Etiket arşivi: IRAK

ARAŞTIRMA DOSYASI : Nisan 2013 /// ORSAM /// Irak Türkmenleri Güncesi

Nisan 2013 ORSAM Irak Trkmenleri Gncesi.pdf

Reklamlar

AKSİYON DERGİSİ : IRAK – Şii-Sünni ayrışması bölünmeye gidiyor

Şii Başbakan Nuri El Maliki’nin kendine bağlı özel Dicle Gücü ile Kerkük’teki Sünni mahallelere düzenlediği kanlı operasyon ülke çapında Sünni-Şii çatışmalarına kapı araladı.

Son bir haftada Irak ordusu ile silahlı Sünni gruplar arasında yaşanan çatışmalarda 230 kişi hayatını kaybetti, yüzlerce kişi yaralandı. Şii ve Sünniler arasında giderek derinleşen şiddet dalgası ‘bölünme’ söylemine dönüştü. Olaylar üzerine açıklama yapan Irak Meclis Başkanı Usame El Nuceyfi, kabineyi istifaya çağırdı. Laik Sünnilerin önde gelenlerinden Nuceyfi, ülkenin iç savaştan veya mezhep temelli bölünmeden kurtulması için erken seçime gidilmesi gerektiğini söyledi. Irak’ın eski ulusal güvenlik danışmanı Muvaffak El Rubai de, Bağdat’taki liderlerin ilk defa ciddi ciddi ülkenin bölünmesinden söz ettiğini aktarıyor.

ARAŞTIRMA DOSYASI : IKBY-Merkezi Hükümet Anlaşması : Irak’ta Dengeler Değişiyor

Bilgay Duman

ORSAM Ortadoğu Uzmanı

Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) ile Irak merkezi hükümeti arasında imzalanan anlaşma ülkedeki siyasi dengeleri yeniden şekillendirecek gibi duruyor. Irak’ta 7 Mart 2010’da yapılan seçimlerin ardından kurulan hükümet sonrasında hükümetin uygulamaları ve aldıkları paydan memnun olmayan Kürt İttifakı ve Irakiye Listesi, Irak merkezi hükümeti içerisinde yer almalarına rağmen hükümet içi muhalefet oluşturmuştu. Bu nedenle Irak merkezi hükümetinin çalışmaları aksamış ve Nuri El-Maliki başbakanlığındaki hükümetin temelleri sarsılmıştı. Diğer taraftan IKBY’nin merkezi hükümet karşısında attığı adımlar da Irak siyasetini oldukça gerginleştirdi. Hatta bu gerginlik silahlı restleşmeye kadar ulaştı ve iki tarafın silahlı güçleri önce Selahaddin’e bağlı Tuzhurmatu ilçesinde sonra da Kerkük’te karşı karşıya geldi.

Ancak 2 Mayıs 2013’te Bağdat’ta görüşmelerde bulunan IKBY Başbakanı Neçirvan Barzani ile Nuri El-Maliki arasında 7 maddelik bir anlaşma imzalandı. Bu anlaşmayla her iki taraf da kazanan olarak görünüyor. Burada Sünnilerin denklem içerisinde nasıl yer alacağı belki de en önemli noktayı oluşturmaktadır. 2003’te ABD’nin işgalinin ardından oluşan Kürt-Şii ittifakının yeniden kurulması, Sünnilerin siyasetin dışına itebilecektir. Mevcut durum itibariyle yaklaşık 5 aydır hükümet karşıtı gösterilerin yaşandığı Musul, Anbar, Selahaddin, Kerkük’ün Havice ilçesi gibi Sünnilerin yaşadığı yerlerde gösteriler şiddetlenmiş ve hükümetle çatışmaya dönmüştür. Bu şiddetin devam etmesi Irak’ı yeniden 2005-2007 yılları arasında yaşanan şiddet dönemine götürmesi ihtimali yüksektir. Burada özellikle merkezi hükümet tarafından gösteri yapan Sünnilerin tatmin edilmesi istikrarsızlığın artmasının önüne geçilmesini sağlayabilir.

Yaklaşık son bir yıldır hem Irak merkezi hükümeti hem de özelikle Mesut Barzani Sünnilerle yakınlaşma politikası izlemiştir. Barzani başta Irakiye ve daha da özelde Irakiye içerisinde yer alan Musul il yönetimini elinde bulunduran Nuceyfilerle yakınlaşmıştır. Hatta bu yüzden Musul il yönetiminde çatlaklar oluşmuş, il meclisindeki bir kısım Sünni Arap siyasetçiler, Nuceyfilerin Barzani ile yakınlaşmasına tepki göstererek il yönetimini boykot etmiş ve meclis toplantılarından çekilmiştir. Nuri El-Maliki de Musul il yönetiminden çekilen Yaver grubu gibi önemli Sünni aşiretlerle ilişki kurmuş ve yakınlaşmaya başlamıştır. Bu durum 2010 seçimlerinden sonra Irak genel siyasetinde Nuri El-Maliki’nin en büyük rakibi olarak ortaya çıkan Irakiye Listesi’ni etkilemiş ve liste içerisinde ayrışmalar başlamıştır. Irakiye Listesi’nin önde gelen isimlerinden Irak Başbakan Yardımcısı Salih El-Mutlak bile Nuri El-Maliki ile çok yakınlaştığı gerekçesiyle yaklaşık 5 aydır hükümet karşıtı gösterilerin yapıldığı Anbar’dan taşlanarak kovulmuştur. Sünnilerin bu tepkisel yaklaşımının, IKBY ve merkezi hükümet arasında imzalanan anlaşma sonrası artması muhtemeldir. Bu durum sadece 2003’ten sonra ABD’nin desteğini alan Kürt-Şii ittifakının yeniden oluşmasından öte iki taraf arasından imzalanan anlaşmanın içeriğinden de kaynaklanmaktadır. Burada IKBY ve merkezi hükümet arasında imzalana 7 maddeye yer vermemenin yerinde olacaktır. Anlaşmaya göre;

1- Şubat 2007’de IKBY ve merkezi hükümet arasında yapılan anlaşmaya göre petrol ve doğal gaz yasasının çıkarılması için bir komisyon kurulması,

2- 2013 bütçesinin düzeltilerek IKBY verilen bütçenin yeniden düzenlenmesi,

3- İhtilaflı bölgelerdeki güvenliğin ortak idare ile sağlanması ve Dicle, Cezire ile Musul Operasyon Komutanlığı’nın ortaya çıkardığı sorunların çözülmesi,

4- Celal Talabani tarafından parlamentoya sunulan, Saddam Hüseyin döneminde uygulan nüfus değiştirme politikaları ve yasalarının gözden geçirilerek nüfus haksızlıklarının giderilmesi ve il sınırlarının yeniden düzenlenmesi,

5- IKBY ile merkezi hükümet arasında havaalanları, gümrük ve vize yönetimi konusunda ortak idarenin sağlanması,

6- Enfal’de kimyasal silahtan zarar gören ve Şabani Ayaklanması’nda zarara uğrayanlara tazminat ödenmesi,

7- İki taraf arasındaki ilişkileri sağlamlaştırmak ve geliştirmek için her iki tarafın birlerine temsilci ataması kararlaştırılmıştır.

Bu maddelerden özellikle, ihtilaflı bölgeler, doğalgaz ve petrol yasası, nüfus ve il sınırlarının yeniden düzenlenmesi, Dicle, Musul ve Cezire Operasyon Komutanlıklarına ilişkin maddeler hem Sünnileri hem de tüm Irak’ı ilgilendiren konular olarak göze çarpmaktadır. Özellikle ihtilaflı bölgeler meselesi belki de Irak’ın en problemli sorunudur. İhtilaflı bölgeler sorunu sadece idari ve il sınırlarına ilişkin sorunları içermemektedir. Bu sorun aynı zamanda toplumsal, hukuki ve ekonomik konuları da içine almaktadır. Özellikle ihtilaflı bölgelerde yaşayan Türkmenler ve Sünni Araplar IKBY ve merkezi hükümet arasında yapılacak olası bir düzenlemeden etkilenecektir. Örneğin ihtilaflı bölgelerden biri olarak anılan Selahaddin’ne bağlı Tuzhurmatu’nun IKBY’nin yönetimine bırakılması durumunda burada azınlık olan Kürtlerin, çoğunluğu oluşturan Türkmenler ve Sünni Araplar üzerinde baskı yaratmasına neden olabilir. Bu nedenle IKBY’nin ve merkezi hükümet arasında imzalan anlaşma ülkenin geleceğini de şekillendirebilecek niteliktedir.

Öte yandan bu anlaşma ile merkezi hükümet IKBY’nin aşırı özerk tavrı karşısında geri adım atmış gibi görünmektedir. Zira daha önce hem merkezi hükümet yetkilileri hem de Şii siyasetçilerle görüştüğümüzde IKBY’nin bu durumunu kabullenmişlik ortak nokta olarak dikkat çekmiştir. Bu anlamıyla Şiiler merkezi hükümet üzerinde elde ettikleri kontrolü, her iktidarın isteyeceği gibi, korumak ve sağlamlaştırmak istemektedir. IKBY de her krizden olduğu gibi bu krizden de avantaj sağlamaya çalışmaktadır. Bununla birlikte IKBY iç siyaseti de çalkantılı bir dönemden geçmektedir. Mesut Barzani’nin yeniden başkanlığa devam edip etmemesinin tartışıldığı bir dönemde, IKBY yönetimini elinde bulunduran KDP’nin stratejik bir adım atarak merkezi hükümetin desteğini almaya çalıştığı da görülmektedir. IKBY’de KDP’ye yönelik muhalefet hareketi yükselişe geçmiştir. Bu yüzden dışarıdan destek alınarak bu muhalefet dengelenmeye çalışılmaktadır. Merkezi hükümetten elde edilecek avantajlar iç politikada rahatlatıcı faktör olarak kullanılabilecektir. Ayrıca Celal Talabani’nin rahatsızlığı sonrasında IKBY ve merkezi hükümet arasındaki ilişkiler neredeyse kopmuştur.

Celal Talabani’nin liderliğindeki KYB’nin Maliki ve diğer Şii gruplarla iyi ilişkilere sahip olduğu bilinmektedir. Aynı zamanda Maliki’nin merkezi hükümeti zayıflatmaya yönelik çabalarda bulunan KDP yönetimindeki IKBY’ye karşı bölgedeki muhalif partilerle ilişki kurduğu söylenmektedir. Bu nedenle IKBY yönetimi, muhalefete verilen desteği kırmak için de Maliki liderliğindeki merkezi hükümetle anlaşmaya yanaşmış olabilir. Sonuç itibariyle her iki tarafın da avantaj sağladığı ve ödün verdiği bir anlaşma yapılmıştır. Burada önemli olan bu anlaşmadan dolayı kimin nasıl etkileneceğidir. Ancak şunu söylemek gerekir ki, IKBY ve merkezi hükümet arasında imzalanan bu anlaşma Irak’taki dengeleri derinden etkileyecek ve 2014’te yapılması planlan genel seçimler öncesinde ittifakları ve ayrışmaları yeniden şekillendirecektir.

ARAŞTIRMA DOSYASI : 2013 Irak Yerel Seçim Kesin Sonuçları

2013 Irak Yerel Seim Kesin Sonular.pdf

TÜRKİYE VE SÜNNİ DÜŞMANLIĞIYLA PARLAYAN IRAKLI Şİİ SİYASİLER

İRAN ANALİZ / Fiili başkanlığını Maliki’nin yaptığı sözde Savunma Bakanlığı vekili Saadun ed-Duleymi yaptığı çirkin açıklamalarıyla milyonlarca Iraklının Aralık 2012 tarihinden bu yana barışçıl şekilde sürdürdüğü gösterileri suçladı. Bunların hakkından gelinmesi gereken teröristler için barınak yuvası olduğu sözlerini dile getiren Duleymi ve benzeri siyasilerin açıklamaları sebebiyle Şii ordu güçleri 23 Nisan 2013 tarihinde Kerkük, Havice’deki meydanı basarak onlarca sivili korkunç şekilde katletmişti. Türkiye’ye de çirkin şekilde saldıran Duleymi ve benzeri Şii siyasilerin depreşen korkuları, gün yüzüne çıkan düşmanlıkları ne anlama geliyor?

Sözde Savunma Bakan Vekili Şii siyasi ed-Duleymi yaptığı buram buram mezhepçilik kokan konuşmasında “gösteri meydanlarında ordular kuranlar bilsinler ki Irak rodusu vatanı ne pahasına olursa olsun savunacaktır” şeklinde cümleler kurdu. Ramadi şehrindeki gösteri meydanına yakın bir yerde öldürülen beş hükümet askeri için Bağdat Savunma Bakanlığı binasında düzenlenen törende konuşan ed-Düleymi arkaik zihin yapısını gözler önüne seren cümleler kullandı.

Sokakları dolduran ve Aralık ayından bu yana tek bir kişinin burnun dahi akmadığı barışçıl gösterilere katılan milyonlarca Iraklı’nın kahir ekseriyeti Sünnilerden oluşuyor. Sünni düşmanlığıyla beslenen İran uzantısı Maliki ve iktidardaki Şii siyasilerin açıklamaları da bu düşmanlığın kodlarını bünyesinde taşıyor. Maliki’ye en yakın isimlerinden birisi olan Şii siyasetçi ed-Düleymi konuşmasında: “Gösteri meydanları teröristlerin ve katillerin sığınağı halini almıştır. Durum buraların mezbahane ve savaş meydanına dönüştüğünü gösteriyor. Bunların hakkından gelmek gerekiyor.” diyerek içlerinde çocuklar, kadınlar, alimler, yaşlılar ve yüzbinlerin bulunduğu meydanları hedef gösterdi.

Konuşmasına devam eden ed-Düleymi: “Bunlar katiller için barınak olmayı geçiniz bir adım öne giderek diğer ülkelere uşaklık eder hale gelmişlerdir.” şeklinde tıpkı diğer birçok Şii siyasetçinin dile getirdiği gibi Türkiye ve Sünni düşmanlığının ipuçlarını verdi.

el-Medey Press’in Duleymi’den naklen aktardığı haberinde onun: “Gösteri meydanının girişinde öldürülen bu askerlerin cesetleri yetmezmiş gibi meydan içinde hançerler ve kılıçlarla paramparça edilmiştir. Dinimizi kaldırmak isteyen kişilerin tabi olduğu yeni bir din” diyerek çirkin ve sinsi konuşmasını yazdı. Bizzat Maliki, Duleymi, Hekim, Bolani vs vs gibi terör geçmişiyle dolu kişilerin iktidarındaki Irak’ta ve aynı şekilde Suriye’deki Esed diktasında dile getirilen korkunç vahşetler işleniyor. Kılıçlar, satırlar ile doğranan Suriyeli bebeklerin, anne-babaların görüntülerini bunu yapan Şebbihalar ve Esed askerleri dünyaya servis ediyor.

Sünnilik ve İslam düşmanlığını “yeni bir din” veya “vahhabilik, tekfircilik, selefik” vs isimlerin arkasına gizleyerek izhar eden bu zihniyetin iktidarda olduğu Irak ve Suriye’de yüzbinlerce masum katledildi. Hala Sünnilere yönelik etnik temizlik ve vahşet saldırıları tüm hızıyla devam ediyor.

Nuri Maliki, Ammar el-Hekim, Hadi Amiri, İbrahim Caferi, Ahmed Çelebi, İyad Allavi vs vs farklı isimlerin tahakkümünde el değiştiren Irak’taki siyasilerin “zihinsel-ideolojik” arkaplanını bilmeyen, okumayan birisinin, bir ülkenin gelişmeleri tahmin etmesi, doğru stratejiler belirlemesi ve muhtemel senaryolar üretmesi imkansız. Bu noktada örneğin Temmuz 2008 tarihinde Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yanına çok büyük bir heyeti alarak gerçekleştirdiği Irak ziyaretinde muhatap kabul ettiği Maliki’ye tam meşruiyet verme anlamına gelen otuzu aşkın anlaşmanın imzalanması, sonrasında üst düzey ilişkilerin devam ettirilmesi bu derin yanlış algının stratejik bir hatasından ibaret. Maliki’nin ve mevcut elitlerin tamamına yakının İran veya farklı ülkelere çalışan, kişisel ve partizan çıkarların ötesinde hesapları olmayan, aşırı Şii ve mezhepçi fanatizm temelinde bir hayat süren kişiler olduğu gerçeği bilinmeli.

Tam da burada Maliki ile aynı zeminde hareket eden ed-Düleymi’nin yaptığı Türkiye ve Sünni düşmanlığının derin izlerini ifşa eden şu konuşmaları öne çıkıyor: “Günler öncesinde İstanbul’da tüm İslam dünyasından fitnenin liderlerinden oluşan 150′den fazla kişinin katılımıyla Irak Baharı Konferansı düzenlendi. Asıl şaşırtıcı olan bu konferansın gösterilerin yapıldığı alanlarda canlı verilmesi oldu.”

Gösteriler başladığında koskoca meydanlarda bir kişinin elindeki Recep Tayyip Erdoğan posteri üzerinden milyonlarca Iraklı’ya saldıran Maliki ve Şii siyasiler bir akıl tutulmasının vardığı noktayı gözler önüne seriyor. Tüm uydu kanallarında, kendi tv ekranlarında veya tartışma programlarında Irak’taki barışçıl gösterileri konu alan konuşmalarda bu Şii siyasilerin milyonları gözardı edip “bunlar dolar karşılığı sokağa çıkan insanlar, Türkiye’nin para verdiği Erdoğan’ın posterlerini dalgalandıran ajanlar vs” gibi çirkin ve abartılı cümleler kullanmaktalar. Bu küçücük bir hadisenin dahi derin tarihi-akidevi düşmanlığın ortaya çıkmasında nasıl önemli bir işlev gördüğü görülüyor.

Düleymi de konuşmasında düşmanlığını es geçmiyor ve: “Türkiye bizim içişlerimize karışmasın, çünkü bizler de sizin içişlerinize karışmıyoruz. Türkiye günlük olarak Kürdistan’ı bombalıyor, burada çocukları öldürüyor. Bizler halen sabrımızı zorluyoruz. Ancak onlar bundan razı olmuyor. Onlar Musul ile Anbar’ın Osmanlı devletinin bir parçası olduğuna inanıyorlar.” diyerek derin korkularını ve Safavi-Fars-Şii ekseninin dile getirdiği gerçek düşünceyi belirtiyor.

Bu cümleleri kullanan Düleymi’nin hedef aldığı ve “fitne” liderleri olarak tanımladığı kişilerin kimler olduğuna iyi bakmak gerekiyor. İstanbul’da düzenlenen bu konferansı Türkiye’den bir iki kişi dışında kimsenin izlemediği görülüyor. Bir araştırma yapıldında bu haberle ilgili ciddi bir bilgiye ulaşmak da bu sebeple mümkün olmuyor. Bununla birlikte Arapça kaynaklara bakıldığında Düleymi’nin suçladığı bu kişilerin Irak’ta ve İslam dünyasında “mezhepçi fitneyi, terörü ve kargaşayı besleyip yürüten İran rejimiyle uzantılı” oluşumların önünde en büyük engel teşkil ettikleri görülüyor.

Foto: İşgalin 10. yıldönümü münasebetiyle yapılan “Irakın İşgali, Halkın ve Medeniyetinin Yıkımı: Irak Baharı Konuşma Buluşması” başlıklı programın afişi.

Bu kişi ve yapıların gerçekte ne anlam taşıdığını, Irak halkı ve İslam dünyasında nasıl gerçek bir gücü olduğunu iyi bilen Duleymi ve beslendiği Tahran rejiminin aksine Türkiye’nin hala bu kesimleri, şahsiyetleri “dış politikasının” bir parçası haline getirmediği gözlemleniyor.

Irak konulu İstanbul’da düzenlenen konferansa katılan isimlere bakıldığında ise bunlar arasında Irak Müslüman Alimler Heyeti (Heyetül Ulema adlı Şeyh Haris ed-Dari’nin başkanlığını yaptığı oluşum), Ehli Sünnet Alimleri Rabıtası, Küresel Saldırganlığa Karşı Hamle, Suriye Milli İttifakı’nın, körfez ülkelerindeki çeşitli muhalif partilere, oluşumlara mensup akademisyen ve ilim adamlarının, Irak direniş güçlerinin, Nakşibendi Tarikatı Ordusu gibi önde gelen oluşumların katıldığı görülüyor. Katılımcılar arasında Cezayir, Bahreyn, Lübnan, Suriye, Irak, Suudi Arabistan, Yemen, Kuveyt, Fas ve Mısır’dan önde gelen alimlerin konuşmacı olarak yer aldığı dikkat çekiyor.

Ed-Düleymi gibi kişilerin saldırdığı Türkiye Cumhuriyeti Devletinin, Adalet ve Kalkınma Partisinin, Ahmed Davutoğlu başkanlığındaki Dışişleri Bakanlığı’nın hala bu kişileri muhatap kabul etmediği, en azından bilmediği veya yanlış bildiği, tanımakta geciktiği müddetçe bunun zararlarının tamiri zor bir süreci beraberinde getireceği, geç olmadan bu yapıları derinlikli olarak tahlil edip Irak veya Ortadoğu politikasında farklı stratejiler geliştirmesi gerekliliği bir kez daha ortaya çıkıyor.

Sahada gücü bulunan gerçek aktörleri tanımadığı yönündeki acı gerçekliğin Türkiye düşmanı kesimlerce dile getirilmesine, ısrarla vurgulanmasına rağmen hala mevcut hükümet, devletin ilgili kurumları tarafından somut adım atılamaması yakın dönemde Irak’ta patlak veren hadiselerde/muhtemel gelişmelerde Türkiye’nin rolünün son derece kısıtlı, kendi çıkarlarına ters gelişmeler karşısında manevra alanı en az bir ülke olmasını beraberinde getirecektir.

ARAŞTIRMA DOSYASI : Irak’ta Yükselen Şiddet Dalgasının Nedenleri

Yrd. Doç. Dr. Serhat Erkmen

ORSAM Ortadoğu Danışmanı

Ahi Evran Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü

Dün açıklanan rakamlara göre Nisan ayı içinde Irak’ta terör eylemleri sonucunda 712 kişi ölmüş ve 1633 kişi yaralanmıştır. Son 5 yılın en kanlı ayı olan 2013 Nisan’ında yaşanan tablonun nedenleri şöyle sıralanabilir:

1- Maalesef sıradan bir hal alsa da her seçim öncesi ve sonrası dönem Irak’ta şiddet olaylarının yükselmesine sahne olmaktadır. Bu durum ülkede seçimlerin yapıldığı dönemler ile şiddet olayları arasındaki ilişkileri gösteren istatistiklere bakıldığında görülebilir. 2003 yılından bu yana şiddet ve siyasetin kol kola gittiği ülkede seçimler siyasetin en kritik dönemecini oluşturduğundan ülkede siyasi şiddet de yükselmektedir. Ülkedeki çeşitli siyasi gruplar birbirlerine güç gösterisi yaparak bir siyasi mesaj iletmeye çalışmaktadır. Bu çerçevede merkezi hükümet ordu ve polisi kullanarak karşısındaki siyasi grupların sindirmeye çalışırken, hükümetin içinde yer almasına rağmen etkinliğini yitiren çevreler de başka araçlarla benzeri bir yöntem uygulamaktadır. Bütün bunlara seçim öncesi bazı adayları caydırma projesinin parçası olarak siyasi suikastların ve seçim kampanyalarına yönelik saldırıların eklenmesi 20 Nisan 2013 öncesinde bir şiddet dalgası başlamıştır.

Bu dalga seçimin kısa bir süre sonrasında yaşanan olaylarla daha da artırmıştır. Seçimdeki başarısızlığını gölgelemek isteyen iktidarın en büyük ortağı bir süredir kendisine yönelik artan tepkiye karşı daha sert tedbirlere başvurmaya başlamıştır. Nitekim hükümetin Kerkük ve Musul’daki göstericilere açtığı ateşte onlarca kişi ölmüştür. Bu sert tedbirler çerçevesinde güvenlik güçlerinin hükümete karşı gösteriler yapan halka çeşitli gruplara yaptığı baskılar kaçınılmaz olarak hükümete karşı şiddet eylemlerini de artırmıştır. Böylece bu kanlı tablo ortaya çıkmıştır. Yukarıdaki tabloya Iraklı siviller ve güvenlik güçlerinin sayısı dahil edilmiş olmasına rağmen güvenlik güçlerinin kullandığı güç sırasında ölenlerin dahil edilip edilmediği belirsizdir. (Büyük bir olasılıkla edilmemiştir) Bu nedenle ölüm ve yaralanma olaylarının sonuçlarının aslında çok daha vahim olduğu söylenebilir.

2- Irak’ta güvenlik güçlerinin reorganizayonu açık bir biçimde başarısızlığa uğramıştır. Aradan geçen 10 yıla rağmen ülkede güvenilir bir güvenlik mekanizması kurulamamıştır. Başbakan Nuri Maliki’nin İçişleri ve Savunma Bakanlığı iki bakanlığı uhdesinde tutmasının yanı sıra istihbaratı kontrol çabası, ayrıca tüm vilayetler acil müdahale gücü adı altında kendisine yakın güçler oluşturması büyük eleştirilere konu olmaktadır. Başbakan Maliki ordu içinde rahatsızlık yaratan pek çok atamaya da imza atmıştır. Ancak güvenlik güçlerinin yeniden örgütlenememesinin tek nedeni Maliki değildir.

İç savaş döneminde silahlanan milislerin güvenlik güçlerine entegrasyonunu kendi çıkarlarıyla örtüştüğü ölçüde hemen her siyasi grup kabul etmiştir. Bunlara Sahva yapılanmasının durumunun belirsizliği de eklendiğinde Irak’ta güvenlik güçlerinin neden başarısız olduğu ortaya çıkmaktadır: Güvenlik güçleri her türlü sızmaya açık, siyasi etkiden uzak bir yapı değil, siyasi sadakat çerçevesinde örgütlenen ve her geçen gün daha fazla siyasi etki altına giren bir yapı haline gelmiştir. İşin daha kötü tarafı bu durumun sadece Nuri Maliki dönemine özgü olduğu düşünülmemelidir. İşgalden sonra Irak’ta yerleşen anlayış ve siyaset yapma tarzı nedeniyle Maliki’den sonra dahi iktidara kim gelirse gelsin güvenlik güçlerinin sağlıklı bir yapıya bürünmesi çok güç görünmektedir.

3- Suriye’deki olaylar Irak’ı her geçen gün daha fazla etkilemektedir. Suriye’deki şiddet olaylarının artması bir süre için Irak’takinin azalmasına neden olmuş olabilir. Fakat bugün gelinen durumunda Başbakan Maliki’nin açıkça Suriye rejiminin yanında yer alması, buna karşılık Iraklı pek çok grubu geçmişten gelen nedenler ve stratejik gerekçelerle muhaliflere destek vermesi ülkede önemli bir siyasi gerginlik yaratmaktadır. Suriye’deki şiddet arttıkça Irak’ın bundan bağımsız olacağını söylemek yanlış olmayacaktır.

4- Irak’ta siyasi sistem kilitlenmiş durumdadır. Mevcut hükümet çoktan işlevsiz hale gelmiştir. Koalisyon hükümetinin pek çok bakanı ya istifa etmiş ya da bakanlar kurulu toplantılarına katılmamaları nedeniyle yerlerine geçici olarak başka bakanlar görevlendirilmiştir. Siyasi krizin içinden çıkılmaz bir hal almasına karşılık ülkedeki siyasi taraflar sorunu çözmek yerine mevcut dönemde nasıl daha fazla taviz kopartacaklarına bakmaktadırlar. Sadr ve Hekim grubu Maliki’nin zayıflamasından yararlanarak bazı alanlarda taviz koparırken, Kürtler de Bağdat ile sorunlarını pazarlık ederek çözme yoluna gitmektedirler. Bu nedenle Sünni Arapların merkezi hükümet karşısındaki mücadeleleri sonuçsuz kalmaktadır. Son dönemdeki olaylar bir kez daha göstermiştir ki; Maliki hükümeti tüm hatalarına rağmen ayakta kalmaya devam edebilmektedir.

Bunun nedeni mevcut hükümetin alternatifinin olmamasıdır. Her ne kadar Maliki’yi düşürme çabaları olsa da Irakiye’nin parçalanmışlığı, Dava dışındaki Şii partilerin mecliste zayıflığı, Kürtlerin kendi iç gündemleri mevcut parlamentoyla yeni bir hükümeti mümkün kılmamaktadır. Bu durumda ülkenin yeniden seçime gitmesi önerilmektedir. Fakat ne zayıflayan Başbakan Maliki’nin, ne Vilayet Meclisi seçimindeki başarılarına rağmen Sadr Hareketi’nin ve Irak İslami Yüksek Konseyi’nin ne de IKBY’deki parlamento ve başkanlık seçimlerine kilitlenmiş Iraklı Kürtlerin şu anda bir genel seçimi kaldıracak güçleri yoktur. Bu durumda bu yıl sonundan önce erken seçim gerçekleşmesi ihtimali çok zayıftır. Bu nedenle Irak’ta şiddetin önümüzdeki aylarda dalgalanmalar göstererek yükselebileceği ancak bir çöküş yaşanmayacağını öngörmek doğru olacaktır.

IRAK HİZBULLAHI ADLI TERÖR ÖRGÜTÜNDEN KATLİAM TEHDİDİ

İRAN ANALİZ / Irak Hizbullah’ı adlı fanatik Şii terör örgütü lideri Vasik el-Battat yaptığı yeni açıklamasında Nuri el-Maliki hükümetine karşı barışçıl protesto eylemleri yapan göstericileri ve aşiretleri füzelerle, havan toplarıyla bombalayacağı tehdidinde bulundu.

Aralık 2012 tarihinden bu yana devam eden ve göstericilerin kendi ifadesiyle “mezhepçi Maliki hükümetinin tutuklama, işkence, katliam ve zulmüne karşı hak ve adalet arayışı” olarak nitelendirilen barışçıl göstericileri kanlı şekilde hedef alacağı yönünde tehditler savurdu Vasik el-Battat.

Maliki’nin ve İran’ın tam desteğini alan Irak Hizbullah’ı adlı terör örgütünün liderliğini yapan el-Battat geçtiğimiz gün yaptığı açıklamasında : “Irak Hükümetine karşı ayaklanan herkesi öldüreceğiz. Ramadi, Selahaddin, Diyala ve ayaklanan diğer yerlerdeki aşiret mensuplarını füzeler ve havan toplarıyla vuracağız.” diyerek bir an önce ayaklarını denk almaları yönünde milyonlarca Iraklıyı tehdit etti.

el-Vatan Gazetesinin aktardığına göre Battat Maliki ordusuna ait resmi araçlar ile yolculuk yapıyor. Dahası İran rejiminden direk emirler alarak Maliki veya Şii siyasi blok karşısındaki Sünni şahsiyetlerin suikastlar ile ortadan kaldırılmasını temin ediyor.

Aylar öncesinde sözde Muhtar Ordusu adlı tamamı Şiilerden oluşan bir milis yapılanmasını kurduğunu ilan eden Battat hükümetin Şiileri koruyamadığını söyleyerek bu görevi üstlendiğini söylemişti. İlk adım olarak da uzun süredir silahsızlanan ve Irak’ta siyasi mülteci olarak barınan İran Halkın Mücahitleri Örgütü kampını bombalamak olmuştu. Silahsız ve masum insanların bulunduğu kamp 36 civarında Katyuşa füzesiyle Maliki güçlerinin gözleri önünde bombalanmış. Çok sayıda sivil hayatını kaybetmiş, yaralanmış ve kampta ciddi maddi hasar meydana gelmişti. Yine yaralıların kamp dışına çıkartılması veya dışarıdan ambulans, sağlık ekipmanının girmesi de İran uzantısı Maliki güvenlik güçlerince engellenmişti.

Irak Hizbullah’ı adlı örgüt de 2003 yılından 2011 yılına kadar göstermelik ve medyatik bazı eylemler dışında Amerikan işgal güçlerini hedef alan sistematik ve ciddi bir direniş göstermemişti.

Öte yandan hafta sonu açıklama yaparak Alevi Beşşar Esed rejimini her anlamda desteklediklerini, buna devam edeceklerini ilan eden Lübnan Hizbullah’ının başı Hasan Nasrallah gibi Vasik el-Battat da Suriye halkının katledilmesinde militanlarıyla Esed’e destek veriyor.

Şam’da çok uluslu Şii teröristleri bünyesinde barındıran Ebil Fazl el-Abbas Tugayına mensup Irak Hizbullahı terör unsurlarından birçoğunun da Suriye direnişince öldürüldüğü biliniyor.

YÜKSEK STRATEJİ

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

Fight "Gang Stalking"

Expose illegal stalking by corrupt law enforcement personnel

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

The WordPress.com Blog

The latest news on WordPress.com and the WordPress community.

%d blogcu bunu beğendi: