın tepkisi!

Dün sabah gazeteleri okurken gözüm yandaş İslamcı medyanın temsilcilerinden biri olan Yeni Şafak gazetesinin manşetine takıldı. Birinci sayfadaki başlık “Arıza Bakan”, haberin iç sayfadaki devamının başlığı ise “Fırça Bakanı” idi.

Haberi okuyunca şaşırdım.

10 yılı aşan AKP iktidarında bir yandaş yayın organı, ilk kez bir hükümet üyesini hem de böyle çarpıcı bir biçimde hedef tahtasına oturtmuştu.

Oturtulan kişi ise Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç idi.

Kendisi gerçekten de pek havalı bir arkadaştır! Küçük dağları ben yarattım diyen, artistik şovlar yapan, kamuoyunda

Tayyip’in çantacısı olarak bilinen bir deneyimsizdir.

Haberi özetliyorum:

“Suat Kılıç bürokratlara hakareti alışkanlık haline getirdi. Hızını alamayarak öğrencilere bile hakaret ediyor. Bakanın şova dönüşen tavırlarına her kesimden tepki geliyor.

Bakanın hakaretlerine dayanamayan bürokratlardan hastanelik olanlar bile var.

Valiler, bürokratlar ve öğrencilere fırça atan Kılıç’ın adı hakaretçi bakana çıktı. Son kurbanı ise Kredi Yurtlar

Kurumu Trabzon eski müdürü Münir Özkurt oldu. Yediği hakaretler sonrasında yaşadığı üzüntü nedeniyle mide kanseri olan Özkurt’un tedavisi devam ediyor…

Suat Kılıç, hal ve tavırlarıyla devlet görevlilerinin görmek istemediği adam haline geldi. Kılıç valilere hakaretleriyle de dikkat çekiyor. Kız öğrencileri bile azarlıyor…”

Haberin devamında ise bir ara başlık var:

“Bakan’dan temiz ve kârlı satış.”

Özel aracını Turgutlu Belediyesi’ne ahbap çavuş ilişkileriyle pahalıya satmış.

* * *

Böyle bir haber yandaş medyada ilk kez yer alıyor. Hükümetin bir üyesi ilk kez böylesine açık ve net manşetlerle kamuoyu önünde sergileniyor.

İşin olumlu yanı budur, devamını dilerim!

Ancak bir de akla sorular geliyor:

Acaba Suat Kılıç, Yeni Şafak gazetesinin tüccar patronunun tekerine çomak mı soktu!.. Onun önemli işlerini mi engelledi de böyle sergileniyor!.. Ya da bu yayının yapılmasını Suat’ı gözden çıkaran Tayyip mi istedi!

Bunları bilemiyoruz.

Evet, bu iktidar döneminde yolsuzlukların, hortumların, edepsizliklerin en büyükleri yaşanıyor…

Ancak herkes korkuyor, bilenler ağzını açamıyor…

Çünkü konuşan, payına düşene razı olmayan kim olursa olsun mahvedilir, süründürülür.

Yandaş ve yalaka medya bu vurgunları yıllardır görmezden geliyor, suça ortaklık ediyor.

Dün, önemli bir gündü. İlk kez bir hükümet üyesi yandaş medyada manşetten haber yapılmış, üzerine gidilmişti.

İnşallah sonrası da gelir!

* * *

Emin Çölaşan’ın notu: Söz yandaş medyadan açılmışken, ekranlarda yandaşlığın en büyük temsilcilerinden biri, Aydın Doğan’ın sahibi olduğu ve kamuoyunda CNN-Kürt adıyla bilinen CNN-Türk kanalıdır. Bu televizyon kanalı dün saat 11 haber bülteninde milletvekillerine dört parti tarafından ortaklaşa sağlanan yeni olanakları Vekillere yeni kıyak olarak veriyordu.

Bir saat sonraki 12 bülteninde ise bu ifade Vekillere yeni haklar olarak değiştirildi!

Bu değiştirme emri ya Tayyip, ya da ondan korkan Aydın tarafından verilmişti.

Yandaşlık işte budur, temelinde korku ve çıkar ilişkileri vardır.

SÖZCÜ

Reklamlar

Uğur Dündar : Esad be­bek ka­ti­li de, Apo ne ?..

image001119.jpg

Türk si­ya­set ta­ri­hi böy­le bir muk­te­dir gör­me­di.

Bu öy­le bir muk­te­dir ki, bir de­di­ği, di­ğe­ri­ni tut­mu­yor, bu­gün ak de­di­ği­ne ya­rın ka­ra di­ye­bi­li­yor!

Hat­ta ba­zen ay­nı gün için­de bi­le söy­lem de­ğiş­ti­re­bi­li­yor!

Çe­liş­ki­ler zin­ci­ri­ne her gün ye­ni bir hal­ka ek­li­yor.

* * *

Ör­ne­ğin muk­te­dir, Su­ri­ye­’nin Ban­yas ken­tin­de­ki kat­li­amı la­net­li­yor:

“Ban­ya­s’­ta­ki soy­kı­rım ta­ham­mül edi­le­mez se­vi­ye­ye ulaş­tı. Ora­dan ge­len ha­ber ve gö­rün­tü­ler ger­çek­ten iç­ler acı­sı. Bel­ki o re­sim­le­ri gör­dü­nüz; kat­le­di­len­ler ara­sın­da ço­cu­ğu­nun gö­zü önün­de ka­fa­sı­na kur­şun sı­kıl­mış an­ne­ler, ba­ba­lar var. Top­lu hal­de ya­kıl­mış in­san gö­rün­tü­le­ri var. ‘Her kim alı­nır­sa alın­sın. Han­gi CHP’­li yö­ne­ti­ci, han­gi ül­ke alı­nır­sa alın­sın şu­nu açık açık ifa­de ede­ce­ğim: Kal­bin­de zer­re ka­dar mer­ha­met olan bir in­san böy­le bir kat­li­am ya­pa­maz. Kal­bin­de zer­re ka­dar inanç olan bir in­san, bu ço­cuk­la­ra öy­le kı­ya­maz. Emin olun ‘in­sa­nı­m’ di­yen bi­ri böy­le vah­şe­te or­tak ola­maz. He­le, al­tı­nı çi­ze­rek ifa­de edi­yo­rum: Ker­be­la acı­sın­dan yü­re­ğin­de zer­re mis­kal ta­şı­yan, kal­bin­de zer­re mis­kal Eh­li­beyt sev­gi­si olan bi­ri böy­le bir vah­şet ser­gi­le­ye­mez. Böy­le bir vah­şe­tin ar­ka­sın­da du­ra­maz, bu­nu gör­mez­den ge­le­mez. Ban­ya­s’­ta­ki man­za­ra en az Ker­be­la­’da­ki ka­dar acı­dır. Ka­til­ler de en az Ye­zid ka­dar al­çak­tır. Ha­sa­n’­a, Hü­se­yi­n’­e, sev­gi­li Pey­gam­be­ri­mi­zin o gü­zel to­run­la­rı­na ölü­mü la­yık gö­ren­le­ri Ye­zid ilan eden­ler, bu­ra­da on­la­rın izin­den gi­den, o Müs­lü­man­la­ra, o yav­ru­la­rı şe­hit eden­le­ri ni­çin Ye­zid ilan et­mi­yor­lar. On­lar da bi­rer Ye­zi­d’­dir.”

Muk­te­dir bir baş­ka ko­nuş­ma­sın­da da şun­la­rı söy­lü­yor:

“Ey Be­şar Esad, val­la­hi bu­nun he­sa­bı­nı ve­re­cek­sin. Baş­ka­la­rı­na gös­ter­me­di­ğin ce­sa­re­ti ağ­zın­da em­zik olan kun­dak­ta­ki be­be­ğe gös­ter­me­nin be­de­li­ni çok ama çok ağır öde­ye­cek­sin. O ço­cuk­la­rın ar­şı in­le­ten fi­ga­nı in­şal­lah se­nin üze­ri­ne kut­lu bir in­ti­kam ola­rak ine­cek­tir. Al­lah izin ve­rir­se bu ca­ni­nin, bu ka­ti­lin dün­ya­da he­sa­ba çe­kil­di­ği­ni gö­re­cek ve bun­dan do­la­yı da ham­de­de­ce­ği­z”

Muk­te­di­ri din­ler­ken göz­le­ri­min önü­ne ba­na yıl­lar­ca ka­bus ya­şa­tan gö­rün­tü­ler ge­li­yor.

* * *

Mer­hum Tur­gut Özal Baş­ba­kan’­dı.

Ga­ze­te­ci­le­re GA­P’­ı (Gü­ney­do­ğa Ana­do­lu Pro­je­si) gez­di­ri­yor­du.

GA­P’­ın bit­me­siy­le böl­ge­nin ma­kus ta­li­hi­nin de­ği­şe­ce­ği­ni söy­lü­yor­du.

Ço­cuk­lar gi­bi se­vi­ni­yor, mut­lu­lu­ğu göz­le­rin­den oku­nu­yor­du.

Ge­zi­nin son gü­nün­de Di­yar­ba­kı­r’­da mi­ting ya­pa­cak­tı.

Ama ol­ma­dı.

Çün­kü PKK, bir kö­ye bas­kın yap­tı.

He­men he­li­kop­ter­ler­le ko­şul­du, o kö­ye uçul­du!

Kar­şı­mı­za çı­kan gö­rün­tü an­la­tı­la­cak gi­bi de­ğil­di:

Ev­ler ya­kı­lıp yı­kıl­mış, er­kek­le­rin ço­ğu kur­şu­na di­zil­miş­ti.

Ka­dın­lar ce­set­le­rin üze­ri­ne ka­pan­mış­tı.

Baş­ta Baş­ba­kan, bu vah­şe­te ta­nık olan her­kes ağ­lı­yor­du.

O sı­ra­da ya­nı­ma 2 özel ha­re­kat po­li­si yak­laş­tı. Bi­ri­nin elin­de ga­ze­te ka­ğı­dı­na sa­rıl­mış bir şey du­ru­yor­du.

Aç­tık, aç­tık, aç­tık… Ka­ğı­dın için­den en faz­la 3-4 san­tim bü­yük­lü­ğün­de bir be­bek aya­ğı çı­kar­dık.

Ba­ka­ma­dım… Don­dum kal­dım… Kah­rol­dum…

Da­ha son­ra do­ğan be­bek­le­ri­min ayak­la­rı­nı ne za­man öp­mek is­te­sem, göz­le­ri­min önü­ne hep, ga­ze­te ka­ğı­dı­na sa­rıl­mış o ta­lih­siz yav­ru­nun mi­ni­cik aya­ğı ge­li­yor­du.

Bu ka­bus­tan yıl­lar­ca kur­tu­la­ma­dım.

* * *

Şu ha­zin çe­liş­ki­ye ba­kın.

Muk­te­dir, bir yan­dan be­bek ka­ti­li Be­şar Esa­d’­ı la­net­li­yor, ama di­ğer yan­dan yüz­ler­ce be­be­ğin ka­ti­li Öca­la­n’­la pa­zar­lık ma­sa­sı­na otu­ra­bi­li­yor!

Be­şar Esa­d’­ı be­bek ka­ti­li ol­du­ğu ge­rek­çe­siy­le yok et­me­ye ça­lı­şı­yor, ama la­net­li be­bek ka­ti­li Apo’­dan bir No­bel Ba­rış Ödü­lü ada­yı ya­ra­ta­bi­li­yor!

* * *

Hi­ka­ye bu ya!

Mak­ya­vel ye­ni­den dün­ya­ya gel­miş!

Muk­te­di­ri ta­nı­yın­ca “E­ma­ne­tim olan Mak­ya­ve­lizm emin el­ler­de! Ar­tık ra­hat­lık­la öle­bi­li­rim!” de­miş!..

SÖZCÜ

Prof.Dr Recep Akdur : VATAN SAVUNULMAZ İSE ŞEHİT VERİLMEZ

mv80b.jpg

Şehit olmak kutsal bir ülkü uğrunda ölmektir. Şehit, vatanını, milletini ve bayrağını savunurken kılıç, top, tüfek veya bunlara benzer herhangi bir savaş aleti ile düşman tarafından öldürülen kişidir. Allah katında peygamberlikten sonra derecesi en yüksek olan mertebe şehitliktir. Bu nedenle de her müslüman şehitlik nasip olması için dua eder.

Şehit olmanın ya da şehit vermenin iki koşulu vardır. Bunlardan biri millete, vatana veya bayrağa saldırı olmasıdır. İkincisi ise bu saldırıya karşı savunma yapmaktır. Bu iki koşul yan yana gelmeden şehit olunamaz, şehit verilemez.
Türk ulusu otuz yıldır şehit veriyor. Çünkü, terör örgütü otuz yıldan beri millete, vatana ve bayrağa saldırıyor. Silahlı güçler bu saldırıya karşı savunma yapıyor. Yani terör örgütü ile savaşıyor. Tüm savaşlarda olduğu gibi bu savaşta da şehit vermek kaçınılmaz oluyor.

“Süreç” başladığından bu yana şehit verilmediği, kentlere köylere şehit gelmediği ve anaların ağlamadığı söyleniyor.Peki süreç başladıktan sonra savaşın iki koşulundan hangisinde ve ne gibi bir değişiklik oldu ki şehit vermiyoruz.Terör örgütü Vatanı bölme, Bayrağı değiştirme amacından vaz mı geçti? Hayır. Silah mı bıraktı? Hayır. Değişen tek şey hükümet tarafından silahlı güçlere savunma yapmama emri verilmiş olması.Teröristin görmezden gelinmesi. Sınırların yol geçen hanına dönmesi.Özetle savunma yapılmıyor olması. Savunma yapılmaz ise sehit de verilmez ki.! Sürecin başlangıcından bu yana şehit verilmemesinin tek nedeni bu. Yurdunu vatanını ve bayrağını savunmayanlar şehit olamazlar.

İLK KURŞUN

Arslan Bulut : “En büyük terörist bizim terörist!”

26182.jpg

Tayyip Erdoğan, “PKK ile müzakere yapıyorsunuz” eleştirisine karşılık, “Madem İmralı ile görüşmek senin dilinde ihanettir, bölücülüktür de o zaman 1999’da ihanete, bölücülüğe niye ortaklık ettin?” gibi sözler söyleyince, Devlet Bahçeli, “İmralı canisi 15 Şubat 1999’da yakalanmıştır, ertesi gün İmralı cezaevine gönderilmiştir. Bunlar yaşanırken MHP, TBMM’de değildi. Pazarlık başka bir şeydir sorgulama, kovuşturma başka bir şeydir” diye cevap verdi.

***

Bu vesileyle hatırlatmak istiyorum; Abdullah Öcalan’ı bahsedilen tarihte, bugünlerde Ergenekon iddianamesine karşılık son savunmasını yapacak olan emekli albay H. Atilla Uğur sorgulamıştı. Uğur’un, “Abdullah Öcalan’ı Nasıl Sorguladım?” adlı kitabında, pazarlığa dair en küçük bir iz yok. Sadece Abdullah Öcalan’ın bu yönde bir girişimi var..

Uğur, kitabının “Müthiş öneri” başlıklı bölümünde, Öcalan’ın bu girişimini anlatıyor:

“Daha önce, Talabani ve Barzani’nin maşa olduklarını, Türkiye’ye dost görünseler bile asla güvenilir olmadıklarını size söylemiştim. Şimdi benim durumumdan sonra Amerika’nın en büyük yatırımı bunlara olacak ve Türkiye için tehdit daha da büyüyecektir. Bunların oyunlarını boşa çıkarmak için ben hizmete hazırım, örgütü sizin uygun göreceğiniz şekilde bunların üzerine yöneltebilirim.”

Uğur, bu önerinin Öcalan tarafından PKK’yı yasallaştırmak için geliştirildiğini, dolayısıyla ciddiye almadığını anlatıyor…

Anlaşılıyor ki Öcalan, aynı öneriyi AKP’nin müzakerecilerine de yaptı. Veya PKK’lıları “kadrolu terörist” yaptılar. PKK’lı teröristlerin, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin gözetiminde Türkiye’den Kuzey Irak’a doğru yürüyerek gitmesi işte bu müzakerenin sonucudur. Gidilen yolu, MİT ve PKK temsilcilerinin Oslo görüşmelerinde söylediği gibi “önderliğin yol haritası” na göre belirlemişlerdir. Yani şu anda Türkiye Cumhuriyeti’ni idare ediyor görünen insanlar, Abdullah Öcalan’ın yol haritasını uygulamaktadır.

***

Şimdi Öcalan, örgütü, Talabani ve Barzani’nin üzerine mi yöneltecek? Bu mümkün değil! Çünkü Türkiye’nin sermaye sınıfı, Kuzey Irak’ta önemli yatırımlar yaptı. Kuzey Irak’ın petrol ve doğal gazını çıkarıp yeni boru hattı ile Türkiye’ye ulaştırmak ve pazarlamak konularında bir dizi anlaşmalar imzalandı. Bu anlaşmaları yapan şirketlerin paravan olduğu da biliniyor ama kimse ses çıkarmıyor.

Ayrıca PKK’nın federasyon veya özerklik dışında hemen her talebi AKP tarafından yasa haline getirildi.

Dolayısıyla Abdullah Öcalan’a Türkiye’de yapacak iş bırakmadılar. Bu durumda PKK’yı nereye yöneltecek Öcalan?

PKK’nın bundan sonraki gücünü, öncelikli olarak, ABD, İsrail ve AKP’nin ortak hedefi olan Suriye’ye yöneltmesi bekleniyor. Zaten, dünya basını da PKK’lı militanların bir kısmının Suriye’nin kuzeyine geçtiklerini bildiriyor.

Muaviye’nin oğlu Yezid, Hz. Peygamber’in torunu Hz. Hüseyin ve 70 askerini başlarını kestirerek katlettirmişti. 2013’te BM gözlemcisi tarafından kimyasal silah kullandığı tespit edilen Suriye’deki muhalifler de benzer katliamlar yapıyor. Ama Tayyip Erdoğan, daha olaylar açığa çıkmadan Esad’ı “Yezid” likle suçluyor. Ya katliamı, Tayyip Erdoğan’ın “lojistik destek veriyoruz” dediği muhalifler yapmışsa? Bu adamlar, kafa keserken görüntü çekip yayınlayan yaratıklar.. Erdoğan, bu “Yezid” lere hangi gerekçeyle destek veriyor?

AKP, Suriye’deki teröristleri destekliyor; Türkiye’deki teröristleri de şimdilik Kandil’e tatile gönderiyor!

Hani asker uğurlarken, Türk gençleri “en büyük asker bizim asker” diye slogan atıyor ya, galiba bundan sonra AKP fanatiklerinin sloganı, “en büyük terörist, bizim terörist” olacak…

Yeniçağ

Mustafa Mutlu : ‘Estetik’ istiyorlar çünkü yüz nakli yaptıracakl ar !

654220120227105809891.jpg

Ne güzeldi bizim gazetenin dünkü manşeti:

“Uzlaştılar!”

Uzlaştığı söylenenler; AKP, CHP, MHP ve BDP

Bugüne kadar hiçbir konuda uzlaşamayan bu dört parti hangi konuda uzlazmış?

Türkiye‘ye ilkel bir demokrasiyi reva gören Seçim ve Siyasi Partiler yasalarını değiştirmek için mi?

Anayasa konusunda mı?

Terörün çözümü hakkında mı?

Yoksulluğa karşı izlenecek politikalarda mı?

İşsizliği önleyecek yasalarda mı?

Kadına şiddete karşı alınması gereken önlemlerde mi?

Arap saçına dönen dış politikada mı?

Hayır; hiçbirinde değil.

Anlaştıkları konu; kendilerine ve yakınlarına estetik hakkı!

Haberi okumayanlar için hatırlatayım:

Tüm milletvekillerine ayrıcalıklar getiren bir yasa teklifi hazırlanmış ve bu teklife bütün partiler imza atmış!

Buna göre milletvekillerinin araçları trafikte geçiş üstünlüğüne sahip olacakmış.

Ayrıca eski ve yeni tüm milletvekilleri ile eşleri ve 25 yaşına kadar okuyan çocukları süresiz diplomatik pasaport alma hakkına kavuşacakmış… Bu sayede hiçbiri vize problemi ile karşılaşmayacakmış…

Ayrıca hepsinin “estetik” dâhil her türlü sağlık harcaması Meclis bütçesinden karşılanacakmış…

Tüm kamu ve sosyal tesislerden yararlanabileceklermiş…

Ve “temsil” harcamalarını da Meclis üstlenecekmiş!

Vatandaş ne diyor?

Haberi okuyan okurlar, geçmiş bilgisayarın karşısına ve duygularını yazmış… Bakın ne diyorlar:

“Estetik harcamalarını da Meclis’e yüklemişler; doğru yapmışlar! Çünkü hepsinin ‘yüz nakli’ne ihtiyacı var!”

“Yazıklar olsun hepinize…”

“Kişisel çıkar için hemen birleşiyorlar.”

“Allah hepsini bildiği gibi yapsın.”

“Biz de uzlaşma masasından kalksınlar diyorduk… Bu masadan kalkılır mı?”

“Biz bir dişimizi yapıştırmak için günlerce dişimiz elimizde dolaşıyoruz; kendilerine gelince estetik hakkı çıkarıyorlar.”

“Müslümanım diyen milletvekillerine hakkımı helal etmiyorum.”

“Zehir zıkkım olsun.”

“Bir de ‘ölünce altın tabutta gömülme kanunu’ çıkarsalar tam olacak!”

Vatandaş demiş denilecekleri… Ben daha ne söyleyeyim ki?

Uyan… (55)

Rektör Fatih Hilmioğlu, ağır hasta ancak bir türlü tahliye edilmiyor! O tahliye edilmediği için ölümcül hastalığı olan Emekli Üsteğmen, Avukat Serdar Öztürk de tedaviyi reddediyor.

Tutuklu hastalara yapılan haksızlıklar konusunda düşüncelerimizi devleti yönetenlere yazmaya devam ediyoruz.

Bugün protokol listesinin en başına dönüyoruz ve sıra yeniden TBMM Başkanı Cemil Çiçek’te…

Faks: (0312) 420 51 65

E-posta: cemil.cicek

GÜNÜN SORUSU

Mustafa Sarıgül, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı konusunda CHP‘den beklediği teklifin gelmemesinden olsa gerek, “partileşme” konusunu yeniden gündeme getirdi. Üstelik bu sefer hedefi daha da büyüterek, “DSP, CHP, TDH hepsini, hepsini birleştirmemiz lazım” dedi… Sorum kendisine:

Sevgili Sarıgül; bu kararsızlığının artık kabak tadı verdiğini görmüyor musun?

Sorgulama-pazarlık!

İktidar “barış süreci” adını verdiği pazarlıkları kamuoyuna anlatabilmek için, “Devlet her dönem terör örgütüyle görüşmeler yapmıştır” savına sığınıyor.

Bunun için de “1999’da da bu görüşmeler yapılmış ve terör örgütü şimdiki gibi çekilme kararı almıştı. O zaman ne karşılığında çekiliyorlar diye sorulmuş muydu?” diyorlar.

Oysa 1999 ile şimdiki durum çok farklı. O dönemde görev yapmış komutanlardan biriyle yaptığım sohbet aklıma geldi.

Komutan şöyle demişti; “Evet PKK lideri ile İmralı adasında görüşmeler yapıldı, ama o sorgulamaydı, o teröristle hiçbir konuda pazarlık yapılmadı.”

1999’da terör lideri Abdullah Öcalan yakalandığında örgüt büyük darbe yemişti. Moraller bozulmuş ve yolun sonuna gelindiği anlayışı örgüte hâkim olmuştu. Dönemin istihbarat birimleri başta Genelkurmay olmak üzere İmralı’da Abdullah Öcalan’ı sürekli soruya alıyor ve örgütün bilinen bilinmeyen tüm sırlarını çözmeye çalışıyorlardı.

Öcalan’la “çekilme pazarlığı” değil “silah bırakma ve teslim olma” dayatması yapılıyordu. Sonunda artık çare kalmadığını gören Öcalan örgütüne “Silahları bırakın, ya teslim olun ya da gidin” çağrısı yapmak zorunda kalmıştı.

Peki; bunun karşılığında Öcalan’a bir şey verildi mi?

Verilmedi. Ama idam cezası kaldırıldı. Aslında Avrupa Birliği Uyum Yasaları gereği idam zaten kalkacaktı ama bunun kabulü Apo’nun idamından sonraya bırakılabilirdi. O da yararlansın diye infaz bekletildi.

Sonuçta; 1999’da Öcalan büyük baskı altındaydı ve devletin taleplerini yerine getiriyordu. Böylelikle örgüt çökme noktasına getirilmişti.

Şimdi ise Öcalan “çok güçlü” ve “baskı yapma sırası” onda…

Bu nedenle “eskiden de görüşülüyordu” sözleri aslında kafa karıştırma çabasından başka bir şey değildir.

VATAN

Şahin Mengü : TARİH SİZİ AFFETMEYECEK

fikiriscisi_134570829259.jpg

Kanlı terör örgütü PKK’nın Kandil’de yaşayan elebaşlarından Karayılan’ın Türk Devletine dikte ettiği şekilde, terör örgütü militanları, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın söylediğinin aksine silahlarıyla beraber dün güya ülkemizi terk etmeye başladılar.

Ölürdüler, yaraladılar, kırdılar döktüler, Tayyip Erdoğan’ın isteği üzerine !, hiçbir müdahaleyle karşılaşmadan ellerini kollarını sallayarak ülkeyi terk ediyorlar.

Bu işlemin emrini verenler ve uygulayanlar anayasayı çiğnemektedirler.

Anayasanın 87. Maddesi af ilanı ile savaş ve barış yapma yetkisini TBMM ne vermiştir.

Terör örgütünün, kolluk kuvvetlerinin hiçbir müdahalesi olmadan ülkeyi terk etmelerine göz yummaları, dolaylı da olsa suçlulara af niteliğindedir.

Genel veya özel af ilan etmek Anayasamızın TBMM’nin Görev ve Yetkilerini düzenleyen 87. Maddesine göre, üye tam sayısını beşte üç çoğunluğunun vereceği bir kararla Büyük Millet Meclisine aittir.

Bu elini kolunu sallayarak ülkeyi terk etmek dolaylı bir af ilanı olduğuna göre, Başbakan TBMM’ye ait bir yetkiyi büyük bir fütursuzluk içinde, “Ben yaptım oldu” mantığı ile kullanmaktadır.

Yok eğer Türkiye Cumhuriyeti Devleti, bu eli kanlı terör örgütünü uluslar arası hukukun tarif ettiği “Savaşan taraf” kabul etti de barış antlaşması yaptıysa bunun da Büyük Millet Meclisinin onayına tabi olduğunu unutmamak gerekir.

AKP Milletvekilleri Anayasanın kendilerine verdiği bu yetkilerin, Tayyip Erdoğan tarafından şahsen kullanmasını ya olayın hukuki ve manevi sorumluluğunu algılayamamış olmalarından ya da bir daha ki seçimde listeye konmayız endişesiyle hiçbir tepki vermeden izlemektedirler.

İleride ülkenin bölünmesine giden süreçte, bağlı kalacaklarına yemin ettikleri Anayasa’nın, kendilerine tanıdığı yetkiyi, anayasayı ihlal ederek Başbakan’a devretmenin ağır manevi sorumluluğu altında ezilecektirler.

Çocuklarının yüzüne bakamayacak hale gelirler.

Elbette sadece iktidar partisinin milletvekilleri sorumlu değildir bu açık anayasa ihlalinden.

Bu ihlalden muhalefet milletvekilleri de gerekli hassasiyeti göstermedikleri için aynı derecede sorumludurlar . “Bize Mecliste bilgi verilmiyor” kolaycılığının arkasına sığınamazlar.
Eğer anayasa çiğneniyorsa bunu Mecliste en sert şekilde dile getirmeleri ve halka anlatmaları bunu gerekir.

“Analar ağlamasın”, “kan mı dökülsün?”, “sen barış istemiyor musun?”, “şehit cenazeleri gelmesin” lafları muhalefetin temsilcileri üstünde psikolojik baskı yaratmaya yöneliktir.

Bu sözlerin etkisi altında kalanlar, geçmiş hakkında hiçbir bilgi birikimi olmayanlardır.Bu sözleri söyleyenler ise Kurtuluş Savaşının yüzelliliklerinin bugünkü iz düşümleridir.

Eğer sorun vatanın bütünlüğü ise analar da ağlar, şehit cenazesi de gelir. Vatandan ve vatanın bütünlüğünden daha kutsal bir değer yoktur.

Eli kanlı terör örgütü mensupları, silahları ile çekilirken buna sessiz kalan kamu görevlileri, başta valiler, emniyet müdürleri ve askeri yetkililer bu kanunsuz emre uymamak zorundadırlar.

Çünkü verilen emir kanunsuz bir emirdir. Suçluyu bilmesine rağmen bunun kaçmasına, ülkeyi terk etmesine göz yuman kişiler, bu terör örgütü mensuplarına yardımcı olmaktadırlar, bu nedenle kanunsuz bir emri yerine getirmektedirler

Bu kanuna aykırı emri yerine getirenler, emrin üstleri tarafından verilmiş ve hatta emirde ısrar de edilmiş olsa sorumluluktan kurtulamazlar.

Anayasanın 137. Maddesinin 2. Fıkrasına göre “ Konusu suç teşkil eden emir, hiçbir surette yerine getirilmez ; yerine getiren kimse sorumluluktan kurtulamaz.

Bu anlattıklarım elbette olayın hukuki boyutu ama birde olayın manevi tarafı vardır. Bu işin hukuki boyutundan çok daha ağırdır.

Unutmayın ki tarih ülkesine ihanet edenleri hiç unutmaz Sait Mollaları, Ali Kemalleri, Etemleri unutmadığı gibi.

İster iktidar ve yandaşları arasında, ister ana muhalefet partisi içinde “Barış süreci” çığırtkanlığı yapanlar hata etmemektedirler, bilerek ve isteyerek bu söylemleri dile getirmektedirler.

Nedir istedikleri?

İstedikleri bölünmüş küçülmüş, Sevr’in çizdiği sınırlara hapsolmuş bir Türkiye’dir.

Bu bölünme sürecine, ister siyasetçi, ister aydın, ister bürokrat olarak katkı yapmış olsunlar tarih bunları affetmeyecektir.

Aynı mahkeme huzurunda, “Hata etmişim, Kusur etmişim” diyen İngilizlerin oyuncağı olmuş Şeyh Sait gibi.

AYDINLIK

Şehit ağabeyinden ‘akil’e ‘telef’ tepkisi

%C5%9Fehit-1.jpg

‘Akil insan’ Cemal Uşşak’ın, ‘telef oldular’ sözlerine büyük tepki…

Samsunlu şehit astsubay İlhan Hamlı’nın ağabeyi Ayhan Hamlı, Akil İnsanlar Heyeti İç Anadolu Bölgesi Grubu Sözcüsü Cemal Uşşak’ın, ’40 bin civarında can telef oldu’ sözüne tepki göstererek, “Akil insanların bazı açıklamaları haddini aşmaya, canımızı acıtmaya ve kalbimizi yaralamaya devam ediyor” dedi.

Akil İnsanlar Heyeti İç Anadolu Bölgesi Grubu Sözcüsü Cemal Uşşak’ın, Kayseri Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Veli Altınkaya’yı ziyareti sırasında yaptığı açıklamalar tepkileri de beraberinde getirdi. Terör örgütüyle mücadele kapsamında hayatını kaybeden şehitlerden bahsederken, ’40 bin civarında can telef oldu’ diyen Cemal Uşşak’ı eleştiren Samsunlu şehit Astsubay İlhan Hamlı’nın ağabeyi Ayhan Hamlı, “Açılımı anlatmak için yola çıkanlar sapla samanı karıştırmaya devam ediyor” dedi.

Akil insanların bazı açıklamalarının haddini aştığını ifade eden Ayhan Hamlı, “Bu açıklamalar canımızı acıtmaya, kalbimizi yaralamaya devam ediyor. Haddini aşan açıklamalardan birisi de şehitlerimiz için telef oldu demesidir. O açıklamayı yapan kişi şehit nedir, telef olmak nedir kelimelerini bilmez mi? Telef olmak kelimesi hangi canlılar için kullanılmaktadır?

Ey akil insan, şehitlerimiz telef olmadı. Şehitlerimiz asla telef olmaz. Şehitler inancımıza göre ölmezler de. Allah’ın müjdesi bu yöndedir. Bizim Türkçe’de bildiğimiz telef olma kelimesi hayvanların ölümü için kullanılan bir kelimedir. Maalesef burada hayvanlarla, insanların ölümleri karıştırılmıştır. Kim diyorsa ki, şehitler telef olmuştur, o kelimeyi kullananlar şehitlerimize ve bize resmen hakaret etmektedir” diye konuştu.

YÜKSEK STRATEJİ

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

Fight "Gang Stalking"

Expose illegal stalking by corrupt law enforcement personnel

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

The WordPress.com Blog

The latest news on WordPress.com and the WordPress community.

%d blogcu bunu beğendi: