Aylık arşivler: Nisan 2013

ATAKAN MERT : BAŞBAKANIMIZ, ÖCALAN’LA BİRLİKTE NOBEL BARIŞ ÖDÜLÜNE ADAY GÖSTERİLİYOR . İŞTE BELGELERİ.

Değerli Dostlar,

Değerli yurtsever dostum Sayın Hikmet Yavaş’tan gelen aşağıdaki yazıyı ve ekini muhakkak okumalısınız!

Hadi gözümüz aydın! Orhan Pamuk’tan sonra Nobel Ödüllü iki yeni yurttaşımız daha olacak.

BOP Eş Başkanının ‘’Açılım-Saçılım’’ Projesinin perde arkasında sahnelenen uluslar arası yeni hazırlıklar sizlere Türkiye’nin uçuruma ne kadar yaklaştığını belgelemiyor mu?

Tüm duyarlı yurtseverler zaten çok uzun zamandır içeride AKP-BDP-PKK ortaklığı ve dışarıda AB-ABD işbirliğiyle ‘’demokratikleştirme’’ adı altında yürütülmekte olan ‘’bölünme’’ projesini görüyor ve uyarılar yapmaya devam ediyor.

Ancak yurtsever sandığımız bazı yurttaşlarımızın hala ‘’uyur gezer’’ gibi davranmaya devam etmeleri beni hayrete düşürüyor.

Saygılarımla

Atakan Mert ( Milli Merkez Delegesi)
atakan.mert43
atakan.mert

BABAKANIMIZ, CALAN’LA BRLKTE NOBEL BARI DLNE ADAY GSTERLYOR. TE BEL GELER..pdf

Reklamlar

Akilleri İstanbul’da Türk Milleti’nin tepkisinden polis kurtardı

8749936801_527794170600898_517173778_n.jpg

İSTANBUL PENDİK’TE AKİLLER HEPARLILAR VE YURTTAŞLARIN TEPKİSİNDEN KURTULMAK İÇİN ÇAREYİ ÇEVİK KUVVETİ SALONA ÇAĞIRMAKTA BULDULAR…Çoğunluğu HEPAR’lı olduğu öğrenilen gruba vatandaşlar da destek verince akillerin programı iptal edildi.

6848943337_10151543114569731_1262870211_n.jpg

4203945306_10151543114164731_1764237151_n.jpg

Prof. M. Kerem Doksat : OSMANLI CUMHURİYETİ

mmb7z.jpg

Kosova-Prizren göçmeni bir âilenin dördüncü ve son çocuğu olup 1959’da İstanbul’u teşrif eden, sonra da Güngören İzzet Ünver Lisesi ve Mimar Sinan Üniversitesi Sinema -Televizyon Bölümü mezunu olan Gani Müjde ile maalesef henüz tanışamadım. Seneler önce bir panelde karısıyla aynı masayı paylaşmıştık, saygılarımı yollamıştım. Çok zarif ve hoş bir hanımdı.

mmbbw.jpg

Osmanlı Cumhuriyeti filminde ABD’nin işgâli altındaki İstanbul’u ve muhayyel bir son padişahı trajikomik fakat çok çarpıcı bir şekilde anlatmıştı. Evde DVD’si var, bâzen hüzünlenmek ama ümidimi de kaybetmemek için seyrederim.

Türkiye’de Atatürkçü Düşünce Derneği başlığı altında işlev gösteren, Türk’ün Türk’e propagandasını yapmaktan başka bilebildiğim bu teşkilâtlardaki kanaat liderlerinin hemen hepsinin kerametleri kendilerinden menkûl diyebileceğim bir lisan anlayışları var ve onların istedikleri gibi yazıp çizmezseniz, sizi kolaylıkla “ötekileştiriyorlar”.

Geçenlerde bir ahbabımız özel bir konferansta tuttu şöyle bir lâf etti, sormayın gitsin. Regius Elyazması diye bilinen ve Eski İngilizce ile MS 1000 civarında yazılmış olan bir metni ve 1400’lerde kaleme alınmış bir başka yazıyı “Osmanlıca gibi bir şey” diye tavsif etti. Vallahi kanım dondu!

Yâhu, bugün, sıradan lise mezunu olan bir İngiliz, William Shakespeare’i (1564-1616) (1564-1616) okur ve bal gibi de anlar. Osmanlı dediğiniz medeniyet ve onun seçkinci lisânı hâlâ anlayanın bildiği, bilenin de anladığı, yaşayan bir lehçe gibidir.

Aynı özellikteki bir ABD vatandaşı ise imzasını zor atar ve dünyanın sâdece kendilerinin sandığı, kandırıldıkları kadar anlar.

Osmanlı dediğiniz şey biziz, Türklüğün imzasını attığı bir medeniyet.

Çok ciddi bir kabahatleri var: Özlerine yabancılaşıp, Türk’leri ve Türklüğü “etrâk-ı bî-idrak” ve “eşek” diyecek kadar aşağılamak. Türk’leri “Millet-i Mahkure” olarak telâkki ediyordu Osmanlı son zamanlarında iyice artarak ve halkına yabancılaşmıştı; kardeş katline kadar varan hatalar zinciri sergilediler. Meselâ Fâtih Sultan Mehmed aslında halk tarafından hiç sevilmemiştir.

“Etrâk-ı Bî-idrâk, Edrâk-ı nâpâk, Türk-i sütürk” yâni, “akılsız, kaba, pis, eşek Türk” gibi sözlerle aşağılamıştır Osmanlı kendi ceddini. Kızılbaş-Türk’lere de “râfizi, zındık, mülhid” gibi yaftalar takmıştır. Türkmen şeyhleri, dedeleri, babaları, abdallar ve ozanları Osmanlı’nın bu aşağılamalarına ve baskılarına karşı şiir ve tasavvufî güzelliklerle “Türklük Şuûrunu” halka anlatarak ezilmişliklerini unutturmaya çalışıyorlar veya millî bir direniş gösteriyorlardı.

Onlar için karabudun olan bu millet, sâdece hârplerde ölmek için (Marx’ın tâbiriyle) kullanılan bir meta, bir maldı.

TÜRKLÜĞÜN TÜRKİSTAN’DAN ANADOLU’YA LİSAN MÂCERASI

Türkler tarihin en eski zamanlarda bugünlere olan seyahatini tetkik edersek, karşımıza bir derya çıkar.

Bu makalede Türkistan deyince, hep bize coğrafî olarak Orta Asya denen bölgeyi kastedeceğim.

Lengüistik (Lisaniyat, Dilbilim) dilbilgisi, söz dizimi (sentaks) ve fonetik gibi çeşitli açılardan yapısal olarak inceleyen bilim dalıdır. Genel (veya teorik: Kuramsal) dilbilim lisanların yapılarını (dilbilgisi) ve anlamlarını (Semantik: Anlambilim) inceler. Dilbilgisinin incelenmesi, Biçimbilim (kelimelerin oluşumu ve değişimi: Morfoloji) ve söz dizimini (kelimelerin ifâde veya cümle oluşturmak için bir araya getirilmesi ile ilgili kurallar) kapsar. Lisanı sesler aracılığıyla ifâde etmek için kullanılan sistem olan Sesbilimi (Fonoloji) de bu alanın bir parçasıdır.

Lisaniyat, genel geçer lisan özelliklerini bulmak ve gelişimleri ile kökenlerini açıklamak için lisanları karşılaştırır (Mukayeseli Lisaniyat) ve lisanların tarihleri üzerinde araştırma yapar (Tarihî Lisaniyat). Fonoloji, Lisaniyatın bir dalı olarak, seslerin imâl edilişi, hareketi ve idrak edilişini inceler. Sosyal bir bilim olan Lisaniyat ile doğa bilimlerinden Fiziğin ilişkilendirilebileceği tek noktadır.

Cenevreli Lisaniyatçı ve Semiyotikçi (gösterge bilimci) Ferdinand de Saussure (1857-1913) “lisan” kavramına ilişkin köklü ve uzun süredir lisaniyatı etkileyen bir görüşe sâhipti. Bunun sebebi biçimsel yapı olarak dil – ki Saussure bunu Langue (yapı/sistem) olarak adlandırır – ve somut kullanılan dil arasında – bunu da Parole (söz) olarak adlandırır – yapmış olduğu ayrımdır. Langue, bir lisan topluluğuna âit konuşmacının kafasında mevcut olan teorik, anlaşmalı bir sistemdir. Parole (söz) ise özel zamanlarda konuşmacılar tarafından güncellenmiş lisandır. Bunun yanında lisanla ilgili öğeler her kullanım durumuna göre farklı bir anlam kazanabilir. Bu sebeple parole (söz) dilin muhtevası, Langue ise dilin biçimi olarak ayrılır.

200px-Ferdinand_de_Saussure.jpg

Ferdinand de Saussure (1857, Cenevre – Şubat 1913, Vufflens-le-Château), Cenevre doğumlu İsviçreli 20. Asır’da lisaniyatta kayda değer gelişiminin birçoğu için fikirleriyle temel hazırlamış kişidir. Genellikle 20. yüzyılın dilbiliminin ‘babası’ olarak düşünülmektedir ve lisanda “iki yönlülük” fikrini ortaya atan ilk kişi değildir. Daha önce Hermann Paul de aynı şekilde “Lisan Tarihi Prensipleri” kitabında bunu ifâde etmiştir; kitabında bir kelimenin “normâl anlamından”, yâni alışılagelmiş kendi anlamından bir de illî (nâdir) anlamından, yâni her bir lisânın ihtimâllerinden kaynaklanabilecek anlamlarından söz etmektedir.

Hem tarih lisaniyatçısı Paul hem de yapısalcı (Structuralism) Saussure illî (nâdir), başka bir deyişle durumsal olarak ortaya çıkan lisanın normâl anlamı, yâni Langue’a âit teorik lisan sistemini etkilediğini ve böylece değişikliklerin meydana gelebileceğini ve bunun da lisan değişimlerine açıklık getirdiğini tespit etmiştir.

Lisanla ilgili bu dilemmalı görüş, üretici lisaniyat modelinde ve özellikle de Noam Chomsky (1928) tarafından kurulan dönüşümsel dilbilgisinde ortaya koyulmuştur. Chomsky’nin modelinin farkı, Paul’unki gibi tek tek kelimeler veya Saussure’ünki gibi dilsel sistemi esas almamasındadır. Chomsky daha çok biyolojik nedenlerle ilgilenir ve Kompetenz (lisan yetisi) ve Performanz (dil edinimi) ayrımını ön plâna çıkarır.

Lisan yetisi (Kompetenz) özel bir lisan sistemine sâhip olabilmek için ana lisan edinimi süresince kazanılmış yeteneklerdir. Bu yeteneklerin edinimini biyolojik faktörler belirler. Küçük çocukların lisan gelişimi esnasında her bir lisana göre ayrılan temel, lisanî parametreler doğuştandır. Bir konuşmacının lisan yetisi, bir insanın lisan edinimi sonrasında sâhip olabileceği ideâl bir lisan sistemidir. Buna Lisan İktisap Aygıtı der ve çocukların hepsi de yanlış olan konuşmaları düzeltip konuşma yetisinden bahseder. Gerçekten de bir çocuğun en güzel ve doğru konuştuğu yaşlar 4 ilâ 6 arasıdır.

Oğuzhan Ünal (http://www.oguzhanhoca.com/dusunme-bicimleri.html) bu düşünme türlerini şöyle özetler:

Yansıtıcı Düşünme: Öğrenci aktif olarak katıldığı eğitim ortamından kendi deneyimleriyle bilgiler edinmeli, bu bilgileri paylaşmalı ve yeni etkileşimlerine aktarmalıdır. Öğrenilenleri bu düşünme becerisi ile yeni durumlarda kullanabilmesi sağlanır. Geçmiş yaşantılardan ders çıkarma söz konusudur.

Yaratıcı Düşünme: Bireyin yeni, farklı, orijinal, özgün (sentez düzeyi), ayrıştırıcı düşünme, alternatifli düşünme ve ürünler ortaya koymasıdır. Özneldir. Hazırlık, kuluçka, aydınlanma ve değerlendirme olmak üzere 4 aşamadan oluşur.

Eleştirel Düşünme: Eleştirel düşünce sorgulayan bir yaklaşımla olayları ve durumları ele alma irdeleyici bir bakış açısıyla yorum yapma ve karar verme becerilerini içerir. Gerçeği bize aktırıldığı şekliyle olduğu gibi değil, nesnel bir şekilde, akıl yürüterek algılama sürecidir.

Analitik Düşünme: Bir bütündeki her bir parçanın analiz edilerek bütünle/sistemle ilişkilerinin incelendiği düşünce becerisidir. Analitik düşünce, analiz becerisi ile ilişkilidir.

Metabilişsel düşünme: En kısa tanımıyla, kişinin kendi düşünme süreçlerinin farkında olması ve bu süreçleri kontrol edebilmesi anlamına gelir. Bireyin kendi bilişsel süreçlerinin nasıl işlediğini anlayarak bu süreçleri denetim altına alabileceği ve daha nitelikli bir öğrenme için bu süreçleri yeniden düzenleyerek daha etkili bir biçimde kullanabileceği sayıltısına dayanarak geliştirilmiştir.

Tümevarımsal Düşünme: Özelden genele ya da olaylardan yasalara geçiş şeklindeki, akıl yürütmedir. Özel gözlemlerden genel bir sonuca ulaşılmıştır. Somut işlemler döneminde kazanılmaya başlanır

Tümdengelimsel Düşünme: Genelden özele ya da yasalardan olaylara geçiş şeklindeki akıl yürütmedir. Kıyas, tümdengelimin en mükemmel şekli olarak kabul edilir. Bu nedenle, klasik mantık akıl yürütmede esas olarak kıyası almıştır. Soyut işlemler döneminde kazanılır

Analojik Düşünme: Bir olguyu bir olguya benzetmek aralarında çağrışım kurmak demektir. Bilinen bir kavramdan hareketle bilinmeyenin öğrenilmesi. Özelden Özele Akıl Yürütme.

Iraksak Düşünme: Ortak düşünceden hareketle farklı düşüncelere ulaşabilmeye dayalı bir düşünme becerisidir. Iraksak düşünenler tepkisel, engellenmemiş ve rahat olurlar. Problem çözmede ıraksak düşünce kullanılır.
Yakınsak Düşünme: farklı düşüncelerin dayandığı ortak düşünceleri bulmaya dayalı düşünme becerisidir. Yakınsak düşünenler ihtiyatlı ve duygusal açıdan tutuktur.

Lateral Düşünme: Kişilerin sorunlara farklı yönlerden bakabilmeyi ve geniş düşünebilmeyi öğrenmelerini sağlamayı amaçlayan düşünme biçimidir. Lateral düşünce, klâsik düşünce kalıplarının dışına çıkmaktır. Herkesin sâhip olduğu verileri farklı şekillerde işleyip ayrıcalıklı sonuçlar çıkarmaktır. Bu düşünme biçimine uygun kullanılabilecek teknikler altı ayakkabılı uygulama, altı şapkalı düşünme ve altı değer madalyası olarak sayılabilir.

Dönüşümsel Düşünme: Öğrenen bir olayı çözümlemede geçmiş olayları ve durumları zihinde kurgulayarak sonuçlar elde etmeyi başarabilir. Daha önce yaşanmış bir olayı kafasında canlandırıp anlatabilir. Somut işlemler döneminin bir özelliğidir. Dönüşümsel düşünme zamanla ilgili perspektifin kazanılmasıdır. Bu özelliği kazanan bireyler geçmiş bugün ve gelecek arasında bağlantı kurabilirler. Yani geriye ve ileriye doğru düşünebilirler.

Bütünleştirmeci (Kombinasyonel) Düşünme: Bir problemin alt problemlere ayrıldığı durumlarda birden fazla çözümün birleştirilerek çözümlenmesi işidir. Ergen, bir problemin çok sayıda alt problemi içerdiğini dolayısıyla çok sayıda çözüm yolunun birleştirilebileceğini kavrar. Soyut işlemler döneminde geliştirilir.

Hipotetik Düşünme: Günlük hayatta veya eğitim öğretimde karşılaşılan bir sorunu çözmek için olası çözüm yolları geliştirip bunları belirli bir düzene göre yapmayı sağlayan düşünme sürecidir. Eğer “…. ve …. olursa …. Olur” şeklinde genel bir cümle yapısıyla ifâde edilir. Hipotetik düşünmede sorunun görünen boyutlarının ötesine geçip çözüme ilişkin yollar belirlenmesi söz konusudur.

Global Düşünme: Temeli, öğrenmeyi kolaylaştırmak için harita çizmeye dayanmaktır. Öğrenmemiz gereken bilgilerin haritalaştırılması esastır. Zihin haritaları, kavram haritaları vs.

Refleksif Düşünme: Kendini gözlem ve analiz konusu olarak alan öznenin tutumudur. Refleksivite, kendi hakkında, kendi üzerine düşünen, kendisini bir obje gibi ele alıp bakabilen bir öznenin durumunu ifâde eder.

Omnipotent (Kaadir-i mutlak) Düşünme: Ergenlik dönemindeki bireyin, her işin üstesinden gelebilecek güçte olduğunu düşünmesi. Ergen, her şeyi halledebileceği kanısındadır. Ona göre hayat aslında büyüklerin anlattığı kadar zor değildir. “Bana bir şey olmaz” düşüncesi hâkimdir. Ergenler hayal âlemine dalıp gelecekte gerçekleştirebilecekleri şeyleri düşünürler. Düşünmekle de kalmayıp, bu hayâlleri gerçekleştirebilecek enerjiyle dolu olduklarına, hayatın aslında büyüklerin abarttığında daha kolay olduğuna inanırlar.

İkonik Düşünme: Çocuğun işlem öncesinde hayalindeki sembollerle düşünmesi.
Lisan edinimi ise konuşma sürecindeyken lisanın hatalarla dolu somut kullanımını tasvir eder. Böylece Saussure’ün Parole (söz) kavramıyla hemen hemen özdeştir.

Langue (lisan) sâbit bir model ve kurallar sistemi olarak görülür. Kompetenz (lisan yetisi) ise sınırlı sayıda kurallar ve lisanî öğelere yer verip daha çok sınırsız dil ifâdelerinin oluşmasına izin verdiği için dinamik bir model olarak anlaşılır. Bu yönden Kompetenz ve Langue birbirinden ayrılır (ama uygulamada bir dilde kurallar doğrultusunda oluşan bütün kelime birleşimleri aynı ölçüde ifâde edilmez; aksine belli kelimeler aynı zamanda başka belli kelimelerle karşılanır. Bu bütünce dilbilime bağlı bir durumdur).

Chomsky bunu, yaklaşık 20 yıl sonra 1965’te oluşturduğu bir modelle değiştirmiştir. Dilde bulunan hatalardan dolayı konuşulan lisan biyolojik olan lisan yapılarının incelenmesine uygun değildir. Bu duruma bağlı olarak Chomsky Kompetenz’i (dil yetisi) sırf zihinsel ve (büyük ölçüde) şuûrsuzca oluşturulan yapı olarak görür ve I-lisan’dan, yâni “iç lisan” söz eder. Bu da I-lisan sınırlarına girmeyen durumları içeren E-lisan, yâni biçimsel lisanı oluşturur. Bir başka deyişle, sâdece bir ânda gerçekleşen konuşma değil, bir konuşucu topluluğu içinde üzerinde uzlaşı olan bir dilin ayrıntılı özellikleri söz konusudur (bundan dolayı örneğin bir dilin belli bir lehçesi Kompetenz‘in (lisan yetisinin) veya Langue‘un (lisanın) bir bölümü olarak değil de, E-lisan üst başlığının bir bölümü olarak görülür). Doğal bir dilin sâdece biyolojik olan nedenlerle gelişen alt sistemiyle ilgili değildir. Aksine doğuştan olan dil özelliklerine bağlı olmayan değişken dil alışkanlıklarını gösteren bir sistemdir.

Genel dilbilimde dil sistemi ve dil kullanımının, örnek ve uygulamanın bu ayrılmış modelini aşacak az sayıda araştırmalar var. Bütünce lisaniyat bu konuyu ele alır. Bütünce lisaniyat kullanılan lisanın temsilî mâlzeme bütünü yardımıyla bir lisan sisteminin (Almanca, İngilizce gibi) yapısal özelliklerini (sentaks, lûgat gibi) ve alt sistemlerini (Avusturya veya İsviçre Almancası gibi) araştırır.

Aynı zamanda bütünce lisaniyat belli gruplara âit metinlerin (belli bir sosyal gruba özgü lisan, politik ve gazete metinleri gibi) özellikleri, kullanımdaki lisanın özellikleri ve lisan kullanımı sebepleri gibi lisan materyallerini tesbit eder. Doğuştan olan lisaniyata ilişkin araştırmalara da önemli katkılar sağlayan, çocukların erken yaşlardaki lisan edinimine ilişkin gözlemler, kaydedilen çocuk lisanı materyal ve veri tabanları aracılığı ile yapılır.

Dilin Bünyevî Yapısı

Yapısal açıdan – bugüne kadar yapılmış dil incelemeleri durumu – dil analiz edilir ve öğesel parçalara ayrılır. Bu parçaların işlevleri ve öğe tamlamalarının türü araştırılır.

Dilin normal durumu olarak dil seslerinin bir sırası olarak görülen ses lisanı kabûl edilir.. Ayrı ayrı sesten oluşan her bir ses sırası, ses bilimi düzleminde işlevsel öğeler olan ses öğesini ve heceyi oluşturur. Üst düzlemde (biçim bilgisinde) bunlar biçim birimlerini ve kelimeleri oluştururlar. Bunlar da – bir üst düzlemde – dilsel bir ifadenin temel birimi olan ve belli sözdizimsel kurallara göre oluşturulan cümle olarak anlaşılır.

Bir tümcenin öğeleri farklı açılardan belirlenebilir. Parça tümcelerin (temel cümle, ikinci, yâni yancümle) yanı sıra cümle içerisinde az veya çok sayıda olabilen kapsamlı kelime bileşimleri de cümle kurucu birimler (hâttâ dizimler) olarak belirlenebilir. Dönüşümsel lisaniyatla birlikte “cümle” kavramı yeniden tanımlanmıştır.

***

Bu konuya ileride devam etmek üzere şimdilik ara veriyorum ama bir şeyi asla unutmamalıyız:

İlk Sosyolog İbn Hâldun’dan beri bildiğimiz bir gerçek var: Her medeniyet, tıpkı insanlar gibi, doğar, büyür, yaşlanır ve ölür. Eğer “cesedi” münbit ise, tarihte iz bırakır.

Osmanlı, onca hatasının yanında, bize muhteşem bir edebiyat ve musikî bırakmıştır.

Eh, hâl böyle olunca da, o ölmez; bizim bünyemizde mündemic olarak yaşar, yaşayacaktır.

Her konuda hatalar yapan bu iktidarın, Osmanlıca kursları açması aslında mâzîsinden bîhaber olan Türklüğü güçlendirecek ve Atatürk’ün bir dönem için uğraşıp sonra aslı astarı olmadığını anladığı Güneş Dil Teorisi gibi, hiç varolmamış Mu ve Atlantis Kıt’aları gibi, tarihin volkan küllerinde Pompei’nin hayâleti gibi donup kalacaktır.

İLK KURŞUN

CHP’de Güney Afrika krizi, “, “Öcalan’a Mandela çözü mü” için İki CHP’li vekil Güney Afrika’da,partide kıyamet k opuyor…!

mmgfg.jpg

Meclis komisyonuna üye vermeyen CHP, AKP ve BDP’lilerle Güney Afrika’ya gitti. Heyet, ırkçı rejimin ardından ulaşılan ‘çözüm’ü ve ‘Hakikat Komisyonu’nu inceleyecek. Geziyi düzenleyen ise Abdullah Öcalan’ın özel avukatı İrlanda’lı Avukat Catriona Vine.

Öte yandan geziye katılan milletvekillerinden Sezgin Tanrıkulu ve özellikle Uusalcı çizgisiyle tanınan Levent Gök’e parti içinden çok büyük bir tepki var.

İmralı görüşmeleriyle başlayan süreç devam ederken, Londra merkezli Demokratik Gelişim Enstitüsü’nün (DPI) davetiyle, Güney Afrika çözüm örneğini incelemek için bu ülkeye giden olan heyette AKP ve BDP’nin yanı sıra, CHP’li milletvekillerinin de yer alması CHP tabanında büyük tepki topladı.

Süreci sert bir dille eleştiren CHP, Meclis’te kurulan ‘Çözüm Sürecini Değerlendirme Komisyonu’na da üye vermemişti.

Gazeteci ve akademisyenlerin de yer aldığı heyet Güney Afrika’da. 25 kişilik heyet 1 hafta boyunca Cape Town’da kalacak. Vekiller Apartheid rejimi ve ona karşı mücadele deneyimlerini inceleyecek. Süreci tanıklar ve aktörlerinden dinleyecek olan heyet, Türkiye’ye dönünce temaslarına ilişkin ayrı ayrı rapor hazırlayacak. Çözüm sürecinde BDP’nin ısrarla kurulmasını istediği fakat kabul görmeyen “Hakikatleri Araştırma Komisyonu”nda Güney Afrika deneyimi mercek altına alınacak.

CHP IRA İÇİN DE GİTMİŞTİ

Geziye CHP’den Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu ve Ankara Milletvekili Levent Gök katılacak. Heyette AK Parti’den İzmir Milletvekili Mehmet Tekelioğlu, Van Milletvekili Burhan Kayatürk ve Sivas Milletvekili Nursuna Memecan ile BDP’den Van Milletvekili Nazmi Gür, Batman Milletvekili Ayla Akat ve Mersin Milletvekili Ertuğrul Kürkçü yer alacak.

Heyetin “Danışma Kurulu”nda ise Cengiz Çandar, Hasan Cemal, Mithat Sancar, Yılmaz Ensaroğlu gibi isimler bulunuyor.

İngiltere ve Güney Afrika’lı uzmanlar da vekillere eşlik edecek.

Daha önce de yine DPI’nın organizasyonuyla İngiltere, İrlanda ve İskoçya gezen AK Parti, CHP ve BDP’li vekiller, çözümle sonuçlanan IRA sürecini incelemişlerdi.

BAŞKANIN ONAYI VAR

Heyette Levent Gök’le birlikte CHP’yi temsil eden olan Sezgin Tanrıkulu, TBMM’de oluşturulan komisyonda yer almayıp, DPI’nın organize ettiği programlara katılmalarını değerlendirirken, Meclis’teki komisyonu “yanlış yöntemlerin uygulandığı dayatma” olarak niteleyen Tanrıkulu, şöyle konuştu: AKP’nin dayatmasına teslim olmak zorunda değiliz. Yanlış yönteme ‘evet’ demedik. Bu, dünyadaki çözüm örneklerini incelemeye engel değil. AKP emrivaki kararları dayatarak, ‘CHP barışın karşısında’ gibi bir algı yaratmak istiyor. CHP her koşulda barışın inşasının yanındadır.

Levent Gök ise bu gezilere, Genel Başkan Kılıçdaroğlu’nun onayı ve görevlendirmesiyle katıldıklarını söyledi.

‘HAKİKAT’ İNCELEMESİ

BDP’nin Güney Afrika ziyaretine verdiği önem de diğerlerinden ayrılıyor. BDP’li vekiller, geçiş sürecinde Güney Afrika Parlamentosu’nda kurulan ‘Hakikatler Komsiyonu’na ayrı bir önem veriyor. BDP’liler Komisyonu’nun sürece katkısını hem partilerinde, hem de TBMM’deki komisyonlarda paylaşacaklar. BDP Van Milletvekili Nazmi Gür ziyarete ilişkin şunları söyledi:

“Güney Afrika’nın Anayasa süreçleri de çok önemli. Hakikatler Komisyonu, belki TBMM’de kurulan “Çözüm Sürecini Değerlendirme Komisyonu”na bir şekilde katkı sağlar.”

Geziye katılan AKP ekibinde yer alan İzmir Milletvekili Mehmet Tekelioğlu da, çözüm sürecine katkı sağlayacak her türlü faaliyetin içinde yer alacaklarını söyledi.

Güney Afrika’da 1948-1994 arasında süren ırkçı apartheid rejimine karşı Mandela önderliğindeki ANC çatısı altında bir araya gelen siyahlar “çözüm”e kavuştu. Güney Afrika burjuvazisi ile ANC arasındaki müzakerelerin ardından 1994′teki ilk demokratik seçimle ırkçı rejim son buldu. 1995 yılında hem rejimin hem de ANC güçlerinin işlediği tüm insanlık suçlarını inceleyecek bir Hakikat ve Uzlaşma Komisyonu kuruldu. Bu komisyonun diğer örneklerden farkı, cezalandırma amacı gütmek yerine suçlu ve mağdurun yüzleşmesi ve “hakikat karşılığında” sanıkların affedilmesiydi. 21.800 mağdur komisyona hikâyelerini anlattı ve yeni rejime geçiş sürecinde 1163 suçlu gerçekleri anlatma karşılığında affedildi.

MANDELA HEYETLE GÖRÜŞMEYİ KABUL ETMEDİ

30 NİSAN’da yola çıkacak heyetin Güney Afrika’nın efsanevi lideri Nelson Mandela’yla görüşme planı da gerçekleşemeyecek. Irkçı Apartheid rejimine karşı mücadelesi nedeniyle 27 yıl cezaevinde kaldıktan sonra cumhurbaşkanı seçilen 94 yaşındaki Mandela, yaklaşık bir ay önce rahatsızlığı nedeniyle hastaneye kaldırılmıştı. Ancak heyet, Güney Afrika barış sürecinde aktif rol almış önemli birçok isimle bir araya gelecek.

Heyetin Güney Afrika ziyaretini organize edecek olan DPI, daha önce de vekilleri IRA örneği için İngiltere, İrlanda ve İskoçya’ya götürmüştü. DPI’ın Direktör Yardımcısı ise Öcalan’ın AİHM’deki davasını üstlenen İrlanda’lı Avukat Catriona Vine. 2010′da İmralı’da Öcalan’la görüşen Vine’ın ziyareti medyada, “Öcalan’a manken gibi avukat” başlıklarıyla yer almıştı. Vine, heyetin programını ilk elden organize ediyor. Geziye bizzat katılması da bekleniyor.

ULUS923-ÖZEL

VİDEO : Infowars Nightly News : Monday (4-29-13) Sibel Edmonds

VİDEO LİNK :

http://www.youtube.com/watch?feature=player_embedded&v=fM2cE_e9G4c#!

VİDEO : Tuncay Güney : Ergenekon Dönemi Sona Erdi !! /// Tuncay Güney den Çarpıcı Açıklamalar

VİDEO LİNK :

Dağdelen : CHP halkın değil Ergenekon’un partisi !

CHP’den istifa eden Dağdelen, Türkiye’nin geldiği noktada CHP’nin duruşu ile ilgili görüşlerini Hür Haber’e bildirdi. Dağdelen deyim yerindeyse eski partisini bombaladı.

CHP Malatya İl Teşkilatı’ndan istifa eden Ali Dağdelen, eski partisini “Halkın partisi değil, Ergenekon’un partisidir” sözleriyle eleştirdi. Dağdelen, 2006’da Hava Kuvvetlerinden emekli olduğunu belirterek, geçmişte TSK içinde Ergenekon’un varlığını hissettiğini dile getirdi.

Cumhuriyet Halk Partisi(CHP) Malatya İl Teşkilatı üyesi, 2011 seçimlerinde ikinci sıra milletvekili adayı emekli albay Ali Dağdelen, partisinin çözüm süreci ve yeni anayasa çalışmalarındaki tutarsız tavırları nedeniyle geçtiğimiz günlerde istifa etmişti.

CHP ECEVİT’E YAPTIKLARINI ŞİMDİ KILIÇDAROĞLU’NA YAPIYOR

2006 yılında Hava Kuvvetleri Komutanlığı’ndan emekli olan Dağdelen, “İstifa etmemin en önemli nedeni CHP’nin Kürt meselesine bakışıdır. Kritik bir süreçteyiz. Barış tek yolumuz. Türkler ve Kürtler arasında bir kavga varmış gibi gösteriliyor. Oysa ki böyle bir şey yok” dedi. Dağdelen, CHP’nin siyasi bir parti gibi hareket etmediğinin altını çizerek şunları ifade etti: “CHP, Atatürkçülük misyonunu yaşatma derneği gibi hareket ediyor. Sıkışınca Atatürk’ün arkasına sığınıyor. 1930’lar ile bugüne bakamayız. CHP içindeki çift yapılanma Kemal Kılıçdaroğlu’nu da etkiliyor. Kılıçdaroğlu, bana göre beklenen başarıyı gösteremedi. Geçmişte CHP Bülent Ecevit’e yaptıklarını şimdi Kılıçdaroğlu’na yapıyor.”

ERGENEKON CHP’Yİ KULLANIYOR

Dağdelen, CHP’nin kendini halka teslim etmesi gerektiğine vurgu yaparak "CHP’nin hazırlayarak önerdiği anayasa taslağı, evrensel değerlerden uzak, eşitlik, özgürlük ve demokratik yaklaşımdan uzaktır. İnsan hakları ve özgürlükleri reddeden, gerici ve umut vermeyen bir yönelim olarak değerlendiriyorum” dedi. CHP’nin Ergenekon sanıklarına destek vermesini ve Silivri’deki yargılamayı basmasını eleştiren Dağdelen, şu görüşlerde bulundu: “Ergenekon sanıklarının CHP’den milletvekili olması CHP’nin kucağına bırakılmış bir bombadır. Bana göre, Ergenekon CHP içinde var ve CHP’yi kullanıyor. CHP, kendini halka bırakmalı ve başka odaklardan medet ummamalı.”

TSK’DA KÜRDÜM DİYE FİŞLENDİM

“TSK’da görevliyken Ergenekon’un varlığını hissettim” diyen Dağdelen, bu görüşünü yaşadığı bazı olaylara dayandırıyor. Dağdelen, “Ben orduda görevliyken hep inandığım gibi konuşurdum. Beni Kürt olduğum için PKK’lı diye fişlediler. Soruşturma geçirdim. 2000 yılıydı ve bu nedenle görev yerim değiştirilmişti. Görev yaptığım Hava Meslek Yüksek Okulu’nada bana Alevi ve Bektaşi olan öğrencilerin orduya alınmayacağı söylenmişti. Ben bu görüşe karşı çıktım çünkü çağ dışı bir yaklaşımdı. Bu nedenle hakkımda ‘Alevi sempatizanı’ diye söylentiler yayıldı. Bunlar hep Ergenekon’un varlığının göstergeleriydi” diye konuştu.

YÜKSEK STRATEJİ TÜRKİYE

strateji, istihbarat, güvenlik, politika, jeo-politik, mizah, terör, araştırma, teknoloji

Fight "Gang Stalking"

Expose illegal stalking by corrupt law enforcement personnel

İSTİHBARAT ALANI

Sınırsız, Seçkin, Sansürsüz, Kemalist Haber Blogu

The WordPress.com Blog

The latest news on WordPress.com and the WordPress community.

%d blogcu bunu beğendi: